Yazınsal ve sanatsal okumalar
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Yazınsal ve Sanatsal Okumalar ISBN: 978-625-6078-56-7 Editörler: Prof. Dr. Mustafa Cevat ATALAY, Prof. Dr. Ali TİLBE Yayıncı: Hiperyayın Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul, Aralık 2024 1. Genel Bakış ve Ana Temalar "Yazınsal ve Sanatsal Okumalar" adlı bu ortak yapıt, yazın ve sanatın insan yaşamındaki derin etkileşimini, toplumsal ve bireysel işlevlerini, tarihsel gelişimini ve günümüzdeki yeni görünümlerini çok yönlü bir bakış açısıyla ele almaktadır. Kitap, on iki farklı çalışmadan oluşmakta ve h er bir çalışma, sanat ile yazın arasındaki karşılıklı besleyici ilişkiyi, çeşitli sanatsal pratikleri ve güncel toplumsal meselelerin sanata yansımalarını incelemektedir. Kitabın temel argümanı, yazın ve sanatın "tarih boyunca birbirini bütünleyen güzelduyusal ulamlar olarak insan yaşamında derin etkiler yaratmışlardır." Yazın dilsel ifadeyi kullanırken, sanat daha geniş bir evreni kapsayarak "resim, heykel, müzik, yazın, dans gibi farklı alanlarda duygu, düşünce, düş gücü ve imgelemin yaratıcı bir anlatımı olarak anlam kazanmaktadır." Bu alanlar, çağlar boyunca değişerek "güzelduyusal deneyimler yoluyla insanları etkileme ve düşünmeye yöneltme gücüne iyedirler." Kitapta ele alınan ana temalar şunlardır: Sanat ve yazının bireysel ve toplumsal işlevleri. Antik Yunan ve Roma'dan Orta Çağ'a uzanan sanatsal ve yazınsal miras. Dijitalleşmenin sanat ve yazın üzerindeki dönüştürücü etkileri. Diorama sanatının mekan ve ruh hali ilişkisi bağlamında incelenmesi. Göç olgusunun yazın ve çağdaş sanattaki temsili, özellikle ötekileşme ve teknelerin sembolik anlamı üzerinden. Sanat ve tasarım eğitiminde biyofilik tasarım ve biyofili eğilimleri. Romantik edebiyatta egzotizm ve oryantalist bakış açısı: Pierre Loti örneği. Polisiye roman türünün felsefi ve psikolojik derinliği: Jean-Christophe Grangé örneği. Yapay Zeka'nın (AI) görsel sanatlar ve illüstrasyon üretimindeki rolü, etik ve estetik tartışmalar. Antroposen Çağı'nda sanatın toplumsal üretimi ve çevresel krizlere tepkisi. Sanatta "vanitas" teması ve yaşamın geçiciliği. Çocuk edebiyatının çevresel farkındalık yaratma potansiyeli. 2. Bölüm Özetleri ve Önemli Fikirler/Gerçekler Giriş: Editörden: Yazın ve Sanat İlişkisi Üzerine Düşünceler Yazın ve sanat, insanlık tarihinde "ekinsel kalıtının oluşumunda başat işlev üstlenen ulamlar" olarak tanımlanır. Sanat ve yazının toplumsal (yapıların biçimlenmesine katkı, toplumsal dönüşümde görev) ve bireysel (duygusal gereksinimleri karşılama, yaratıcılığı ve güzelduyusal beğenileri geliştirme) işlevleri vurgulanır. İki alan arasındaki ilişkinin derin ve karmaşık olduğu, birbirini besleyen döngüsel bir yapıya sahip olduğu belirtilir. Yazın dil aracılığıyla iç dünyayı, sanat ise daha geniş bir düzlemde güzelduyusal deneyimleri dışa vurur. Dijitalleşmenin (çevrimiçi yayıncılık, sanal sergiler) sanat ve yazın alanlarındaki yenilikçi gelişmelerde "kayda değer değişikliklere" yol açtığı ve yeni bireşimlerin ortaya çıkabileceği ifade edilir. BÖLÜM 1: MİNYATÜR BİR SAHNE YARATMAK: DİORAMA’LARDA RUH HALİ VE MEKÂN İLİŞKİSİ Ana Fikir: Diorama sanatı, mekanın fiziksel, görsel ve kavramsal unsurlarının, izleyicide güçlü duygusal tepkiler uyandıracak şekilde tasarlandığı etkileyici bir sanat formudur. Sanatçının ruh hali, oluşturulmak istenen mekanı etkiler. Önemli Gerçekler/İpuçları:Mekân, sanat eserinde hikâyeyi yansıtırken, "yarattığı düzlük ve derinlik ile izleyicinin algısını etkilemektedir." Perspektif, derinlik, ölçek, ışık-gölge gibi teknik detaylar, izleyicinin sahneyle bağını güçlendirir. Minyatür sahnelerde her nesne "bir hikâyenin parçasıdır" (örneğin kırık sandalye kayıp, hatıra temalarını çağrıştırır). Işık ve renk kullanımı, sahnenin atmosferini şekillendirir (sıcak tonlar nostalji, soğuk ışıklar huzursuzluk). Diorama sanatının psikolojik bir süreç olduğu ve stres azaltma, hayal gücü geliştirme gibi faydaları olduğu belirtilir. Diorama üretiminde doğru konu/tema seçimi, mekân oluşturma, malzeme seçimi, dekor ve ışıklandırmanın kritik önemi vurgulanır. Dioramaların "duygulara, anılara ve hikayelere açılan kapılar" olduğu ve izleyicinin kendi yaşamından detaylar bulabileceği gerçek yaşam ortamlarını yansıttığı ifade edilir. BÖLÜM 2: FAKİR BAYKURT’UN MACIR OSMAN ADLI HİKÂYESİNDE ÖTEKİLİK DURUMU Ana Fikir: Fakir Baykurt'un "Macır Osman" adlı hikâyesi, göçmenlerin yaşadığı kimlik krizlerini ve toplumsal dışlanma süreçlerini "ötekilik" kavramı üzerinden derinlemesine inceler. Göçmenler, yeni geldikleri yerde "doğal bir yabancı" olarak algılanır ve ötekileştirmenin sonuçlarıyla yüzleşirler. Önemli Gerçekler/İpuçları:Baykurt, kırsal yaşamın sosyo-kültürel ve ekonomik sorunlarına odaklanarak Türk yazınında önemli bir yer edinir. "Macır Osman", Balkan Türklerinin göç sonrası kimlik krizlerini ve toplumsal dışlanmayı ele alır. "Macır" kelimesi, Balkanlardan gelen göçmenler için kullanılan ve "bizden olmayanı, öteki olanı ifade-lendirir." Bu durum dilde başlar ve eylemlere yansır (evin taşlanması, hayvanların zehirlenmesi). Kimliğin "bir kişi ya da grubun kendisini tanımlaması ve kendini diğer kişi ve gruplar arasında konumlandırması" olduğu belirtilir; ötekileştirme ise bu tanımlamanın dışında kalanlara yöneliktir. Hikâye, Osman'ın mutlulukla başladığı yolculuğun, ötekileştirme engeli nedeniyle yalnızlık, yersiz-yurtsuzluk ve kaybetmişlik hissiyle sonuçlanmasını anlatır. Ötekilik olgusu, hikâyenin hem izleksel hem de yapısal olarak merkezindedir ve olay örgüsünü sürükleyen ana unsurdur. BÖLÜM 3: SANAT VE TASARIM EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERDE BİYOFİLİK TASARIM VE BİYOFİLİ EĞİLİMİ KARŞILAŞTIRMASI Ana Fikir: Bu çalışma, sanat ve tasarım eğitimi alan öğrencilerin doğaya karşı içsel bir bağ olan biyofili eğilimlerini ve biyofilik tasarım anlayışlarını inceleyerek, doğanın sanatsal üretim üzerindeki etkilerini analiz eder. Biyofilik tasarım, öğrencilerin çevreye duyarlı ve sürdürülebilir sanatsal üretimler yapmasına katkıda bulunabilir. Önemli Gerçekler/İpuçları:Biyofili, "yaşam ve gerçekçi süreçlere odaklanmada doğuştan gelen bir eğilim" olarak tanımlanır. Teknolojinin insanı doğadan uzaklaştırmasına rağmen, insan "özündeki kodlar sebebiyle doğa ile arasındaki bağını hiç