Tunceli (Dersim) tarihinden kesitler II
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Giriş ve Bölgenin Adlandırılması Tunceli (Dersim), Anadolu’nun önemli yerleşim alanlarından biri olup, Neolitik Çağ'dan (M.Ö. 4000) itibaren insan yerleşimine ev sahipliği yapmıştır. Tarih boyunca birçok medeniyete kucak açan bölge, farklı inanç, kültür ve yaşam biçimlerini barındırmıştır. "Dersim" adı, Osmanlı döneminden itibaren kaynaklarda yaygın olarak kullanılmış olup, günümüzde hinterlandının büyük bölümü Tunceli sınırları içinde kalmaktadır. Etimolojik Kökenler: Genel kabul gören gör üşe göre, "Dersim" kelimesi Farsça'da "der" (kapı) ve "sim" (gümüş) kelimelerinin birleşmesiyle "Gümüş Kapı" anlamına gelmektedir. Diğer tezler arasında Yunanlı araştırmacıların verdiği "Daranis" adı veya "Dersimanlı" adını kullanan aşiretten geldiği iddiaları bulunmaktadır. Pers Kralı Darius I'in Bisütun kitabesinde bölge için "Zu-za" adı kullanıldığı, bunun Kürtçenin Zaza lehçesiyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bölgenin bilinen en eski adı "İşuva" olup, haritalarda "Dailani, Daranalis, Daranisse, Daranalik, Derxene" şeklinde yer almıştır. Osmanlı'da 16. yüzyıldan itibaren "Dersim" adı kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet Dönemindeki Ad Değişikliği: Osmanlı döneminde başlayıp Cumhuriyet döneminde devam eden asayişsizlik ve güvenlik sorunları nedeniyle 25 Aralık 1935 tarih ve 2884 sayılı Kanunla Dersim adı "Tunceli"ye dönüştürülmüştür. Şehrin merkezi Kalan kasabası olarak belirlenmiş, ancak vilayet teşkilatı kurulana kadar geçici merkezi Elazığ olmuştur. Yasanın ilk hazırlığında "Munzur" olarak düşünülen il adı, bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından "tunç gibi sağlam insanların yaşadığı bölge" anlamına gelen "Tunceli" olarak değiştirilmiştir. "Kalan" adının Sümercede "kal" (kuvvetli) ve Farsça çoğul eki "an"dan türeyerek "kuvvetliler, güçlüler diyarı" anlamına geldiği belirtilmektedir. Kalan Kasabası'nın adı 12 Kasım 1952 tarihinde Tunceli olarak değiştirilmiştir. 2. Tunceli'nin Tarihsel Yönetim Yapısı ve İdari Gelişimi Tunceli, tarih boyunca birçok farklı medeniyetin egemenliği altında kalmış, idari yapısı sürekli değişiklik göstermiştir. Antik ve Orta Çağlar: Sümer, Hitit, Asur, Urartu, İskit, Med, Pers, Makedon, Selevkos, Roma, Bizans, Part, Sasani, Emevi, Abbasi ve tekrar Bizans hakimiyeti yaşamıştır. M.S. 950'lerden sonra Hozat ve Çemişgezek bölgenin merkezi olmuştur. Roma-Bizans döneminde Çemişgezek yöresi "Hierapolis", bölge ise "Khozan" veya "Hantsit Eyaleti" adlarıyla anılmıştır. Türk Hakimiyeti ve Osmanlı Dönemi: 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türk hakimiyetine giren bölge, Selçuklu Devleti, Türk Beylikleri, Moğol, İlhanlı, Akkoyunlu hakimiyetini görmüş, 1514 Çaldıran Zaferi'nden sonra Osmanlı Devleti sınırlarına katılmıştır. 