ÖZET Bu kitap, Afganistan'ın karmaşık jeopolitik, ekopolitik ve sosyopolitik yapısını, binlerce yıllık tarihini ve küresel güçlerle etkileşimini analiz etmektedir. Ülke, "İmparatorlukların Mezarlığı" olarak anılmasına neden olan sürekli dış müdahaleler, savaşlar ve iç çatışmalarla karakterize edilmiştir. Tarikat-aşiret ilişkileriyle sekteye uğramış, parçalı bir uluslaşma süreci yaşamış, kırılgan bir devlet yapısına sahip bir ülkedir. Ekonomik altyapısı tarıma ve hayvancılığa dayalı olup, sanayi leşme ve altyapı yetersizlikleri doğal kaynak zenginliğini ekonomiye kazandırmayı engellemektedir. Afganistan'ın çok etnisiteli, dilli ve dinli sosyopolitik yapısı, uluslaşma sürecini sekteye uğratmış, bunun yerine mikro milliyetçilik ve siyasal İslam gibi ayrıştırıcı unsurların güçlenmesine yol açmıştır. Özellikle Peştunistan sorunu, Afganistan ve Pakistan arasındaki gerilimin temelini oluşturmuş, bölgesel ve küresel güçlerin vekâlet savaşlarına zemin hazırlamıştır. Son olarak, ABD'nin 2021'deki çekilmesiyle Taliban'ın yeniden iktidara gelişi ve bunun uluslararası yansımaları değerlendirilmiştir. ANA TEMALAR VE ÖNEMLİ BİLGİLER 1. Afganistan'ın Coğrafi Kaderi ve Jeopolitik Önemi: Afganistan, "Coğrafya kaderdir" özdeyişinin en belirgin kanıtlarından biridir. Doğu Asya'yı Orta Doğu, Kafkaslar ve Ön Asya yoluyla Avrupa'ya, Kuzey Asya steplerini Hindistan Yarımadası yoluyla Hint Okyanusu'na bağlayan konumuyla tarihin her döneminde büyük göç, istila ve ticaret yollarının üzerinde bulunmuş, imparatorlukların kuruluşuna ve yıkımlarına tanıklık etmiş, küresel güçlerin rekabetine sahne olmuştur." (GİRİŞ, s. xvii). Ülkenin dağlık ve vadilerle bölünmüş topografyası insan coğrafyasını hem birleştirmiş hem de ayrıştırmıştır. Bu durum, "dış müdahaleciler tarafından anlaşılamadığı için 19. yüzyılda İngiltere, 20. yüzyılda Sovyetler Birliği, 21. yüzyılda ABD ülkede başarısızlığa uğramıştır." (GİRİŞ, s. xvii). Afganistan, "Asya’nın Kalbi" olarak tanımlanır ve kıta içi bir ülke olması nedeniyle stratejik ulaşım hatlarına hakimdir (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 3). Ülkenin yapay sınırları, "doğal engellere dayanmayıp ortak geçmişi paylaşan ve ortak dil ve kültüre sahip grupları da böldüğünden sürekli olarak –yasal ya da yasa dışı– geçirgenliğini muhafaza etmiştir." (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 4). Özellikle kuzey sınırları Rusya ve İngiltere arasında, güney ve doğu sınırları (Durand Hattı) ise İngiltere'nin bölgeden ayrılması üzerine Hindistan-Pakistan sınırının belirlenmesi sürecinde çizilmiştir. Bu durum Peştun halkını coğrafi olarak bölmüştür. 2. Ekonomik Yetersizlikler ve Bağımlılık: Afganistan'ın ekonomisi büyük ölçüde hibe ve yardımlara bağımlıdır. Kişi başına düşen 2.000 dolarlık reel GSYİH ile dünyada son sıralarda (214’üncü) yer almaktadır. (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 13). Tarım sektörü GSYİH'nin %23'ünü oluştururken, ekilebilir arazinin sadece %6'sı kullanılmaktadır. Ülke dünya afyon üretiminin %75-80’ini, 2020 yılında ise %85’ini karşılamaktadır. (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 19). Afyon üretimi yüksek rakımlarda, az sulama ile ve tarım teknolojisi olmadan yapılabildiği için yaygındır. Ülke önemli doğal gaz ve petrol rezervlerine sahip olsa da, madencilik altyapısı ve ulaşım ağının yetersizliği bu kaynakların ekonomiye kazandırılmasını engellemektedir. Sanayi gelişmemiş, genellikle el sanatlarına dayalıdır. Turizm, güvenlik ve ulaşım sorunları nedeniyle kayda değer değildir. 