1. Sosyal ve Politik Olayların Ses Peyzajı Üzerindeki Etkileri 2020 yılı, COVID-19 pandemisi, depremler ve protestolar gibi olaylarla dünya çapında hem "sessiz" hem de "sesli" bir yıl olmuştur. Bu durum, sesin sosyal, politik ve toplumsal etkilerinin daha derinlemesine incelenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Pandemi ve Sessizlik/Gürültü Algısı: Pandemi süreci, sokağa çıkma yasakları ve sosyal izolasyon nedeniyle şehirleri "terk edilmiş ve bomboş mekanlara" çevirmiş, "gürültülü ve dinamik şe hirler bir anda sessiz mekanlara dönüştü." (Mıhçı, Dümen, Şaher). Bu durum, gürültünün insan hayatındaki etkisinin daha belirgin hale gelmesine yol açmıştır. Türk Akustik Derneği'nin araştırması, pandemi döneminde konutlarda gürültüye bağlı rahatsızlık ve stres/kaygı seviyelerindeki değişimleri incelemiş ve insanların işitsel çevrelerine ilişkin farkındalıklarının arttığını belirtmiştir (Dümen, Şaher). Aynı zamanda, kısıtlamalar kalktıkça şehirlerin eski "gürültülü yapısına geri döndüğü" gözlemlenmiştir. Protestolar ve "Ses Çıkarma Direnci": Pandemi sürecinde bir yandan sessizlik hakim olurken, diğer yandan dünya çapında gerçekleşen protestolar, insanların küresel siyasi manzara içinde "seslerini çıkartmaktaki direncini" göstermiştir. Bu, sesin bir direniş ve ifade aracı olarak politik önemini vurgulamaktadır. Depremler ve Akustik Cihazların Önemi: 2020'deki depremler, göçük altında kalan afetzedelerin yerlerinin "sismik-akustik cihazlar vasıtasıyla... ürettikleri ‘sesler’in algılanmasıyla" kurtarılmasında akustik teknolojilerin kritik rolünü gözler önüne sermiştir. Fraunhofer FKIE tarafından geliştirilen "Crow’s Nest Array" (CNA) adlı MEMS mikrofon dizisi teknolojisi, insansız hava araçlarına (İHA) bağlanarak insan çığlıkları da dahil olmak üzere afet anında belirli seslerin yönünü ve kaynağını belirleyerek arama ve kurtarma çalışmalarına destek olmayı hedeflemektedir (Varela). TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstitüsü'nden Baki Karaböce, deprem sırasındaki titreşimlerin yerçekimi ivmesi ölçer ile gözlenmesi üzerine çalışmasını sunmuştur. 2. Akustik Eğitiminin Durumu ve Gelişimi Mimarlık ve iç mimarlık eğitiminde akustik derslerinin durumu, Türkiye'deki bilimsel ve yasal gelişmelerle birlikte incelenmiştir. Mevcut Durum: Sezin Nas ve Hakika Sezgin'in araştırması, Türkiye'de mimarlık ve iç mimarlık bölümlerindeki akustik derslerinin güncel durumunu ele almıştır. Çalışma, "bina akustiği tüm dünyada mimari ve iç mimari alanlarında yapı fiziği alanının ayrılmaz bir parçasını oluşturmakta ve işitsel konfor koşullarının sağlanmasında büyük bir rol oynamaktadır" vurgusunu yapmıştır. 2020 itibarıyla incelenen 78 iç mimarlık bölümünün 45'inde, 129 mimarlık bölümünün ise 92'sinde akustik alanında ders bulunduğu tespit edilmiştir. Mimarlık lisans programında akustik alanına ait derslerin %71'i zorunlu, iç mimarlıkta ise %61'i zorunlu ders statüsündedir. Ancak, doğrudan akustik eğitimi veren ders sayısının "çok sınırlı" olduğu belirtilmiştir. Yasal Mevzuatın Etkisi: 2017'de yürürlüğe giren "Binaların Gürültüye Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik" ve "Sertifika Eğitim Programlarına Dair Tebliğ" ile yeni binaların ruhsat aşamasında akustik