kesmedi." Doğayı yaşadığımız çevreye aktarmanın yollarından biri sanattır. Sanatın sağladığı estetik beğeni ile biyofilinin esenlik duygusu ilişkilidir. Stephen Kellert'ın biyofilik tasarım ilkeleri üç kategoriye ayrılır: Doğayı Doğrudan Deneyim (doğal ışık, yeşil alanlar), Doğayı Dolaylı Deneyim (doğal dokular, görüntüler) ve Yer ve Mekân Deneyimi (organik unsurlarla mekan oluşturma). Araştırma sonuçları, sanat ve tasarım öğrencilerinin doğa ile güçlü bir bağ kurma eğiliminde olduğunu, biyofilik tasarımın plastik sanatlar ve seramik öğrencilerinde yüksek, grafik ve ses-görüntü alanlarında ise daha az benimsendiğini göstermektedir. Biyofilik tasarımın çağdaş sanat eğitimi müfredatına dahil edilmesi, öğrencilerin sanatsal üretimlerine yeni bir boyut kazandırabilir ve "çevreye duyarlı yaklaşımlar geliştirmesi açısından da büyük bir öneme sahiptir." BÖLÜM 4: ROMANTİK BİR YOLCULUK: PİERRE LOTİ VE KARADAĞ’IN GÖRÜNÜMLERİ Ana Fikir: Pierre Loti'nin 19. yüzyıl sonunda Karadağ'a yaptığı seyahat anlatıları, dönemin siyasi ve kültürel atmosferini romantik bir bakış açısıyla yansıtırken, aynı zamanda egzotizm ve oryantalist söylemin karmaşık yapısını ortaya koymaktadır. Önemli Gerçekler/İpuçları:Loti'nin Karadağ seyahati, Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıfladığı ve yeni ulus devletlerin (Karadağ'ın bağımsızlık mücadelesi) ortaya çıktığı bir döneme denk gelir. Loti'nin eserleri (özellikle Fleurs d’Ennui içindeki "Pasquala İvanovitch" ve "Karadağ'a Seyahat"), Batılı okuyucular için egzotik bir Balkan betimlemesi sunar ancak "şarkiyatçı bir çerçeveye de dikkat çeker." Yazar, Karadağ'ı "keşfedilmemiş" ve "gizemli" bir coğrafya olarak sunar ve "dağların yüceliği, kırsal bölgelerin otantikliği ve yerel kültürlerin egzotik ögeleri romantik bir duyarlılıkla işlenir." Loti'nin anlatılarında "belirli bir klasik oryantalist söylem bulmak da mümkündür," yerel halkın "ilkel" veya "vahşi" olduğu fikri gibi. Ancak, yazarın kültürel farklılıklara yönelik empatik yaklaşımı da mevcuttur. Günlük türünden beslenen anlatım, yazarın içsel dünyasını ve ruhsal değişimini yansıtır. Karadağ'ın "korkunç, yanmış, ilkel dünyanın ateşiyle oyulmuş" dağları gibi yüce doğa betimlemeleri, romantik estetiğin bir örneğini sunar. Yerel gelenekler (dini ikonalar) ve yaşam biçimleri (mimari yapılar, yemekler) Loti'nin gözlemlerinde önemli yer tutar. Loti'nin Batı'nın askeri ve teknolojik üstünlüğünü ironiyle ele aldığı, "yardım etme" söylemini sorguladığı belirtilir. BÖLÜM 5: ZORUNLU GÖÇÜN İZİNDE: ÇAĞDAŞ SANATTA BOT VE TEKNELERİN TEMSİLİ Ana Fikir: Zorunlu göç olgusunu çağdaş sanat bağlamında inceleyen bu bölüm, bot ve teknelerin sadece ulaşım aracı değil, aynı zamanda göçmenlerin yaşadığı zorlukların, umutsuzluğun ve hayatta kalma mücadelesinin güçlü sembolleri olarak nasıl anlam kazandığını araştırır. Önemli Gerçekler/İpuçları:Taşıtlar ve yollar, göç araştırmalarında genellikle göz ardı edilir ancak "göçmenler, mülteciler ve sürgünler için kritik bir rol oynamaktadır." Devletlerin göç politikalarını ve kamuoyunun algısını şekillendirmede medyanın, özellikle "aşırı kalabalık gemiler, tıka basa doldurulmuş balıkçı