1518 yılı tahrir kayıtlarında "Çemişgezek Sancağı" olarak anılmış, 1566'dan sonra dört sancağa ayrılmıştır. Bu dönemlerden itibaren bölge "Çemişgezek Ülkesi", "Çarsancak", "Pertek Şehri" ve "Dersim" adlarıyla anılmıştır. Osmanlı döneminde Erzurum, Diyarbakır ve Harput Eyaletlerine bağlı olarak idari değişiklikler yaşamış, 1848'de merkezi Hozat olan "Dersim Sancağı" oluşturulmuştur. 1880'de vilayet olarak teşkilatlandırılmış, ancak 1888'de tekrar mutasarrıflığa dönüştürülerek 1920'ye kadar Mamüretülaziz Vilayeti'ne bağlı kalmıştır. Osmanlı, Dersim Sancağı'nda hakimiyetini pekiştirmek için yol yapımına başlamış (örn. Hozat-Erzincan yolu), askeri kuleler (karakollar) inşa ettirmiştir. Ancak Dersim'deki aşiretler yolları tahrip etmiştir. Dersim'de yerel beylerin kaza yöneticisi olması, idare merkezlerinin taşınmasına neden olmuş, kalıcı devlet binalarının yapımını engellemiştir. Buna rağmen 1847'den sonra Hozat'ta belediye binası, hapishane ve hükümet konağı gibi yapılar inşa edilmiştir. Cumhuriyet Dönemi: 1920 yılında Hozat merkez olmak üzere Dersim adıyla vilayet yapılmış, 1926'da vilayet gelirlerinin yetersizliği nedeniyle Elazığ'a bağlanmıştır. 1935'te "Tunceli" adını alarak vilayet statüsüne kavuşmuş, merkezi Kalan Kasabası (bugünkü Tunceli Merkez) olmuştur. Erzincan'ın Pülümür, Elazığ'ın Nazımiye, Hozat, Mazgirt, Pertek, Ovacık ve Çemişgezek ilçeleri Tunceli'ye bağlanmıştır. 1946'da vilayet merkezi Kalan'a taşınmış, 1952'de Kalan Kasabası'nın adı Tunceli olarak değiştirilmiştir. 3. Aşiret Yapısı ve Merkezi Yönetimle İlişkiler Dersim bölgesi, aşiret olgusunun hakim olduğu toplumsal bir örüntüye sahiptir. Aşiretler, bölgenin coğrafi koşulları ve tarihi gelişmelerle şekillenmiş, merkezi yönetimle genellikle sorunlu ilişkiler içinde olmuştur. Aşiretlerin Yapısı ve Geçim Kaynakları: Bölge halkının geçim kaynakları esas itibarıyla hayvancılık ve çiftçiliktir. Ancak "talan" faaliyetleri de ekonomik aktiviteler arasında yer almıştır. Aşiretler, göçebe yaşamayı tercih etmiş ve kendi aralarında sürekli çatışma kültürü geliştirmişlerdir. Fiziki coğrafyanın belirleyiciliği altında halk, aşiret ağalarına ait küçük köylerde yaşamıştır. Ağalar, kendilerini bölgenin Ermeni ve Kürt sakinlerinin gerçek sahibi olarak görmüştür. Aşiret üyeleri, liderlerine "ölümüne bağlılık" göstermiş, onların emirlerine uymayı görev bilmiştir. "Dersim’de her şeyden evvel bir Allah bir namus ve bir de aşiret kararı korkusu vardır." Osmanlı bürokratlarının raporlarına göre, ekilebilir arazinin çoğu aşiret liderlerine ait olup, halk ortakçılık veya hizmetkarlık yaparak geçinebilmiştir. "Dede ve Seyitler" ile "halkın dünya işlerine egemen olan, ruhu eşkıyalıkla dolu, ikiyüzlü ve fesad ağalar" bölgenin gerçek eşkıyaları olarak iddia edilmiştir. Dersim Bölgesi Aşiretleri: Dersim'de yaklaşık 200 aşiret ve kabilenin yaşadığı tahmin edilmektedir. Bunlar cesaretleri ve silaha düşkünlükleriyle bilinir. Bölgenin aşiretleri esas itibarıyla Şeyh Hasanlı ve Dersimli (Desimli) olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Şeyh Hasanlı Aşireti: Aşağı Abbas Uşağı, Kalan, Aşuranlı Uşağı, Yukarı Abbas Uşağı, Bütükanlı