1. Giriş ve Yazarın Bakış Açısı Doç. Dr. Nazım Beratlı'nın "Üniversite Söyle Bana" adlı eseri, 2004 yılından itibaren gazete köşelerinde yayımlanan üniversite konulu yazılarından oluşmaktadır. Beratlı, bu derlemeyi, Kıbrıs Türk Üniversitelerinin gelişimine "tarih önünde tanıklık etmiş olması bakımından" önemli bulmaktadır. Eser, üniversitelerin Kıbrıs Türk Halkı için hem ekonominin büyük bir kısmını oluşturması hem de bu halkın dünya üzerindeki varlığının bilinmesi mücadelesine yapacağı katkı aç ısından önemini vurgular. Yazar, üniversite konusunu ilk başlarda bir hekim, ardından üniversite yöneticisi, milletvekili ve nihayet akademisyen olarak ele aldığını belirtir. Yazılarının "akademik" çevrelerde kendisini "son derecede antipatik bir adam haline" getirdiğini ifade eder, zira "dünyada ne ise bizde de o olsun" demiştir. Beratlı, statükonun, yani Kıbrıs Türk toplumunu dünyadan soyutlamış, kendi içinde geçerli değerler yaratmış bir düzenin üniversiteler üzerindeki etkisine karşı çıkar. Ona göre, "evrensel anlamları olan ünvanları, şunu bunu kendi aklınıza göre veremez; kullanamazsınız!" Üniversitelerin ekonomik önemi (%30'unu oluşturduğu ekonomi) nedeniyle, akademik değerinin korunması bir zorunluluktur. 2. Üniversite Kavramının Kökenleri ve Evrensellik Tartışması Beratlı, üniversite kavramının Batı Avrupa'da, 12. yüzyılda kentleşmenin başlamasıyla ortaya çıkan bir kurum olduğunu belirtir. Yaygın kanının aksine, "üniversite" adının "evrensellik"ten değil, Latince "universitas" yani "lonca" veya "meslek grupları"ndan geldiğini açıklar. Kurumun olmazsa olmaz niteliği ise uzmanlıktan gelen "özerklik" kavramıdır. Ne devletin ne de kilisenin bilginin üretimine karışamayacağı bir özgürlük alanıdır üniversite. Yazar, Türkiye'de bu kavramın ilk defa 1930'larda kullanıldığını, yani Batı Avrupa ile Türkiye arasında yaklaşık 900 yıllık bir boşluk olduğunu vurgular. Türkiye'de ve Kuzey Kıbrıs'ta üniversitelerin çoğunlukla "meslek yüksekokulu" niteliğinde olduğunu, asıl görevinin bilgiyi öğretmek değil, üretmek olması gerektiğini ifade eder. Prof. Dr. M.A. Kılıçbay'dan alıntı yaparak, üniversitenin mevcut bilgiyi yargılayarak yeni bilgi üretmesi, entelektüel yetiştirmesi gerektiğini belirtir: "Üniversite hocasının baş görevinin öğretmek değil, bilgi üretmek olduğunun anlaşılması gerekir." 3. Üniversite Kalitesi ve Ölçüm Kriterleri Beratlı, "Üniversiteleri tartan bir terazi var mıdır?" sorusuna kesin bir "Evet, var!" yanıtını verir ve bu kriterleri detaylandırır: Nobel ve benzeri ödüller: Üniversite öğretim üyeleri, öğrencileri ve mezunlarının kazandığı ödüller. Atıf ve alıntı sayısı: Yayınlanan makale ve kitaplara dünya çapında yapılan atıf ve alıntı sayısı. Uluslararası yayın sayısı: Uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanmaya değer bulunmuş makale sayısı. Akademik performans ve mezunların iş piyasasındaki değeri: Örneğin, Harvard Hukuk Fakültesi mezunlarının okul bitmeden yıllık 300 bin dolar maaşla iş bulabilmesi. Yazar, Çin'deki Shanghai Jiao Tong Üniversitesi'nin yaptığı sıralamalara atıfta bulunarak, dünya genelinde ilk 500 üniversite arasında ABD ve İngiliz üniversitelerinin ağırlığını vurgular. Türkiye'den ise bu listeye ancak bazı yıllar bir veya iki üniversitenin girebildiğini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) üniversitelerinin ise bu listelerde yer almadığını belirtir. KKTC üniversitelerinin 2005 yılında yayınladığı toplam bilimsel makale sayısının sadece 17 olduğunu, Güney Kıbrıs'taki tek üniversitenin ise 117 makale yayınladığını örnek verir. Bu durum, "politik olarak tanınmıyoruz" argümanının yetersizliğini ortaya koyar. 