Türkçülük bilimine genç bakışlar III
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Türklük Bilimine Genç Bakışlar III: Ana Temalar ve Önemli Çıkarımlar Giriş "Türklük Bilimine Genç Bakışlar III" adlı çalışma, Türkoloji alanında lisansüstü öğrencilerin araştırmalarını bir araya getiren ve bu alana genç akademisyenlerin katılımını teşvik etmeyi amaçlayan bir derlemedir. Kitap, dilbiliminden tarihe, folklora, sosyopolitik konulara kadar geniş bir yelpazede Türklükle ilgili makaleler içermektedir. Editörler Doç. Dr. Gökçe Yükselen PELER ve Dr. Öğr. Üyesi Fatih ÇELİK'e göre, çalış manın temel hedefi "genç akademisyenlerin meslekî hayatlarının başlarında karşılaştıkları en büyük sorunlardan birinin ilmî metin oluşturma olduğu konusunda bir uzlaşma olduğu fikri"ni gidermek ve yayın yapmaya teşvik etmektir. Kitabın ön sözünde Macar Türkolog Prof. Dr. András RONÁ-TAS'ın "Ben öğrencilerimden her zaman üç şey isterim: yayın, yayın ve yayın" sözü bu yaklaşımın önemini vurgulamaktadır. Kitap, "klasik Türkoloji konularının yanında, lehçeler, ağızlar, kavram dil bilimi, temas dil bilimi, halk bilimi, Yeni Türk Edebiyatı, Altayistik, iletişim ve strateji gibi sosyal ve sosyopolitik hayat ile Türklüğü ilişkilendiren konuları bir arada barındıran bir eser" olarak tanımlanmaktadır. Ana Temalar ve Önemli Çıkarımlar Kitapta yer alan makaleler, Türklük biliminin çeşitli boyutlarına genç ve dinamik bakış açıları sunmaktadır. Aşağıda, verilen kaynaklardaki ana temalar ve en önemli fikir veya gerçekler özetlenmiştir: 1. Türk Dünyasının Jeopolitik Konumu ve Ekonomik Koridorlar Tarihsel İpek Yolu ve Türk Devletleri: "Hindistan Ortadoğu Avrupa Ekonomik Koridoru ve Kuşak Yol Projesi’nin Türk Devletleri Üzerindeki Jeopolitik Etkileri" başlıklı makale, kadim İpek Yolu'nun Orta Asya bozkırlarında Türk toplumlarının hareketliliği, binicilik becerileri ve savaş taktikleriyle nasıl şekillendiğini vurgular. Türk devletlerinin yükseliş ve çöküşlerinin İpek Yolu'nun kaderiyle bağlantılı olduğu belirtilir: "Türk devletlerinin güç kazanması ve zayıflaması Eski İpek Yolu’nun yükselmesi ve çökmesi ile bağlantılıdır (Ametbek, 2023)." Bu coğrafyanın kültürel, siyasi ve teknolojik alışverişler için bir köprü görevi gördüğü ifade edilmektedir. Kuşak Yol Projesi (OBOR): Çin'in 2013 yılında Kazakistan'da ilan ettiği bu devasa proje, Asya, Afrika ve Avrupa'yı kapsayan küresel bir altyapı ve ticaret girişimidir. Makale, projenin altı kara ve bir deniz güzergahından oluştuğunu belirtir ve özellikle Orta Koridor'un Türk Devletlerinden (Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya) geçtiğini vurgular. Bu koridor, Çin için Rusya'yı devre dışı bırakarak daha hızlı ve maliyet etkin bir erişim sağlamaktadır. Türk Devletleri için ise "yeni ekonomik fırsatlar oluşturmaktadır. İstihdamın sağlanması, işletmelerin büyümesi ve yabancı yatırımın artması, refah düzeyini doğrudan etkileyecektir." Hindistan Ortadoğu Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC): ABD öncülüğünde 2023 G20 Zirvesi'nde açıklanan bu proje, OBOR'a rakip olarak görülmektedir. Mumbai'den başlayıp BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail üzerinden Yunanistan ve Avrupa'ya uzanan bir güzergah izlemektedir. Makale, IMEC'in "OBOR’un güzergahındaki Türkistan/Merkezi Asya’da bulunan Türk devletlerini ve Türkiye’yi dışarıda bıraktığı"na dikkat çeker. Ancak Türkiye'nin "Kalkınma Yolu Projesi" ile IMEC'e entegre olabilme