I. Kadının Türk Kültüründeki Yeri ve Klasik Türk Edebiyatında Kadına Bakış Türk kültüründe kadının algısı tarih boyunca çeşitlilik göstermiştir: "bazen el üstünde tutulan bir yönetici ve savaşçı bazen Hz. Âdem’i kandırmakla suçlanan bir şeytan bazen cennet ayaklarının altına serilen bir anne bazen çeşitli suçlara maruz kalan ve hor görülen bir varlık olarak algılanmıştır." (Kazan Nas, s.15). Erkek egemen bir yapıya sahip Klasik Türk edebiyatında, kadınlara veya eşlerden beklentiler konusunda gen ellikle erkeklerin sesi duyulmuştur. A. İdeal Kadın Algısı: Dede Korkut Kitabı'nda "Evin Dayağı" Kadın: Bu eserde kadınlar dört ana tipleme ile ele alınır: "evin dayağı", "solduran sop", "dolduran top" ve "ne kadar dersen bayağı" (Ergin, 2004: 76, akt. Kazan Nas, s.16). "Evin dayağı" olan kadın; evin direği, temeli, kocasına vefalı ve tatlı dilli, güler yüzlü, işveli, güçlü ve akıllı özelliklere sahiptir. Deli Dumrul hikayesinde eşinin fedakarlığı, Tanrı tarafından ödüllendirilerek onlara yüz kırk yıl ömür verilmesine neden olur. Aşka Bağlılık ve İffet: Klasik mesnevilerde kadın, aşkına sadık ve iffetli olmasıyla öne çıkar. Leylâ, Mecnûn'a olan aşkını "bir sır gibi saklamış ve ölüm anına kadar kimseyle paylaşmamıştır" (Kazan Nas, s.23). Annelik Rolü: Anne figürü, Türk kültüründe kutsal bir yere sahiptir. Rûmî'nin beytiyle "Anadan gayrı olmaz ogula dost" (Rûmî, Şîrîn ü Şîrûye/489, akt. Kazan Nas, s.23) denilerek annenin vazgeçilmez dostluğu vurgulanır. Ana sütü, bütün yiyeceklerden daha değerli ve lezzetlidir (Kazan Nas, s.24). Kadınlarda Aranılan Özellikler: Evlenilecek kadın genç, güzel ve varlıklı olmalıdır. Ancak yaşlı ve varlıklı kadınlarla evlilik eleştirilir (S. Vehbî, Lutfiyye/1001-1002, akt. Kazan Nas, s.33-34). Soy sop önemli bir faktördür; "Anasına bak, kızını al" (Kazan Nas, s.34). Dul kadınların tecrübesi bazı şairler tarafından tercih nedeni olarak görülür (Kazan Nas, s.36). Tatlı dilli, güler yüzlü ve işveli kadın idealize edilir (Enderunlu Fâzıl, Zenân-nâme/121-124, akt. Kazan Nas, s.39). Güçlü ve Akıllı Kadın: Mihrî Hatun gibi kadın şairler, "İşinin ehli bir kadın, bin tane beceriksiz erkekten yeğdir. Zihni aydınlık bir kadın, bin tane idraksiz, düşüncesiz erkekten iyidir" (Kazan Nas, s.40) diyerek kadınların zekâ ve becerilerini vurgulamışlardır. B. Olumsuz Kadın Algısı: Güvensizlik ve Vefasızlık: Klasik şiirde kadına karşı güvensizlik ve vefasızlık teması da işlenir. Nâbî, "Zen tab‘lar almış yiri merdân unudulmuş" (Nâbî, G.345/4, akt. Kazan Nas, s.45) diyerek kadına güven olmayacağını ima eder. Edirneli Nazmî'ye göre ise "kadından asla vefa gelmez" (Kazan Nas, s.46). Hilekârlık ve Aldatıcılık: Kadınların "sihr ü mekr" (büyü ve hile) ile erkekleri aldatma potansiyeli vurgulanır. Lâmi’î, "Merd isen aldanma mekr-i zenlere / ‘Âkıl isen uymagıl rehzenlere" (Lâmi’î, Vâmık u Azrâ/2197, akt. Kazan Nas, s.48) diyerek düzenbaz kadınlardan kaçınılması gerektiğini belirtir. Paraya Düşkünlük ve Gösteriş Merakı: Kadınların süse ve gösterişe düşkünlüğü, paraya olan zaafı eleştirilir (Necâtî, G.445/4, akt. Kazan Nas, s.50-51). Zayıf Akıl Algısı: Edirneli Nazmî gibi şairler, kadını "nâkısatu’l-akl" yani eksik akıllı olarak tanımlar ve erkeklerin onlara uymaması gerektiğini savunur (E.Nazmî, Pendnâme /1809, akt. Kazan Nas, s.64). Ancak Mihrî Hatun bu algıya karşı çıkarak kadınların akıllı olduğunu belirtir (Kazan Nas, s.65). II. Türk Halk Şiirinde "Kadın": Karacaoğlan Örneği Türk halk şiirinde "kadın" teması genellikle ulaşılamayan sevgili ve maşuka olarak öne çıkar (Arvas, s.75). Karacaoğlan'ın şiirlerinde