Can yoldaşı : hikayeler
Yazar:Erzurum, Kenan
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Ana Temalar ve Destekleyici Fikirler: 1. Yalnızlık ve İzolasyon: Modern şehir hayatının bireyler üzerindeki yalnızlaştırıcı etkisi ve yaşlıların toplum içinde yaşadığı izolasyon, hikayelerin merkezinde yer alan güçlü bir temadır. "Sekreter" Hikayesi: Sekreter Hanım'ın yalnız yaşamı ve gerçek bir "eş" bulamama durumu vurgulanır. Hamza, sekreterin telefon görüşmelerini hatırlarken onun "içinin hasretle dolduğunu" düşünür. Sekreter Hanım, yaşlılık ve yalnızlıkla mücadele ederken "Ağaç dalıyla gürl er diye boşuna denilmemiş. Ama bende ne dal ne de budak var; yalnızım" diyerek çaresizliğini ifade eder. Hikaye, sekreterin "yapayalnız ölmüş" olmasıyla sonuçlanır ve yazar, "Sahipsizlik kötü bir şey. Ama kadersizlik ondan da kötü; çok kötü, çooook!" diyerek bu acı gerçeği pekiştirir. "Komşu Veya Dünya Hali" Hikayesi: Yaşlı komşu teyzenin yalnızlığı ve yardıma muhtaç oluşu öne çıkar. Kızının teyzeyi ziyaret ettikten sonra "Galiba o teyze çok yalnız" demesi, bu durumu doğrular. Teyzenin "Benim yoldaşım da aha şu kedi. Benim bundan başka kimsem yok" sözleri, yalnızlığının derinliğini gösterir. Hikaye, teyzenin vefatından sonra akrabalarının değil, daireyi satın alan birinin anahtarı almaya gelmesiyle, şehirdeki ilişkilerin yüzeyselliğine dikkat çeker: "Sözün bittiği yerdi." "Can Yoldaşı" Hikayesi: Yazarın ana-babasını ziyaretinde, onların da yalnızlıklarından dem vurulur. Babası, "Bu yaşta, bu yalnızlıkta ne kadar iyi olunursa..." derken, annesi "Biz hep böyleyiz çocuğum. Yalnız başımıza iki kuru kafa" ifadelerini kullanır. Aile büyüklerinin hayvanları "can yoldaşları" olarak görmesi, insan ilişkilerindeki boşluğu doldurma çabasını simgeler. "Dilek" Hikayesi: Yaşlı çiftin çocukları uzakta yaşadığı için yaşadıkları yalnızlık ve çaresizlik derinlemesine işlenir. Kadın, "Senin başına bir iş gelirse ben ne ederim diye korkuyorum: Gözlerim görmüyor, aklım ermiyor" derken, adam da "Sadece bu da değil, tuvalete gitmene kim yardım eder, üzerine yorganını kim örter!" diye kaygılarını dile getirir. Hikaye, "Bizim bizden başka kimsemiz yokmuş da, biz çocuklarımız var sanmışız" ifadesiyle bu temayı doruğa ulaştırır. "İhtiyarlar" Hikayesi: Köyde yaşayan yaşlıların "işe yaramamak, yalnızlık ve bir bilinmezi beklemek" gibi hislerle boğuştukları anlatılır. Onlar, "Çevrede uçan kuşlara ve çiçeklere sevgiyle baktıkları gibi, kedileri, köpekleri de seviyor, onlarla sevecen bir sesle konuşuyorlardı", bu da yalnızlıkla başa çıkma yöntemlerini gösterir. Ayrıca çocukların uzakta oluşu "özlemleri vardı ki o hiç bitmiyordu: Gençlikleri, anıları, dostları ve çocukları" ifadeleriyle belirginleşir. 2. Yaşlılık ve Çaresizlik: Yaşlılığın getirdiği fiziksel zayıflık, hastalıklar, unutkanlık ve buna bağlı çaresizlik hissi, birçok hikayede işlenen ortak bir konudur. "Sekreter" Hikayesi: Sekreter Hanım'ın son konuşmalarında sesinin "fersiz çıktığı" ve "yaşlılık denilen o acımasız yılların pençesine düşmüş" olması, fiziksel çöküşü gösterir. Dairesinden çıkarılmasında "benim mahkemelere gidecek halim mi var!" demesi, çaresizliğini vurgular. "Kiremit" Hikayesi: Fikriye Hanım'ın sabah yürüyüşlerine çıkmadan önce havanın durumunu kontrol etmesi ve soğuktan "ürperme"si, yaşlılığın getirdiği hassasiyetleri işaret eder. "Komşu Veya Dünya Hali" Hikayesi: Yaşlı komşu teyzenin "halsiz" oluşu, "yürümekte zorlanması" ve tuvalete gitmede yardıma ihtiyaç duyması, yaşlılığın getirdiği fiziksel zorlukların somut örnekleridir. Ninesinin "Ölüme ihtiyacı var" demesi, yaşlılıkta hissedilen derin çaresizliği gözler önüne serer. "Can Yoldaşı" Hikayesi: Yazarın