Sosyal bilimlerde sürdürülebilirlik çalışmaları
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Genel Bakış ve Sürdürülebilirlik Kavramının Evrimi Sürdürülebilirlik kavramı, 1987 yılında Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından yayınlanan "Ortak Geleceğimiz" (Brundtland Raporu) ile geniş çapta tanınmıştır. Raporda sürdürülebilirlik, "gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılamak" olarak tanımlanmıştır (BOOK2024070210200000000006.pdf, Sayfa 17, 39, 169). Günümüzde ise ekolojik sorunların (iklim krizi, doğal kaynakların azalması) artmasıyla birlikte bu kavram, ekonomik, çevresel ve sosyal boyutları kapsayan çok boyutlu bir olgu haline gelmiştir (Sayfa 39, 169-170). Sürdürülebilirlik, farklı bilim dallarını, özellikle doğa bilimlerini, uygulamalı bilimleri, sosyal bilimleri ve beşeri bilimleri birleştiren disiplinler arası bir alanı temsil etmektedir (Sayfa 170). Geleneksel olarak sınırlı kaynakların kullanımına odaklanırken, psikoloji biliminin dahil olmasıyla kavram, zenginleştirme, büyüme ve esnek değişim gibi yeni terimlerle yenilenme ve değişime vurgu yapmaya başlamıştır (Sayfa 170). Bu da sürdürülebilirlik yaklaşımlarına olumlu bir bakış açısı katmıştır. 2. Türkiye'de Ekonomik Büyüme ve Sürdürülebilirlik Türkiye'nin ekonomik büyümesi, geçmişten bugüne dalgalı bir seyir izlemiştir. İzlenen ekonomi politikaları, siyasi süreçler, ekonomik krizler ve doğal afetler bu dalgalanmada etkili olmuştur (Sayfa 42). 2008 Küresel Krizi ve 2019'da başlayan COVID-19 pandemisi gibi küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Sürdürülebilir büyüme için makroekonomik istikrar (fiyat istikrarı, işsizlik, parasal istikrar), yapısal reformlar ve iyi yönetim olmak üzere üç temel unsur vurgulanmaktadır (Sayfa 40, 42). Ancak Türkiye'de yüksek enflasyonist ortamda uygulanan genişletici para politikaları, fiyat istikrarsızlığını daha da artırmış ve reel sektörde istikrarsız, kısa vadeli bir büyüme sağlamıştır. Kaynakta belirtildiği üzere, "Türkiye ekonomisi, Nisan 2024 itibarıyla gelinen noktada sıkı para politikasının zamanında ve doğru şekilde uygulanmamış olmamasının sonucunda, yüksek faiz oranına rağmen ona eşlik etmeye devam eden bir yüksek enflasyon sorunuyla karşı karşıya kalmıştır." (Sayfa 14). Sürdürülebilir büyüme için teknoloji ve inovasyon vazgeçilmezdir. Kaynakta, "Uzun vadede sürdürülebilir bir büyüme için öncelikle fiyat istikrarının sağlanması önemlidir. Çünkü enflasyonist ortamda yatırımcı reel sektörde üretim yapmaktan kaçınır." ve "Sürdürülebilir büyüme için faktör arzının artması ve teknolojik gelişme önemli birer etkendir. Teknolojik gelişmenin getireceği verimlilik artışı ve inovatif olabilme becerisi yüksek katma değerli üretim ve ihracat yapabilmeyi sağlayacaktır." ifadeleriyle bu durum vurgulanmaktadır (Sayfa 16). Türkiye'nin Küresel İnovasyon Endeksi'ndeki yükselişi (2020'de 67. sıradan 2023'te 39. sıraya) bir başarı olarak görülse de, Ar-Ge harcamalarının merkezi yönetim bütçesi ve GSYH içindeki payının hala çok düşük düzeylerde olması (2022 itibarıyla sırasıyla %1,66 ve %0,36) eleştirilmektedir (Sayfa 17-18). Özellikle imalat sanayi ihracatının büyük kısmının düşük ve orta-düşük teknolojili ürünlerden oluşması, Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme ve rekabet gücü için yapısal dönüşüme ve inovasyona daha fazla odaklanması gerektiğini göstermektedir (Sayfa 20-21). 