Uşağı, Bezgar Uşağı, Laçin Uşağı, Birmanlı Uşağı, Ferhat Uşağı, Demanlı Uşağı, Gav Uşağı, Kormeşli Uşağı, Gülabi Uşağı, Karaballı Uşağı, Karikalı Uşağı, Kırganlı, Keçel Uşağı, Bal Uşağı, Koç Uşağı, ve Seyyit Kemal Uşağı gibi kabileleri içerir. Malatya'dan geldiği ve Oğuzların Bayat boyundan olduğu iddia edilir. Dersimli Aşireti: Kureyşanlı, Bahtiyar Uşağı, Okçıyanlı, Elanlı, Alanlı, Hızüllü, Hıran, Beleç, Haydaranlı, Arilli, Çarikli, Balabanlı, Balçık, Bihanlı, Caferli, Hesenanlı, Kobanlı, Hadikanlı, Hamoçikli, Kimsorlu, Hamakanlı, Hıdanlı, Hormekli, Zimtikli Karsanlı, Hayranlı, Kemanlı, Koçgiri, İzolli, Maskanlı, Şadıllı, Kimsorlu, Zerkanlı Komsonlu, Lertikli, Yusufanlı, Menüklü, Optalanlı, Sisanlı, Suranlı, Şavalanlı, Şeyh Mehmedanlı, Pilvanklı, Potikanlı, Zazalar, Lolanlı, Demenanlı gibi kabileleri kapsar. Orta Asya'dan geldiği düşünülen Okçu İzzeddinli aşiretine bağlıdır ve altın-gümüş işleriyle uğraştığı belirtilir. Aşiretler arasında sürekli iç çatışmalar yaşanmış, ancak bazen "öteki" aşiretlere karşı birleşmişlerdir. Bazı aşiretler yerleşik hayatı benimserken, bazıları coğrafi özellikler nedeniyle göçebe yaşam tarzını sürdürmüştür. Merkezi Yönetimle Çelişkiler: Osmanlı merkezi iktidarı Dersim'de uzun süre dolaylı yönetim anlayışını tercih etmiş, yönetimi yerel beylere bırakmıştır. Ancak bölge, Osmanlı arşivlerinde "asi", "haydut", "eşkıya" olarak anılan aşiretlerin sebep olduğu çatışmalar, gasp ve eşkıyalık olaylarıyla yer almıştır. Tanzimat döneminde uygulanan merkeziyetçi politikalara Dersim aşiretleri direnç göstermiştir. 1854'ten başlayarak birçok askeri harekât düzenlenmiş, ancak tam başarı sağlanamamıştır. yüzyıldan itibaren Keban ve Ergani bakır madenlerinin önem kazanması, merkezi yönetimin bölgedeki asayişe ilgisini artırmıştır. Aşiretler, maden işleyişine engel olmuş, köylere saldırarak yağmalamışlardır. 1726'da Şeyh Hasanlı Aşireti'nin Çarsancak'ı basıp İranlı esirleri kurtarması, Rakka'ya sürgün edilme kararı alınmasına rağmen uygulanamamıştır. 1755 ve 1761'de bölgeye askeri seferler düzenlenmiş, bazı aşiretler dağıtılmış ve "nezre" bağlanmıştır (belli şartlara uyacaklarına dair söz vermişlerdir). Ancak asker çekildikten sonra eşkıyalık faaliyetleri yeniden başlamıştır. Bazı yerel yöneticilerin aşiretleri kendi çıkarları doğrultusunda teşvik ettiği de görülmüştür. Osmanlı bürokratları, bölgedeki sorunların çözümü için eğitimin yaygınlaştırılması, Nakşibendi tekkelerinin açılması, halkın Sünnileştirilmesi, cami inşası, Zazaca Kur'an meallerinin gönderilmesi gibi önerilerde bulunmuştur. Aşiret liderlerinin çocukları Aşiret Mektebi'ne alınarak subay yapılması teklif edilmiştir. Dersim'deki "Kızılbaş" kimliği, "fıkra-i dalle" (ana yoldan çıkmış zümre) olarak görülmüş ve "medenileştirilmesi" gereken bir konu olarak değerlendirilmiştir. 