1. Aydınlanma Kavramı ve Temel Özellikleri Aydınlanma, insanın kendi aklı ve deneyimleri ile geleneksel görüşler, otoriteler ve ön yargılardan kendisini kurtarıp, yalnızca aklına dayanarak dünyayı ve yaşamını kavrayıp düzenlemeye çalışmasıdır. Bu bağlamda Aydınlanma Çağı insan aklının özerk olduğu düşüncesine dayanır ve burada esas olan inanmak değil, bilmektir. Yavuz Unat'a göre: "Aydınlanma, insanın kendi aklı ve deneyimleri ile, geleneksel görüşler, otoriteler ve ön yargılardan kendisini kurt arıp, yalnızca aklına dayanarak, dünyayı ve yaşamını kavrayıp düzenlemeye çalışmasıdır." Kant'a göre: Aydınlanma, "insanın kendi kusurları sonucu düşmüş olduğu olumsuz durumdan yine kendi aklını kullanmak suretiyle çıkması çabasıdır." Bu durum, insanın aklını kullanmamasından kaynaklanmaktadır. Aydınlanmanın bir diğer temel özelliği, doğa ile akıl arasında bir uygunluk olduğu ve doğayı aklın rahatlıkla kavrayacağı ilkesine dayanmasıdır. Bu kavrayışta matematiğin rolü büyüktür. Galilei'nin "evrenin matematik diliyle yazılmış bir kitap gibi olduğu" düşüncesi bu durumu özetler. Aydınlanma düşüncesinin bilimsel açıdan temel özellikleri şunlardır: Akılcılık: İnsan aklının her türlü rehberliği yapacak güçte olması ve başka hiçbir kaynağa gerek duymaması. Bilimcilik: Bilimin insan refahı, mutluluğu, huzuru ve ilerlemesi için temel rehber kabul edilmesi. Aydınlanmış Din: Din ve geleneklerin akıl ve bilim kılavuzluğunda yenilenmesi. Metafiziğin Reddi: Bilimsel bilginin temelinde olgu, gözlem ve deneyin yer alması, özsel ve ereksel nedenler yerine nesnel, olgusal, maddesel nedenlerin aranması. İlerlemecilik: Bilim ve teknolojideki ilerlemenin yanı sıra tarihte de bir ilerleme olması ve insanlığın sürekli daha iyiye doğru gitmesi. İnsancılık: İlerlemenin insan için olması ve bireyin özgürleşmesini sağlayacak hümanizm. Bireycilik: Düşünen, sorgulayan, bilen, araştıran ve eleştiren özgür bireylerin oluşması. İnsan Hakları ve Özgürlük İlkesi: Aydınlanmanın insan hak ve özgürlüklerinin tanımlandığı, korunduğu ve yasal güvenceye alındığı toplumlarda gerçekleşmesi. Evrenselcilik: Evrenin ve toplumun yasalarını bulmak, insanlığın evrensel ilkeler doğrultusunda yeniden oluşturulabilmesi. 2. Aydınlanmanın Tarihsel Kökenleri ve Evrimi Aydınlanma, Orta Çağ'ın karanlık ve skolastik düşüncesine karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Rönesans ve Reform hareketleri, bu dönüşümün zeminini hazırlamıştır. Hasan S. Keseroğlu'na göre: İlk aydınlanma Thales ile başlamakta; ilk aydınlanmacı Thales olmaktadır. Yavuz Unat'a göre: "Hıristiyanlığın ortaya çıkışı, Roma İmparatorunun Hıristiyanlığı kabul etmesiyle; Hıristiyanlık Yahudiliğin tersine felsefeyle ilgisini geliştirir. Eskiçağ düşüncesinden etkilenirken bir yandan da bu düşünceleri ya kendisine uydurmaya ya da ortadan kaldırmaya çalışır. İşte bu bin yıl kadar sürecek, bir adı da karanlık çağ, skolastik dönem olarak anılacak Ortaçağ yaşanır. Eski Yunan düşüncesi küllenir, Hellenistik dönemin bilimsel girişimleri unutulur." 