rapor ve/veya proje zorunluluğu getirilmiştir. Bu durum, "mimarların ve iç mimarların akustikle ilgili olarak bilgi düzeylerinin arttırılması" önemini artırmıştır. Ancak, yönetmeliğin iç mimarların D1 Temel Bina Akustiği Uzmanı olarak başvurularına izin vermemesi, "fiziksel çevre kontrolü açısından iç mimarlar sesin, gürültünün ve akustiğin önemini lisans eğitimleri boyunca mevcut dersler sayesinde edinmesine rağmen herhangi bir yetki alanına sahip olmaları sağlanamamıştır." Lisansüstü Çalışmalar: Duygu Özel Güney ve Çiğdem Tekin'in çalışması, mimari akustik alanındaki lisansüstü tezleri inceleyerek, son yirmi yılda bu alandaki bilimsel yaklaşım ve farkındalığı değerlendirmiştir. Toplam 190 tez incelenmiş olup, en çok çalışılan kategorinin "%43,15 oranı ile Hacim Akustiği" olduğu görülmüştür. Çevresel Gürültü Denetimi (%16,31) ve Malzeme (%10,52) diğer önemli kategorilerdir. Çalışmaların çoğu "tespit niteliğinde" olup, "yeni bir sistem, yöntem, model önerisi oldukça azdır." Mevzuatların, akademik çalışmaları yönlendirdiği ve "çalışmaların yönetmeliklerin gölgesinde kaldığı" sonucuna varılmıştır. 3. İç Mekan ve Kentsel Ses Peyzajı Yaklaşımları İşitsel peyzaj yaklaşımı, sesin sadece bir gürültü olarak değil, aynı zamanda bir tasarım ve konfor unsuru olarak değerlendirilmesini sağlamaktadır. İşitsel Peyzajın Mimari Sürece Entegrasyonu: Uğur Beyza Erçakmak Osma ve Papatya Nur Dökmeci Yörükoğlu, iç mekan işitsel peyzaj ilkelerinin mimari tasarım ve uygulama süreçlerine entegrasyonu üzerine bir ön model önermişlerdir. İşitsel peyzaj, "bağlam içinde bir kişi veya insanlar tarafından algılanan veya deneyimlenen ve/veya anlaşılan akustik ortam" olarak tanımlanır. Çalışma, iç mekan işitsel peyzaj bileşenlerini "ses, insan, yapı ve çevre" olarak dört ana başlık altında ele almakta ve bunları mimari sürecin programlama, kavramsal tasarım, tasarım geliştirme, dokümantasyon, inşaat/uygulama ve değerlendirme aşamalarıyla ilişkilendirmektedir. Bu entegrasyonun, "döngüsel süreci en aza indirmeye yardımcı olacağı ve proje süreci boyunca zaman ve bütçe tasarrufuna katkı sağlayacağı" belirtilmiştir. Sesin Tasarım Elemanı Olarak Eğitimi: Kıvanç Kitapcı ve Papatya Nur Dökmeci Yörükoğlu'nun "İşitsel Peyzaj Çalıştayı Deneyimi", iç mimarlık eğitiminde sesin bir tasarım elemanı olarak ele alınmasının önemini vurgulamıştır. Çalıştayda, "sesin yönetilebilir bir kaynak olarak değerlendirilmesinin önemine vurgu yapar ve gürültü denetimi çalışmalarının aksine, sesin denetlenmesi yerine sesin tasarlanması üzerine odaklanır." Katılımcılar, farklı ses kaynaklarını farklı mekanlarda ve işlevlerde nasıl değerlendireceklerini deneyimlemişlerdir. Çalıştay sonucunda, katılımcıların "kafamdaki gürültü, mimari akustik gibi kavramların farklılaştığını ve farklı tanımlamaya başladığımı fark ettim" gibi yorumları, farkındalık artışını göstermektedir. Kentsel Sessiz Alanlar: Gülşen Akın Güler ve Aslı Özçevik Bilen'in İstanbul Hanlar Bölgesi'ndeki han avluları ve cami bahçelerinin "sessiz alan" olarak kullanılabilirliği üzerine çalışması, kentsel gürültü kirliliğine karşı alternatif çözümler sunmaktadır. Çalışma, bu alanların dış ortama göre "daha düşük düzeyli ses ortama sahip olması sayesinde 'sessiz alan' olma potansiyeline sahip olabildiğini" göstermiştir. Özellikle doğal ve dini seslerin "dinlendirici" bulunması, teknolojik seslerin ise "rahatsız edici" olması dikkat çekmiştir. 