4. Bologna Süreci ve KKTC Üniversiteleri İçin Tehditler Beratlı, 1988'den beri devam eden Bologna Süreci'nin Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı'nı (AYOA) oluşturmayı hedeflediğini ve bu sürecin 2010 yılında yürürlüğe gireceğini vurgular. Bu süreç, kolay anlaşılır ve karşılaştırılabilir dereceler, üç seviyeli yüksek öğrenim (lisans, lisansüstü, doktora), ortak kredi sistemi (ECTS), öğrenci/öğretim üyesi hareketliliği ve kalite güvencesi gibi ilkeleri içerir. Sürece dahil olan 41 ülkenin 4000 üniversitesinde diplomaların karşılıklı olarak tanınacağını, ancak sürece dahil olmayan üniversitelerin diplomalarının "Uganda üniversitesi kadar" değerli kalacağını belirtir. Türkiye ve Güney Kıbrıs'ın Bologna Süreci'ne dahil olduğunu, ancak KKTC üniversitelerinin dahil olmadığını ifade eder. Bu durumun, 2010 yılından itibaren KKTC üniversitelerinin diplomalarının ne Türkiye'de ne de diğer AYOA ülkelerinde geçerli olmayacağı anlamına geldiğini, bunun da üniversite sektörünün iflasına yol açacağını şiddetle savunur. DAÜ Rektörü Halil Güven'in kişisel girişimleriyle DAÜ'nün bu sisteme dahil olma yolunda ilerlediğini, ancak diğer KKTC üniversitelerinin bu konuda ilgisiz kaldığını dile getirir. 5. Akademik Kadrolar ve Statüko Eleştirisi Yazar, KKTC'deki akademik kadroların ve unvanların uluslararası standartlardan uzak olduğunu pek çok örnekle açıklar: Unvan karmaşası: "Öğretim görevlisi" ile "öğretim üyesi" kavramlarının karıştırılması. Yardımcı Doçentlik: Dünyada geçici bir statü iken, KKTC'de neredeyse "ordinaryüs profesörlüğe" dönüştürülmesi ve süresiz kadrolar haline gelmesi. YÖK yasasına göre Yardımcı Doçentliğin 12 yılla sınırlı olduğunu ve bu süre sonunda doçent olunmazsa ilişkinin kesilmesi gerektiğini hatırlatır. Akademisyenin tanımı: Bilgi üreten değil, papağan gibi mevcut bilgiyi aktaran veya herhangi bir üniversitede ahbap ve politikacı aracılığıyla iş bulan kişilere "akademisyen" denildiğini eleştirir. "Akademisyen, kendisi bilgiye ulaşmayı bilen ve bilgi üreten-dir; üniversite de öğrencilerine bilgiye ulaşmanın ve bilgiyi üretmenin yollarını öğreten!" Maaş dengesizlikleri: DAÜ'deki personel maaşlarının toplam giderlerin %79'unu oluşturduğunu ve maaş artış taleplerinin üniversiteyi batma noktasına getirdiğini rakamlarla ortaya koyar. Beratlı, "Bilimde demokrasi olmaz!" ilkesini savunarak, akademik kararların uzmanlık ve liyakat temelinde alınması gerektiğini, işçi sendikalarının veya öğrenci konseylerinin müfredat veya ders geçme yönetmeliklerine karar vermesinin absürt olduğunu belirtir. 6. Entelektüel Kimliği ve Bilgi Toplumu Eleştirisi Beratlı, Niyazi Berkes'ten alıntı yaparak, entelektüelin geri kalmış toplumlara özgü bir sosyal grup olduğunu, ileri toplumlarda ise filozof ve bilim adamlarının yetiştiğini savunur. Entelektüelin "iç sürgün" yaşadığını, çıkarlarını inançlarının önüne koymayan, kendi sınıfına karşı savaşabilen, kopmuş bir birey olması gerektiğini ifade eder. Antonio Gramsci'nin "organik entelektüel" kavramını ele alarak, bu kişilerin halk kitleleriyle organik bağlar kurduğunu ve mevcut sosyal ilişkileri yıkmak üzere teori ve pratiği gündelik hayatla bağlantılı yeni bir felsefe yaratmayı amaçladığını belirtir. Buna karşılık "geleneksel entelektüelleri", egemen sınıfların hizmetinde olan, otonom ve bağımsız görünen ama aslında bir mit ve illüzyon olan bir sosyal grup olarak tanımlar. Yazar, günümüzde "bilgi çağı" denmesine rağmen, bilginin metalaştığını, hakikat arayışının "eski moda" olduğunu ve eğitimin ekonomik çıkarlara endeksli hale geldiğini eleştirir. İnternetin "bilgi kirliliği bombardımanı" ile "Frontal Lob Korteksleri"nin etkisizleşerek, insanların kararlarını akıl yerine duygularıyla (Limbik Sistem) vermeye başladığını ileri sürer. "Malumat" (algı) ile "bilgi"nin karıştığını, malumat sahiplerinin "uzman" olarak adlandırıldığını ve cahillerin entelektüelleri aşağılamaya başladığını gözlemler. 