potansiyeli olduğu belirtilmiştir. Türk Devletleri Üzerindeki Jeopolitik Etkiler: Her iki projenin de Türk Devletleri üzerinde önemli jeopolitik etkileri olacağı vurgulanmaktadır. Özellikle Azerbaycan, "bir enerji merkezi olarak Güney Kafkasya’da önemli bir konumda yer alan Hazar havzası ve batı arasındaki ulaşım yolunun sahibi" olarak OBOR için kilit bir ortaktır. Türkiye ise "Asya ve Avrupa arasındaki bir köprü konumu ile coğrafi olarak önemli bir merkez"dir. Sonuç olarak, bu projelerin Türk Devletleri arasında "bir entegrasyon oluşacak ve ticaret hacmi artacaktır" denilmektedir, bu da "Türk Devletleri’nin ekonomisini büyük ölçüde iyileştirecektir." 2. Türk Basınında Doğu Türkistan Meselesi Hakan Fidan'ın Ziyareti: "Türk Basınında Hakan Fidan’ın Doğu Türkistan Ziyareti" başlıklı makale, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 3-5 Haziran 2024 tarihlerindeki Çin ve Doğu Türkistan ziyaretini ve bunun Türk basınındaki yansımalarını incelemektedir. Fidan'ın ziyareti, "uzun yıllar sonra gerçekleşen ilk üst düzey ziyaret olma özelliği taşımaktadır" ve Türkiye'nin Doğu Türkistan'a olan "hassasiyetini göstermesi açısından da oldukça kıymetlidir." Doğu Türkistan'ın Önemi: Makale, Doğu Türkistan'ı "Çin’in batısında yer alan binlerce yıllık bir Türk yurdudur. Geçmişten günümüze kadar pek çok büyük Türk devletine ev sahipliği yapmış, Türk-İslam medeniyetinin gelişmesine büyük katkılar vermiştir" şeklinde tanımlar. Özellikle Kaşgar'ın "Türk edebiyatı ve düşünce tarihinin şekillenmesinde kilit bir rol oynamıştır. Kutadgu Bilig ve Divanü Lügati’t-Türk gibi eserler Kâşgar’ın bir mahsulüdür" ifadesiyle kültürel mirası vurgulanır. Basın Yansımaları: Türk basınının Doğu Türkistan meselesine ilgisinin Filistin meselesine kıyasla yetersiz olduğu belirtilirken, Fidan'ın ziyaretiyle konunun "Türkiye’de yeniden gündeme gelmesine vesile olmuştur." Farklı medya kuruluşlarının ziyareti farklı başlıklarla duyurduğu gözlemlenmiştir: TRT Haber: "Bakan Fidan, Uygur Özerk Bölgesi’ni ziyaret etti" başlığıyla, Fidan'ın "iki kadim Türk-İslam şehrini ziyaret ettiğini" ve bunun "2012 yılında gerçekleşen ziyaretten sonra en önemli üst düzey diplomatik temas" olduğunu belirtmiştir. Fidan'ın "Uygur Türklerinin kültürel haklarının korunması gerektiğini, bu konudaki algının değişmesinin Çin’in atacağı adımlarla mümkün olacağını ifade ettiği" aktarılmıştır. Yeni Akit: "Hakan Fidan tabuları yıktı! Kaşgar ve Urumçi için ‘kadim Müslüman Türk yurdu’ dedi" başlığıyla, "Sincan Uygur Özerk Bölgesi ifadesini kullanmadığı ve Doğu Türkistan söylemini kullandığı görülmüştür." Cumhuriyet Gazetesi: Fidan'ın Doğu Türkistan ziyaretiyle ilgili haber yapmamıştır. Hürriyet Gazetesi: Ziyareti "12 yıl sonra üst düzey ziyaret... Bakan Fidan Uygur Özerk Bölgesi’nde" başlığıyla duyurarak, Türkiye'nin "Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu belirtirken Uygur Türklerinin, Türkiye için çok önemli olduğunun da altı çizilmiştir." Anadolu Ajansı: Fidan'ın kendi ifadelerine yer vererek, "Urumçi ve Kaşgar, içimde hep ukde olarak kalmıştı. Nihayet, Çin’deki temaslarım vesilesiyle bu iki kadim şehri de ziyaret ettim. ‘Kitabın adını Kutadgu Bilig koydum. Okuyana kutlu olsun ve ona yol göstersin. Ben sözümü söyledim ve kitabı yazdım. Bu kitap uzanıp her iki dünyayı tutan bir eldir’ diye tanımladığı ünlü eserin müellifi, büyük alim Yusuf Has Hacib’in aziz ruhuna Fatiha okudum. Allah bütün alimlerimize rahmet eylesin" sözleriyle Kaşgar'ın Türk ve İslam şehri olduğunu vurguladığını aktarmıştır. Fidan'ın Mesajları: Fidan'ın ziyaretinde cami ve türbeleri gezmesi, "buraların binlerce yıllık Müslüman Türk toprakları olduğu mesajının verilmesi açısından önemlidir." Ayrıca, Fidan'ın "Doğu Türkistan bayrağının gök mavisi rengi bir kravat taktığı görülmüş ve böylelikle derin bir mesaj vermiştir." 