3. Sosyopolitik Yapı ve Uluslaşamama Sorunu: Afganistan'ın nüfusu yirmi yedi etnik gruptan oluşmaktadır, en büyükleri **Peştunlar (%42), Tacikler (%27) ve Türkler (%15'ten fazla)**dır (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 23-29). Ülkedeki çok etnisiteli, dilli, dinli ve kültürlü sosyopolitik yapı, uluslaşma sürecini engellemiş, kırılgan bir devlet yapısını ortaya çıkarmıştır. (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 3). "Aşirete bağlı olma veya bir mezhebin üyesi olma düşüncesi yurttaşlık bilincinin ve birey olma kavramının önüne geçmiştir." (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 3). Peştunların sosyal yaşamlarında aşiret bağları son derece belirleyicidir. Peştunvali geleneği (onur, misafirperverlik, intikam gibi unsurları içeren) toplumsal düzeni şekillendirir ve çoğu durumda danışma (Jirga/Loya Jirga) ve uzlaşma gelenekleri yaygındır (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 35-37). Siyasal tutum ve davranışlarda kimlik ve çıkarlar belirleyicidir. Nesnel ayrışmaların (sosyal sınıf, din, etnik köken, dil, coğrafi bölge vb.) siyasal örgütlenmelerin temelini oluşturması, ulusal birliği engellemiştir. (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 37-38). Siyasal İslam'ın ulus inşasını engellemesinde dini öğretiler ve mezhepsel ayrılıklar (Sünni-Şii çatışması) önemli rol oynamıştır. Hanefiliğin Vehhabizime kayması ve dini eğitimsiz mollaların eline geçmesi radikalleşmeyi beslemiştir (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 39-42). 4. Tarihsel Süreçler ve Dış Müdahaleler: Afganistan, Perslerden Büyük İskender'e, Araplardan Türklere ve Moğollara kadar birçok imparatorluğa ev sahipliği yapmıştır (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 3). "Büyük Oyun" (the Great Game) olarak bilinen 19. yüzyıldaki Rus Çarlığı ile İngiliz İmparatorluğu arasındaki güç mücadelesinin hedefi olmuştur (BİRİNCİ BÖLÜM, s. 3). Ahmed Şah Dürranî (1747-1772), günümüz Afganistan’ının tamamını yerel bir yönetim altında birleştirmesiyle ilk millî Afgan Devleti’ni kuran kişi kabul edilir. (İKİNCİ BÖLÜM, s. 87). Ancak bu hanedanlık bile aşiretler arası çekişmelerle mücadele etmek zorunda kalmıştır. I., II., ve III. Afgan-İngiliz Savaşları (1839-1842, 1878-1880, 1919): İngiltere'nin bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarına karşı Afgan direnişini göstermiştir. Özellikle II. Afgan-İngiliz Savaşı, İngiltere'nin Afganistan'dan çekilmesiyle sonuçlanmış ve Emîr Abdurrahman Han'ın iktidara gelmesini sağlamıştır. Emîr Abdurrahman Han (1880-1901): "Demir Emîr" olarak anılsa da çoğu tarihçi tarafından modern Afganistan’ın kurucusu olarak kabul edilir. Etnik tabanlı bölgesel yarılmayı ortadan kaldırmak için asimilasyon politikaları izlemiş ve ülkenin bugünkü sınırlarının (özellikle Durand Hattı) belirlenmesinde rol oynamıştır (İKİNCİ BÖLÜM, s. 96). Emanullah Han (1919-1929): III. Afgan-İngiliz Savaşı ile tam bağımsızlığı kazanmış ve Türkiye'deki Atatürk'ten etkilenerek laik anayasa, modern eğitim, kadın hakları gibi radikal reformlar yapmaya çalışmıştır. Ancak bu reformlar aşiret reisleri ve ulemanın tepkisini çekerek iktidarının sonunu getirmiştir. "Şahbanu Süreyya’nın başı açık fotoğraflarının İngiliz gizli servisi tarafından ülkede servis edilmesiyle tetiklenen kalkışma iktidarının sonunu getirdi." (İKİNCİ BÖLÜM, s. 101). Muhammed Davud Han (1973-1978): Monarşiye son vererek cumhuriyeti kurmuş, ancak Sovyetler'den uzaklaşma ve otokratik yönetimi nedeniyle Halk ve Perçem fraksiyonlarının birleştiği bir darbeyle devrilmiştir (İKİNCİ BÖLÜM, s. 109-111). SSCB'nin Afganistan'ı İşgali (1979-1989): Soğuk Savaş'ın önemli bir dönüm noktasıdır. İşgal, Sovyetler'in ideolojik jeopolitiğinin ve Hint Okyanusu'na çıkma stratejisinin bir sonucuydu. Bu dönemde ABD ve Pakistan, Afgan mücahitlerine destek vererek radikal İslamcı grupların (El-Kaide dahil) ortaya çıkışına ve küresel cihatın yayılmasına zemin hazırladı (İKİNCİ BÖLÜM, s. 115-117). "Pakistan’daki Kuzeybatı Vilayeti’nde kurulan sekiz askerî eğitim kampında, Afgan direnişçilerle birlikte –daha sonra 11 Eylül 2001 saldırısını ve diğer terör eylemlerini gerçekleştirecek