3. Sürdürülebilir İşletme Yönetimi ve İç Denetimin Rolü Şirketler için sürdürülebilirlik, stratejik bir karar haline gelmiş ve yönetim felsefelerinin bir parçası olmuştur (Sayfa 58). Bu bağlamda, Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetişim (ESG) faaliyetleri, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını değerlendiren ve paydaşlara bilgi sunan önemli bir raporlama aracıdır (Sayfa 58-59). İç denetim, bir şirketin varlıklarının korunması, faaliyetlerin etkin şekilde yerine getirilmesi, sağlıklı raporların elde edilmesi ve faaliyetlerin yasalara uygun yürütülmesi gibi konularda önemli bir rol oynamaktadır (Sayfa 59). ESG kriterlerinin iç denetim süreçlerine entegrasyonu, şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında daha iyi kontrol ve yönetim sağlamaktadır (Sayfa 62). İç denetim, tedarik zinciri süreçlerinde ESG risklerini değerlendirme ve yönetme, insan kaynakları süreçlerinde işçi hakları, çeşitlilik, iş sağlığı ve güvenliği ile eğitim ve gelişim gibi ESG kriterlerini denetleme, üretim süreçlerinde enerji ve kaynak kullanımı ile emisyonları kontrol etme konularında önemli katkılar sunar (Sayfa 62-67). Finansal raporlamada ESG bilgilerinin doğruluğu ve güvenilirliği de iç denetimin sorumlulukları arasındadır. Kaynakta, "İç denetim çalışmaları ile ESG kapsamında sunulması gereken bilgilerin hem doğruluğu ve güvenirliliği artırabilir, hem de şirketin ESG kapsamınsa sunması gereken bilgilerin mevzuata uygunluğu konusunda güvence seviyesi artırılabilir." ifadesiyle bu önem vurgulanmaktadır (Sayfa 69). 4. Türk Dış Politikasında İnsani Yardım ve Sürdürülebilirlik İnsani yardım ve insani diplomasi, 2000'li yıllardan itibaren Türk dış politikasının etkin ve önemli bir aracı haline gelmiştir (Sayfa 36). Türkiye, insan onuru ve haklarını referans alarak insani yardım faaliyetlerine öncelik vermiş ve bu faaliyetler, Türkiye'nin bölgesel ve küresel aktör olma vizyonunun bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Kaynakta, "İnsani eylem uygulamaları, Türkiye’nin dış politika hedefleri arasında olan bölgesel ve küresel aktör olma vizyonunun bir parçasıdır. Türkiye’nin sürdürülebilir insani yardım politikaları Türk kamu diplomasisinin saç ayaklarından biridir." ifadesi yer almaktadır (Sayfa 37). Türk Kızılayı, bu alandaki en önemli sivil toplum kuruluşlarından biridir. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu'nun bir üyesi olarak, insaniyetçilik, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, gönüllü hizmet ve evrensellik ilkelerine bağlı kalarak faaliyet göstermektedir (Sayfa 39). Kızılay, esir mübadelesi, sivillerin korunması, insani koridor açılması gibi pek çok insani diplomasi faaliyetini yürütmektedir (Sayfa 40). Türk sivil toplum kuruluşları, insani yardım faaliyetlerini dünyanın farklı coğrafyalarında sürdürmekte ve Türk kamu diplomasisine önemli katkılar sağlamaktadır (Sayfa 38-39). Sürdürülebilir insani yardım faaliyetleri için devlet ve sivil toplum kuruluşlarının uyumlu ve koordineli çalışması gerektiği vurgulanmaktadır. Kaynakta, "Diğer bir ifadeyle tüm aktörler bir çarkın parçaları gibi uyumlu ve iş güdüm içinde çalışırlarsa insani yardım faaliyetlerinin sürdürülebilirliği söz konusu olur." ifadesiyle bu işbirliğinin önemi belirtilmiştir (Sayfa 38). 