3. Türk, Kore ve Japon Toplumlarında Ölüm Gelenekleri Evrensellik ve Kültürel Farklılık: "Türk, Kore ve Japon Toplumlarının Ölüm Geleneklerinin Benzerlikleri Üzerine Bir Değerlendirme" başlıklı makale, ölümün "yaşamın kaçınılmaz bir parçası olarak kabul edildiğini" ve "toplumların ölüme nasıl yaklaştıkları, onların dünya görüşleri ve değer sistemleri hakkında önemli bilgiler sunduğunu" belirtir. Makale, Türk, Kore ve Japon halklarının din ve tarih açısından farklılık gösterse de, ölüm karşısında "benzer ritüeller ve inançlar geliştirmişler" olmasını inceler. Ölüm Öncesi Belirtiler ve Kaçınmalar: Hayvanlarla İlgili İnanmalar: Üç toplumda da hayvanların hareketleri ve sesleri ölüm habercisi olarak yorumlanır. Türklerde köpek uluması ve baykuş/karga ötmesi uğursuzlukla ilişkilendirilirken, Kore'de de benzer inanışlar mevcuttur. "Koreliler de köpeğin gece vaktinde veya aniden ulumasını, kapı tarafına bakarak ulumasını, evdekilerden birini öbür dünyaya götürmek için gelen ölüm habercisini görüp onu kovmak için uluduğunu düşünerek uğursuz kabul ederler." Japon kültüründe ise tilki uluması Pirinç Tanrısı İnari'nin habercisi olarak farklı bir anlama sahiptir. Bitkilerle İlgili İnanmalar: Kayın ağacının kesilmesi Türklerde tabu iken, Kore'de de büyük ağaçların kesilmesi kötü şansa yol açtığına inanılır. Sarımsak Türklerde nazardan korunma, Kore'de kötü ruhları kovma amacıyla kullanılır. Japonlarda "higanbana" (kırmızı örümcek zambağı) ölümü simgeler. Rüyalarla İlgili İnanmalar: Türklerde ölmüş kişilerle yemek yemek, diş düşmesi, ağaç devrilmesi gibi rüyalar ölümle ilişkilendirilir. Kore'de de ölen birini rüyada görmek veya diş düşmesi ölüm habercisi kabul edilir. Tabiat Olayları: Ay ve güneş tutulması, yıldız kayması gibi olaylar hem Türklerde hem de Korelilerde ölüm belirtisi veya uğursuzluk işareti olarak yorumlanır. "Türklerin, her insanın gökyüzünde bir yıldızı olduğuna dair kadim inanışları, yıldız kaymasını ölümle ilişkilendirmelerine neden olmuştur." Ölüm Sırası Ritüelleri: Ölüm Anı ve Sonrası Uygulamalar: Türklerde hastanın son nefesini rahat vermesi için sessiz ortam sağlanır, Kur'an okunur, su verilir. "Hasta ölünce çenesi tülbentle bağlanır, elbiseleri çıkarılarak temiz bir yatağa yatırılır... Ölünün karnının üstüne şişmesin diye, bıçak, makas gibi demir aletler konulur. Karın üzerine demir eşyaların konulmasının bir sebebi de kötü ruhların demirden korkmasıdır." Kore'de ölümün evde gerçekleşmesi önemlidir, ruhun başıboş dolaşmaması için çaba gösterilir. Japonlarda "matsugo no mizu" (dudakların yıkanması) geleneği ve "yastık süslemeleri" ritüeli bulunur. Japonlarda ve Türklerde ölen kişinin üzerine demir nesneler konulması ortak bir uygulamadır. Ölünün Yıkanması ve Kefenlenmesi: Üç toplumda da ölü yıkama, beden ve ruhun temizlenmesi amacıyla yapılır. Türklerde dini usullere göre beyaz kefen kullanılır. Koreliler ve Japonlar da benzer şekilde özel giysiler ve örtüler kullanır. "Koreliler vücudu tütsü suyunda yıkar ve özellikle defin işleminde kullanılmak üzere hazırlanmış bir