aşk önemli bir yer tutar ve sevgililer mitlerden arındırılarak "ete kemiğe" (Başgöz, 1984: 20, akt. Arvas, s.78) büründürülür. Karacaoğlan'ın "Elif" şiiri, sevgilinin eşsiz güzelliğini doğa ile özdeşleştirerek anlatır: "İncecikten bir kar yağar, / Tozar Elif, Elif deyi." (Öztelli, 1996: 352, akt. Arvas, s.80-81). Bu şiirde başlangıçta platonik bir aşk dile getirilirken, son kıtada "iliklenmiş düğmelerin çözülmesi" (Arvas, s.82) ifadesiyle fiziksel vuslat somut olarak betimlenir. Karacaoğlan'ın kadınları, klasik şiirdeki mitsel varlıkların aksine, "gündelik hayatta ete kemiğe bürünen canlı bir fert olarak karşımıza çıkmaktadır" (Arvas, s.84). III. Tanzimat Sonrası Türk Şiirinde Kadın ve Aşk Figürleri (1860-1960) Tanzimat ile birlikte Türk şiirinde kadın, hayalî ve soyut bir kavram olmaktan çıkarak, "yaşayan, duyan, ağlayan bir varlık"a (Parlatır, 1986: 37, akt. Alan, s.89) dönüşür. A. Recaizâde Mahmut Ekrem'in "Seher"i ve Mihrimâh Hanım: Ekrem'in şiirlerinde aşk teması önemli yer tutar. İlk şiirlerinde mistik bir aşk anlayışı görülürken, zamanla maddi aşka ve yaşayan kadınlara yönelir (Parlatır, 1986: 38, akt. Alan, s.89). Şair, eşi Ayşe Güzide Hanım'a olan derin bağlılığını ve vefasını, ölüm döşeğindeki eşinin "Kolonya kokusu beni rahatsız ediyor!" sözüne karşılık, eşinin vefatından sonra yirmi yıl boyunca hiçbir koku sürmeyerek gösterir (Es, 1945, akt. Alan, s.94). "Nağme-i Seher" adlı ilk şiir kitabının adı, şairin eşini düşünerek kaleme aldığı şiirleri işaret eder (Özgül, akt. Alan, s.90). B. Abdülhak Hâmid Tarhan ve "Makber Mülhimesi" Fatma Hanım: Fatma Hanım, Abdülhak Hâmid Tarhan’ın ilk eşi olup, şairin en önemli eseri olan "Makber"i onun ölümü üzerine yazdığı müstesna bir kadındır (Sâfi, s.99). Hâmid, Fatma Hanım'ı "canan, canparem, meleğim, ruhum, gönlüm" gibi birçok sevgi dolu ifadeyle anar (Sâfi, s.101). Fatma Hanım'ın ölümü şairi derinden etkiler, acısı azalmak yerine artar ve "ölmesini bir çarpmaya, vurmaya benzetir" (Sâfi, s.107). C. Mehmed Celâl'in "Anna"sı: Mehmed Celâl'in şiirlerinde "sarı saçlı ve mavi gözlü sevgili imgesi" olan Anna merkezi bir yer tutar (Andı, 1993: 177, akt. Korkmaz, s.112). Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kızı sevmesi, Tanzimat roman ve hikayelerinde bir çatışma teması olarak kullanılırken, Mehmed Celâl bu temayı şiirine taşır. Anna'ya olan aşkı, şairin "sanatının önemli bir köşe taşı" (Korkmaz, s.119) olarak görülür ve birçok eserinde etkili olur. D. Cenap Şahabettin'in "Amelié"si: Cenap Şahabettin'in şiirlerinde aşk ve kadın önemli yer tutar. "On Sene Sonra" şiiri, Paris'te tanıştığı ve kavuşma ihtimali olmayan "ecnebi bir kadın olan Amelié"ye duyulan özlemi anlatır (Özbek, s.132-133). Şairin bu şiirdeki "yabancı sevgili imajı", dönemi için "ileri bir tavır" (Özbek, s.138) olarak değerlendirilebilir. Cenap'ın nesir yazılarında "Kadının vazife-i tabiiyesi analıktır" (Özbek, s.133) diyerek anneliği en yüce sıfat olarak gördüğü belirtilir. E. Şükûfe Nihal: Şairlerin Aşık Olduğu Kadın: Şükûfe Nihal, "şair, yazar, öğretmen, kadın hakları savunucusu gibi birçok sıfata sahip çok yönlü bir sanatçıdır" (Kostakoğlu, 2016, akt. Okray, s.139). Osman Fahri, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Nazım Hikmet gibi şairler ona aşık olmuş ve şiirler ithaf etmişlerdir (Argunşah, 2002, akt. Okray, s.142). Osman Fahri'nin karşılıksız aşkı intiharına neden olurken, Faruk Nafiz kayıp nesnenin benzer özelliklerine sahip başka biriyle evlenmiştir (Okray, s.142). Psikanalitik yaklaşıma göre "âşık olunan nesne aşırı idealleştirilir" ve "anneye duyulan