7. İslam Medreseleri ve Batı Üniversitesi Karşılaştırması Beratlı, üniversitenin kökeninde teolojinin yattığına dair İlber Ortaylı'nın görüşüne katılır. İslam medreselerinin Orta Çağ'da bilim ve felsefenin merkezi olduğunu, Bağdat'taki Beyt-ül Hikme'nin 9. yüzyıldan itibaren 500 yıl boyunca bu alanda öncülük ettiğini örneklerle anlatır (Muhammet Ben-i Musa, El Kindi, Harizmi, Farabi, İbn-i Sina, İbn-ül Nefis, İbn-i Haldun). Ancak, Batı üniversitesinin 15. yüzyıldan itibaren tıptan başlayarak deneyselliği keşfetmesiyle İslam medreselerini aştığını belirtir. İslam medreselerindeki gerilemeyi ise İmam Gazali'den sonra ortaya çıkan tutuculuğa bağlar. Gazali'nin aklı ve felsefeyi yararsız ilan ederek, gerçeğin Kur'an-ı Kerim'de yazılı olduğunu ve araştırılmasının günah olduğunu savunduğunu, bunun da bilimsel düşünmenin temeli olan kuşkuculuğu yasakladığını ifade eder. Türkiye'deki üniversiteleşme sürecinin de Batı'daki gibi geleneğin üstüne inşa edilmediğini, aksine medreseden nefret ederek ve Batı'nın bir taklidi olarak ortaya çıktığını savunur. Bu nedenle Türk akademiyasının Batı'daki gibi geleneksel kökenlerden beslenemediğini ve bilim adamı ile "allâme" (her şeyi bilen) kavramlarının hala karıştığını vurgular. 8. Kıbrıs Türk Üniversitelerinin Ekonomik ve Toplumsal Rolü Üniversiteler, Kıbrıs Türk ekonomisinin %30'unu oluşturmaktadır. Dış ticaret açığının önemli bir kısmını üniversite sektörü ve turizm karşılamaktadır. Bu nedenle Beratlı, üniversite sektörünün akademik değerinin korunması ve dünya standartlarını yakalamasının hayati önem taşıdığını defalarca dile getirir. Aksi takdirde, Bologna Süreci'ne dahil olunamaması durumunda, KKTC üniversitelerinin diplomalarının geçerliliğini yitireceği ve sektörün çökerek ülke ekonomisini de beraberinde sürükleyeceği uyarısında bulunur. Yazar, Kıbrıs Türk toplumunun "mandra düzeni" olarak adlandırdığı, kendi içlerinde oluşturdukları ve dünya standartlarından uzak değer yargılarını eleştirir. Bu "mandra düzeninin" bilim gibi evrensel bir alanda sürdürülemez olduğunu savunur. 9. Vakıf Üniversiteleri ve Yönetim Sorunları DAÜ ve LAÜ gibi vakıf üniversitelerinin yönetiminde yaşanan sorunlara dikkat çeker. Vakıfların dinsel kuruluşlar olduğunu ve vakfedilen malın "Allah'a vakfedildiğinden" dolayı kılına dahi dokunulamayacağını, Kanuni Sultan Süleyman'ın vakfiyesi gibi tarihi belgelerle destekler. DAÜ'nün bir vakıf olmasına rağmen, Bakanlar Kurulu'nun mal varlığının bir kısmını Doğa Koleji'ne devretme kararını yasa dışı ve anayasaya aykırı bulur. "Vakıf malın yasadışı olarak ferağ ve temlik edildiği durumlarda, vakfın amacıyla ilgili olan herhangi bir kişi, ferağı ve temliği iptal etmesi ve vakfa etkenlik sağlanması için Mahkemeye istida yapabilir." maddesini hatırlatır. Bu tür kararları alan yöneticilerin yetkisi olmadığını ve Sayıştay'ın bu duruma el koyması gerektiğini savunur. 10. Sonuç ve Öneriler Doç. Dr. Nazım Beratlı, Kıbrıs Türk üniversitelerinin içinde bulunduğu durumu detaylı bir şekilde analiz eder ve çözüm için net bir çağrı yapar: "Bologna Süreci’ne dahil olmaktan bunun için de dünyada akademik hayatın kuralları neyse, onu uygulayıp, seviyeyi yükseltmekten başka bir seçeneğimiz, yoktur." Yazar, bu değişimin, bazı statüko yanlılarının çıkarlarını zedeleyeceğini bilerek, acilen ve kararlılıkla yapılması gerektiğini vurgular. Aksi takdirde, KKTC üniversite sektörü ve dolayısıyla ülke ekonomisi iflasa sürüklenecektir. "Aklımızı başımıza almazsak, felâkete çeyrek vardır..." diyerek uyarıda bulunur. Beratlı, aynı zamanda "Türk" ve "Kıbrıslı Türk" kimliğinin genetik değil, politik bir mesele olduğunu, ortak hafıza, dil, inanç, yaşam biçimi ve gelecek tasavvuruna dayalı özgür bir politik seçim olduğunu vurgular. Bilimsel tartışmaların siyasi amaçlarla çarpıtılmasını şiddetle eleştirir ve gerçek bilimsel disiplinin evrensel kriterlere uyması gerektiğini savunur. ... Devamını Oku