4. Çevre ve Şehircilik Gelişmeleri Tunceli'nin şehirleşme süreci, özellikle Cumhuriyet döneminde, devletin yoğun çabalarıyla başlamış ve belirli dönemlerde önemli yatırımlar almıştır. Cumhuriyet Öncesi Şehircilik: Dersim Sancağı'nın dağlık yapısı nedeniyle ana yol şebekelerinin dışında kalmış, 1848'den sonra yol yapımına başlanmıştır (Hozat-Erzincan yolu). Dersim aşiretleri yolları tahrip etmiş, ancak devlet askeri açıdan önemli yolların bakımına devam etmiştir. Cumhuriyet Döneminde Kuruluş ve İmar: 1935'te yeni bir şehir olarak kurulmaya başlanmış, merkezi Kalan Kasabası'nda hükümet konağı çevresinde yapılaşma başlatılmıştır. Şehrin kuruluş yeri, Elazığ-Erzincan yolu üzerinde ve Munzur Nehri'ne yakın olması gibi güvenlik ve ekonomik etkenlerle seçilmiştir. 1940'larda Kalan'da 6.435 kişi yaşamaktaydı. 1946'da belediye statüsü kazanmış, Elazığ, Hozat, Ovacık, Pulur gibi yerlere yol bağlantıları inşa edilmiştir (örn. Gülüşkür Köprüsü). 1935-1937 yılları arasında 3 milyon liraya yakın harcama yapılmış, 1940 bütçesinden 1 milyon lira ödenek ayrılmıştır. 1932-1940 arasında 9 kışla, 9 karakol, 8 okul, 10 betonarme köprü, 3 tahta köprü, 72 memur-subay evi ve birçok şose inşa edilmiştir. Tunceli, kişi başına düşen kamu harcamalarında Doğu illeri ve ülke ortalamasının üzerinde yer almıştır. 1951'de ilk imar planı İller Bankası tarafından yapılmış, 1966'da ikincisi tamamlanmıştır. 1958'e kadar 250 km yol, 30 köprü inşa edilmiş, 563 köy ve mezraya içme suyu şebekesi götürülmüştür. 1965 yılında Keban Barajı'na su tutulmasıyla 170 köy etkilenmiş, Avrupa'ya işçi göçü yaşanmıştır. 1975'te merkez nüfusu 11.637'ye ulaşmış, mahalle sayısı 6'ya yükselmiştir. Doğu yakasındaki mahallelerde toprak kayması riski nedeniyle inşa yasağı konulmuştur. 1980 sonrası stratejik konumu nedeniyle askeri ve resmi kurum alanları artırılmış, yeni yerleşimler (Cumhuriyet Mahallesi) oluşmuştur. Munzur Üniversitesi'nin kuruluşu şehirciliği etkilemiştir. 1984'te Munzur Çayı'nın batı yakasında 384 konutluk afet evleri yapılmıştır. Kentte özel konut yapımı gelişmemiş, konut yapımını devlet üstlenmiştir. 2000-2020 Yılları Arası Şehircilik: Tunceli nüfusu 1975'ten sonra düşüş göstermiş, 2019'da en az nüfusa sahip illerden biri olmuştur (84.660 kişi). Yoğun göç yaşanmaktadır. Şehir, 8 mahalleden oluşmaktadır. Nüfus, özellikle 2005'ten itibaren yoğun yapılaşmanın görüldüğü Atatürk Mahallesi'nde yoğunlaşmıştır. Munzur Üniversitesi'nin 2013'te Aktuluk'a taşınması bu mahalledeki yapılaşmayı artırmıştır. 2012'de modern devlet hastanesi açılmıştır. 2020'de beşinci imar planı 7 etap halinde yürürlüğe girmiş, kentsel ve çevresel kaynakların azami kullanımı ve gelecekteki gelişim hedeflenmiştir. Şehir, deprem, sel, heyelan gibi afetlere müsaittir. Özellikle Alibaba, Esentepe, Yenimahalle'de heyelan riski yüksektir. Erozyon ve taşkın koruma tesisleri yapılmıştır. İl, ikinci derece deprem bölgesindedir ve yapıların deprem risk analizlerine göre projelendirilmesi elzemdir. Tunceli, 18 µg/m³ değerleriyle Türkiye'de havası en temiz şehirlerdendir. 