ana-babasının su ve odun getirmede zorlanması, ineği sağamaması, yaşlılığın getirdiği fiziksel yetersizlikleri açıkça ortaya koyar: "Sen, babanı o eski baban mı sanıyorsun, yıllar her şeyi alıp götürdü." "Dilek" Hikayesi: Yaşlı adamın "Kollarım nacağı kaldırmaz olmuş. Ben de güçten iyice düşmüş müyüm neyim?" demesi, yaşlılığın fiziksel etkilerini vurgular. Kadın da "Gözlerim görmüyor, aklım ermiyor" diyerek kendi çaresizliğini ifade eder. "İhtiyarlar" Hikayesi: Mehmet Öğretmen'in "Dün, ceketimi çıkarıp azıcık çiçeklerin dibini gıdıklamıştım; o sırada üşüttüm herhalde" demesi, yaşlılıkta hassaslaşan bedenlerin durumunu özetler. Yunus Bey'in "evi şaşırıp komşuların kapısını çaldığını veya yola düşüp başını alıp gittiğini" bilmeyen yoktu, bu da yaşlılıkta görülen unutkanlık ve zihinsel sorunlara işaret eder. Hikaye, "Akıl sağlığı her şeyden önemli. Onu ihmal etmemek gerek" vurgusuyla sona erer. 3. Kentleşme ve Geleneksel Yaşam Tarzının Çatışması: Köyden kente göç, geleneksel aile yapılarının bozulması ve eski değerlerin unutulması, hikayelerde derin bir hüzünle anlatılır. "Köse Ali" Hikayesi: Köy yaşamının zorlukları (susuzluk, verimsiz toprak) ve gençlerin şehre gitme isteği ("Siz beni okula göndermediniz ama ben de şehre gideceğim") arasındaki çatışma belirgindir. İbrahim'in "Artık davar gütmek istemiyorum" demesi, genç nesillerin köy yaşamından uzaklaşma arzusunu gösterir. "Can Yoldaşı" Hikayesi: Yazarın anne ve babası, şehre gitme teklifini "Biz gidemeyiz çocuğum; biz gitsek bile aklımız ve gönlümüz burada kalır" diyerek reddederler. Babasının "bizim hamurumuz buralarda yoğurulmuş. O hamurun içinde aha şu dağlar, taşlar, dereler, ormanlar, tarlalar, hatta şu toprak damlar bile var. Biz onlarla nefes alıyoruz" sözleri, geleneksel yaşam tarzına olan bağlılığı ve aidiyet duygusunu çok çarpıcı bir şekilde ifade eder. "Dilek" Hikayesi: Yaşlı çiftin çocuklarının "yabancı devlete gitmiş" veya "memleketin başka bir ucundan bir gençle evlenip oralı olmuş" olmaları, aile bağlarının kopuşunu simgeler. Kadın, "Şehir hayatı batsın. Şimdi köyde olsak nine, dede, oğul, torun… Hep bir arada olurduk" diyerek geleneksel köy yaşamına özlemini dile getirir. "İhtiyarlar" Hikayesi: Köye yerleşen şehirli emeklilerin "sessiz, sakin, harala güreleden uzak" bir hayat arayışı, kent yaşamının getirdiği yorgunluğu ve geleneksel hayata dönüş arzusunu gösterir. Ancak yine de "o eski koşturmacalı günleri de aramıyor değillerdi hani", bu da değişimin zorluğunu vurgular. Doktor Şükrü Bey'in "Atalarımız köylerde yaşarken yürüyerek sağlığımızı koruyalım mı diyorlardı, yok. Demiyorlardı. Ama her zaman hareketli olmaları nedeniyle sağlıklarını koruyorlardı" sözü, geleneksel yaşam tarzının doğal faydalarına gönderme yapar. 4. İnsan İlişkilerinin Değişimi ve Vicdan: Hikayeler, insan ilişkilerindeki yüzeyselleşme, empati eksikliği ve buna karşın vicdanın bazen kendini göstermesi gibi konuları işler. "Sekreter" Hikayesi: Sekreter Hanım'ın nişanlısından "kırmızı çorap giydi diye" ayrılması, yüzeysel nedenlerle biten ilişkilerin çarpıcılığını gösterir. Onun sonradan yalnız kalması, bu tür yüzeysel kararların sonuçlarına işaret eder. "Kiremit" Hikayesi: Siteye giren "Kiremit" adlı köpeğin çaresizliği karşısında komşuların farklı tepkileri, insanlardaki vicdan farklılıklarını ortaya koyar. Fikriye Hanım'ın köpeğe ekmek vermesi ve onun durumuna üzülmesi, empatiyi temsil ederken, Ayla Hanım'ın "bu köpek hastalıklı mı, kuduz mu, bilen var mı? Yok. Site içine girmiş yabancı ve sahipsiz bir köpeğe burada ekmek vermemek gerek" sözleri, duyarsızlığı ve toplumsal bencilliği gösterir. Köpeğin soğuktan ve açlıktan ölümü, insan vicdanının bazen