17. yüzyıl, bilimsel devrimler çağı olarak kabul edilir. Coğrafi keşifler ve tipografinin (matbaa) icadı, kültürün yayılmasında ve bilginin demokratikleşmesinde devrim niteliğinde etkiler yaratmıştır. Kopernik'in Güneş Merkezli Kuram'ı, kilisenin Yer Merkezli evren anlayışına meydan okuyarak bilimin otorite karşısındaki duruşunu güçlendirmiştir. Bilim akademileri (Academia del Cimento, Royal Society, Academie des Science, Berlin Akademisi) bilimsel faaliyetleri destekleyerek üniversitelerin eksiklerini tamamlamış ve bilim insanlarının çalışmalarını teşvik etmiştir. Özellikle Royal Society, bilimsel çalışmaları Philosophical Transaction of Royal Society adıyla yayınlayarak uluslararası bir platform sağlamıştır. Francis Bacon ve Descartes, bilimsel yöntemin oluşmasında önemli rol oynamışlardır. Bacon, doğanın gizemlerini çözmek için doğru yöntemin önemini vurgularken, Descartes evrensel matematiksel yöntemi savunmuştur. 3. Kütüphanelerin Aydınlanma Sürecindeki Rolü ve Dönüşümü Aydınlanma dönemi, kütüphanelerin işlevlerini ve toplumdaki yerini kökten değiştirmiştir. Bilginin demokratikleşmesi, kütüphanelerin ayrıcalıklı sınıflara hizmet veren kurumlardan halka açık merkezlere dönüşmesini sağlamıştır. Güler Demir'e göre: "Büyük ve güçlü uygarlıklar tarafından kurulan İlk Çağ kütüphanelerinin bilgi ile ilişkisi daha çok sınıfsal temellidir; kütüphane-bilgi, bilgiyi kullanma ve güç/itibar arasındaki ilişkiye işaret eder." Orta Çağ'da manastır kütüphaneleri kitapları saklamak ve korumak üzerineyken, üniversite kütüphaneleri kitapların kullanılmasını benimsemiştir. Aydınlanma döneminde kütüphaneler, "yalnızca kitap ve el yazmalarından oluşması gerekmeyen bilgi depoları olarak biçimlenmiştir." (McKitterick, 2003; akt. Rawson, 2010). Ayşe Feride Kop ve Hamid Darvish'e göre: "Aydınlanma Döneminde, kütüphanelerde dermenin geliştirilmesi çabalarıyla birlikte bilginin herkesin erişimine olanak sağlayacak şekilde tasarlandığı ve hizmete sunulduğu görülmektedir." Bu dönemde evrensel kütüphane oluşturma çalışmaları hız kazanmıştır. Gabriel Naudé, kütüphanelerin hem evrensel hem de halka açık olması gerektiğini savunmuştur. Onun "Kitaplık kurmak için tavsiyeler" adlı eseri, kütüphanelerin idareciliğine ilişkin ilk bilimsel yapıt olma niteliğindedir ve "dinsel olmayan, 'evrensel' bir kütüphane idealini savunmuştur." Leibniz de evrensel kütüphane kavramının önde gelen savunucularından biri olmuş, kapsamlı konu kataloglarına duyulan ihtiyacı vurgulamıştır. Hatta "kütüphaneler hatalı ve tehlikeli kitapları toplamalıdır, çünkü bunlar daha iyi kitaplarla 'güllerin arasındaki dikenler gibi' bir tezat oluşturur ve insanların onları görmelerine veya onlara karşı fikirlerini sınamalarına olanak tanır" demiştir. Diderot ve D’Alembert’in **"Ansiklopedi"**si, aydınlanma hareketinin sembolü olmuş, bilgiyi toplamak, düzenlemek ve insanlara aktarmak amacını gütmüştür. 18. yüzyılda kütüphanelerin fiziksel yapıları ve hizmetleri gelişmiş, okuma odaları gibi modern mekânlar ortaya çıkmıştır. "Kütüphaneler, bilgiyle ilgili, ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere, insanların yaşamlarını iyileştirmek için vardır." (Bivens-Tatum, 2012). 