Güvenlik çalışmaları : cilt III : güvenlik rejimleri ve örgütleri
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Güvenlik Rejimleri ve Evrimi Güvenlik kavramı Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana derinleşmiş ve genişlemiştir. Geleneksel askeri güvenlik anlayışı yerini, askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel boyutları içeren daha geniş bir perspektife bırakmıştır (Karaağaç, s. 16-17). Uluslararası rejimler, "aktörlerin beklentilerinin etrafında örtüştüğü gizli veya açık prensip, norm, kural ve karar alma prosedürleri bütünü" olarak tanımlanır (Krasner, 1982; Young, 1989). Bu rejimler, uluslara rası sistemin anarşik yapısına rağmen düzen ve istikrar sağlamayı hedefler. Rejimlerin Özellikleri: Zayıf Rejimler: Sorun hakkında oydaşma eksikliği, standartlarda ve yasaklamalarda anlaşmazlık, ihlallerin tespitinde veya cezalandırılmasında yetersizlik gibi özelliklere sahiptir (Kaya ve Kaya, 2011: 49-50). Güçlü Rejimler: Karar alma ve uygulamada konsensüs, belirlenen sınırlara uyum, olası ihlallerin tespiti ve cezalandırılması güçlü rejimlerin özellikleridir. Neo-realizm ve Rejimler: Neo-realizme göre, uluslararası rejimlerin kapsamı ve etkisi hegemon devletin güç istikrarına bağlıdır. Egemen bir dünya gücü, diğer devletler arasındaki temel işleyişi ve karar alma prosedürlerini belirler (Keohane, 2005). Rejimlerin Sınıflandırılması: Rejimler, kapsadığı konulara göre spesifik (tek bir soruna yönelik) veya karmaşık (birden çok soruna yönelik) olarak ikiye ayrılır (Puchala ve Hopkins, 1982: 64-65). 2. Silahlı Çatışma Hukuku ve Uluslararası Güvenlik Silahlı çatışma hukuku, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası 1949 Cenevre Sözleşmeleri'nin imzalanmasıyla uluslararası güvenlik alanıyla yakından ilişkilendirilmiştir. Amaç, uluslararası hukukun güçlendirilmesi yoluyla uluslararası güvenlikte ilerleme kaydetmektir (Cantekin, s. 25). Bu hukuk alanı, savaş kurallarını, insancıl hukuk kaidelerini ve politik şiddet taktiklerini belirli bir çerçeveye oturtmuştur (Karaağaç, s. 19). Önemli Anlaşmalar ve Protokoller: Kaynak, çok sayıda uluslararası anlaşmayı listelemektedir, örneğin: 1868 St. Petersburg Deklarasyonu (s. 41) 1899 ve 1907 Lahey Sözleşmeleri (s. 41) 1925 Cenevre Protokolü (Boğucu, Zehirli veya Diğer Gazların Kullanımının Yasaklanması) (s. 42) 1949 Cenevre Anlaşmaları (4 Adet) (s. 50) 1972 Biyolojik ve Toksin Silahlar Konvansiyonu (BTWC) (s. 50) 1980 Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi (CCW) (s. 51) 1993 Kimyasal Silahlar Konvansiyonu (CWC) (s. 51) 3. Kitle İmha Silahları (KİS) ve İlgili Rejimler KİS'ler, özellikleri ve yayılmalarını önlemek için geliştirilmiş düzenlemeler nedeniyle nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ile balistik füzeler olarak sınıflandırılmıştır (Udum, s. 56). Bu silahların yayılmasının önlenmesi, kontrolü ve silahsızlanma konuları uluslararası güvenliğin temel meselelerindendir. Nükleer Silahlar: Uranyum-235 veya Plütonyum-239 gibi fisil maddelerin kontrollü olmayan zincirleme reaksiyonuyla büyük tahrip gücü elde edilir (Udum, s. 57). Uranyum zenginleştirme teknolojisi, nükleer silahların yayılması konusunda hassas bir teknolojidir. "%90 ve üzerinde zenginleştirilirse atom bombası yapılacak seviyeye ulaşılmaktadır." (Udum, s. 57). Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT): 1968'de imzalanan NPT, "Barış için Atom" prensibi üzerine kuruludur ve nükleer silaha sahip olan (ABD, İngiltere, Çin, Fransa, Rusya) ve olmayan devletler arasında ayrım yapar (Udum, s. 66). Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA): 1957'de kurulan Ajans, nükleer teknolojinin barışçıl kullanımlarının askeri amaçlara yönlendirilmediğini doğrulamak için güvence denetimleri yapar (Udum, s. 66). Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşması (CTBT): 1996'da imzaya açılan bu anlaşma henüz yürürlüğe girmemiştir, ancak nükleer denemelerin tespiti için Hazırlık Komisyonu kurulmuştur (Udum, s. 68). Nükleer Tedarikçiler Grubu (NSG): Hindistan'ın 1974 nükleer denemesine tepki olarak 1975'te kurulan NSG, nükleer teknoloji tedarikinde güvence denetimi anlaşması şartı arar (Udum, s. 68). Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması (TPNW): 2017'de imzalanan ve 2021'de yürürlüğe giren bu anlaşma, nükleer silaha sahip devletler tarafından imzalanmamıştır ve NPT'ye rakip mi yoksa tamamlayıcısı mı olduğu tartışılmaktadır (Udum, s. 69). Kimyasal Silahlar: Zehirleyici kimyasalların canlıları öldürmek, sakat bırakmak veya hareketlerini kısıtlamak amacıyla kullanılmasıdır. Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC), tüm toksik kimyasalları ve öncüllerini yasaklar (Udum, s. 59). Sözleşme, kimyasalları risk ve kullanım potansiyeline göre üç gruba ayırır (Udum, s. 72). Kimyasal silahlar, Birinci Dünya Savaşı'ndan itibaren Halepçe katliamına ve Suriye iç savaşına kadar birçok çatışmada kullanılmıştır (Udum, s. 60-61). Biyolojik Silahlar: Virüs, bakteri veya toksinlerin (zehir) çoğaltılması ve insan, hayvan ya da bitkileri hedef alarak kullanılmasıdır. Bu maddelerin silah olarak kullanılması, bulaşıcı hastalıkların kasten yayılmasıdır (Udum, s. 61). Biyolojik ve Toksin Silahlar Konvansiyonu (BTWC) 1972'de imzaya açılmış ancak etkili doğrulama ve yaptırım mekanizmalarından yoksundur (Udum, s. 69-70). Balistik Füzeler: KİS taşıyabilen ve kubbe şeklinde yörünge izleyen füzelerdir. Sembolik ve stratejik öneme sahiptirler. Yayılmalarını önleme çabaları zayıf kalmıştır. Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi (MTCR) ve Lahey Davranış Kuralları gibi düzenlemeler bulunmaktadır (Udum, s. 64-65, 74-75). 4. Güvenlik Sektörü ve Reformu Güvenlik sektörü, devletin ve vatandaşların korunması sorumluluğunu üstlenen güvenlik kuvvetleri, istihbarat yapılanmaları ve iç/dış güvenlik politikalarını planlayan/uygulayan tüm kurumları kapsar (Özdemir, s. 92). Güvenlik sektörü reformu (GSR), özellikle çatışma sonrası barış inşası süreçlerinde önemli bir konudur. Yaklaşımlar: GSR konusunda üç farklı yaklaşım bulunur: "tekel" (güçlü devlet yapısı ve meşru şiddet tekeli), "yeteri kadar iyi" ve "hibrit" yaklaşım (Sedra, 2017: 23). İnsani Güvenlik: İnsani güvenlik yaklaşımı, bireylerin sosyal ve ekonomik yaşantılarında huzur ve refahın sağlanmasını ön plana çıkarır. Bu, kalkınma için güvenlikten ziyade, insani güvenlik için kalkınma anlayışını yansıtır (Özdemir, s. 105). Zorluklar: Afganistan örneğinde görüldüğü gibi, iç isyan hareketleriyle mücadele ve paramiliter yapıların güvenlik kuvvetlerine dahil edilmesi, GSR'ın önündeki önemli zorluklardandır (Özdemir, s. 105). 