takım giysiler giydirilir." Cesedin Gömülmesi: Türklerde geçmişte gömme, yakma veya ağaçta saklama gibi farklı defin usulleri görülmüştür. Günümüzde İslami gelenekle hızla gömme yaygındır. Mezarların üzerine bark adı verilen küçük evler veya anıtlar yapılır. Kore'de defin süresi sosyal statüye göre değişir, günümüzde genellikle üçüncü günde yapılır. Japonlarda da cenaze törenleri ve ardından yakma veya gömme uygulamaları bulunur. Japonya'da "yukan" adı verilen, ölen kişinin ruhlar dünyasına girmesi için arınma süreci olarak yıkanması geleneği vardır. Moğollarda mezar yerinin gizliliği esastır. Ölüm Sonrası Ritüeller: Anma Günleri: Türklerde "ilk gecesi", "ilk cuması", "haftası", "kırkı", "elli ikisi", "kara bayram" ve "yıldönümü" gibi anma günleri düzenlenir. Moğol ve Tunguzlarda da ölümden sonra yedinci, kırkıncı ve elli ikinci günler önemlidir. Yas Tutma: Üç toplumda da yas tutma adetleri bulunur. Türklerde kıyafetleri ters giyme, Moğollarda çadır söktürme gibi adetler vardır. Siyah genellikle yas rengidir. Mezar Ziyaretleri ve Eşyalar: Türklerde mezar ziyaretleri ve ölenin eşyalarıyla gömülmesi yaygındır. Moğollarda da ölüyle birlikte deve ve atların gömülmesi gibi uygulamalar görülürdü. Altayistik Teorisi ve Kültürel Bağlantı: Makale, bu karşılaştırmalı analizin "Altayistik Teorisi’nin kültürel ayağını oluşturma bağlamında önemli" olduğunu belirtir. Dil ailelerinin ortaklığına ek olarak, kültürel unsurların benzerliği ve ortaklığı "toplumların akrabalık ilişkilerinin kanıtlanmasında önemlidir." 4. Afganistan'daki Özbek Dili Eğitimi ve Kimlik Bilinci Afganistan'da Etnik Çeşitlilik ve Türk Kimliği: "Afganistan’daki 1-5. Sınıflar İçin Özbek Dili Ders Kitaplarının İncelenmesi" başlıklı makale, Afganistan'ın Peştun, Tacik, Özbek, Hazara gibi birçok etnik gruba ev sahipliği yaptığını ve bu durumun "ülke genelinde derin sosyal ayrışmalara yol açtığı"nı belirtir. Afganistan'daki Özbek Türkleri, ülkenin kuzeyindeki Güney Türkistan bölgesinde yaşamakta ve "dilsel ve kültürel miraslarını koruma çabalarını eğitsel girişimlerle desteklemektedir." Emir Ali Şir Nevayi gibi önemli Türk edebiyatçılarının Herat'ta doğup ünlenmesi, bölgenin Türk kültürü için önemini gösterir. Özbek Dili Ders Kitaplarının Rolü: Makale, 1-5. sınıflar için hazırlanan Özbek dili ders kitaplarının "dil eğitiminin yanı sıra kültürel değerlerin aktarılması ve milli kimlik bilincinin pekiştirilmesi gibi hedefleri içermesi bakımından önemli bir rol üstlendiği"ni vurgular. Bu kitaplar: Milli Kimlik ve Kültürel Farkındalık: Kitaplar "Afganistan Ulusal Marşı ile başlayarak öğrencilere vatan sevgisi aşılamayı hedefler" ve "Emir Ali Şir Nevayi, Babür ve Lotfi Heravi gibi önemli şahsiyetlerin tanıtılması, öğrencilerde tarih bilinci oluşturmayı ve kültürel bağları güçlendirmeyi amaçlamaktadır." Ahlaki ve Sosyal Değerler: "Yardımlaşma, dürüstlük, vatan sevgisi ve misafirperverlik gibi erdemler, hikâye ve şiirlerle işlenerek Özbek kültürünün toplumsal değerleri öğrencilere aktarılmaktadır." "Haşar uygulaması, sadece birlikte çaba harcamak ve ortaklaşa iş yapmakla sınırlı kalmaz; toplumsal dayanışma ve insanlık bağlarının güçlü bir göstergesidir." Dil Eğitimi: Alfabe öğretiminden başlayarak okuma, yazma, dil bilgisi (fiil yapıları, sıfatlar, zaman kipleri) gibi konuları kapsar. "Şiirler, hikâyeler ve atasözleri gibi içeriklerle dil eğitimi ile kültürel aktarım arasında bir köprü kurulmaktadır." Dini İçerik: Kitaplarda "Allah’ın büyüklüğünü ve yaratılışın hikmetlerini anlamalarını teşvik ederken, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı gibi temalarla ahlaki ve dini farkındalık kazandırmayı amaçlamaktadır." Kitapların Güçlü ve Zayıf Yönleri: Güçlü Yönler: Milli kimlik ve kültürel farkındalık desteği, sosyal ve ahlaki değerlerin aktarımı, temel dil becerilerinin geliştirilmesi ve pedagojik uygunluk. Zayıf Yönler: Kültürel aktarımın belirli şahsiyetlerle sınırlı kalması, Özbek kültürüne özgü unsurların (sanatlar, halk oyunları, mutfak kültürü) yetersiz vurgulanması, içerik tekrarları ve konuların derinlikten yoksun kalması eleştirileri. Ayrıca, "konuşma etkinliklerinin yeterince vurgulanmaması" ve "modern dünya ve küresel gelişmelere dair içeriklerin eksikliği" de zayıf yönler olarak belirtilmiştir. Öneriler: Makale, ders kitaplarının "modern eğitim yaklaşımlarına daha fazla yer verilmesi", "tematik çeşitliliğin artırılması", "çağdaş Özbek yazar ve şairlerin eserlerine yer verilmesi", "diğer Türk lehçeleriyle bağlantısının işlenmesi" ve "yerel toplulukların ve kültürel temsilcilerin eğitim sürecine daha fazla dahil edilmesi" gibi öneriler sunar. 5. Türkçenin Slav Dilleri Üzerindeki Morfolojik Etkisi Balkanlar'da Türk Etkisi: "Türkçenin Slav Dillerinden Karadağcaya Morfolojik Etkisi" başlıklı makale, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'daki beş yüz yıllık varlığının Türk dili ve kültürü üzerinde derin izler bıraktığını vurgular. "Türk dili ve kültürünün hızlı benimsenmesi, Türklerin bu coğrafyada Hunlar, Avarlar, Kumanlar ve Peçenek unsurlarının daha önceden tesis ettiği yapıyla da açıklanabilir." Dilsel Etkileşim ve Türkizmler: Türkçenin Balkan dillerinde, özellikle Güney Slav dillerinde ve Arnavutçada "azımsanmayacak ölçüde güçlü ve yerleşik" bir söz varlığı bıraktığı belirtilir. Škaljić'in (1966) kitabına göre yaklaşık 10.000 Türkizm bulunmaktadır. Türkçe, sadece isimleri değil, "fiiller, deyimler ve dil bilgisi unsurlarını da vermiştir." Türkizm, "Türkçe kökenli ve Türkçe aracılığıyla Balkan dillerine ödünçlenen Arapça, Farsça hatta diğer dillere ait sözcükler" olarak tanımlanır. Karadağca Üzerindeki Morfolojik Etkiler: Makale, Türkçenin Karadağcaya olan morfolojik etkisini, özellikle yapım ekleri üzerinden inceler: +An > +an: (oglan < oğlan) +CI > +džija, +čija: (aščija < aşçı, avdžija < avcı, ćevabdžija < kebapçı) +ncI > +nci: (birindži < birinci, ikindži < ikinci) +lI > +li /+lija: (rahmatlija < rahmetli, sevdalija < sevdalı) +lIk /+lUk > +lik /+luk: (boynluk < boyunluk, dosluk < dostluk) +sUz > +suz: (baksuz < bahtsız, ugursuz < uğursuz) +Dâr > +tar: (barjaktar < bayraktar) +gIn > + gin: (dizgin < dizgin) +lama > +lama: (baglama < bağlama, jaglama < yağlama) +DAş > +daş: (arkadaš < arkadaş, joldaš < yoldaş) +kâr > +ćar: (hizmećar < hizmetkâr, zulumćar < zulümkâr) +lI = +an: (merhamatan < merhametli) +çI = +ćar: (muzičar < müzikçi, odžačar < ocakçı) Sözcük Türleri Üzerindeki Etkiler: Makale, Türkçeden Karadağcaya geçen adlar, ad tamlamaları, önadlar, önad tamlamaları, adıllar, belirteçler, edatlar, bağlaçlar, ünlemler ve fiiller gibi farklı sözcük türlerine örnekler sunar. Özellikle fiillerin "sadece mastar hâli Türkçe kullanılmakta" ve Slav dillerinin gramer yapısına göre çekimlendiği belirtilmiştir. Sonuç: Türkçenin Balkan dilleri üzerindeki etkisinin, Osmanlı Türkçesinin ses/şekil yapısı ve edebî gücüyle orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. "Türkçe, Balkan coğrafyasında sadece iskân politikası sonucunda oraya yerleştirilmiş Türkler tarafından değil yerli halk tarafından da benimsenmiş; bir yönetici dili olarak bölgenin kültürel özellikleri üzerinde derin izler bırakmıştır." 