4. Türkiye'de Aydınlanma ve Kütüphanecilik Türkiye'deki aydınlanma süreci, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden (Tanzimat) Cumhuriyet dönemine kadar uzanmaktadır. Bu süreçte kütüphaneler, bilginin yaygınlaşmasında ve toplumsal dönüşümde kilit rol oynamıştır. Ali Kavak'a göre: "Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanması da benzer bir bakış açısına sahiptir ve toplumda bilgi ve insanlığın yükselişine katkı sağlamayı hedeflemiştir. Kütüphaneler, bu aydınlanma düşüncesinin merkezinde yer alarak bilgi birikimini toplama, koruma ve paylaşma misyonunu üstlenmiştir." Osmanlı İmparatorluğu'nda matbaanın geç devreye girmesi, Batı'daki bilgi birikimi ve sosyal dönüşümün gerisinde kalınmasına neden olmuştur. Taner Timur'a göre: Türk aydınının kültürel altyapı eksikliği, özellikle "kütüphanelerimizin, yayın hayatımızın, araştırma merkezlerimizin yetersizliğinden doğuyor." Mehmet Kemal Sevgisunar'a göre Osmanlı'daki aydınlanma çabası, "İslami ilim anlayışı" ve "nakil" odaklı olduğu için modern anlamda bilimsel bir devrimin ortaya çıkmasına engel olmuştur. Osmanlı aydınının muhafazakâr karakteri, mevcut düzeni sürdürme amacından kaynaklanmıştır. Cumhuriyet dönemi, Atatürk'ün liderliğinde laik, bilimsel ve çağdaş bir Türkiye inşa etme hedefiyle Aydınlanma ilkelerini benimsemiştir. Atatürk'ün ünlü sözü: "Hayatta en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir." Yine Atatürk: "Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir." Cumhuriyet döneminde kütüphanecilik eğitimi profesyonelleşmiş, Milli Kütüphane kurulmuş, halk ve çocuk kütüphaneleri açılmıştır. Bedi Gümüşlü'ye göre: "Aydınlanma kavramı ile Türkiye Cumhuriyeti ilişkisine öncelikle devlet toplum ilişkisi çerçevesinde bakmak gerekmektedir." Mustafa Güzelgöz gibi "Eşekli Kütüphaneci"ler, bilginin en ücra köylere kadar yayılmasında önemli rol oynamış, kırsal bölgelerdeki okuma alışkanlığını artırmıştır. Güzelgöz'ün mirası, Türk kütüphaneciliğinde toplum hizmetinin önemini vurgulayan ilham verici bir öykü olarak kabul edilir. Fakir Baykurt'un Mustafa Güzelgöz için ifadesi: "Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var." 5. Aydınlanma ve Eğitim Eğitim, aydınlanmanın en temel unsurlarından biridir. İnsanların potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri ve toplumu daha iyi bir hale getirebilmeleri için eğitim ve yaygın bilgiye erişim esastır. Doğu Türkistanlı eğitimci Mehmet Ali Tevfik Efendi, 19. yüzyılın başlarında milletini modern bilim ve fenle buluşturmayı amaçlamış, eğitime büyük önem vermiştir. Cehalete karşı mücadele ederek okullar açmış, öğretmenler yetiştirmiştir. Mehmet Ali Tevfik'in şiiri: "Zulmet karanlığı yakan muallim / Lanet olası düşmana kurşun atan muallim / Her adımda her yerde gerek bize muallim / Kurtulalım zulmetten ondan alıp ilim-bilim." Köy Enstitüleri, Türkiye'nin aydınlanma sürecinde önemli eğitim kurumları olmuştur. Göl Köy Enstitüsü kütüphanesinin içeriği, dönemin devlet politikasının ve aydınlanma dinamiklerinin bir yansımasıdır. 