Yazar Hakkında Yaşar Bayar, 1958 yılında Erzurum'da doğmuş, Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği ile çeşitli idari görevlerde bulunmuş bir şair ve yazar. Emekliliğinin ardından kültür-edebiyat dergilerinde editörlük yapmış, makale, deneme, öykü, şiir ve araştırmalar yayımlamıştır. "Kayıp Rüyâlar Albümü" (2023) yayımlanan pek çok şiir, deneme ve makale eserinden biridir. Eserleri arasında tiyatro oyunları, koreografiler ve şehirleşme üzerine incelemeler de bulunmaktadır. I. "Kayıp Rüyâl ar Albümü" Ana Temaları ve Önemli Fikirler Kitap, "Sır, Sûr ve Rüyâ Sesleri", "Aynalı Rüyâ Meşkleri", "Aşk ve Rüyâ Çerçisi", "Şehrin Rüyâ Odası", "Sonsuz ve Uzak Rüyâ Tabletleri" ve "Hiciv ve Solgun Rüyâ" başlıklı bölümlerden oluşmaktadır. Bu bölümler, Bayar'ın şiirsel dünyasının temel taşlarını oluşturur. A. Aşkın Ontolojik ve Kozmik Yorumu Yaşar Bayar'ın şiirlerinde aşk, sıradan bir duygunun ötesinde, varoluşun ta kendisi olarak ele alınır. Giriş kısmında belirtildiği gibi: “Aşk, gelip geçici şeylere, gölge varlıklara, ontolojik gerçeklikten mahrum kaçıcı ve yitici idea’lara yönelişin çok üstünde, sırf varolmaya, Yüce Varlık’a, varoluş bestesine bir nağme gibi, bir tını olarak girmeye, daha da önemlisi var etmeye olan derin bir tutkudur, bağlanıştır, kendini adayıştır.” Bu tanım, Şirazlı Sadrâ'nın "kâinatın atardamarlarında deverân eden ve tüm varoluş düzeylerinde mevcut bulunan bir ilke…" ifadesiyle desteklenir. Şiirler, Esmâ-i Hüsnâ'nın aşk iksirinin âlemlerin her köşesinde mevcut olduğunu vurgular. B. Varoluş, Zaman ve İnsan Hâli Şiirler, insan varoluşunun başlangıcına ve zamanın döngüsel doğasına vurgu yapar. "Varoluş Sahnesinde Aşk Pervâzı" bölümü, "Gerçek şu ki, insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir." (İnsân Suresi 1) ayetiyle başlar. Bu, insan varlığının kozmik düzendeki yerini ve yaratılışın derin sırlarını işaret eder. Şair, "kendi benliğini koruyan insan, varoluşun fırtınalarında her zaman sakin ve sarsılmazdır." diyerek içsel denge ve sarsılmazlığın önemini vurgular. Zaman, şiirlerde akıp giden, yitip giden, bazen de "kırılgan bir siluet olarak dağılan" bir kavramdır. "Eşya ve Vehmin Soğuk Kıyısında" bölümünde şairin geçmişle, yalnızlıkla ve varoluşsal sıkıntılarla hesaplaşması işlenir: "Yalnız, pejmürde bir albatros uçardı hüznümün sığlarında." ve "Bundandır belki; paslı bir gölge gibi eskiyorum burada." ifadeleri, bireysel hüzün ve zamanın yıpratıcı etkisini yansıtır. C. Doğa ve Evrenin Gizemli Dili Gökyüzü, yağmur, su, kar ve dağlar gibi doğa unsurları şiirlerde sıkça metafizik anlamlarla yüklüdür. "Gökyüzü; Van Gogh ile Borges sarısının bilinmezlik sisi ve garip bir hayâl sûrunun sırlı hasbıhâli içinde uç vermekte." tasviri, doğanın sanatsal ve mistik bir boyutta algılandığını gösterir. Yağmur damlaları "Vedûd isminin bir ışıması, kristalize hâle gelişi olan evrene, bilinmeyen bir âlemden gelen sır dolu haberciler gibi ışık huzmeleri halinde hızını artırıyor." Bu ifadeler, evrendeki her şeyin ilahi bir ismin tecellisi olduğunu anlatır. Su, "O’nun kudret tahtı suyun üstündeydi." (Hûd 7) ayetiyle ilişkilendirilerek kutsal bir varlık olarak sunulur. Kar, "Gök kubbede kış valsi, kristal rast korusu" gibi ifadelerle mistik bir örtü ve arınma sembolü haline gelir. D. Şehirlerin Ruhu ve Tarihi Bellek Şiirlerde şehirler, sadece coğrafi mekanlar değil, aynı zamanda yaşayan, nefes alan, ruhu olan varlıklar olarak ele alınır. "Şehrin Rüyâ Odası" bölümünün girişinde, "Şehirlerimizin arkasında kendi insanımızı, hayatımızı, vatanın mânevî çehresi olan kültürümüzü görüyor onlar. Biliyorlar ki şehirlerin de bir ruhu vardır. Ve ruhunu yitirmiş bir şehirden daha hüzün verici bir şey yoktur…" ifadesi, şehirlerin kültürel ve ruhani önemini vurgular. Bursa ve Payas gibi şehirler, tarihi dokuları, manevi mirasları ve çağlar boyunca biriktirdikleri anılarla şiirlere konu olur. Bursa, "Gök çekimli rüyânın inşirâh makamıdır artık Bursa" dizesiyle yüceltilirken, Payas "Türkün ulu kapısı, şah damarısın Payas" denilerek stratejik ve tarihi önemi vurgulanır. Bu şehirler, Osmanlı'nın kuruluşundan günümüze uzanan derin bir tarih bilinciyle harmanlanır. E. Gelenek ve Modernizm Arasındaki