2019'da doğalgaz kullanımıyla hava kirliliği azalmıştır. Su ihtiyacı Zagge, Büyükyurt, Hagü kaynaklarından ve sondaj kuyularından karşılanmaktadır. Şehirde 5 adet terfi merkezi ve 2013'te faaliyete geçen ileri biyolojik atık su arıtma tesisi bulunmaktadır. Katı atıklar düzenli depolama alanı olmaksızın Kil Mevkii'ndeki sahada düzensiz depolanmaktadır. "Entegre Katı Atık Bertaraf Tesisi (DER-KAB)" projesi planlanmaktadır. Tehlikeli ve tıbbi atıklar geri kazanıma ve bertarafa gönderilmektedir. TOKİ tarafından alt gelir grupları için konut projeleri, afet konutları, huzurevi, sosyal tesisler ve Munzur Üniversitesi kampüs binaları inşa edilmiştir. Eski kışla binası restore edilerek Etnografya ve Arkeolojik Eserler Müzesi'ne dönüştürülmüştür. 5. Doğal Güzellikler ve Yaşam Olanakları Tunceli, fiziki coğrafya özellikleri, iklim farklılıkları ve zengin su kaynakları sayesinde biyoçeşitlilik açısından oldukça zengindir. Biyoçeşitlilik ve Endemik Bitkiler: 43'ü bölgeye özgü (endemik), 227'si Türkiye'nin farklı yerlerinde bulunan endemik bitkiler olmak üzere 1.518 çeşit bitkiye ev sahipliği yapmaktadır. Munzur Dağları'na özgü endemik bitkiler arasında Çan Çiçeği, Erzincan Kirazı, Bindebir Keklik Otu, Munzur Kekiği, Munzur Düğün Çiçeği, Dağçayı, Munzur Dağı Oltuotu ve Menekşe bulunmaktadır. Munzur Vadisi, Avrupa'nın en önemli endemik bitki alanlarındandır. Ovacık fasulyesi ve Munzur'un incisi olarak bilinen Kırmızı Benekli Alabalığı ünlüdür. Alabalık neslinin tükenme tehlikesi altındadır. Dünyada çok az rastlanan ters lale (ağlayan gelin çiçeği) Tunceli dağlarında yetişmektedir ve koruma altındadır. Sarımsağın atası kabul edilen Allium Tuncelianum (Tunceli Yaban Sarımsağı) Ovacık ilçesi ve Erzincan sınırında yetişmektedir. Huş ağacı (ana vatanı Güney Türkistan) Mercan Vadisi'nde doğal ortam bulmuştur. Yaban Hayatı: Munzur ve çevresi, arızalı arazi yapısı ve ormanlık alanlar sayesinde birçok yabani hayvan türünün neslini korumuştur. Çengel Boynuzlu Keçi ve Bezuvar isimli dağ keçisi türleri ile Ur Kekliği yöreye özgü nadir türlerdendir. Sansar, kokarca, porsuk, tavşan, tilki, boz ayı, domuz, kurt, sincap, vaşak gibi türler yaygındır. Kartal, akbaba, doğan gibi yırtıcı kuşlar da bulunur. Bölgede 11 kelebek, 73 kuş, 15 sürüngen ve 31 memeli türü tespit edilmiştir. Turizm Potansiyeli: Tunceli, Munzur Vadisi Milli Parkı, akarsuları, şelaleleri, su gözeleri, krater gölleri, Keban Baraj Gölü, kaplıcaları, kaleleri, köprüleri, türbeleri, halı-kilim dokumacılığı, folkloru ve festivalleriyle zengin bir turizm potansiyeline sahiptir. Anafatma İçmecesi, Dikilitaş madensuyu, Zenginpınar (Zağge) Şelalesi gibi doğal güzellikler mevcuttur. Gelecek Perspektifi: Bölgenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Pertek Köprüsü'nün inşası, Elazığ ile ulaşım sorununu çözerek bölge ekonomisine ve kentleşmesine büyük katkı sağlayacaktır. Trekking, dağcılık, sportif balıkçılık, rafting, safari, kaya tırmanışı gibi kırsal etkinlikler için uygun bir yapıya sahiptir. Alevilik inanç ziyaret merkezleri, kamp-karavan turizmi, eko-turizm, yeşil turizm, mağara turizmi, akarsu turizmi, av turizmi, dağ turizmi, yayla turizmi gibi birçok turizm çeşidine ev sahipliği yapabilme potansiyeline sahiptir. Ancak terör nedeniyle yasak bölge olması, ulaşım imkanlarının yetersizliği ve turizm tesislerinin yetersizliği potansiyelin tam olarak kullanılamamasına neden olmuştur. 