tekneleri ve botlar" gibi görsellerin etkisi büyüktür. "Amelie gemisi" örneği, medya temsillerinin toplumsal kimlikler ve kriz algısı üzerindeki şekillendirici etkisini gösterir. Göçün güvenlikleştirilmesi, "göç eylemini çok daha tehlikeli ve hatta ölümcül hale getirmiştir." "İyi mülteci" ve "iyi sığınak" anlatıları üzerinden ABD'nin Vietnam Savaşı'ndaki rolü ve mülteci krizine yaklaşımı tartışılır. Sanatçılar, bot ve tekneleri "protesto araçlarına veya anma mekânlarına" dönüştürerek toplumsal farkındalık yaratır (örneğin Banksy'nin "The Louise Michel" gemisi, Alfredo Jaar'ın "Rwanda Project"). Jason deCaires Taylor'ın "Lampedusa Salı" heykeli, mültecilerin boğulma trajedilerini anıtlaştırırken, birçok ülkenin kurtarma operasyonlarını geri çekmesini eleştirir. Ai Weiwei'nin "Yolculuğun Yasası" yerleştirmesi, "Ortada bir mülteci krizi yok, sadece insanlık krizi var" diyerek mülteci krizinin insani boyutuna dikkat çeker. Timothy P. Schmalz'ın "Farkında Olmayan Melekler" heykeli, göçmenleri "aramızda gizlenmiş olan melekler" olarak konumlandırır ve misafirperverlik, empati çağrısı yapar. Sanatçıların eserleri, göç politikalarını, göçmenlerin bireysel hikâyelerini ve deneyimlerini vurgulayarak toplumsal farkındalık yaratmayı hedefler. BÖLÜM 6: SUÇ, GİZEM VE GERİLİMİN KAHRAMANA TAKILAN ÖYKÜSÜ: JEAN-CHRİSTOPHE GRANGÉ’NİN LEYLEKLERİN UÇUŞU Ana Fikir: Jean-Christophe Grangé’nin "Leyleklerin Uçuşu" romanı, klasik polisiye anlatılardan farklı olarak, suç, gizem ve gerilimi başkişi Louis Antioche'un kendi "tinsel dünyasında anlam kazanan" içsel ve varoluşsal yolculuğuyla birleştirir. Önemli Gerçekler/İpuçları:Grangé, gazeteci ve senarist kimliğiyle tanınır; ilk romanı "Leyleklerin Uçuşu" leyleklerin göçü üzerine bir yazı dizisinden esinlenilmiştir. Romanı farklı kılan, olayların bir dedektif yerine, yazarın "tinbilimsel düzlemde suç ve suçluya bakış açısının yansımalarını ortaya koyma işlevi üstlenen" Louis Antioche tarafından öykülenmesidir. Başkişi Louis Antioche, dünyanın pek çok farklı bölgesine sürüklenirken kendi "yaşamının gizli gerçeğiyle de yüzleşir." Romanın ana örgesi cinayet, "bir kanun çiğnenmesi, şantaj, kaçırma, cinayet/suç" olmasına rağmen, Grangé'de "suçun sorumlusu yakalanıp sorgulanır ve sonunda adalete teslim edilir"den ziyade, psikolojik bir derinlik aranır. "Polisiye romanın en çok ilgi çeken türlerden birisi olmasını belki de insanlık için en can acıtıcı izlekleri ele almasıyla açıklanabilir." Romanda Max Böhm'ün gizemli ölümüyle başlayan soruşturma, "elmas kaçakçılığı" ve "organ mafyası" gibi konularla derinleşir. Louis'nin yolculuğu (Bulgaristan, Türkiye, İsrail, Afrika, Hindistan), onun kendi geçmişiyle, evlat edinilmesiyle ve öz ailesinin sırlarıyla yüzleşmesini sağlar. Grangé, romanında "korku ve gerilim öğelerinden çok gizem ve eğsinim ögelerini öne çıkartır." Amaç, okuru insan ve doğası üzerinde "daha derinlikli düşünmeye itmektir." "Leyleklerin Uçuşu" polisiye roman türünün genel kabul görmüş tanımı ve yapısıyla örtüşmez; suçu kimin işlediğinden çok "var olan gizin çözülmesi öne çıkar." BÖLÜM 7: YAPAY ZEKÂ İLE DENEYSEL VE ESTETİK BİR GÖRSEL İLLÜSTRASYON: “VAROLUŞUN