Çatışma ve Köprüler "Hiciv ve Solgun Rüyâ" bölümü, modern yaşamın getirdiği sıkıntıları, kirlenmeyi ve değer yitimini hicivli bir dille ele alır. "Yaşam boyu vergi, harçlar ödedim / Klonlanmış taksit, borçlar ödedim" gibi dizeler, bireyin modern tüketim toplumundaki çıkmazını gösterir. Bu bölüm, "Çehov’un Martı adlı oyununun en başındaki o olağanüstü repliği hatırlıyorum: Medviyedenko’nun “Siz neden siyahlar giyiyorsunuz?” sorusuna, Maşa, “Hayatımın yasını tutuyorum. Mutsuzum.” diye cevap verir. Bu replik çoğu kez bir ucu ağıt sınırında dolaşan yaşadığımız bu tuhaf hâz ânlarının özünü derinden özetliyor." ifadesiyle modern insanın içsel bunalımını ve mutsuzluğunu vurgular. II. "Yaşar Bayar ile Şiir ve Gelenek Üzerine" Söyleşisi: Temel Görüşler Bu söyleşi, Bayar'ın şiir anlayışının teorik arka planını ve gelenekle ilişkisini açıklar. A. Geleneğin Tanımı ve Önemi Bayar, geleneği "terâküm etmiş tecrübeler" olarak tanımlamakla birlikte, bu tanımın "biraz eksik" olduğunu belirtir ve geleneğin oluşumundaki "sosyal şuuru, hiç değilse şuuraltı kadar hesaba katmak zorundayız" der. Gelenek, bir toplumun din, dil ve kader birliği etmiş, yaşadığı olayların farkında olan insan topluluklarında söz konusudur. Gelenek, statik bir yapı olarak değil, "biçim değiştirme" yeteneği olan bir olgu olarak görülür. Charlie Chaplin'in "İçimizde hiçbir şey eksilmez, yalnız biçim değiştirir." sözünü alıntılayarak geleneğin sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu ifade eder. B. Şiirde Gelenek ve Modernizm İlişkisi Bayar, "Divan, tekke, halk" şiiri ayrımına sıcak bakmaz, çünkü ona göre tüm bu şiirler "sezginin o müthiş dili ile yazılır." Modern şiirin de geleneğin devasa birikiminden beslenmesi gerektiğini savunur. Gelenekten kopuk, sadece yenilik hevesleriyle yazılmış şiirlerin "tutarlı bir biçimde var olması, evrensel değerlere sahip olması mümkün değildir." Geleneği reddetmenin veya karşısında durmanın "temelsiz bir yenilik olarak kalmıştır" sonucunu doğurduğunu belirtir. Türkiye'deki değişimin Batı'yı "bütün lekeleriyle aldık" fıkrasıyla eleştirisi, gelenekçi düşüncenin göz ardı edilmesinin olumsuz sonuçlarını vurgular. C. Yaşar Bayar'ın Şiir Anlayışında Gelenek Kendi şiir anlayışını, "geleneğin birikimini belli bir çizgi üzerinde [...] içselleştirerek ilerleyen bir şiir" olarak tanımlar. Geçmişe atıflar yaparak geleneği içselleştirmeyi, yeni izleklerle ise "ileriye dönük tarihî uzantı oluşturmayı" amaçlar. Şiirlerinin "sesli okuma"dan ziyade "zihinsel okuma"ya uygun metinler olduğunu belirtir. Gelenekten beslenmenin önemine değinerek, "Gelenekten beslenmeden ve sadece günümüz şairlerini okuyarak şiir yazma talimine başlayanlar" için D.H. Lawrence'ın "Çok biliyoruz, az duyuyoruz" sözünü hatırlatır. Şiirin "acı ve hazzı aşıp dili sonsuzluğun uçsuz bucaksızlığına yükselten" bir süreç olduğunu ifade eder. D. Şairin Misyonu ve Toplumsal Sorumluluğu Bayar, şairin sadece edebi bir figür olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve manevi bir sorumluluğu olduğunu vurgular. "Yıkılmış bir medeniyetin ve dağılmış bir coğrafyanın varlığını ve hayatiyetini" ele alan şairlerin, "Allah’la yeniden barışmamıza, O’nu kendi beşerî ve toplumsal dünyamıza [...] davet etmemize" ihtiyaç olduğunu dile getirir. "Sahih şairler", gelenek düşüncesini "geçmişte kalmış" birikim olarak görmezler; "onurlu geçmişimizin kutsal ateşini yakan, inanç ve kültür köklerine yönelen ‘kimlik arayışına’ hız kazandıran" münevverlerdir. Şairin görevinin "fenomen temelinde verili olan şey’lerin dışına taşarak, metafizik olanı tırmalamak ve yakalamak" olduğunu belirtir. Sonuç Yaşar Bayar'ın "Kayıp Rüyâlar Albümü" ve şiir üzerine görüşleri, geleneksel Türk şiiriyle modern duyarlılığı harmanlayan, varoluşsal sorgulamaları, aşkın metafizik boyutunu ve şehirlerin ruhani derinliğini işleyen zengin bir edebi evren sunmaktadır. Şair, modern dünyanın getirdiği kirlenmeye ve değer yitimine karşı geleneğin bilgeliğini ve aşkın dönüştürücü gücünü bir köprü olarak önerir. Onun şiiri, sadece estetik bir haz sunmakla kalmaz, aynı zamanda okuyucuyu kendi içsel dünyasına ve varoluşun temel sırlarına doğru bir yolculuğa çıkarır. ... Devamını Oku