6. Harf Devrimi ve Aydınlanma İlişkisi Harf Devrimi, Türkiye'deki aydınlanma sürecinin önemli bir kilometre taşıdır. Arap harflerinin zorluğu, okuma yazma oranını olumsuz etkilerken, Latin harflerine geçiş bilginin yayılmasını hızlandırmıştır. Atatürk'ün Harf Devrimi üzerine sözü: "Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıtayla sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir." Harf Devrimi sonucunda okuryazar sayısı artmış, yayın hayatı gelişmiş, kütüphane koleksiyonları zenginleşmiş ve Türk kültürü Batı'daki bilimsel gelişmeleri daha yakından takip etme imkanı bulmuştur. Alpay'a göre: Harf Devrimi, "kitapların kayıt altına alınması için çıkarılan Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu ile Milli Kütüphane oluşumuna zemin hazırlamıştır" ve "Devletin kütüphane hizmetlerini bir kamu görevi olarak benimsemesi ve kütüphaneciliğin meslek olarak gelişimine etki etmiştir." Harf Devrimi, Türkçeyi bilim dili haline getirmiş, milli kimlik ve milli bilinç oluşumuna katkı sağlamış, "muasır medeniyetler seviyesine ulaşma" yolunda önemli bir adım olmuştur. 7. Dijital Dönüşüm ve Kütüphanelerin Geleceği Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, kütüphanelerin rolünü yeniden tanımlamaktadır. Dijitalleşme ve Yapay Zekâ gibi kavramlar, kütüphaneleri "süper akıllı toplum" idealine katkıda bulunan merkezler haline getirmektedir. Ali Kavak'a göre: Kütüphaneler, "bilgi ve insanlığın yükselişine katkı sağlayarak çağdaş toplumun gelişimine ve aydınlanmanın temel felsefesini topluma taşımada önemli bir role sahiptir." Dijital kütüphaneler, bilgiye erişimi demokratikleştirerek coğrafi sınırları ortadan kaldırmıştır. E-kitaplar, e-dergiler, dijital arşivler ve çevrimiçi kataloglar sayesinde bilgiye hızlı ve kapsamlı erişim sağlanmaktadır. Bawden'e göre: Dijital kütüphaneler, **"sahiplikten erişime geçiş"**i simgeler ve **"değişen kullanıcı beklentileri"**ne cevap vermeyi gerektirir. Kütüphaneler, dijital okuryazarlık eğitimi vererek bireylerin dijital dünyayı anlamalarına yardımcı olmakta ve inovasyon merkezleri haline gelmektedir. Mirati Madak'ın Tarık Akan ile yaptığı söyleşide, Akan eğitim sistemindeki eksikliklere dikkat çekerek, bu eksikliklerin giderilmesi için gençlere "Size okulda alamadığınız, eğitim sistemine sokulmak istenen yanlış, düşüncelerden arınıp doğruyu bulmak için sorgulayın ve araştırın." çağrısı yapmıştır. Bu durum, aydınlanmanın sorgulayıcı ruhunun günümüzdeki eğitim ve bilgiye erişim tartışmalarıyla olan güçlü bağını göstermektedir. Sonuç olarak, aydınlanma düşüncesi tarih boyunca ve günümüzde bilginin demokratikleşmesi, toplumsal ilerleme ve bireysel özgürleşme için temel bir ilke olmuştur. Kütüphaneler, bu sürecin vazgeçilmez aktörleri olarak bilginin toplanması, korunması, yaygınlaştırılması ve erişilebilir kılınmasında kritik bir rol oynamıştır ve dijital çağda da bu misyonlarını sürdürmektedirler. ... Devamını Oku