olanlar da dahil olmak üzere– dünyanın çeşitli yerlerinden gelen radikal gruplar eğitilip donatılarak Afganistan’daki kalkışmaya yönlendirildi." (İKİNCİ BÖLÜM, s. 116). Afgan İç Savaşı (1992-1996): Sovyet sonrası dönemde oluşan otorite boşluğu, Mücahit gruplar ve savaş ağaları arasında kanlı çatışmalara yol açmıştır (İKİNCİ BÖLÜM, s. 118-120). Taliban'ın Yükselişi ve İlk Yönetim Dönemi (1996-2001): İç savaşın kaotik ortamında ortaya çıkan Taliban, başlangıçta düzeni tesis etmesiyle halk desteği kazanmış, Pakistan tarafından da desteklenmiştir. Yönetimleri sert Şeriat kurallarına dayanmış, kadın haklarını kısıtlamış ve uluslararası izolasyona yol açmıştır (İKİNCİ BÖLÜM, s. 122-123). Taliban'ın El-Kaide gibi terörist gruplara ev sahipliği yapması, 11 Eylül saldırıları sonrası ABD müdahalesinin ana nedeni olmuştur. 5. 21. Yüzyıl ve ABD Müdahalesi (2001-2021): Sürekli Özgürlük Harekâtı (SÖH/OEF) ve Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (UGYK/ISAF): ABD ve müttefiklerinin Afganistan'daki terörizmle mücadele ve ülke inşası çabalarıdır. Ancak bu çabalar, Afgan hükümetindeki yolsuzluklar ve yabancı kuvvetlerin sivil kayıpları nedeniyle halk desteğini kaybetmiştir (İKİNCİ BÖLÜM, s. 132-133). Hamit Karzai Dönemi (2001-2014): ABD'ye yakınlığına rağmen nepotizm ve kayırmacılıkla eleştirilmiş, ülkedeki yolsuzluk, afyon ticareti ve savaş ağalarının güçlenmesine katkıda bulunmuştur. "Karzai yönetimi boyunca ülkedeki güç odaklarına dayanmayı, diğer taraftan Taliban ile iyi ilişkiler kurmayı, ülkede yarım kalan ulus inşa sürecini tamamlamaya tercih etti." (İKİNCİ BÖLÜM, s. 128). ABD'nin Çekilmesi ve Taliban'ın Yeniden İktidara Gelişi (2021): ABD'nin hızlı çekilme kararı ve Afgan Ulusal Ordusu'nun direnememesi, Taliban'ın hızla ilerlemesine ve Kâbil'i ele geçirmesine yol açmıştır. Bu durum, "ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinde sıklet merkezi oluşturmak maksadıyla dünyanın geri kalanında yönetilebilir istikrarsızlık ortamlarının hazırlanmasını öngören" bir 'hegemonyayı engelleme' ya da 'yönetilebilir istikrarsızlık' stratejisi kapsamında değerlendirilmektedir (İKİNCİ BÖLÜM, s. 134). Taliban'ın ikinci iktidar dönemi, geçmiş tecrübelerden ders çıkarıldığı beklentisine rağmen, kadın haklarının tamamen geri alınması ve etnik ayrımcılığın devam etmesiyle başlamıştır. 6. Peştunistan Sorunu: Durand Hattı, Peştun halkını ikiye bölen ve Afganistan ile Pakistan arasında sürekli bir gerilim kaynağı olan yapay bir sınırdır (İKİNCİ BÖLÜM, s. 105). Afganistan, Pakistan'ın BM üyeliğine başlangıçta karşı çıkarak ve Peştunistan devletini tanıyarak bu sorunu uluslararası platforma taşımıştır. Sorun, Pakistan'ın Peştunları kendi ordusuna ve siyasetine entegre etmesiyle zayıflamış, ancak tamamen ortadan kalkmamıştır. SONUÇ VE TEMEL ÇIKARIMLAR Afganistan'ın tarihi ve mevcut durumu, coğrafyasının getirdiği kaderi, iç dinamiklerin karmaşıklığı ve dış güçlerin müdahalelerinin yıkıcı etkileşiminin bir hikayesidir. Ülkenin uluslaşma sürecindeki başarısızlığı, etnik ve mezhepsel bölünmüşlüğün yanı sıra, tarıma dayalı yetersiz ekonomik altyapı ve siyasal İslam'ın toplumsal yaşamdaki belirleyici rolünden kaynaklanmaktadır. Modernleşme çabaları, aşiret ve dini liderlerin geleneksel otoriteleri tarafından sıkça engellenmiştir. Sovyetler Birliği ve ABD gibi küresel güçlerin müdahaleleri, terörist grupların ortaya çıkışına ve küresel terörün yayılmasına zemin hazırlamış, aynı zamanda ülkedeki iç çatışmaları derinleştirmiştir. Son olarak, ABD'nin çekilme stratejisi, Afganistan'ı "yönetilebilir istikrarsızlık" alanı olarak bırakmış, bölgesel ve küresel dengelerdeki yerini yeniden sorgulatmıştır. Afganistan'ın geleceği, ancak kendi iç dinamikleriyle sağlıklı bir denge kurabildiği ve dış müdahalelerden bağımsız bir ulusal kimlik inşa edebildiği ölçüde şekillenecektir. ... Devamını Oku