6. 19. Yüzyılda Salgın Hastalıklar ve Doğal Afetler yüzyılda Dersim ve çevresinde tifo, frengi, sıtma, kızamık ve çiçek gibi salgın hastalıklar yaygın olarak görülmüştür. Bölgenin coğrafi ve sosyo-ekonomik koşulları, salgınların yayılmasında etkili olmuştur. Salgın Hastalıklar: Tifo (Karahumma): Özellikle askeri birliklerde hızlıca yayılmıştır. 1899'da Mazgirt, Çemişgezek ve Dersim sancağı merkezindeki askeri birliklerde tifo salgını yaşanmıştır. Hastaların ayrı koğuşlarda tedavi edilmesi ve eşyalarının yakılması gibi önlemler alınmıştır. Tedavide kullanılmak üzere buharla dezenfeksiyon sağlayan tebhir makinelerinin imalatı düşünülmüştür. Frengi: Tifo kadar etkili olan bir diğer hastalıktır. 19. yüzyılın sonlarında Dersim vilayetinde frengi hastalarının oranı %20 civarında tespit edilmiş ve tedavi için daha fazla tabip talep edilmiştir. Osmanlı'da 1829'dan sonra Rus orduları ve Kırım Savaşı sonrasında askerler aracılığıyla yayıldığı düşünülmektedir. 1910'da frengiyle mücadele için nizamname çıkarılmış, askerlerin sağlık kontrolleri ve tedavileri zorunlu hale getirilmiştir. Sıtma: Pirinç ekimi ile artan sıtma arasında bağlantı tespit edilmiştir. Sivrisineklerin üreme alanı olan bataklıkların kurutulması yoluyla mücadele edilmiştir. Kızamık ve Çiçek: 1899'da Çarsancak'ta kızamık ve sıtma salgını görülmüş, Ermeni cemaatinden ölümler olmuştur. Tabip yetersizliği hastalığın yayılımını hızlandırmıştır. 1906'da Çarsancak'ta çiçek hastalığına karşı 155 çocuğa aşı yapıldığı belirtilmiştir. Çiçek aşısı Osmanlı'da 18. yüzyıldan beri uygulanmaktaydı. Doğal Afetler: Bölge, depremler, sel, dolu, heyelan gibi afetlere maruz kalmıştır. 1890 ve 1892'de Çemişgezek'te şiddetli dolu yağışları, 1894'te Gökçe Karyesi'nde sel felaketi yaşanmıştır. Devlet, zarar gören halka yardım etmiş ve evlerin tamirini sağlamıştır. Kıtlık (kaht ve gıla) da bölgede önemli bir sorun olmuş, özellikle Kızılkilise ve Mazgirt kazaları ile Peri karyesi gibi yerlerde zahire veya akçe yardımı yapılmıştır. yüzyılda yaşanan kuraklıklar (örn. 1844-1845) tarımsal üretimi azaltmış, göçlere ve salgın hastalıklara yol açmıştır. Doğal afetler, besin ve su kaynaklarını keserek hastalıkların bulaşma riskini artırmış, halkın hastalıklarla mücadelesini zorlaştırmıştır. 7. Ermenilerin II. Abdülhamid Dönemindeki Faaliyetleri Fransız İhtilali'nin etkisiyle yükselen milliyetçilik akımları, Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeni meselesini küresel bir sorun haline getirmiş, Dersim bölgesi de Ermeni "tedhiş" (terör) hareketlerinin yoğunlaştığı bir alan olmuştur. Ermeni Ulusçuluğunun Yükselişi: "Millet-i Sâdıka" olarak bilinen Ermeniler, 19. yüzyılda Osmanlı bürokrasisinde önemli görevlere gelmişlerdir (29 paşa, 22 nazır, 33 milletvekili vb.). Ancak 1828 Türkmençay Antlaşması'ndan sonra Rusya'nın etkisiyle bağımsızlık mücadelesine başlamışlardır. 