yetersiz kaldığı acı bir gerçeği vurgular. "Komşu Veya Dünya Hali" Hikayesi: Mihriban'ın annesine komşu teyzeye götürdükleri para almamak gerektiğini söylemesi ve babasının bu hareketi "Aferin sana, bu hassasiyetinden memnun oldum" diye onaylaması, insani yardımlaşmanın ve empatinin önemini gösterir. Teyzenin ölümünün ardından akrabalarının değil, daireyi satın alan birinin anahtarı almaya gelmesi, modern şehirdeki insan ilişkilerinin ne kadar çıkarcı ve yüzeysel hale geldiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. "Vay Başıma Gelenler" Hikayesi: Yazarın yaşlı bir teyzeye yardım etme çabası, yardımlaşma ve empati duygusunun hala var olduğunu gösterir. Teyzenin yüklü parayı yanında taşıması ve "Zaten alıyorlar" demesi, toplumdaki güvensizlik ve suistimal risklerine işaret eder. Yazarın, "Yarın ben de o yaşlara gelecektim. Üstelik çaresiz olduğu kadar da sevimliydi. Sığınacak bir yer arayan küçük, aciz bir kedi yavrusuna benzer bir hali vardı" ifadeleri, başkalarının çaresizliğine duyulan empatiyi özetler. "Babasının Oğlu" Hikayesi: Musa'nın oğlunu okula göndermemekteki inadı, babasının kendi üzerinde yarattığı cehalet zincirini devam ettirme eğilimini gösterir. Eşe'nin "Toprağı ıslatmayan iki damla su gibi birbirinize benziyorsunuz" ve "Baban seni okula göndermedi de iyi mi etti? Öyle ya, baban seni okutmadıysa sen oğlunu okut" sözleri, cehaletin nesiller arası aktarımını ve bu durumun yol açtığı sorunları vurgular. Kayınpederin karısıyla "bir hiç yüzünden" küsmesi ve bunun Musa'nın davranışlarına yansıması, aile içi ilişkilerdeki inatlaşmanın yıkıcı etkilerini gösterir. Hikaye, "Sevgi ateşi karşısında erimeyen bir duvar yoktur" diyerek, empati ve anlayışın önemine dikkat çeker. 5. Toplumsal Adaletsizlik ve Güç Mücadelesi: Bazı hikayeler, toplumdaki güç dengesizliklerini, adaletsizlikleri ve çıkar çatışmalarını ele alır. "Ağaların Arkı" Hikayesi: Vefik Ağa'nın oğlu Kara Ahmet ile Hakkı Duygulu arasındaki su kavgası, kaynakların paylaşımı üzerindeki güç mücadelesini simgeler. Köylülerin ağaların yanında yer almak zorunda kalması, "Ağa ile devletin ne farkı var" sözüyle toplumsal hiyerarşiyi ve çıkar ilişkilerini gözler önüne serer. Hikaye, "ağaların tamahı bunca yıllık gözü kurutacak" diyerek, açgözlülüğün yıkıcı sonuçlarına işaret eder. "Bana kalırsa bu güne kadar bizim köye okul yapılmayışının altında da bu yatıyor" sözü, gücü elinde bulunduranların kendi çıkarları doğrultusunda toplumsal gelişimi nasıl engellediğini ortaya koyar. 6. Değişim ve Uyum Zorluğu: Bireylerin değişen koşullara ayak uydurmakta yaşadığı zorluklar ve geçmişe duyulan özlem, bazı karakterler aracılığıyla işlenir. "Kont ve Çocuk" Hikayesi: Kont Amca'nın her sabah ekmek alıp eve dönmesi ve yengesinin "Abi! Gene mi ekmek" diyerek serzenişte bulunması, Kont Amca'nın alışkanlıklarından vazgeçmekte zorlandığını gösterir. Yengesinin "Adam yokluktan gelmiş, ekmek atılsın istemiyor" sözleri, Kont Amca'nın geçmişteki zorlukların etkisiyle israfı önleme çabasını yansıtır. Bu durum, değişen yaşam koşullarına uyum sağlama konusunda yaşlıların karşılaştığı zorlukları gösterir. Sonuç: Kenan Erzurum'un "Can Yoldaşı" adlı hikaye kitabı, modern Türk toplumunda yaşanan derin değişimleri, özellikle yaşlılık, yalnızlık ve geleneksel değerlerin kaybı gibi konuları çarpıcı bir şekilde ele almaktadır. Yazar, karakterlerin iç dünyasına inerek, okuyucuya empati kurma ve toplumsal sorunlar üzerine düşünme fırsatı sunmaktadır. Hikayeler, şehirleşmenin getirdiği kopuklukları, yardımlaşma ve dayanışmanın önemini ve bireyin kendi köklerine ve değerlerine olan bağlılığının önemini vurgulamaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!