5. Barışı Destekleme Harekatları Barışı destekleme harekatları, 19. yüzyıldan beri ülkelerin güvenlik politikalarında bir araç olarak kullanılmasına rağmen, kavramsal ve kurumsal kimliğini ilk olarak 1948 yılında BM Ateşkes Gözlem Örgütü (UNTSO) ile kazanmıştır (Bilgin Romya - Karadağ, s. 113). Kavramsal Gelişim: "Barışı destekleme harekatı" ifadesi ilk kez 1994 yılında İngiltere'nin askeri doktrininde kullanılmış ve daha sonra NATO doktrinlerinde yaygınlaşmıştır. BM ise "barışı koruma" ifadesini kullanmayı sürdürmektedir (Schmild, 2005: 11). Capstone Doktrini: BM Barış Koruma Doktrini olarak bilinen "BM Barışı Koruma Harekatları: Prensipler ve İlkeler" çalışması, çatışma çözümlemesinde dört farklı yöntemi ele alır: barışı yapma, barışa zorlama, barışı koruma ve barışı inşa (UN Peacekeeping Operations, 2008: 93). Nesiller: Barış harekatları, zaman içindeki değişim ve genişleyen görev tanımlarına göre nesillere ayrılmıştır. Üçüncü nesil harekatlar, insani yardım, devletlerin yeniden inşası ve insan haklarının korunması gibi boyutları içerir (Bilgin Romya - Karadağ, s. 118). Türkiye'nin Katkıları: Türkiye, barış operasyonlarına istikrarlı destek veren ve küresel güvenlik sisteminde önemli bir rol oynayan ülkelerdendir. Kore, Somali, Bosna Hersek ve Kosova gibi çeşitli harekatlara katkı sağlamıştır (Yalçınkaya ve diğerleri, 2018: 479; TSK, 2021). 6. Birleşmiş Milletler (BM) ve Güvenlik BM Antlaşması'nda güvenlik, "uluslararası barış ve güvenlik"in korunması olarak ifade edilir (Keskin Ata, s. 131). BM, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan bir örgüt olarak bu değeri önceliklendirmiştir. Ortak Güvenlik Sistemi: BM Antlaşması'nın 2/4. maddesi kuvvet kullanımını yasaklar, tek istisnası 51. maddede düzenlenen meşru savunma hakkıdır (Keskin Ata, s. 132). Güvenlik Konseyi: BM'nin en önemli organlarından biridir. Daimi üyelerin veto hakkı, Konsey'in 1950 Kore müdahalesinden sonra 1990'a kadar karar verememesine neden olmuştur (Keskin Ata, s. 134). Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması için üye devletlere "gerekli olan tüm araçları kullanma yetkisi verme" yoluna gidilmektedir (Keskin Ata, 1998: 160). Meşru Savunma Hakkı: BM Antlaşması'nın 51. maddesi, silahlı saldırıya uğrayan üye devletlerin bireysel veya toplu meşru savunma hakkını tanır. Bu hakkın kullanımı gereklilik ve orantılılık koşullarını karşılamalıdır (Keskin Ata, s. 138). Devlet-olmayan Aktörlere Karşı Meşru Savunma: 11 Eylül saldırıları ile başlayan bu tartışma, terörist eylemlerin silahlı saldırı teşkil edip etmeyeceği ve bir devlete bağlanıp bağlanamayacağı üzerinedir. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) kararları, devlet-olmayan bir aktörün eylemleri bir devlete bağlanamıyorsa meşru savunma hakkına başvurulmasına olanak tanımamaktadır (Keskin Ata, s. 143). Önleyici Meşru Savunma: "Bush Doktrini" ile gündeme gelen bu yaklaşım, yakın tehditlere karşı ön alıcı eylemi savunur (Keskin Ata, s. 139). Yaptırımlar: Güvenlik Konseyi, başlangıçta geniş kapsamlı yaptırımlar uygularken, sivil halk üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle "hedefli" veya "akıllı" yaptırımlar geliştirmeye başlamıştır (Wright, 2007, 275). 