4. Gürültü Kontrolü ve Akustik Tasarım Uygulamaları Çeşitli yapılarda ve sistemlerde gürültü kontrolü ve akustik performansın iyileştirilmesine yönelik somut çalışmalar ve öneriler sunulmuştur. Rüzgar Türbini Gürültüsü: M. Akif Emekli ve Burak Ahmet Tuna, rüzgar türbini gürültüsünün Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği (ÇGDYY) kapsamında değerlendirilmesini incelemiştir. Rüzgar türbini gürültüsü, kompleks dinamikleri ve rüzgar hızıyla değişen özellikleri nedeniyle diğer gürültü kaynaklarından farklı ele alınmalıdır. Çalışma, ÇGDYY'deki "60 dBA ve üzerindeki" sınır değerlerinin "oldukça yüksek değerler" olduğunu belirtmiş ve "rüzgar türbini gürültüsü özelinde yönetmelik eki veya farklı bir madde oluşturulması" gerektiğini önermiştir. Ayrıca, hesaplamalar için ISO 9613-2 standardı yerine rüzgar türbini gürültüsü için geliştirilmiş yöntemlerin kullanılması tavsiye edilmiştir. Konut Balkonlarının Akustik Katkıları: Hilal Üstüner ve Füsun Demirel'in araştırması, konut balkonlarının çevresel gürültünün etkisini azaltmada potansiyelini incelemiştir. "Balkonların, geometrileri ve ses dalgalarının bu geometrilerle buluştuğundaki davranışları, çevresel gürültüye karşı akustik performansını etkileyen bir kriterdir." Simülasyon çalışmaları, uygun balkon geometrileri ve ses yutucu malzeme kullanımıyla gürültü seviyelerinde "1 ile 11 dB(A) arasında azalma" sağlanabileceğini göstermiştir. Bu, "balkon alanındaki gölge bölgenin arttırılması" ile elde edilmektedir. Darbe Sesi Yalıtımı ve Yüzer Döşeme: Mehmet Okay, Mehmet Nuri İlgürel ve Rahmi Güçlü, binalarda darbe sesi düzeyinin kontrolü için yüzer döşeme uygulamalarının gerekliliğini incelemiştir. "Binaların Gürültüye Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik" kapsamında akustik konforun sağlanabilmesi için darbe sesi yalıtımına ihtiyaç duyulduğu ve "özellikle yüksek gürültü düzeyine sahip kaynak odaları döşemelerinde yüzer döşeme uygulaması yapılması gerektiği" sonucuna varılmıştır. Çok Amaçlı Müzik Sınıflarının Akustik Problemleri: Ahmet Aslan ve Akın Oktav, çok amaçlı müzik sınıflarındaki akustik problemleri "kafes analizi" yöntemiyle lokal olarak tanımlamayı önermiştir. Çalışma, sınıfların teorik ders anlatımı ve müzik icrası gibi farklı işlevleri için uygun akustik parametre setlerini (RT, EDT, D50, C80, STI) kullanarak performanslarını değerlendirmiş ve lokalize edilmiş problemler için çözüm önerileri sunmuştur. Konferans Salonlarının Akustik Performansı: Zuhal Özçetin, Merve Görkem, Sebahat Gül İlisulu ve Füsun Demirel, kampüs binalarındaki konferans salonlarının akustik performansını incelemiştir. Konuşmanın anlaşılabilirliğinin sağlanması için Reverberasyon Süresi (T-Reverberation Time), Öncül Düşme Süresi (EDT-Early Decay Time), Konuşma İletimi Dizini (STI) ve Belirginlik (D50-Definition) gibi parametreler değerlendirilmiştir. Çalışma, incelenen salonlarda reverberasyon sürelerinin sınır değerlerin altında olduğunu, ancak STI ve D50 değerlerinin genellikle "iyi" veya "çok iyi" seviyelerde olduğunu göstermiştir. Kayıt Stüdyolarının Akustik