6. Türkiye - Ermenistan İlişkileri ve Zengezur Koridoru Tarihsel Arka Plan ve Sorunlar: "Türkiye – Ermenistan Güncel ilişkileri ve Zengezur Koridorunun Önemi" başlıklı makale, Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin "tarihi ve politik nedenlerden dolayı hassas ve dönem dönem farklılık gösterdiğini" belirtir. Temel sorunlar "1915 olaylarına dayandırılmakta, Karabağ sorunu ve sınırların kapalı olması" olarak sıralanır. Türkiye, Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olmasına rağmen, Ermenistan'ın "1990’da kabul ettiği Bağımsızlık Bildirgesi’nde 1915 olaylarını soykırım olarak tanımış ve Doğu Anadolu’yu “Batı Ermenistan” olarak tanımlayarak bu bölge üzerinde hak iddia etmiştir." Bu durum, diplomatik ilişkilerin gelişmesini engellemiştir. Diplomatik Girişimler ve Tıkanıklıklar: Önceki Dönemler: Levon Ter-Petrosyan, Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan dönemlerinde Türkiye'ye karşı farklı politikalar izlenmiştir. Türkiye'nin 1988 depreminde Ermenistan'a yardım göndermesi ve 2005'te Başbakan Erdoğan'ın "1915 olaylarını incelemek için Türk ve Ermeni tarihçilerden oluşacak bir ortak komisyon kurulmasını öner"mesi gibi adımları olumlu sonuç vermemiştir. Zürih Protokolleri (2009): İsviçre'nin Zürih kentinde imzalanan iki protokol, "iyi komşuluk ilişkileri tesis etmeyi, siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda ikili ilişkileri geliştirmeyi" ve "sınırların açılmasını, diplomatik ilişkilerin kurulmasını" amaçlamıştır. Ancak, Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin protokolleri değiştirme çabaları ve Karabağ sorunu gibi anlaşmazlıklar nedeniyle "protokoller amaçlarına uygun hayata geçirilmemiştir." Sarkisyan'ın "Türkiye’den toprak talebinde bulunmadığını ve 1921 Kars Antlaşması’na saygılı olduğunu belirtti"ği halde, aynı zamanda "Batı Ermenistan’ın birleşmesinin genç kuşaklara bağlı olduğunu ifade ederek dolaylı toprak talebinde bulunmuş" olması ilişkilerin seyrini olumsuz etkilemiştir. İkinci Karabağ Savaşı (2020) ve Değişen Dinamikler: Makale, 2020 yılında Azerbaycan'ın 44 gün süren Büyük Taarruzu ile Karabağ'daki işgalin sona ermesinin, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir dönemi başlattığını belirtir: "2020 yılında İkinci Karabağ Savaşı ile politikalar değişmiştir. Rusya arabuluculuğunda dokuz maddeden ibaret bir anlaşma imzalanmıştır. Türkiye -Ermenistan ilişkilerinde yeniden barış ve refah için diplomatik adımlar atılmaya başlanmıştır. Ermenistan da bu sürece kadar uyguladığı politikalarını değiştirerek ılımlı cevaplar vermiştir." Zengezur Koridoru'nun Önemi: Bu savaş sonrası gündeme gelen Zengezur Koridoru, "Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesini Türkiye’nin Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerine bağlayacak önemli bir ulaşım hattıdır." Bu koridorun "Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde yeni bir demiryolu hattı ile genişleyecek ve Azerbaycan’ın demiryolu ağı, Kuzey-Güney ve Güney-Batı koridorları gibi ticaret ilişkilerini geliştirecek, taşımacılık maliyetlerini düşürecek ve bölgesel ulaşım ağlarının entegrasyonunu sağlayacaktır." Bu koridorun açılması, bölgesel kalkınma ve istikrar için önemli bir potansiyel sunmaktadır. 