5. Eğitim Politikalarında Sürdürülebilirlik: Özel Yetenekli Öğrenciler Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren özel yetenekli öğrencilerin desteklenmesi ve yetiştirilmesi Millî Eğitim Bakanlığı'nın önemli gündemlerinden biri olmuştur (Sayfa 93). Ancak kaynakta, "1920 ve 2024 yılları arasında ülkemizde 65 tane Millî Eğitim Bakanı görev yapmış olup, bir bakanın ortalama görev süresi 1,6 yıl olarak belirlenmiştir. Bu durum eğitim politikalarında sürdürülebilirliğin en önemli engeli olarak görülmektedir." ifadesiyle politika istikrarsızlığına dikkat çekilmektedir (Sayfa 94). Türkiye'de özel yetenekli öğrencilere yönelik en önemli destekler Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM), TÜBİTAK Araştırma Projeleri Yarışmaları, Deneyap Atölyeleri ve Teknofest gibi oluşumlardır (Sayfa 103-106). Ayrıca spor liseleri ve güzel sanatlar liseleri gibi yetenek sınavıyla öğrenci alan kurumlar bulunmaktadır (Sayfa 106-107). Ancak kaynakta, "Ülkemizde ulusal ve uluslararası politika üretecek yetenek temalı bir çatı kurum ve müfredat programı henüz oluşturulmuş değildir." tespiti yapılmaktadır (Sayfa 107). Sürdürülebilirlik bağlamında, Milli Eğitim Bakanlığı ile koordineli çalışacak müstakil bir kurumun kurulması ve ulusal eğitim politikalarının oluşturulması gerektiği önerilmektedir (Sayfa 94). 6. Yeşil İnsan Kaynakları Yönetimi ve Sürdürülebilirlik Yeşil insan kaynakları yönetimi (YİKY), geleneksel insan kaynakları yönetimi ile çevrenin yönetimini birleştiren bir kavramdır (Sayfa 125-126). Amacı, personelde sürdürülebilirlik bilinci oluşturmak ve işletme içinde çevresel hedeflere ulaşmayı teşvik etmektir. Kaynakta, "Yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamaları işletmelerde sürdürülebilir davranışın temel anahtarını oluşturmaktadır." ifadesiyle YİKY'nin önemi vurgulanmaktadır (Sayfa 124). YİKY uygulamaları arasında yeşil işe alım (kağıtsız süreçler), yeşil iş tasarımı (çevre dostu stratejilerle iş süreçlerinin dizayn edilmesi), yeşil eğitim ve geliştirme (çevre bilincini artırma), yeşil performans yönetimi (çevreci girişimleri değerlendirme), yeşil ücret ve ödül yönetimi (çevreci davranışları teşvik etme) ve yeşil işyeri (sera gazı emisyonunu düşürme, atık azaltma, enerji tasarrufu) yer almaktadır (Sayfa 126-129). YİKY, işletmelerin kurumsal sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynamakta ve rekabet avantajı sağlamaktadır. "Yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamaları belirgin olarak, personel bağlılığı yoluyla daha sürdürülebilir, çevresel iş ortamı ve rekabet avantajı sağlamak için 'işe alma ve seçme, eğitim, performans incelemesi vb. gibi tüm İK işlevlerinde daha az olası evrak kullanımını içermektedir'." (Sayfa 130). 7. Sürdürülebilir Tarım için Finansman Modelleri Sürdürülebilir tarım, artan nüfus ve iklim değişikliği karşısında gıda güvencesinin sağlanması için kritik bir rol oynamaktadır. Gıda güvencesi; gıdanın sağlanabilirliği, ekonomik ve fiziksel erişim, kullanım ve istikrar olmak üzere dört temel bileşene dayanmaktadır (Sayfa 140-141). Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) ve Elektronik Ürün Senetleri (ELÜS) sistemi, sürdürülebilir tarım için önemli bir finansman modeli sunmaktadır. Bu sistem, tarım ürünlerinin değerini korumakta, uygun maliyet ve koşullarda depolanmasını sağlamakta ve piyasa fiyat istikrarını temin etmektedir (Sayfa 139-140, 147-148). ELÜS, çiftçilere ürünlerini satmadan bankalardan kredi alma imkanı sunarak, hasat dönemlerindeki düşük fiyat baskısını azaltmakta ve finansal sürdürülebilirliği güçlendirmektedir (Sayfa 140). Devlet tarafından sağlanan nakliye ve analiz desteği, depolama ücreti desteği, Çiftçi Kayıt Sistemi'ndeki çiftçilere prim ödemeleri ve ELÜS kazançlarının vergi muafiyeti gibi teşvikler, sürdürülebilir tarımın gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır (Sayfa 140-141, 148-150). Gelecekte sürdürülebilir tarım ve finansmanı, teknolojik inovasyonlar (akıllı tarım, veri analitiği, yapay zeka, blok zinciri), kitle fonlaması ve akıllı sözleşmeler gibi dijital araçlarla daha da gelişecektir (Sayfa 144-146). 