Tasarımı: Murat Tıraş ile Dilara Kelle, Ayça Şentop Dümen ve Sevtap Yılmaz'ın çalışmaları, kayıt stüdyolarının ve kontrol odalarının akustik tasarım yaklaşımlarını ele almıştır. "Homojen ses koşullarının oluşturulması adına optimum oda boyutları, oda modlarının analizi, hoparlör ve alıcı konumlandırması ve yüzey özelliklerinin belirlenmesi için çeşitli yaklaşımlar önerilmiştir." Özellikle LEDE (live-end-dead-end) ve RFZ (reflection free zone) prensipleri kullanılarak düşük frekanslardaki sorunların ve oda modlarının kontrolü hedeflenmiştir. 5. Konuşma Anlaşılırlığı Ölçütleri Mahmut Sözer ve Emre İlal'in çalışması, nesnel konuşma anlaşılırlığı ölçütlerini kronolojik sırayla incelemiştir. "Konuşma anlaşılırlığı, sözlü konuşma amaçlı herhangi bir hacmin tasarımı için en başta gelen tasarım ölçütüdür." Tarihsel Gelişim: Konuşma anlaşılığının ölçülmesine yönelik ilk bilimsel çalışmaların 20. yüzyılın başlarına dayandığı ve telefonun icadıyla başladığı belirtilmiştir. Articulation Index (AI), Pattern Correspondence Index (PCI), Speech Communication Index Meter (SCIM) gibi erken dönem yöntemler anlatılmıştır. Modern Ölçütler: Lochner ve Burger'in "yararlı-zararlı ses oranı" kavramı, Peutz'un "Articulation Loss of Consonants (Alcons)" yöntemi ve Houtgast ve Steeneken'in "Speech Transmission Index (STI)" yöntemi detaylı olarak açıklanmıştır. STI, modülasyon transfer fonksiyonunu (MTF) temel alarak, bir iletim kanalındaki genlik değişkenliğinin iletimini ölçer. Ayrıca, D, C50 ve Bradley tarafından geliştirilen U50 gibi enerji oranlarına dayalı ölçütler de sunulmuştur. U50 parametresinin, yansışım süresi, arka plan gürültüsü ve sinyal-gürültü oranı gibi hacimsel etkileri dikkate alması ve "öznel konuşma anlaşılırlığı testleri ve STI... gibi standartlaşmış diğer bir nesnel konuşma anlaşılırlığı parametresi ile ilintisinin kuvvetli olduğu" vurgulanmıştır. Ölçütlerin Kısıtları: Çeşitli ölçütlerin frekans yelpazesi, hacimdeki yansışım ve arka plan gürültüsünü dikkate alma durumları karşılaştırılmıştır. Örneğin, AI'nin yansışımı hesaba katmaması, Alcons'un sadece 2kHz bandını kullanması gibi kısıtlar belirtilmiştir. U50, "tasarımcıya geometri ve akustik malzeme yerleşimi bakımından dolaysız rehberlik edecek bir seçenek olarak" öne çıkmaktadır. Sonuç ve Değerlendirme Bu kaynaklar, Türkiye'de akustik biliminin ve uygulamalarının geniş bir alana yayıldığını, ancak özellikle mimarlık ve iç mimarlık eğitiminde ve yasal mevzuatların uygulanmasında daha fazla gelişime ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Sosyal olayların ses peyzajı üzerindeki etkileri, akustik cihazların afet yönetimindeki önemi ve rüzgar türbini gürültüsü gibi spesifik sorun alanları, disiplinin çok yönlü doğasını ortaya koymaktadır. İşitsel peyzaj yaklaşımının mimari süreçlere entegrasyonu ve sesin bir tasarım elemanı olarak ele alınması, insan odaklı ve bütüncül tasarımın geleceği için kritik öneme sahiptir. Nesnel konuşma anlaşılırlığı ölçütlerinin doğru kullanımı, özellikle eğitim ve performans mekanlarında etkili akustik tasarımın temelini oluşturmaktadır. Tüm bu alanlarda yapılacak çalışmalar, Türkiye'de akustik bilincinin ve uygulama kalitesinin artırılmasına önemli katkılar sağlayacaktır. ... Devamını Oku