o ilk aşkın yerine geçenidir" (Freud, 1921, akt. Okray, s.143). Şükûfe Nihal, şair erkeklerin "güçlü ve öncü kadına" (Okray, s.148) aşık olduğunu düşündürür. F. Rıza Tevfik'e İlham Veren Kadınlar: Rıza Tevfik'in şiirlerinde kadın, genellikle "uzaktan sevilen" veya "elde edilemeyen" bir figürdür. Eşi Nazlı Hanım'a duyduğu hasret ve sevgiyi dile getirirken (Uçman, s.155), diğer şiirlerinde karşılıksız aşklardan kaynaklanan karamsarlığı işler (Uçman, s.157). Şairin "deli gibi tutkun" (Uçman, s.155) olduğu kadınlar, bazen doğa unsurlarıyla (yasemen, ay, güneş), bazen de manevi sıfatlarla tasvir edilir. Rıza Tevfik'in çapkınlıkları ve gelip geçici hevesleri de şiirlerine yansır (Uçman, s.161). G. Yahya Kemal'de Kadın: Yahya Kemal'in şiirinde kadın algısı, öncelikle anne figürüyle başlar. Annesi Nakiye Hanım'ın varlığı ve yokluğu, şairin kişiliğinin oluşmasında önemli bir rol oynar ve "varlığın, saadetin, güzelliğin membaı" (Tercüman, s.164) olarak anılır. Şairin kadınlara genel bakışı, Türk kadınının "medeniyetin değerlerini" (Tercüman, s.184) taşımasıyla yabancı kadınlardan ayrılır. Yahya Kemal, "Kadınlar şair sevmez" (Beyatlı, 1997: 253, akt. Tercüman, s.182) diyerek aşkta saadete mazhar olmuş büyük şairlerin nadir olduğuna inanır. Tanzimat Fermanı ile hız kazanan Batılılaşma/alafrangalaşma meselesine kadın açısından bakar ve Türk kadınının cemiyet içindeki konumunu eleştirel bir dille inceler (Tercüman, s.186). H. Ahmet Muhip Dıranas'ın Şiirlerinde Kadın ve Aşk Algısı: Dıranas şiirinde hem somut hem de soyut kadın algıları mevcuttur. "Fahriye Abla" şiiri, "keskin konturlarla ve somut olarak çizilmiş, bir anlamda stereotip olarak sunulmuştur" (Yivli, s.195) ve şairin çocukluk yıllarındaki hayranlığını yansıtır. "Parkta Serenad" ise "aşktan çok tutkuyu ifade eder" (Yivli, s.196) ve erotizm ön plandadır. Soyut kadın algısında ise kadın, "tanrısal kattan indirildiği hâlde somutlaşmaktan uzaktır" (Yivli, s.197). Bu kadınlar "tinsellikle örülmüş", "ulaşılamaz bir zirveye oturtulan estetik bir nesne"dir veya "erkeğinin mutluluğunu artıran, acısını hafifleten ikincil bir toplumsal cinsiyettir" (Yivli, s.200). Dıranas'ın kadın algısı, feminizmin henüz konuşulmadığı bir dönemde "eril bakış açısına" (Yivli, s.200) aittir. I. Nahit Hanım ve Türk Şiirindeki İzleri: Nahit Hanım (Gelenbevi/Fıratlı/Damar), Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir figürdür. Evinde düzenlediği edebî toplantılarla dönemin birçok şairini ağırlar ve "devrin edebiyat ortamında oldukça meşhur bir mahfile dönüşür" (Erzen, s.203). Sabahattin Ali ve Orhan Veli gibi şairlerin karşılıksız aşklarına ilham kaynağı olmuştur (Erzen, s.204-205). Nahit Hanım, "Bin dokuz yüz yirmi üç gibi kadın, Cumhuriyet gibi kadın" (Süreya, akt. Erzen, s.210) gibi yakıştırmalarla anılmış, "idealleri ve yaşayışıyla da başkalarından ayrılan" (Erzen, s.210) etkileyici bir figürdür. Orhan Veli'nin "Bir de sevgilim vardır, pek muteber; / İsmini söyleyemem, / Edebiyat tarihçisi bulsun" (Kanık, akt. Erzen, s.210) dizelerinde bahsedilen kişinin Nahit Hanım olduğu kabul edilir. Sabahattin Ali'nin şiirlerinde ise Nahit Hanım'a duyulan karşılıksız aşk, "kudurmak" (Korkmaz, 1997: 321, akt. Erzen, s.223-224) gibi şiddetli duygularla ifade edilir ve "kurbağa" (Erzen, s.224) benzetmesiyle şairin kendini çirkin ve reddedilmiş hissetmesi anlatılır. J. Nâzım Hikmet'in Şiirindeki Kadınlar: Nâzım Hikmet, Türk şiirinde "mülhimelerini meşhur eden şairlerin başında" gelir (Özarslan, s.245). Şiirlerinde ideolojiye odaklanmakla birlikte, aşk, sevda ve kadın konularını da