7. Bölgesel Güvenlik Örgütleri Devletler, güvenliklerini sağlamak amacıyla bölgesel güvenlik örgütlerini kurmuş veya onlara üye olmuşlardır (Kantarci, s. 151). Kolektif Savunma vs. Kolektif Güvenlik:Kolektif Savunma: NATO gibi örgütlerin temel prensibidir. Amaç, tek tek üyelerin tehditlerini caydırmak için tüm üyelerin gücünü bir araya getirmektir. "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" (Tuğtan, 2014) ilkesine dayanır ve BM Şartı'nın 51. maddesindeki bireysel ve toplu öz savunma tedbirlerinin temelini oluşturur (Kantarci, s. 162). Kolektif Güvenlik: Daha kapsayıcı bir terim olup, dünya barışının ve güvenliğinin ülkelerin birlikte katkılarıyla sağlanmasına yönelik önlemleri ifade eder (Sönmezoğlu, 2005: 413). NATO: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, Soğuk Savaş döneminde kapitalist ve komünist bloklaşmanın belirginleşmesiyle 1949'da kurulmuştur (Şahin, 2016: 74-75). NATO'nun 5. maddesi, bir üyeye yönelik silahlı saldırıyı tüm üyelere yönelik bir saldırı olarak değerlendirir ve toplu öz savunma hakkı tanır (NATO, 2023 b). Türkiye, NATO sorumluluklarını yerine getirirken, NATO'nun terörle mücadelede Türkiye'ye yeterince destek vermediği eleştirileri bulunmaktadır (Kantarci, s. 230). AGİT: Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı, Soğuk Savaş'ın yumuşama döneminin hem aracı hem de sonucudur. 1975 Helsinki Nihai Senedi ile güvenlik, ekonomik/çevresel iş birliği ve insani boyut olmak üzere üç sepet halinde iş birliği alanları belirlenmiştir (Değirmencioğlu, s. 183-185). AGİT, "çoğulcu güvenlik toplumu" anlayışıyla karmaşık güvenlik ortamında avantaja sahiptir (Değirmencioğlu, s. 212). Avrupa Birliği (AB) ve Güvenlik: AB'nin güvenlik ve savunma politikaları, ekonomik entegrasyondan sonra ortaya çıkmıştır. AB, sert askeri güçten ziyade "sivil bir güç" olarak görülür ve uluslararası sorunları sivil yöntem ve araçlarla çözmeyi tercih eder (Özkurt Dördüncü, s. 248). Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP) ile Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) geliştirilmiştir (Özkurt Dördüncü, s. 256-258). Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ): ŞİÖ, 2001'de "üç şeytan" (dini aşırılık, etnik ayrılıkçılık ve terörizm) ile mücadele amacıyla kurulmuş bölgesel bir güvenlik entegrasyonudur (Fawcett, 2008: 321). Çin ve Rusya'nın liderliğindeki ŞİÖ, üyelerinin ortak güvenlik ve ekonomik çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışan bir örgüttür (Doğan, s. 280). Örgüt, "batı karşıtlığı veya Amerikan üstünlüğünden rahatsızlık örtük bir hedef gibi dursa da ekonomik iş birliği ve güvenlik konusundaki yaklaşımı ile tek kutuplu yapıya alternatif bir bölgesel entegrasyon sunmaktadır." (Doğan, s. 285). Afrika Birliği (AfB) ve Güvenlik: AfB, sömürgeciliğin bıraktığı istikrarsızlık, yoksulluk, etnik çatışmalar ve iç savaşlar gibi sorunlarla mücadele eder (Aydın, s. 303, 308). Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisi (APSA) gibi mekanizmalarla çatışmaların önlenmesi ve yönetimi hedeflenir (Aydın, s. 305). ASF (Afrika Bekleme Gücü) gibi birimler barış operasyonlarına odaklanır, ancak teknik ve politik eksiklikleri bulunmaktadır (Williams, 2011: 10-11). Ortadoğu'nun Güvenliğinde Bölgesel Örgütlerin Rolü (Arap Ligi, KİK, MAB, AİK): Ortadoğu, yapay sınırları, çıkar çatışmaları, devrimler, darbeler ve terörizm gibi sorunlar nedeniyle iş birliği geliştirmede