DERİNLİKLERİNDE GERÇEKÜSTÜ BİR YOLCULUK” ÇALIŞMASI VE ÇÖZÜMLEMESİ Ana Fikir: Bu çalışma, Yapay Zeka (AI) tarafından üretilen illüstrasyonların estetik ve illüstratif özelliklerini deneysel bir yöntemle analiz ederek, AI'nın görsel üretimdeki dönüştürücü rolünü, etik sorunlarını ve insan yaratıcılığıyla ilişkisini değerlendirmektedir. Önemli Gerçekler/İpuçları:AI, "bir makinenin veya bilgisayar sisteminin mantıksal akıl yürütme, öğrenme ve problem çözme gibi insan zekâ sı gerektiren görevleri simüle etme ve gerçekleştirme yeteneği" olarak tanımlanır. AI'nın sanatta kullanımı 1960'lara dayansa da, "derin öğrenme ve karmaşık algoritmalarla şekillenmesi 2000'li yılların başlarında daha belirgin hale gelmiştir." AI ile görsel üretmek, sanatçılara "farklı perspektiflerle yaratıcılıklarını kullanma fırsatları sunar." AI, sanatta bir araç olarak "sanatın yaratılmasında bir araç olarak kullanıldığında, sanatçı küratörlük, algoritmik ayarlamalar ve üretim sonrası süreçlerden sorumlu olmaktadır." AI üretimlerinin geniş veri setlerine dayanması, "özgün üsluplarını ve estetik tavırlarını sanat eserlerine... dönüştürebilir." Ancak "AI'nın tutarlılığı hâlâ tartışma konusudur." AI etiği, telif hakları, veri kaynaklarının sahipliği ve ayrımcı üretimler gibi "etik sorunları günümüzün en çok tartışılan meselelerinden birisi haline getirmiştir." AI sanatının "insan yaratıcılığının ve estetik anlayışının derinliklerine ulaşamamış" olduğu, "duygusal bağlam ve insan faaliyetinin derinliğinden yoksun" olduğu vurgulanır. Çalışmada "Kedi başlı bir adam" figürü, varoluşsal sorgulamalar, melankoli ve gizem gibi temaları işleyen gerçeküstü illüstrasyonlar üretilmiştir. AI'nın sanatsal üretimdeki rolü, "yaratıcı süreçlerin ve üretim platformlarının köklü bir dönüşümüne" yol açmaktadır, ancak "insan yaratıcılığı, olgusal, deneyimsel ve duyumsal bağlamda biriciktir." BÖLÜM 8: SANATIN TOPLUMSAL ÜRETİMİ, ANTROPOSEN’DE SANAT Ana Fikir: Bu bölüm, sosyolog Janet Wolff'un "Sanat bir toplumsal üretimdir" önermesi üzerinden, Antroposen Çağı'nda insan faaliyetlerinin ekosistemler üzerindeki yıkıcı etkilerinin sanata nasıl yansıdığını ve sanatın toplumsal eleştiri aracı olarak işlevini inceler. Önemli Gerçekler/İpuçları:Janet Wolff'a göre sanat eserleri, "üretildikleri toplumun değerlerini, normlarını ve ideolojilerini yansıtır." Sanatçı, "toplumsal konumu, ekonomik koşullar, kültürel arka plan ya da çeşitli amaçlar" çerçevesinde eser üretir. Antroposen Çağı, "insanın dünyanın doğal dinamiklerini derinlemesine ve geri döndürülemez şekilde değiştiren etkisine" işaret eder. Başlangıcı, Sanayi Devrimi (buhar makinesi) veya 1950'ler sonrası artan nüfus ve tüketimle ilişkilendirilir (nükleer testler). İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, doğal kaynakların tükenmesi gibi çevresel tahribatlar, "insan kaynaklı çevresel tahribatın başlıca unsurlarıdır." Sanat, Antroposen'de "çevresel krizler karşısında farkındalığı artırmak... ya da insan-doğa ilişkisini sorgulayan eleştirel perspektifler sunmak amacıyla kritik bir aktarım aracı" olarak işlev görür. Claude Monet'nin "Gün Doğumu" tablosu, sanayileşmenin doğaya