1860'lı yıllardan itibaren çeşitli Ermeni dernekleri ve komiteleri (Hınçak, Taşnaksutyun) kurulmuş, "Bağımsız ve Büyük Ermenistan" hedefiyle propaganda, tedhiş, örgütlenme ve çetecilik faaliyetlerine girişmişlerdir. 1878 Berlin Antlaşması'nın 61. Maddesi ile Osmanlı Devleti, Vilayet-i Sitte'de (Erzurum, Sivas, Van, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis) Rusya ve İngiltere denetiminde Ermeniler lehine ıslahat yapmayı kabul etmiştir. 1895-96 yıllarında Ermeni komitecilerinin faaliyetleri yoğunlaşmış, Divriği, Trabzon, Erzincan, Malatya, Harput gibi birçok yerde isyan ve saldırılar gerçekleşmiştir. Bu saldırıların önemli bir sebebi, demografik üstünlük sağlamak için Müslüman halkı göçe zorlamaktır. Dersim'deki Ermeni Faaliyetleri: 1880'li yıllarla birlikte Ermeniler Dersim'de örgütlenme ve tedhiş faaliyetlerini artırmışlardır. 1887'de Natanyan Margos ve Sapan Mıgırdiç gibi "efkâr-ı müfsidât-kârâne" (fesatçı fikirler) ile tanınan kişilerin Van, Bitlis, Muş, Dersim, Erzurum ve Bayezid'de dolaşarak "ifsad-ı ahaliye" (halkı bozmaya) çalıştıkları tespit edilmiştir. 1896'da Muş'tan Dersim'e savuşan silahlı Ermeni fesedesinin yakalanması için önlemler alınmıştır. Dersim Mutasarrıfı Nüzhet Bey, Dersim Ekradı arasında "îkâ-yı şûriş" (isyan çıkarma) ve fesat çıkarmak için dolaşan Ermeni komitesi üyelerinin yakalandığını bildirmiştir. Devlet, Ermeni eşkıyasının İslam kıyafetine girerek saldırılar düzenlediği durumlarda Dersim Ekradı'nın müsebbibi olup olmadığını belirlemede zorluk yaşamıştır. 1903'te "Dersim Komitesi" adıyla bir Ermeni fesat çetesi kurulmuş, reisi Ropin Veled-i Artin idam edilmiş, diğer üyeleri hapse atılmıştır. Makar Ohannesyan'ın Dersim'de Kürt reislerini elde etmeye çalıştığına dair istihbarat alınmış, ancak yapılan tahkikatta bulunamadığı anlaşılmıştır. Ermeni çeteciler Kürtleri kendi yanlarına çekmek istemiş, ancak Kürtler "biz rıza-yı padişâhîden bir nebze ayrılmak ihtimalimiz yoktur" diyerek bu isteği reddetmişlerdir. Devlet, Ermeni çetelerinin bölücü faaliyetlerine karşı yerel eşrafın (örn. Diyab Ağa) ve halkın desteğini almıştır. Diyab Ağa, Arabgir'deki Ermeni Cemiyeti'ne mensup beş kişiyi silah ve evraklarıyla birlikte yakalamıştır. Ermeni "müfsidlerinin" yakalanmasında görülen gayretler devlet tarafından ödüllendirilmiştir. Devletin Koruyucu Politikaları: Osmanlı Devleti, Dersim Kürtlerinin Ermeni ahaliye karşı giriştiği hareketlerin önlenmesi için ciddi çaba sarf etmiştir. Çarsancak'ta Agop adlı bir Ermeni'nin kızının kaçırılması üzerine Sadaret'ten yardım istenmiş ve soruşturma başlatılmıştır. Dersim'de bir papaz ve iki kişinin Kürtler tarafından dağa kaldırılıp fidye karşılığı serbest bırakılması olayları tespit edilmiş, Ermenilere zor kullanılmasına karşı önlemler alınmıştır. Erzincan Sancağı'nda Ermeni fesadı ve Dersim eşkıyasının saldırıları nedeniyle geçici olarak örfi idare ilan edilmiştir. Dersim Kürtlerinin baskılarına maruz kalan Ermeni aileleri Osmanlı askerine sığınarak koruma altına alınmıştır. 