8. Psikolojik İyi Oluş ve Sürdürülebilirlik Psikolojik iyi oluş ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişki, bireylerin ve toplumların iyilik halini artırma amacı etrafında şekillenmektedir. Artan ekolojik ve sosyal sorunlar, gelecek nesillerin fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığını tehdit etmektedir (Sayfa 172). Psikoloji bilimi, sürdürülebilirliğe önleyici, geliştirici ve müdahale edici bir perspektif katmıştır (Sayfa 171). Sürdürülebilirlik araştırmalarında vurgulanan temel adımlar şunlardır: Çevresel farkındalığı ve duyarlılığı artırma: Bireylerin çevreyle ilgili aktif ve eylemsel katılımlarını sağlamak, olumlu duygular, bağ ve anlam oluşumuna katkıda bulunur (Sayfa 173). Sürdürülebilir yaşam tarzına geçiş: Bireylerin günlük yaşamlarına sağlıklı alışkanlıkları (hareket, az kapalı gıda tüketimi, iş-yaşam dengesi) dahil etmesi ve toplumsal düzeyde organik tarımın teşvik edilmesi, yeşillik alanların artırılması gibi uygulamalar hem sürdürülebilirliği hem de psikolojik iyi oluşu destekler (Sayfa 174). Dayanışma ve birliktelik: Çevresel duyarlılık ve sürdürülebilir yaşam tarzlarının topluluk içinde benimsenmesi, sosyal etkileşimi ve bireyin anlam dünyasını olumlu yönde etkiler (Sayfa 174). Pozitif duygu durum: Sürdürülebilirliğe yönelik eylemler ve söylemler, bireyde olumlu anlam ve pozitif duygu durumu (umut, cesaret) oluşturarak zorluklarla başa çıkmayı kolaylaştırır (Sayfa 174-175). Sosyal politikaların oluşturulması: Bireysel ve toplumsal çabaların yanı sıra, devlet politikalarının da sürdürülebilirliği destekleyecek şekilde düzenlenmesi önemlidir (Sayfa 175). 9. Güvenliğin Sürdürülebilirliği: 21. Yüzyılda Güvenlik Çalışmaları Güvenlik kavramı, Uluslararası İlişkiler disiplininde bireyden devlete kadar tüm aktörler için istikrarlı bir yaşamın sürdürülmesi gereken bir mefhum olarak tanımlanmaktadır (Sayfa 181). Geleneksel güvenlik anlayışı, tehditlerden yoksun olma durumuna odaklanmış ve askeri araçlarla güvenliğin sağlanabileceği fikrini benimsemiştir (Sayfa 182-184). Ancak 21. yüzyılda eleştirel güvenlik çalışmaları, geleneksel yaklaşımın değişen dünyanın ihtiyaçlarına cevap veremediğini ve sürdürülemez olduğunu savunmuştur (Sayfa 185). Çevresel sorunlar, ekonomik krizler ve demografik problemler gibi faktörler, askeri sorunlardan daha önemli hale gelmiş ve güvenliğin ulusal boyuttan küresel boyuta yeniden tanımlanması gerektiğini ortaya koymuştur (Sayfa 185). Eleştirel güvenlik yaklaşımları, güvenliğin "dar bir alana" hapsolmasını eleştirmiş ve ekonomik, çevresel, toplumsal ve siyasi konuları da içerecek şekilde genişletilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Sayfa 186-187). Kopenhag Ekolü: Güvenliği "söz edimi" olarak görmüş ve sektörel (askeri, çevresel, toplumsal vb.) analizlerle zaman ve mekan bağlamını dikkate almıştır (Sayfa 188). Paris Ekolü: Güvenliği "kompleks bir kapitalist endüstri modeli" olarak değerlendirmiş ve devlet