önemli bir eksen olarak ele alır (Özarslan, s.246). Hayatındaki kadınlar, onun şiirlerine ilham veren önemli figürlerdir: Nüzhet Berkin: İlk karısı Nüzhet'in kendisini terk etmesi üzerine duyduğu nefreti "Mavi Gözlü Bir Dev" şiirinde dile getirir ve Nüzhet'i "minnacık bir kadın", "yumuşak beyaz bir kurt" (Özarslan, s.250-253) gibi ifadelerle tezyif eder. Piraye: Hapishane yıllarında Nâzım Hikmet'in hayatının merkezinde yer alan Piraye, şair için hem bir ilham kaynağı hem de yaşama tutunma arzusunun temelidir. Onu "anne", "yavrum", "karı", "kalbimin sahibi" (Özarslan, s.261-267) gibi farklı hitaplarla anar. Piraye'ye duyduğu aşk, "nâr-ı firkat", "dağ-ı hicrân" (Özarslan, s.270) gibi Klasik Türk Edebiyatı mazmunlarını çağdaş bir dille yeniden yorumlar. Vera Tulyakova: Nâzım Hikmet'in hayatına geç yaşlarda giren Vera, şaire "yaşlılığın getirdiği dünya sıkıntılarını bile unutturmuş" (Özarslan, s.282), ona yeni renkler, kokular ve lezzetler katmıştır. Vera, şair için "ayılmak istemediği bir sarhoşluk" (Özarslan, s.277) hâlini alır ve ölüm korkusunu dindiren bir güçtür. K. Oktay Rifat'ın Şiir Kadınları: Oktay Rifat, şiirlerinde aşkın "yapıcı bir rol oynadığını ve her zaman iktidarda olduğunu" (Özcan, s.299) belirtir. İlk dönem şiirlerinde geleneksel sevgili tiplerini kullanırken, daha sonra "hoppa, rakı içen, kadeh kıran, alafranga bir sevgili tipiyle" (Özcan, s.296) karşımıza çıkar. Romanlarında ise kadınlar "cinsel sorgulamalardan geçen birer aktif özne" (Özcan, s.300) olarak tasvir edilir. Rifat'ın şiirlerindeki kadınlar, genellikle hayatına girmiş ve "yalnızlığın ve umutsuzluğun panzehiri" (Özcan, s.300) konumundaki figürlerdir. L. Muzaffer Tayyip Uslu ve Evadoksiya Şiiri: Muzaffer Tayyip Uslu, Garip poetikasına yakın duran ve "küçük adam"ı (Kanık, 2014: 11-22, akt. Yılmaz, s.302) merkeze alan bir şairdir. Şiirlerinde aşk teması hedonist bir tavırla ele alınır ve tensel heveslere bağlıdır (Yılmaz, s.304). "Evadoksiya" şiiri, şairin Rum asıllı bir kadına olan aşkını ve onunla yaşadığı anları somut detaylarla anlatır: "İnkâr etmiyorum ki / Öpmesine öptüm Evadoksiya’yı / Hem de Zeyrek yokuşunda öptüm" (Uslu, 2013: 37, akt. Yılmaz, s.305). Şairin sevgilisi genellikle sarı saçlı ve İstanbullu bir "kenar mahalle dilberi"dir (Yılmaz, s.304). M. Sait Faik Abasıyanık ve Aleksandra: Sait Faik, hikâyeciliğiyle tanınsa da şiirlerinde de "yalnızca Aleksandra’ya sevgili sıfatıyla yer vermiştir" (Yağar, s.314). "Bir Masa" şiirinde Aleksandra, meyhane dekoru içinde ele alınır ve yazarın biyografisinden izler taşır (Yağar, s.312-315). Sait Faik, Aleksandra'ya evlenme teklif etmiş ancak annesinin karşı çıkması ve diğer sebeplerle bu evlilik gerçekleşmemiştir (Yağar, s.313-314). Şair, Aleksandra'yı "gâvur" (Yağar, s.315) olarak nitelese de, onunla geçirilen anların hayata anlam kattığını belirtir. N. Âsaf Hâlet Çelebi'ye İlham Veren Kadınlar: Çelebi'nin şiirlerinde dünyevi aşk, cinsellik ve kadın genellikle geri plandadır (Ünal, 2012: 58, akt. Şen, s.319). Ancak eşi Nermin Hanım'la yaşadığı tutkulu aşkı ve nişanlılık sürecinde yazdığı "Misafir" şiiri bu duruma bir istisna teşkil eder (Karadeniz, 2003: 154, 159, akt. Şen, s.319). Lizbonlu Maria Barbas için yazdığı "Mariyya" şiirleri ise doğrudan bir kadına ithafen yazılmasıyla şairin dünyasında farklı bir yer tutar (Şen, s.321). Çelebi, "Mariyya’nın yüzü tarçın renginde idi. Tarçın renginde olduğu için, tarçın gibi kokar herhalde diye düşündüm" (Çelebi, 2004: 487, akt. Şen, s.324) diyerek duyular arası bir benzetme kullanır. O. Bedri Rahmi Eyüboğlu ve "Karadut" Mari