1896'da Bitlis Valisi Ömer Paşa, Ermeni ve Süryanileri Dersim eşkıyasının saldırılarından korumak için köyler arasına süvari taburu yerleştirilmesini teklif etmiştir. 1900'de Dersim, Kuzican ve Ovacık Kürtlerinin Erzincan'daki Ermeni köylerine saldırılarını önlemek amacıyla karakollar inşa edilerek jandarma bulundurulması kararı alınmıştır. Çarsancak kazasında Ermeni milletinden katledilen altı kişinin faillerinin yakalanması ve kanuni işlem yapılması için soruşturma başlatılmıştır. Devlet, Dersim'deki meselelere "daire-i adliye" (adalet çemberi) düşüncesi doğrultusunda yaklaşmış, hem cebri hem de uzlaşmacı tedbirler almıştır. 8. Dersim'in İlk Valisi Hüseyin Fikrî Paşa'nın İdaresi 1880 yılında Dersim'in vilayet haline getirilmesi ve başına Dersim kökenli Hüseyin Fikrî Paşa'nın vali olarak atanması, devletin bölgeye yönelik yeni siyasetinin bir göstergesi olmuştur. Hüseyin Fikrî Paşa'nın Kimliği ve Kariyeri: Çemişgezek'in Germilî Köyü'nden Kürt Hacı Mehmet Ağa'nın oğludur. Öğrenimini Çemişgezek ve Harput'ta tamamlamış, İstanbul'a giderek sarayda görev almıştır. Maliye ve Maarif bakanlıklarında çalışmış, Hüdavendigar Eyaleti Tahrirat Kalemi Müdürlüğü, İstanbul Zabtiye Müdürlüğü, Beyoğlu Mutasarrıflığı, Zaptiye Bakanlığı Yardımcılığı, Acara (Acarateyn), Gümüşhane, Lazistan, Preveze ve Debre gibi çeşitli mutasarrıflıklarda bulunmuştur. Beyoğlu mutasarrıfı iken Avusturya İmparatoru'nun nişanına layık görülmüştür. Rumeli Beylerbeyi unvanıyla Kosova Valiliği'ne atanmış, ardından Dersim ve Bitlis valisi olmuştur. Bitlis Valiliği'ndeki başarısızlığı ve şikayetler üzerine Hakkâri Valiliği'ne getirilmiş, Hakkari'nin liva haline gelmesiyle boşta kalmış ve 1888'de vefat etmiştir. Kardeşleri Hasan Tahsin ve İbrahim beyler üzerinden "Sam Aşireti" mensubu eşkıya Süleyman Çavuş ile akrabalık ilişkisi olduğu, ailesinin bölgede "Kürdoğulları" adıyla bilindiği anlaşılmaktadır. "Hamidiye" gibi Tunceli Hozat ilçesinin en eski mahallelerinden birine adı verilmiştir. Oğlu Lütfi Fikrî Bey, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Birinci Meclis'te mebusluk yapmış ve "hilafeti savunduğu gerekçesiyle" İstiklal Mahkemesi'nde yargılanmıştır. Dersim Valiliği Dönemi: 1880'de Dersim ve Hakkari'nin müstakil bir vilayet haline getirilmesine karar verilmiş, Fikrî Paşa ilk vali olarak atanmıştır. Vilayet haline getirilmesinin amacı, bölgedeki Kürtlerin "itaatkâr olmayan tavırları" ve "şekâvet hadiselerinin önüne geçilmesi", kötü koşulların ortadan kaldırılması ve itaat altına alınmalarıdır. Fikrî Paşa'nın Dersim'e vali olarak atanmasında, devletin bölge aşiretlerinin gönlünü kazanma ve bizzat buralı bir bürokratı tercih etme isteği etkili olmuştur. Ancak Dersim Vilayeti'nin 1888'de lağvedilip tekrar sancağa dönüştürülmesi, devletin vilayet uygulamasıyla istediği başarıyı elde edemediğini göstermektedir. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!