zorluklar yaşamaktadır (Yaşar, s. 345-346). Arap Ligi: 1945'te kurulan en eski bölgesel örgütlerden biridir ancak üye devletlerin iç sorunlarına müdahale edememesi ve siyasi sınırlılıkları nedeniyle işlevsiz kalmıştır (Yaşar, s. 331, 335). Körfez İş Birliği Konseyi (KİK): 1981'de ekonomik iş birliği ve iç/dış güvenliğin sağlanması amacıyla kurulan KİK, petrol fiyatlarındaki değişim, İran Devrimi ve İran-Irak Savaşı gibi tehditler karşısında ortaya çıkmıştır (Al-Hamad, 1997: 48; Dakhlallah, 2012: 407; Pakin-Albayrakoğlu, 2014: 2-8). KİK, monarşik yapıların hakimiyeti ve içe dönüklüğü nedeniyle bütünleştirici bir yapıya dönüşememiştir (Yaşar, s. 338). Mağrip Arap Birliği (MAB): 1989'da kurulan MAB, ekonomik ve siyasi iş birliği ve üyelerin dış tehditlere karşı korunmasını hedefler. Antlaşmanın 14. maddesi, bir üyeye yönelik saldırıyı tüm üyelere yönelik saldırı olarak kabul eder (Şen, 2011: 46). Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN): Etnik ve dinsel farklılıklar, siyasi yönetimler ve yüksek çatışma riski barındıran Güneydoğu Asya devletlerini bir araya getirmiştir. ASEAN, ekonomik bütünleşmeden çok ortak güvenliği sağlayan, çatışmaları engelleyen ve bölgesel barışın kalıcılaşmasını sağlayan bir örgüttür (Elçi, s. 347). Örgütün temel prensipleri bağımsızlık, egemenlik, eşitlik, toprak bütünlüğü ve dış müdahalelerden kaçınmadır (ASEAN, 2021). 8. Uluslararası Hükümet Dışı Kuruluşlar (UHDK) ve Güvenlik UHDK'lar veya Sivil Toplum Kuruluşları (STK'lar), hükümetlerarası anlaşmalarla kurulmayan, uluslararası uzmanlığa sahip ve ulusal hükümetlerden bağımsız görüş belirten kuruluşlardır (Betsill ve Corell, 2008: 4). Tarihsel Gelişim: UHDK'lar, Aydınlanma dönemi, artan okur-yazarlık, ekonomik karşılıklı bağımlılık ve kentleşme gibi toplumsal değişimlerle birlikte gelişmiştir. Milliyetçilik akımı da bu örgütlerin ortaya çıkışında önemli rol oynamıştır (Sofuoglu, s. 374-375). Barış Bozucu Faaliyetler: Milliyetçilik akımının etkisiyle bazı UHDK'lar, milli kimlikleri ön plana çıkararak veya ideolojik kutuplaşmaların bir yansıması olarak çatışma ortamının oluşmasını kolaylaştırabilir (Sofuoglu, s. 378). Barış Yapıcı Faaliyetler: Kızıl Haç gibi örgütler, insani yardım ve çatışma sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde önemli roller üstlenmişlerdir. BM Güvenlik Konseyi gibi uluslararası kurumlar, kriz anlarında UHDK'lardan bilgi ve kamuoyu desteği almıştır (Paul, 2004). Çatışma Yönetimi, Çözümü ve Dönüştürme: UHDK'lar, çatışma yönetimi (çatışmayı asgari düzeye indirme), çatışma çözümü (barış müzakereleri ve anlaşmaları) ve çatışma dönüştürme (şiddetin kök nedenlerini ele alarak kalıcı barış inşa etme) gibi alanlarda diyalog, arabuluculuk ve savunuculuk faaliyetleri yürütmektedirler (Sofuoglu, s. 384-387). Carter Center gibi kuruluşlar, yarı-diplomatik ilişkiler kurarak siyasi krizlerde arabuluculuk yapmaktadır (Sofuoglu, s. 385). Bu brifing belgesi, uluslararası güvenlik rejimlerinin ve örgütlerinin çok boyutlu yapısını, tarihi gelişimini, karşılaştığı zorlukları ve küresel barış ve güvenliğe katkılarını özetlemektedir. Kaynaklar, güvenlik kavramının sürekli evrildiğini ve uluslararası aktörlerin bu değişimlere uyum sağlamak için iş birliği yapma çabalarını vurgulamaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!