Gerekmezyan: Bedri Rahmi'nin şiirlerinde aşk duygusu ve sevgili imgesi önemli bir yer tutar. "Karadut" şiiri, şairin Mari Gerekmezyan ile yaşadığı "kutsanan, yüceltilen, coşkulu, tutkulu bir aşkın hikâyesini" (Özer, s.336) anlatır. Mari, şair için "ölümsüz sevgili" (Özer, s.332) ve sanatsal açıdan üretkenliğine katkı sağlayan bir ilham kaynağıdır (Özer, s.334). "Karadut, çatal karam, çingenem" (Eyüboğlu, 2018: 62, akt. Özer, s.331) gibi ifadelerle Mari'nin esmerliği, cinselliği ve haz tutkusu vurgulanır. Şair, Mari ile evli olmamasına rağmen "Kadınım, kısrağım, karımsın" (Kaplan, 1996: 118, akt. Özer, s.334) diyerek toplumsal sorumluluğu üstlenir. P. Cahit Sıtkı Tarancı'nın Kendilik İnşasında Aşk ve Sevgili: Cahit Sıtkı'nın şiirlerinde sevgili, şairin "hassas ruhunu sağaltacak ve ona dünyaya tutunma gücü verecek bir kaynak"tır (Koç, s.342). Başlangıçta "yaşamanın Don Juan'ı" (Tarancı, 2007:53, akt. Koç, s.346) metaforuyla sürekli değişen sevgili imgeleri görülürken, zamanla dost ve arkadaş olma yönünde bir evrilme yaşanır (Koç, s.348). "Desem ki sen benim için, / Hava kadar lâzım, / Ekmek kadar mübarek, / Su gibi aziz bir şeysin" (Tarancı, 2010: 153, akt. Koç, s.348) dizeleriyle sevgiliye kutsiyet atfedilir. Son şiirlerinde sevgili, can yoldaşı ve "melek"e (Tarancı, 1953: 235, akt. Koç, s.350) dönüşür. Q. Cahit Külebi'nin Kadınları: Cahit Külebi'nin şiirlerinde kadın, bazen narinliğiyle "güzel dünya"nın bir unsuru, bazen de "acımasız dünya"nın mağduru (Külebi, 1993: 27, akt. Çağın, s.353). Savaş karşıtı şiirlerinde kadın ve çocukların savaştan en çok zarar görenler olduğu vurgulanır (Çağın, s.354). Şairin karısı Süheyla Hanım, "yolunu bekleyen" (Çağın, s.358) ideal sevgili figürünü temsil eder. R. Necati Cumalı'nın Kurgusal Sevgilisi Güler: Cumalı'nın şiirlerinde aşk, beşeriden ilahi olana doğru gelişir ve cinselliğe yer yoktur (Gönel, 2010: 210, akt. Çavuş, s.361). Kadınlar, özel alanda var olan ve aşkın nesnesi konumundaki figürlerdir (Çavuş, s.361). "Güler" kurgusal bir sevgili olup, şairin yalnızlığını ve özlemini mekanla birlikte vurgular (Çavuş, s.365). S. Salâh Birsel ve Güzin: Salâh Birsel için aşk, yaşamın taşıyıcı unsurlarından biri olsa da "hiç de yapıcı değildir" (Çelik, s.374). Şairin "Taksimdeki Sarışın" gibi gelip geçici aşkları ve "Güzin" figürü, onun aşk hayatının karmaşıklığını gösterir. "Abdülhak Hamid’i vardı ya Fatma Hanım’ın / Benim de vardı Salâh Birsel’im" (Çelik, s.377) dizesiyle Güzin, Fatma Hanım'a benzetilir ve şairin ona olan ilgisi vurgulanır. Ancak Güzin'in de şairin de aşk için gereken çabayı ortaya koymaktan kaçındığı belirtilir (Çelik, s.380). T. İlhan Berk: Aşk, Gövde ve Erotizmin Sıfır Noktasında Bir Şair: İlhan Berk, aşk şiirlerini "yaşamadan yazmadığını" (Tözer, 1989, akt. Çobanoğlu, s.383) belirtir. Çocukluk ve ergenlik yıllarındaki aile içi ilişkileri, özellikle "deli ablasının çıplaklığı" (Berk, 2005: 124-125, akt. Çobanoğlu, s.386) onun kadınlara, aşka ve erotizme bakışında derin etkiler bırakmıştır. Su imgesi, Berk'in şiirlerinde hem hayatın akışını hem de cinselliği ve bereketi simgeler (Çobanoğlu, 2017: 279, akt. Çobanoğlu, s.394). "Edibe" için yazdığı şiirde, kadının hayatın merkezinde olduğu ve onun olmadan suyun dahi akmayacağı vurgulanır (Çobanoğlu, s.396). U. Baki Süha Ediboğlu ve Afife Çerikçioğlu Aşkı: Baki Süha, eşi Afife Hanım'a olan aşkını ve "yılların izini taşıyan" (Yüce, s.402) yaşanmışlıklarını şiirlerinde dile getirir. "Bu akşam ayni yastıklara başımızı koyacağız" (Ediboğlu, 1958: 402, akt. Yüce, s.403) dizesiyle paylaşılan bir yaşamın mutluluğu