etkisini modernist dönemde erken bir örnek olarak gösterir. Joseph Beuys, "sanatın sadece estetik bir ifade aracı olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve politik değişim için bir araç" olduğunu savunur. "Toplumsal heykel" kavramı, toplumun ve doğanın dönüşümünü hedefler (7000 Meşe projesi). Robert Smithson'un "Spiral Jetty" eseri, ekolojik sanatın simgesi olarak, doğanın dinamikleri ve insan yapımı unsurlar arasındaki ilişkiyi sorgular, sanatın sadece galerilerde değil doğada da var olabileceğini savunur. Tang Yuhong'un terk edilmiş balıkçı köyü fotoğrafları ve Vandy Rattana'nın "Bomp Ponds" serisi, doğanın kendini dönüştürme gücünü ve insan kaynaklı yıkımların izlerini belgelenmesi vurgulanır. Sebastião Salgado'nun "Amazonia" serisi, Amazon yağmur ormanlarının ekosistemini ve yerli halkları belgeleyerek doğanın korunması ve sürdürülebilirlik mesajı verir. Sanatçıların eserleri, çevresel sorunlara dikkat çekerek "toplumsal bilincin gelişimine" katkı sunar ve "sanatın sadece estetik bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir farkındalık ve değişim aracı" olduğu sonucuna varılır. 3. Editörlerin Biyografileri Prof. Dr. Mustafa Cevat ATALAY: Sanat ve akademi alanında uzmanlaşmış bir akademisyen ve sanatçıdır. Resim-İş Öğretmenliği eğitimi almış, sanat eğitiminde yaratıcılık ve çağdaş sanatın teorik yaklaşımları üzerine çalışmıştır. Modern kaligrafi ve soyut estetikten esinlenerek kadın figürleri ve kaligrafik unsurları birleştiren özgün bir üslup geliştirmiştir. Eserleri uluslararası sergilerde yer almış ve müze koleksiyonlarına girmiştir. Halen Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi'nde öğretim üyesidir. Prof. Dr. Ali TİLBE: Fransız Dili ve Edebiyatı alanında uzmanlaşmış bir akademisyendir. Doktora derecesini Fransız Kültürü ve Edebiyatı alanında tamamlamıştır. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kurmuştur. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa'da Fransız Dili Eğitimi Ana Bilim Dalı'nda çalışmaktadır. "Yeniötesi Yazında Özkurmaca" adlı yapıtı bulunmaktadır. Çağdaş Fransız romanı, özkurmaca, özyaşamöyküsü, yazın toplumbilimi, göç yazını, yeniötesi küçürek roman ve yabancı dil öğretimi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir. 4. Sonuç "Yazınsal ve Sanatsal Okumalar" adlı bu eser, yazın ve sanatın hem tarihsel süreçteki evrimini hem de günümüzdeki çoklu etkileşimlerini derinlemesine ele alan, disiplinler arası bir bakış açısı sunan kapsamlı bir çalışmadır. Kitap, sanatsal yaratımın bireysel ve toplumsal boyutlarını, teknolojinin sanata etkilerini, göç gibi küresel meselelerin sanattaki yansımalarını ve çevresel farkındalığın sanatsal ifadelerdeki önemini vurgulamaktadır. Prof. Dr. Mustafa Cevat Atalay ve Prof. Dr. Ali Tilbe'nin editörlüğünde hazırlanan bu yapıt, okurları sanat, tasarım, yazın ve toplumsal sorunlar üzerine düşünmeye ve tartışmaya davet ederek, çağdaş ve yenilikçi yaklaşımların önemini bir kez daha vurgular. Eser, farklı alanlardaki önemli sorunları kuramsal ve uygulamalı yaklaşımlarla birleştirerek alana önemli katkılar sağlamaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!