7. Cevat Heyet'in Türk Edebiyatına Katkıları Çok Yönlü Bir Aydın: "Cevat Heyet’in Türk Edebiyatına Katkıları ve Varlık Dergisindeki Faaliyetleri" başlıklı makale, cerrah ve Türkolog kimliğiyle bilinen Cevat Heyet'i "bıçak ve kalem üstadı" olarak tanımlar. Asıl mesleği cerrahlık olmasına rağmen, "Türk dili, edebiyatı, tarihi ve kültürü gibi alanlarda önemli çalışmalar yapmıştır." Heyet'in "halkının fiziki hastalıklarını tedavi etmekle birlikte Türkolog kimliği ile halkının manevi yaralarını sarmıştır." Türkçenin ve Milli Kimliğin Korunması: Makale, Cevat Heyet'in çalışmalarının 1828 Türkmençay Antlaşması ile ikiye bölünen Azerbaycan'ın ve 1925'ten sonra Pehlevi rejiminin Türkçeyi yasaklamasıyla kimliğini yitirmekte olan Güney Azerbaycan Türklüğü için büyük önem taşıdığını vurgular. Heyet, "millî bilinci canlandırmak ve yaşatmak amacıyla birçok makale kaleme almıştır." Yazılarında "Türk halklarının tarihi, Türk dünyasının problemleri, Azerbaycan Türkçesinin kaynağı ve Azerbaycan edebiyatı" gibi konuları ele almıştır. Varlık Dergisi: Cevat Heyet'in en önemli hizmetlerinden biri, 1979 İran İslam Devrimi sonrası kurduğu "Varlık" dergisidir. Bu dergi, "yarım asırdan daha fazla bir süre yasaklanmış ve köreltmiş olan halkın dilini ve edebiyatını canlandırmak ve yaşatmak için" çıkarılmıştır. Dergi, Farsça ve Azerbaycan Türkçesi olmak üzere iki dilde yayın yapmıştır. Heyet, dergi aracılığıyla "ikiye bölünmüş olan Azerbaycan halkını kültürel ve edebî açıdan bir araya getirmeye" çalışmış ve "halkında millî bilinci uyandırmak" istemiştir. Dergide dil tarihi, folklor, eski Türk şairleri ve Azerbaycan şifahi halk edebiyatı gibi konulara yer verilmiştir. "Varlık dergisinin yayıldığı coğrafyaya bakıldığında sınırlarının Avrupa ve Amerika’ya ulaştığı görülmektedir." Eserleri ve Mirası: Heyet'in Türk dili, edebiyatı, tarihi ve sosyal içerikli 12 kitabı, 210 makalesi ve 20 röportajı bulunmaktadır. Öne çıkan eserleri arasında "Azerbaycan Edebiyat Tarihine Bir Bakış I-II", "Mukayesetü’l-Lügateyn" (Türkçe ile Farsçanın karşılaştırması), "Türk Dilinin ve Lehçelerinin Tarihî Seyri", "Türklerin Tarih ve Ferhengine Bir Bakış" ve "Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatı" sayılabilir. Heyet, "Edebiyatın tarafsız olması gerektiğini vurgulayan Heyet, edebiyatın herhangi bir hükûmetin, partinin veya bir grubun tekelinde olmaması gerektiği düşüncesindedir." 8. Türkmen Türkçesi Atasözlerinde Aile ve Akrabalık Terimleri Atasözlerinin Toplumsal Hafıza Rolü: "Türkmen Türkçesi Atasözlerinde Aile ve Akrabalık Terimleri Üzerine Bir İnceleme" başlıklı makale, atasözlerini "bir toplumun canlı hafızası" olarak tanımlar ve "Toplumun geçmişten geleceğe kadar bütün değerlerini ortaya koyan insanlara yol gösteren nasihat veren yazılı olmayan sözlü kurallardır." olduğunu belirtir. Atasözlerinin Türk toplumunda "Tanrı ve peygamber sözü gibi bir etki oluşturduğu" ve "belgelendirilen bir davranışın doğruluğu herkes tarafından kabul edildiği" ifade edilmektedir. Türkmen Aile Yapısı ve Akrabalık İlişkileri: Makale, Türkmenlerin köken olarak Oğuz asıllı olduğunu ve zengin bir sözlü kültüre sahip olduklarını vurgular. Türkmen kültüründe "aile yapısı oldukça önemlidir. Toplumun çoğalması, sosyal değerlerin yaşaması ve devam etmesi gibi birçok olgu aile kurumunun görevlerindendir." Vambéry'nin gözlemlerine göre Türkmenler arasında "ailelerine gösterdiği sevgi ve nezaket özellikle kadınlara gösterdikleri hürmet" dikkat çekicidir. Türkmen kadınlarının aile hayatında ve toplumsal konularda söz sahibi olduğu, erkeklerin ise hayvancılık ve tarımla ilgilendiği belirtilmiştir. Akrabalık bağları "çok güçlüdür" ve "karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma temelinde işler." Atasözlerinde Anne Figürü: Anne, Türkmen atasözlerinde kutsal bir figür olarak öne çıkar. Makaleye göre "Taranan atasözlerinde anne terimi ile ilgili 77 atasözü tespit edilmiştir." Annenin duası ve rızasının önemi vurgulanır: "TrmT. Ata – enäniň dogasy oda – suwa batyrmaz (TN, s. 26). ‘TT. Anne babanın duası ateşe suya batırmaz.’" Annenin sabrı ve yerinin doldurulamaz olduğu da belirtilir: "TrmT. Enäniň sabry dagdan belent (KTA, s.122). ‘TT. Annenin sabrı dağdan yüksektir.’" Atasözlerinde Baba Figürü: Baba, ailenin başı ve yeni nesillerin rol modeli olarak atasözlerinde yer alır. "Taranan atasözlerinde baba terimi ile ilgili 106 atasözü tespit edilmiştir." Babanın sözünün hikmetli olduğu ve yol gösterici olduğu vurgulanır: "TrmT. Ata sözi hikmet, ene sözi rehnet (KTA, s. 40). ‘TT. Baba sözü hikmet, anne sözü rızk.’" Aynı zamanda babanın yokluğunun zorlukları da ifade edilir: "TrmT. Ataň öldi, daýanýan dagyň ýykyldy (KTA, s.39). ‘TT. Baban öldü, dayandığın dağın yıkıldı.’" Atasözlerinde Çocuklar, Kardeşler, Erkek ve Kız Çocukları: Çocuklar Genel: Çocukların ailede ve toplumda çok önemli olduğu vurgulanır: "TrmT. Çagaly öý---- bazar, çagasyz öý---mazar (KTA, s. 85). ‘TT. Çocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezar.’" Kardeşler: Kardeşlik bağının gücü ve zorlukları işlenir: "TrmT. Dogan doğana gala, dogansyzlyk ne bela (KTA, s. 102). ‘TT. Kardeş kardeşe bela, kardeşsizlik ne bela.’" Erkek Çocuklar: Erkek çocukların iyi ve kötü özellikleri, aile içindeki rolleri ve babalarına benzemeleri gibi konular yer alır: "TrmT. Ýagşy oğuldan rahmet ýagar, ýaman oğuldan nälet (KTA, s.312). ‘TT. İyi oğuldan rahmet yağar, kötü oğuldan lanet.’" Kız Çocukları: Kız çocuklarının anneden öğrendikleri, güzellikleri, ancak bazen istenmeme durumları da atasözlerinde yer bulur: "TrmT. Gyz gylygy bilen, ogul edebi bilen (KTA, s. 174). ‘TT. Kız huyu ile, oğul edebi ile.’" Evlilik Yoluyla Akrabalıklar: Gelin: Gelinlerin yeni aileye uyumu ve ev düzenindeki rolleri önemlidir: "TrmT. Gelin ojaga çeker (KTA, s. 149). ‘TT Gelin geldiği ocağa çeker.’" Akıllı gelinin evi diktiği, akılsız gelinin evi yıktığı belirtilir: "TrmT. Akylly gelin öý diker, akmak gelin öý ýykar (TN, s. 23). ‘TT. Akıllı gelin ev diker, akılsız gelin ev yıkar.’" Elti-Kuma: Bu terimler genellikle olumsuz çağrışımlar taşır, kıskançlık ve anlaşmazlıkları yansıtır: "TrmT. Gündeşli öýde günde uruş (KTA, s. 169). ‘TT. Kumalı evde her gün kavga.’" Kayınbaba-Kayınvalide-Kayın-Görümce: Evlilik sonrası yeni akrabalık ilişkilerindeki dinamikler ve uyum süreçleri atasözlerine yansımıştır. Kayınbaba evinin zorluğu gibi ifadeler bulunur: "TrmT. Atam öýüm meýdan eken, gaýyn öýüm zyndan eken (KTA, s. 38). ‘TT. Baba evim meydan imiş kayın evim zindan imiş.’" Sonuç: Çalışma, Türkmen atasözlerinin Türkmen toplumunun sosyo-kültürel yapısını ve aile-akrabalık ilişkilerini derinlemesine anlamaya yardımcı olduğunu ve Türk toplulukları arasında "dil ve kültür birliğinin güçlendirilmesine yönelik önemli bir adım" olduğunu vurgular. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!