Mâverâünnehir’de iktisadi ve sosyal hayat (IX.-XI. yüzyıllar)
Yazar:Kılınç, Alparslan
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

MÂVERÂÜNNEHİR'İN COĞRAFİ SINIRLARI VE İKLİMİ Mâverâünnehir, Arapça kaynaklarda Ceyhun nehrine atfen "nehrin öte tarafında bulunan bölge" olarak tanımlanır. Eski Türkler bu bölgeye "Ögüz ardı" veya "çay-ardı" adını vermiştir. Bölge, coğrafi olarak Amû Deryâ'nın kuzeyini kapsar ve İstahrî ile İbn Havkal gibi coğrafyacılar tarafından detaylıca sınırları çizilmiştir. Coğrafi Tanım ve Sınırlar: İslâm coğrafyacılarının tanımlarına göre Mâverâünnehir, beş ana coğrafi bölgeye ayrılır: Soğd (orta kısım ve merkez), Hârezm (Soğd'un batısı), Sağaniyan, Huttal ve Ceyhun'un yukarıları (Soğd'un güneydoğusu), Bedahşan (Ceyhun'un güney sahilleri) ve Fergana-Şâş (Soğd'un kuzey ve kuzeydoğusu). İbn Havkal, Mâverâünnehir'in doğusunda Pamir ve Huttal'a sınır olan Hind arazisi, batısında Oğuzlar ve Karluklar, kuzeyinde Karluk Türkleri ve güneyinde Ceyhun nehrinin bulunduğunu belirtir. Harezm ve Huttal da bölgeye dahildir. İklim Özellikleri: Bölgede sert karasal iklim hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise uzun, soğuk ve kar yağışlıdır. Sıcaklıklar yazın 40°C'ye çıkabilirken, kışın -12°C'ye kadar düşebilmektedir. İbn Fadlan, Mâverâünnehir'deki şiddetli soğukları anlatmak için "Duyduğuma göre iki kişi bir ormandan odun getirmek için develerle gitmişler. Yanlarında çakmak, kav götürmeyi unuttukları için ateş yakmadan gecelemişler. Soğuğun şiddetinden adamlar, develer sabah ölü bulunmuşlar," şeklinde bir olay aktarır. Ancak İbn Havkal, bölgenin iklimini "yeryüzünündeki ülkelerin en verimlisi, en nüzhetlîsi ve hayrı en çok olanıdır" sözleriyle övmüştür, bu da bölgenin verimli topraklarına işaret eder. BİRİNCİ BÖLÜM: MÂVERÂÜNNEHİR'DE İKTİSADİ YAPI Mâverâünnehir, Orta Çağ İslam dünyasının önemli bir ticaret merkezi olmuş ve gelişmiş bir ekonomik yapıya sahip olmuştur. I. Ticaret Stratejik Konum ve İpek Yolu: Mâverâünnehir, Orta Asya ticaret yolları üzerinde stratejik bir mevkide yer alması ve gelişmiş şehirlere sahip olması nedeniyle tarih boyunca önemini korumuştur. Özellikle İpek Yolu, bölgenin ekonomik hayatında kilit rol oynamıştır. İpek Yolu, Çin'den başlayarak Taklamakan Çölü etrafından Kaşgar'da birleşip Semerkant, Buhârâ, Merv, Meşhed, Rey, Hemedan üzerinden Bağdat'a ulaşmaktaydı. Müslümanlar Semerkant ve diğer Mâverâünnehir şehirlerini fethettikten sonra Çin ile olan ticari ilişkileri geliştirmişlerdir. Ticaret Ağları ve Merkezleri: İslam uygarlığının genişlemesiyle Mâverâünnehir, Meşrik (Doğu) bölgesinin önemli bir parçası haline gelmiş ve Çin, Hindistan, Doğu Afrika gibi bölgelerle ticari bağlantılar kurmuştur. Semerkant ve Buhârâ, bu dönemde en önemli ekonomik ve kültür merkezleriydi. Özellikle Semerkant, Türkistan'ın en yoğun nüfuslu ticari ve endüstriyel şehri olma özelliğini