vurgulanır. Şiirlerinde sade bir dil ve romantik bir duyarlılık hakimdir. V. Nahit Ulvi Akgün'den Melahat'a: Nahit Ulvi Akgün, "sevgi ve aşk şairi" (Morkoç, s.408) olarak tanınır. "Melahat"a olan aşkı, başlangıçtaki arkadaşlıktan giderek derin bir sevgiye dönüşür (Morkoç, s.409). Ailesinin itirazlarına rağmen Melahat ile evlenen şair, "Melahat'a" şiirinde "Saadetten mi bu şaşkınlığım" (Morkoç, s.411) diyerek yaşadığı yoğun mutluluğu dile getirir. W. Sezai Karakoç ve "Mona Roza": "Mona Roza" şiiri, Sezai Karakoç'un platonik aşkını yansıtır ve "Türk edebiyatının en başarılı akrostişlerinden biri" (Dayanç, s.417) olarak kabul edilir. Şiirin her bölümünün ilk ve son mısralarının ilk harfleriyle "Muazzez Akkaya" (Dayanç, s.417) ismi ortaya çıkar. Şiirde "siyah güller ak güller", "beyaz yatak" gibi tezatsal ifadelerle şairin duygusal karmaşası ve saflığı vurgulanır (Dayanç, s.418). X. İlhami Bekir Tez ve Yarım Kalan Bir Aşk Hikâyesi: Sesiye: İlhami Bekir Tez, Cumhuriyet döneminin ilk toplumcu gerçekçi şairlerinden olup, serbest şiirin de öncülerindendir (Aydoğdu, s.426). Şiirlerinde aşk ve kadın temaları yoğun olarak işlenir (Aydoğdu, s.436). "En Güzel Şarkı" adlı şiir kitabı, Libyalı "Sesiye" (Aydoğdu, s.439) adlı kadına duyulan aşkı anlatır. Sesiye, şair için hem anne figürünü (Aydoğdu, s.444) hem de Akdeniz coğrafyasının güzelliklerini simgeler (Aydoğdu, s.443). Y. Cemal Süreya'nın Şiirindeki Kadınlar: Cemal Süreya şiiri, kadının merkeze alındığı bir "arayış şiiri"dir (Oruç, s.460). Şairin çocuk yaşta kaybettiği annesi Gülbeyaz, onun için en önemli "arketiplerden" biridir (Jung, 2015: 21, akt. Oruç, s.450). Bu anne özlemi, şairin kadınlara karşı duyarlılığının temelini oluşturur ve "tüm kadınlarda çocuk yaşta kaybettiği annesini aramaktadır" (Oruç, s.460). "Balzamin" şiirinde Seniha, şairin dünyasına olumlu değerler katan, "güzel görüntü, güzel koku, güzel ses (şarkı), güzel renk (beyaz), saflık (çocuksu)" (Oruç, s.454) gibi anne imgesine işaret eden özelliklerle tasvir edilir. Tomris Uyar ve Birsen Sağnak gibi kadınlar da şairin hayatında ve şiirlerinde önemli yer tutmuştur. Z. Özdemir Asaf Şiirinde Kadınlar ve Aşk: Özdemir Asaf, şiirlerinde karşı cinsi "düşünce ile örer" ve kadınların insanlık için taşıdığı değeri vurgular (Durmuş, s.466). Aşk, Asaf için "insanın anlam arayışının bir parçası"dır (Durmuş, s.468). Şairin hayatında Sabahat Selma Tezakın (ilk eşi), Mevhibe Beyat (Lavinia) ve Yıldız Moran (ikinci eşi) önemli yer tutar. "Lavinia" şiiri, şairin Mevhibe Beyat'a duyduğu "platonik bir aşkı" (Durmuş, s.477) anlatır ve dönemin edebiyat matinelerinde popüler olmuştur. Asaf'ın aşk hayatındaki "kaosun nedeni de duyguları ile aklı arasında yaşadığı çelişkilerdir" (Durmuş, s.470). AA. Hasan Hüseyin'le Azime'nin Sevdası: Hasan Hüseyin Korkmazgil'in şiirlerinde aşk unsuru, onun "hayatındaki ve şiirindeki aşkın gücünü" (Türk, s.491) ortaya koyar. Eşi Azime Korkmazgil, şairin hayatında önemli bir yönlendirici ve ilham kaynağı olmuştur. Azime Hanım, "şairin yazdığı tüm şiirleri nedenleri, nasıl, ne zaman ve kime yazdıklarıyla birlikte ezbere bilmektedir" (Türk, s.493) ve bazı şiirlerinin kitaplara girmemesine bile neden olmuştur. Hasan Hüseyin'in şiirlerinde Azime'ye duyulan aşk, "itici güç" olmuş ve şairin büyük eserler vermesini sağlamıştır (Türk, s.499). BB. Metin Eloğlu Şiirinde Kadınlar: Metin Eloğlu'nun ilk şiirlerinde kadın, hem "romantik aşk teması"nın soyut bir parçası (Eloğlu, 2022: 545, akt. Çelik, Balık, s.505) hem de "Üsküdarlı yârim var/Allı, morlu entarisi" (Eloğlu, 2022: 