elitlerinin güvensizlik miti üreterek güvenlik endüstrisi inşa etmesini eleştirmiştir (Sayfa 189). Wales Ekolü: Güvenlik ve özgürleşme arasındaki karşılıklı etkileşimi vurgulamış, güvenliğin devlet merkezli olmaktan çıkarılması ve siyasileştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Kaynakta belirtildiği gibi, "Güvenlik ile ilgili konular siyasetin bir parçası haline geldikçe, güvenlik hem askeri bir kavram yerine, üzerinde konuşulacak tartışılacak siyasi bir kavram olacak hem de yalnızca devletin ilgilenmesi gereken bir mefhum olmaktan çıkıp özgürleşecektir." (Sayfa 190). Ontolojik Güvenlik Teorileri: Bireyin dünya ile kurduğu anlamlı, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir ilişki olan benlik projesine dayalı ontolojik güvenliği öne çıkarmıştır. Bu teoriler, "bireyden devlete, devletten sisteme tüm analiz düzeylerinde ekonomik, sosyal ve psikolojik pek çok belirsizliğin hâkim olduğu 21. yy. Çağının ihtiyaçlarına anlamlı ilişkiler kurmaya, sürdürülebilir bir yaşam stratejisi inşa etmeye ve böylece güven hissiyatının sağlanacağıyla cevap vermektedir." (Sayfa 191). Sonuç olarak, 21. yüzyılda güvenliğin sürdürülebilirliği, tek ve yekpare bir tanımdan ziyade, amaçsal, araçsal ve bağlamsal tanımların yapıldığı, farklı düşünce okullarını ve çağın gerekliliklerini dikkate alan bir yaklaşımla sağlanabilecektir (Sayfa 192). 10. Sürdürülebilir Tüketime Yönelik Tüketici Tutumları Çevresel ve toplumsal sorunların artmasıyla tüketiciler, sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm konularına daha duyarlı hale gelmişlerdir (Sayfa 204). Sürdürülebilir tüketim, "gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan, doğal kaynakların ve toksik maddelerin kullanımını en aza indirgeyerek, emisyonları ve kirletici maddeleri azaltırken, temel ihtiyaçları karşılayan ve yaşam kalitesini artıran ürünleri kullanma şekli" olarak tanımlanmaktadır (Sayfa 205). Sürdürülebilir tüketimin temel prensibi "6R" (Redüksiyon, Yeniden Kullanım, Geri Dönüşüm, Refüzyon, Rethink, Repair) yaklaşımıdır (Sayfa 206-207). Tüketici davranışını etkileyen faktörler arasında yaş, cinsiyet, gelir, eğitim düzeyi, çevre bilgisi, çevreye yönelik tutum ve kişisel değerler yer almaktadır (Sayfa 205-208). Yapılan araştırmalar, cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum ve çocuk sahibi olma gibi demografik özelliklerin sürdürülebilir ürün tercihlerinde farklılıklara yol açtığını göstermektedir: Cinsiyet: Kadınlar sürdürülebilir ürünleri tercih etme eğilimindedir (Sayfa 209-210). Yaş: 55 yaş ve üzeri katılımcılar, sürdürülebilir markaların imajını daha olumlu bulurken; 25-34 yaş arası katılımcılar çevreye zarar veren ürünlerden kaçınma konusunda daha olumlu görüşlere sahiptir (Sayfa 210). Eğitim: Yüksek eğitim düzeyine sahip katılımcılar, sürdürülebilir markaların imajını daha olumlu bulmaktadır (Sayfa 211). Medeni Durum: Evli bireyler, sürdürülebilir ürünlerin marka tercihini olumlu etkilediğini daha fazla düşünmektedir (Sayfa 211-212). Çocuk Sayısı: Çocuk sahibi olan bireyler, Covid-19 döneminde sürdürülebilir ürün kullanımına daha fazla önem vermiştir (Sayfa 212). Bu bulgular, pazarlama stratejilerinin demografik özellikler dikkate alınarak şekillendirilmesinin önemini vurgulamaktadır (Sayfa 213). 