Sâmânîler döneminde dahi sürdürmüştür. Kervansaraylar ve Pazarlar: Ticaretin gelişmesi için bölgede çok sayıda kervansaray (ribat) inşa edilmiştir. "Mâverâünnehir’de bu kervansarayların sayısının 10 bin’den fazla olduğu belirtiyor. Bunların çoğunda gelen misafirlerin ihtiyacı olursa yemekleri ve hayvanların yemleri temin ediliyordu." Bu kervansaraylar, yaklaşık her 18-20 milde bir bulunarak kervanların güvenli konaklamasını sağlamıştır. Şehirlerdeki çarşılar ve yılın belirli dönemlerinde kurulan panayırlar da ticareti canlandırmıştır. Örneğin, Dizek kasabası yakınlarındaki Mersemen Panayırı'nın bir günde 100 bin dinarı aşan ciro elde ettiği kaydedilmiştir. Ticaret Ürünleri: Tarım, hayvancılık, dokuma ürünleri ve madenlerden yapılan malzemelerin yanı sıra köle ticareti de önemli bir yer tutmuştur. Türk köleleri, doğuda en makbul köleler olarak kabul edilmiştir. Göçebelerle yapılan ticarette ise et, yük hayvanları, deriler, kürkler ve köleler alınıp satılmıştır. 1. Kullanılan ve Darpedilen Paralar Sikkelerin Tarihçesi ve Türleri: Soğd'da V. ve VI. yüzyıllarda Sâsânî sikkeleri taklit edilerek dirhemler darbedilmeye başlanmıştır. Bu sikkeler, İslam hakimiyetinden sonra bile uzun yıllar geçerliliğini korumuştur. X. yüzyıldan önce İslam ülkelerinde servet gümüş dirhemle ölçülürken, M.S. 900'den itibaren altın dinar da kullanılmaya başlanmıştır. Üç Ayaklı Para Sistemi: Orta Çağ'da "dinâr, siyasi iktidarın prestijini temsil etmekteydi, en ileri teknikler kullanılarak saflaştırılmış altından darp ediliyordu ve kullanımı siyasi sınırları anlamsız kılacak biçimde geniş alanlara yayılıyordu." Dirhem (gümüş para) de ticarette yaygınken, fülûs adı verilen demir, bakır ve kalay karışımı yerel dirhemler de Buhârâ ve Mâverâünnehir'in belirli bölgelerinde kullanılmıştır. Darphaneler: Altın ve gümüş maden yataklarının bulunduğu Semerkant, Şaş, İlâk, Endereb ve Buhârâ önemli darphane merkezleriydi. 2. Vergiler ve Gümrükler Vergi Türleri: Abbasîler döneminde Mâverâünnehir'de vergi gelirinin ana kalemini topraktan alınan harac vergisi oluşturmuştur (1/3 veya 1/4 oranında). Cizye ise nakdi olarak toplanmıştır. Ticaret, gümrükler, madenler, zanaat atölyeleri ve köleler için de vergiler alınmıştır. Örneğin, "nehir geçitlerinden deve başına iki, süvari başına bir dirhem, menzillerden bir dirhem, Türk köle edinme izni için 70 ila 100 dirhem, evli kadınlar için 20-30 dirhem gibi oranlarda vergiler toplandığı ifade edilmektedir." Vergi Gelirleri ve Yükü: Abbasîler döneminde Soğd bölgesinden toplanan yıllık haraç gelirinin 1 milyon 39 bin 31 Muhammedî dirhem olduğu belirtilmiştir. Sâmânîler döneminde gelirler 45 milyon dirheme kadar yükselmiş, ancak yıkılış döneminde vergi yükü artarak arazi fiyatlarını düşürmüştür. Gümrükler: Gümrükler, bir ülkenin diğer ülkelerle ticari giriş ve çıkışlarını yürütüldüğü merkezler olup, ülke içinde de ticaret