528, akt. Çelik, Balık, s.506) gibi somut özelliklerle tasvir edilir. Daha sonraki şiirlerinde "hafifmeşrep kadın tipi" (Çelik, Balık, s.506) ve "patolojik bir aşkla bağlanılan kadın" (Çelik, Balık, s.513) gibi farklı kadın figürleri ortaya çıkar. Şairin eşi Güzin de şiirlerinde somut bir varlık olarak yer alır (Eloğlu, 2022: 152, akt. Çelik, Balık, s.513). CC. Ahmed Arif ve Leyla Erbil: Ahmed Arif'in "Leyla Erbil'e yazılan mektuplar" (Uludağ, s.525) onun çelişkilerini, Anadolu'nun masum insanlarına duyduğu sevgiyi ve aynı zamanda Leyla'ya olan "saplantılı ve kara sevdasını" (Uludağ, s.526) ortaya koyar. Leyla Erbil, şair için "vazgeçilmez" (Uludağ, s.534) bir figürdür ve yıllar sonra bu aşkın izlerini taşıyan mektupları yayımlamıştır. DD. Turgut Uyar'ın Şiirlerinde Kadın: Turgut Uyar'ın şiirlerinde kadın, "erkeklerin yalnızlık duygusunun kaynağı olduğu gibi bu duyguyu gideren ya da ortadan kaldıran temel güçtür" (Şahin, 2017: 114, akt. Şahin, s.549). Eşi Tomris Uyar, şair için "ruhsal olarak tamamlayıcı" bir kadındır ve birçok şiirine ilham vermiştir (Arısoy, 2017: 211, akt. Şahin, s.547). "Narhanımcık", "Hümeyra" ve "Azra" gibi kadın figürleri de Uyar'ın şiirlerinde kimlik kazanmıştır. Hümeyra, şair için ev ve içtenlik değerlerini temsil ederken, Azra cinselliği ve arzu nesnesini simgeler (Şahin, s.553-554). EE. Can Yücel ve Güler Yücel: Can Yücel'in şiirlerinde eşi Güler Hanım, "yaşamının kaçınılmaz anlamı" (Börklü, s.563) ve "kutsal bir kimlik" (Börklü, s.572) kazanır. Güler'e duyduğu aşk, onun için "ekmek kadar kutsal"dır (YÜCEL 2006G: 66, akt. Börklü, s.572). Güler Yücel'in tabloları da Can Yücel'in şiirleriyle birlikte aralarındaki kopmaz bağı ve sanata olan tutkularını vurgular (YÜCEL, 2000: 7, akt. Börklü, s.568). FF. Edip Cansever'in Ruhbilimsel Saatleri: Alev Ebuzziya ile Tomris Uyar: Edip Cansever, varoluşsal yalnızlığı hisseden ve şiirlerinde duyuran bir şairdir (Cansever, 2022:125, akt. Koç, s.578-579). Alev Ebuzziya ve Tomris Uyar, onun hayatında önemli yer tutan "bilinç düzeyi yüksek entelektüel kadınlardır" (Koç, s.583). Cansever'in Alev Ebuzziya ile olan ilişkisi platonik bir aşkla başlar ve zamanla sıkı bir dostluğa dönüşür (Koç, s.580). Tomris Uyar'a yazdığı şiirlerde ise şairin içsel sorgulamaları ve "ruhen nasıl olduğunu merak etmesi" (Koç, s.585) ön plana çıkar. GG. Ümit Yaşar Oğuzcan: Ayten ve Mihriban: Ümit Yaşar Oğuzcan, "aşk şairi" olarak tanınır ve şiirlerinde aşkı ve kadınları yoğun olarak işlemiştir (Doğan, s.589). Hayatında Ayten, Mihriban ve Ulufer Hanım gibi kadınlar önemli yer tutar. Ayten, şair için "psikolojik zamanın etkisinde" (Doğan, s.594-595) bir figürdür ve "Saatim her zaman Ayten’e beş var / Ya da Ayten’i beş geçiyor" (Oğuzcan, 2003: 569, akt. Doğan, s.594) dizeleriyle zamansal kurguyu bozar. Ayten'e duyduğu aşk, "taparcasına" (Doğan, s.599) sevgi ve "ölümle özdeşleşen" (Doğan, s.601) bir yoğunluktadır. HH. Attila İlhan Şiirinde Kadınlar: Attila İlhan, toplumcu gerçekçi bir şair olmasına rağmen "daha çok aşk şiirleriyle tanınmış ve sevilmiş" (Yılmaz, s.608) bir şairdir. "Ben Sana Mecburum", "Pia", "Böyle Bir Sevmek" gibi şiirlerinin çoğu aşka dairdir. İlhan'ın aşk şiirlerinin belirgin özelliği "kavuşamama/gerçekleşmeme ve uzaktaki sevgiliye dair özlem"dir (Yılmaz, s.609). Şair, sevgiliye kavuşmak yerine onu "muhayyilesinde yaşatmayı" (Yılmaz, s.610) tercih eder. "Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular" (İlhan, 1998: 33, akt. Yılmaz, s.611) dizesi, onun imkansız aşk anlayışını özetler. Suna Su, Pia, ve İnge Bruckhart gibi kadınlar, şairin hayatındaki ve