11. Finansal Hizmetlerde Yeşil Aklama Yeşil aklama (greenwashing), işletmelerin kendilerini gerçekte olduğundan daha sürdürülebilir göstermek için yanlış veya yanıltıcı bilgiler sunmasıdır (Sayfa 225). Bankacılık ve finansal hizmetler sektörü, petrol ve gaz sektöründen sonra yeşil aklama vakalarında ikinci sırada yer almaktadır ve 2023 yılında bu vakalar bir önceki yıla göre %70 artmıştır (Sayfa 225-226). Yeşil aklamanın temel etkenleri arasında yatırımcı ve paydaşlardan gelen ÇSY hedeflerini tutturma baskısı, kâr odaklı yapı, kurum itibarı artırma çabaları ve yeşil mevzuata uyum baskıları yer almaktadır (Sayfa 227). Yeşil aklama türleri "iddiaya dayalı" (gizli takas, kanıtsızlık, belirsizlik, konu dışı iddialar, kötünün iyisi, yalan, sahte etiketlere tapma) ve "uygulamaya dayalı" (görsel ve işitsel yanıltmalar) olarak sınıflandırılabilir (Sayfa 228-229). Finansal hizmet kurumlarına özel yeşil aklama türleri ise marka yeşil aklaması, ürün yeşil aklaması, yeşil aklanmış finansman ve finansal raporlamada yeşil aklamadır (Sayfa 229-230). Raporda DWS Group, Royal Bank of Canada, Vanguard Investments, Barclays ve BNP Paribas gibi uluslararası finans kuruluşlarının yeşil aklama vakalarına örnekler verilmiştir (Sayfa 230-233). Yeşil aklamanın önlenmesi için şeffaf iletişim, uyum düzenlemeleri, güçlü kurumsal yönetişim yapısı, risk yönetimi süreçleri ve hesap verebilirlik mekanizmaları önemlidir (Sayfa 233). Özellikle AB, ABD ve İngiltere gibi bölgelerde düzenleyici otoriteler tarafından çeşitli yasal düzenlemeler ve kılavuzlar (Avrupa Yeşil Mutabakatı, Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, Yeşil İddialar Kodu, SEC düzenlemeleri) geliştirilmektedir (Sayfa 233-235). Sonuç olarak, yeşil aklamayla mücadele, firmaların itibar kaybı, finansal cezalar ve küresel iklim hedeflerine ulaşmada ilerlemenin azalması gibi sonuçları önlemek için kritik öneme sahiptir (Sayfa 235-236). 12. Finansta Yükselen Trend: Sürdürülebilir Finans ve ESG Kavramı Sürdürülebilir finans, finansal getirilerin yanı sıra çevresel (E), sosyal (S) ve yönetişim (G) faktörlerini de dikkate alan yatırım kararlarını içermektedir (Sayfa 242). Geleneksel finanstan farklı olarak, kar ve maliyet dışındaki bu faktörler küresel gelişmeler (Paris Anlaşması, 2008 finansal krizi, COVID-19 salgını) ile önem kazanmıştır (Sayfa 242). Avrupa Komisyonu, sürdürülebilir finansı "finans sektöründe yatırım kararları alınırken çevresel, sosyal ve yönetimsel (ÇSY) hususların dikkate alınması sürecini ifade eder ve sürdürülebilir ekonomik faaliyetlere ve projelere daha uzun vadeli yatırımlar yapılmasını sağlar" şeklinde tanımlamaktadır (Sayfa 242-243). Sürdürülebilir finans araçları arasında yeşil krediler, sürdürülebilirlik odaklı hisse senetleri ve endeks fonları, yeşil tahviller ve yeşil seküritizasyon bulunmaktadır (Sayfa 243-244). ESG kriterleri, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını ölçmek ve derecelendirmek için kullanılan bir çerçevedir. Bu kriterler, Birleşmiş Milletler'in 2004 "Who Care Wins" raporu ve 2006 Sorumlu Yatırım İlkeleri ile yaygınlaşmıştır (Sayfa 244). LSEG gibi finansal kuruluşlar, ESG performansını kaynak kullanımı, emisyon, inovasyon (çevresel); işgücü, insan hakları, toplum, ürün sorumluluğu (sosyal); yönetim, hissedar, kurumsal sosyal sorumluluk stratejisi (yönetişim) gibi 10 alt kategoride değerlendirmektedir (Sayfa 245). ESG skorunun önemi, yatırımcılara daha kapsamlı bilgi sağlaması, kurumsal itibarı artırması ve şirketlerin sürdürülebilirliğini ölçülebilir hale getirmesidir (Sayfa 244). ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!