yollarının kesişme noktalarında bulunabiliyordu. Mâverâünnehir'den toplanan gümrük vergileri, deve yükü, köle, cariye ve yolcu başına değişen oranlarda alınmıştır. II. Sanayi ve İmalât Dokuma Sanayi: Dokuma sanayi, Mâverâünnehir'de oldukça gelişmiştir. İran ve Türkistan, bu alanda önemli merkezler olmuştur. X. ve XI. yüzyıllarda ipek, pamuk, deve tüyü ve yünden elbiselik kumaşlar imal edilmiştir. Semerkant ipeği ve Buhârâ'nın "Yezyat", "Zendenicî" kumaşları ile "Funduk" cübbeleri oldukça kaliteliydi. Buhârâ'da halı dokumacılığı da dünyaca ünlüydü ve M.Ö. 2000'li yıllara kadar uzanan bir geçmişe sahipti. Deri-Tahta ve Kâğıt Üretimi: Deri, Orta Asya kültüründe önemli bir yere sahipti. At koşum takımları, çizme ve pantolon gibi ürünlerde kullanılırdı. "Bu derilerin bir tanesi 100 dinara satılmaktaydı. Kırmızı ve sarı deriler ise, bunlardan daha ucuzdu. Bu derilerden hükümdarlara kürkler yapılmaktaydı ve bunlar samur ve fenek derilerinden yapılan kürklerden daha fazla rağbet görmekteydi. Öyle ki bu kürklere sahip olmayan hükümdarlar, insanlar tarafından ayıplanmaktaydı." Ciltçilikte de deri kullanımı yaygındı. Kâğıt endüstrisi ise VII. yüzyılda Semerkant'ta bilinmekteydi ve burası uzun süre kâğıdın başkenti olmuştur. M. 751'de Talas Muharebesi'nde esir alınan Çinlilerden kâğıt yapımı öğrenilmiş ve Semerkant'ta üretilen kâğıt, kalite açısından benzeri olmayan en güzel, yumuşak ve ince kâğıt olarak ün salmıştır. Diğer Mamuller: Bakır, madenler arasında en çok kullanılanıydı. Leğen, ibrik, küp, lamba, havan ve tencere gibi mutfak eşyaları ile demir, pirinç ve bakır alaşımlarından çeşitli aletler üretilmiştir. Semerkant'ta seramik, cam ve ahşap işlemeciliği de gelişmişti. Buhârâ'da "nakkaşlar ve marangozlar görevlendirilmişti. Bu sanatkârların yapmış olduğu heykellerden bazılarının 50 bin dirheme alıcı bulabilecek kadar sanat değeri yüksekti." Mâverâünnehir, silah endüstrisinde de ileriydi ve Fergâne ile İsficab bölgeleri kılıç dahil çeşitli silahları ihraç etmekteydi. III. Tarım ve Hayvancılık Tarım Potansiyeli ve Su Kaynakları: Mâverâünnehir, doğulu ve batılı seyyahlar tarafından "dünyadaki cennet" yerlerden biri olarak tanımlanmıştır. "İbn Havkal şöyle ifade etmektedir; 'Buradaki bolluğa gelince, Mâverâünnehir’de bir defa açlık oluncaya kadar diğer ülkelerin ahalisi birkaç defa açlık görür.'" Bölge, Ceyhun ve Seyhun nehirleri arasındaki verimli topraklara ve vadilere sahipti. Semerkant ve Buhârâ, sulama sistemleriyle bu verimliliği artırmış şehirlerdi. Yetiştirilen Ürünler: Bölgede buğday, arpa gibi hububatın yanı sıra fıstık, ceviz, kızılcık ve çeşitli şifalı bitkiler yetişirdi. Merv ve Belh'te karpuz yetiştirilip kurutularak Irak ve Çin'e ihraç edilmekteydi. Kiş arazisi de verimliliğiyle ünlü olup tuz, kudret helvası ve ilaç yapımında kullanılan otlar açısından zengindi. Hayvancılık: Halk, harp için ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere hayvan yetiştirirdi. Katır, deve, eşek ve koyun sürüleri bulunurdu. Semerkant'ın Abgar bölgesi sığır besiciliğiyle, Buhârâ ise "Birzevn-i Buhârâ" adı verilen özel bir at türünün yetiştiriciliğiyle meşhurdu. Semerkant ayrıca eğitilmiş koruyucu köpekleri ve hatta aslanlarıyla da biliniyordu. IV. Maden Sanayi Maden Yatakları: Mâverâünnehir bölgesinde çok sayıda dağ silsilesi bulunmakta olup, bu dağlardan altın, gümüş, kurşun, demir, civa, zift, taş kömürü, firuze ve kalay çıkarılmaktaydı. Pençhir, gümüş madenleriyle, Bedehşân ise lal yakut ve lacivert taşlarıyla ünlüydü. Fergâne, özellikle maden sanayiinde gelişmiş bir yerdi ve demir, bakır ve kurşun yataklarına sahipti. Nişâdur Üretimi: Bölge, nişâdur madeni ile de meşhurdu. İbn Havkal, "Mâverâünnehir’in nişâdurudur. Çünkü Sicilya’da nişâdur gördüğünü ancak bunun Mâverâünnehir nişâduru gibi kuvvetli olmadığını belirtmektedir." Nişâdur, altın kaplama, kimya ve endüstri alanlarında aktif rol oynamıştır. İKİNCİ BÖLÜM: MÂVERÂÜNNEHİR'DE SOSYAL YAPI Mâverâünnehir, farklı etnik ve kültürel grupların bir arada yaşadığı zengin bir sosyal yapıya sahipti. I. Sosyal Gruplar (Zümreler) Türkler: Türklerin Mâverâünnehir'e yerleşimi XI. yüzyıldaki Selçuklular'dan çok daha öncesine dayanır. "Milattan önceki yüzyıllardan itibaren İslâm öncesi dönemlerde Saka, Yüeçi, Eftalit ve Göktürkler gibi Türk kavimleri Issıg Göl civarından çıkıp Ceyhun nehrine kadar yayılmıştır." Türklerin bölgedeki hakimiyeti kalıcı olmuştur. Şâş, İlâk, Uşrûsene, Fergana gibi bölgelerde İran menşeli kavimlerle karışık olarak Türk nüfusu yaşamıştır. Kaşgarlı Mahmud, "Yenkend’den doğuya doğru bütün Mâverâünnehir’in Türk diyarı olduğunun delili Semerkant’ın Semizkend, Şaş’ın Taşkend olarak adlandırılması ve Özkend, Tunkend ve bu gibi şehir isimlerinin hepsi Türkçe olmasıdır. Kend Türkçede şehir demektir. Türkler bu şehirleri kurarak onlara bu adları verdiler. Bu adlar olduğu gibi kaldı, ancak oralarda Acemler çoğalınca Acem şehirleriymiş gibi oldu," sözleriyle bölgenin Türk kökenli yapısını vurgular. Soğdlular: Aryânî kavimlerin İran milletine mensup kolları olan Soğdlular, M.Ö. 1200'lü yıllardan itibaren bölgeye yerleşmiş ve Sakalar'la karşılaşmışlardır. Semerkant ve Buhârâ başta olmak üzere Amuderya ile Siriderya arasında yayılmışlardır. Soğdlular, ticaret yetenekleriyle bilinen, "güvenilmez, hileci, sahtekar, refahtan başka bir şey düşünmeyen, babaları ve oğulları yalnızca kâr peşinde koşan" gibi olumsuz tanımlamalarla karşılaşsalar da, "Antik Mektuplar’ın içeriği, Soğdluların en zor koşullarda ana yurtlarından uzakta ticaret yapan barışçıl bir halk olduğunu göstermektedir." Fiziksel olarak orta boylu, kısa ve geniş kafatasına sahip, çukur gözlü ve yüksek alınlı kişilerdi. Araplar: Araplar, İskender'den sonra Türkistan'ı batıdan işgal eden ilk halktı. Kuteybe bin Müslim (705-715) döneminde Mâverâünnehir'e, Fergana ve Şâş topraklarına iskan edilmişlerdir. Buhârâ'da Rebia, Mudar ve Yemen kabileleri yerleştirilmiştir. İstahrî zamanında Semerkant'ın Vezâr şehri gibi yerler Arap nüfusun merkeziydi. Yahudiler: Mâverâünnehir'de, özellikle Buhârâ'da Yahudi bir topluluk yaşamaktaydı. Bunlar, İsrailoğulları'nın kayıp on kabilesinden olduklarını iddia eder ve sosyal ile dini geleneklerini sürdürürlerdi. İpek Yolu üzerindeki ticari faaliyetlerde Radanitler adı verilen Yahudi tüccarlar önemli rol oynamıştır. II. Halkın Yaşam Tarzı Giyim Kuşamları: Soğdlular, dar ve sıkı gömlekler, bellerinde metal uçlu ok veya deri kayışlar bulunan kuşaklar, dar ve uzun pantolonlar ve yuvarlak küçük şapkalar giyerlerdi. Soğd kadınları ise kollu ve uzun, işlemeli elbiseler giyer, bilezik ve mücevher takar, saçlarını örerek bağlarlardı. Zengin ve fakir arasındaki görünüş farkı azdı. Takvimler, Önemli Günler ve Bayramlar: Soğdlular, ayları dört mevsime dağıtmış ve Pers takvimine benzer bir takvim kullanmışlardır. Nevserd (Büyük Nevrûz'un ilk günü), Besâkenc, Mezihanda, Fagakân, Mesâfûğ ve Haşûm gibi festivaller ve önemli günler kutlarlardı. Örf ve Âdetler: Soğdlular, Türklerdeki gibi evlenme ve matem adetlerine sahipti. Çalgı ve şarap severler, sokaklarda oynarlardı. Yeni doğan çocuğun ağzına taş bal, ellerine kola sürülerek tatlı sözlü ve parayı iyi tutan biri olması dilenirdi. Kadınlar kabul törenlerine katılırdı ve evlenmeden önce adaylar altın yüzükler hediye ederdi. K'ung-hou (Hun aleti) ve P'i-p'a (beş telli keman) gibi müzik aletleri kullanılırdı. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: MÂVERÂÜNNEHİR'DE DİNİ YAPI Mâverâünnehir, İslam öncesi dönemde çeşitli dinlere ev sahipliği yapmış, İslam'ın gelişiyle birlikte büyük bir dönüşüm yaşamıştır. I. Mâverâünnehir’de İslâm Öncesi Dönemde Mevcut Olan Dinler Budizm: M. VII. yüzyılda Mâverâünnehir'in güney bölgelerinde etkili olan Budizm, Seyyah Hüen-Çang'ın ifadelerine göre Semerkant'ta Zerdüşt halkın direnişiyle karşılaşmıştır. "Semerkantlı Zerdüşt halk ateşlenmiş bezlerle karşı çıkar, onların burada kalmalarına müsaade etmezlerdi." Buhârâ'da da bir Budist manastırı kalıntıları bulunmuştur. İslam'ın yayılışıyla birlikte Budizm bölgede güç kaybetmiştir. Zerdüştîlik (Mecûsîlik): Orta Asya'da en eski dinlerden biri olan Zerdüştîlik, Göktürkler zamanında Semerkant ve Buhârâ'da en etkin din haline gelmiştir. Soğdlular, ticaret kolonileri aracılığıyla Zerdüştîliği yaymışlardır. Buhârâ'da çok sayıda ateş tapınağı bulunmaktaydı ve halkın genel olarak Zerdüşt dinine inandığı belirtilmiştir. Zerdüştîlik, İslam'dan sonra da bir süre varlığını sürdürmüştür. Hıristiyanlık: Hıristiyanlık, III. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgeye girmiş, ancak diğer dinler karşısında sönük kalmıştır. Sâsânîler dönemindeki baskılar nedeniyle yayılması zor olmuştur. Ancak V. asrın sonlarına doğru Nestûrî Hıristiyanlığı'nın yayılmasına zemin hazırlanmıştır. Buhârâ'da ve Semerkant'ta Hıristiyan cemaatler ve kiliseler bulunmaktaydı. İslam egemenliğiyle birlikte Nesturîlere vergi karşılığında koruma ve inanç hürriyeti sağlanmıştır. Yahudilik: Yahudilik, M.Ö. VII. asır sonlarında Asur-Medya İmparatorluğu'nun etkisiyle bölgeye gelmiştir. İpek Yolu üzerindeki ticari faaliyetler sayesinde Buhârâ, Semerkant ve diğer şehirlerde yayılma imkanı bulmuştur. Yahudi araştırmacılar, Semerkant'ın ilk sakinlerinin Yahudiler olduğunu iddia etmişlerdir. Maniheizm: M.S. 216 yılında Mani tarafından kurulan Maniheizm, Sâsânîler döneminde baskı görmüş, ancak İslam egemenliğiyle birlikte kısmi bir rahatlama yaşamıştır. Soğd'da koloniler oluşturan Maniheistler, VIII. yüzyılda Uygur Hakanı'nın bu dini resmi olarak kabul etmesiyle güçlenmişlerdir. Ancak Abbasîler döneminde yeniden baskı görmüş ve Mâverâünnehir'den çekilmek zorunda kalmışlardır. II. Mâverâünnehir’de İslâm’ın Yayılışı İslam Ordularının Bölgeye Gelişi: İslam'ın Arap Yarımadası'nda yayılmasından sonra, özellikle Hz. Ömer döneminde İslam orduları İran'a yönelmiş ve Sâsânî İmparatorluğu'nu yenilgiye uğratarak Orta Asya kapılarını açmıştır. Ubeydullah b. Ziyad'ın Horasan valiliğiyle birlikte bölgede İslamlaşma süreci hızlanmıştır. Kuteybe b. Müslim'in Rolü: I. Velid döneminde Kuteybe b. Müslim'in askeri başarıları ve Haccâc'ın idari dehası, İslam'ın Orta Asya'da kalıcı olmasında etkili olmuştur. Kuteybe, yerel melikler arasındaki anlaşmazlıklardan faydalanarak 705-715 yılları arasında Mâverâünnehir'de Arap hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Buhârâ'yı fethetmiş ve halkını İslam'a davet etmiştir. İslamlaşma Süreci ve Direniş: Buhârâ halkı başlangıçta İslam'ı kabul etse de, Arap ordularının çekilmesinden sonra eski dinlerine geri dönmüşlerdir. Narşahî'nin ifadesine göre, "Kuteybe onlara üç defa İslâmiyet’i kabul ettirmiş, onlarda sonra İslâmiyet’ten dönmüş, inkâr etmişlerdir." Kuteybe, Buhârâ ve Semerkant gibi şehirlerde mescidler inşa ettirerek İslam'ın kalıcı olmasını sağlamaya çalışmıştır. Semerkant'ta daha fethin ilk gününde Cuma camisinin açılması, İslami faaliyetlerin hızla başladığını göstermektedir. Arap-Türk Mücadelesi ve Abbasîler Dönemi: Emevîlerin Arap milliyetçiliği siyaseti, diğer milletlerin tepkisine yol açmış ve İslamlaşma sürecini yavaşlatmıştır. Türgişler ve yerel hükümdarların direnişiyle birlikte bölgede yoğun çatışmalar yaşanmıştır. Abbasîlerin iktidara gelmesiyle (8. yüzyılın ikinci yarısı) ve 751'deki Talas Savaşı'nda Çin'e karşı kazanılan zaferle siyasi konjonktür değişmiştir. Abbasî Halifesi Me'mun (813-833), Sâmânîler yönetiminin temellerini atarak Mâverâünnehir'i gerçek anlamda bir İslam ülkesi haline getirmiş ve bölgede istikrarlı bir dönemi başlatmıştır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!