şiirlerindeki "hayal kadınlar"dır (Yılmaz, s.614-617). II. Ece Ayhan'ın Sivil Kahramanı: Çanakkaleli Melâhat: Ece Ayhan, İkinci Yeni şiirinin önde gelen temsilcilerinden olup, şiirini "sivil şiir", "sıkı şiir" veya "kara şiir" (Geçgel, s.625) olarak adlandırır. "Çanakkaleli Melâhat", şair için "sivil bir kahraman"dır (Geçgel, s.639) ve "devletin dışında ve uzağında" (Geçgel, s.645) olmayı tercih eden bir kadın figürünü temsil eder. Ece Ayhan, "cumhuriyet meydanına Çanakkaleli Melâhat’ın heykelinin dikilmesi" (Geçgel, s.640) arzusunu dile getirerek, resmi tarihe karşı "sivil tarihin" (Geçgel, s.645) önemini vurgular. Melahat, "fuhuş" bağlamından soyutlanarak "düşünsel, tarihsel, toplumsal, bireysel ve insani" (Kul, 2007: 315-317, akt. Geçgel, s.642) bir figür olarak ele alınır. JJ. Yavuz Bülent Bâkiler ve "Şaşırdım Kaldım İşte": Yavuz Bülent Bâkiler, şiirlerini "samimi bir duyguyla ve içten gelerek" (Taştan, s.660) yazan bir şairdir. Aşk, onun için "karşı cinsten birine gönül vermek" (Taştan, s.662) ve insanı tutsak eden bir duygudur. "Şaşırdım Kaldım İşte" şiiri, şairin üniversite yıllarında "Fatma" mahlasını verdiği kıza duyduğu karşılıksız ve itiraf edilemeyen aşkı anlatır (Taştan, s.668-669). Şair, aşkına kavuşamadığı için "onu en çok sevdiği kadınlar nazarında kutsamaya başlar" ve "bazen kız kardeşi bazen de öz annesi olarak benimser" (Taştan, s.670). KK. Ataol Behramoğlu ve Kadınlar: Ataol Behramoğlu'nun şiirlerinde aşk, genellikle "memnuniyet ve neşe kaynağı" (Malinowski, 1994: 39, akt. Namlı, s.687) olarak işlenir. "Bu Aşk Burada Biter" şiiri, biten bir aşkın hüznünü ve ayrılığın insanda uyandırabileceği derin duyguları anlatır (Namlı, s.689). Behramoğlu, "bütün aşklar yarım kalmıştır / Şimdi sevişmenin yerini / Bilişim almıştır" (Namlı, s.691) diyerek modern zamanlardaki aşk anlayışına eleştirel bir bakış sunar. Kadın, şiirlerinde bazen "bereket tanrıçası" (Namlı, s.692) olarak kutsallaştırılır, bazen de ayrılığın acısıyla "ruhun içindeki gecenin" (Namlı, s.695) bir parçası haline gelir. LL. Cahit Zarifoğlu ve Berat Hanım: Cahit Zarifoğlu'nun şiirlerinde kadın ve sevgili, "belli bir edep, ölçü ve ilke bağlamında" (Elmas, s.702) ele alınır. Eşi Berat Hanım için yazdığı "Ey Berat hanım" şiiri, onun bir anne, evin düzenini sağlayan bir kahraman ve güven veren bir sığınak olduğunu vurgular (Elmas, s.701). Zarifoğlu, "sanatını estetik kaygıları ihmal etmeden düşüncesinin tanıtılmasına ve yayılmasına adamıştır" (Elmas, s.706). MM. Şükrü Erbaş ve Hatice: Şükrü Erbaş'ın şiirlerinde eşi Hatice, "45 yıllık bir var oluşu" (Koçakoğlu, s.717) temsil eder ve şair için "bozkırdan yayılan buğday kokusunun deniz tuzuyla karıştığı bir iklimde ölüme meydan okuyan ses"tir (Koçakoğlu, s.717). Hatice'nin ölümü, şairi derinden sarsar ve şiirin adı adeta "Hatice" (Koçakoğlu, s.709) olarak görünür. Hatice, şair için anne, kadın, eş, sevgi, toprak ve doğa gibi birçok kavramın birleştiği bir figürdür (Koçakoğlu, s.717). Sonuç Türk şiirindeki kadın kahramanlar ve aşk teması, klasik dönemden modern şiire uzanan geniş bir yelpazede hem şairin kişisel deneyimlerini hem de toplumsal ve kültürel değişimleri yansıtmaktadır. Kadın figürü, idealize edilmiş bir sevgili, kutsal bir anne, ilham veren bir musa, arzu nesnesi, güçlü bir öncü veya sıradan yaşamın bir parçası olarak karşımıza çıkar. Aşkın ifade biçimleri, platonik ve imkansız aşklardan derin bağlılıklara ve evlilik içindeki huzura kadar çeşitlilik gösterir. Bu figürler ve temalar, Türk şiirinin zenginliğini ve çeşitliliğini gözler önüne sermektedir. ... Devamını Oku