1. Giriş Bu brifing belgesi, "Sosyal, Beşeri ve İdari Bilimler Araştırmaları" başlıklı derlemeden seçilmiş metinleri inceleyerek önemli temaları ve bulguları bir araya getirmektedir. Sunulan kaynaklar, örgütsel adalet ve vatandaşlık, COVID-19'un iş ve finans dünyasına etkileri, uluslararası pazarlarda rekabet stratejileri, perakendecilikte mağaza tercihleri ve Ar-Ge/inovasyonun ekonomik yapıdaki rolü gibi geniş bir yelpazedeki konuları ele almaktadır. Amaç, bu farklı disiplinlerdeki temel çıkar ımları sentezleyerek bütünsel bir bakış açısı sunmaktır. 2. Ana Temalar ve Önemli Çıkarımlar 2.1. Örgütsel Adalet ve Örgütsel Vatandaşlık Davranışları Tanımlar: Kaynak, John Locke'un adaleti "doğanın ve her toplumun temel yasası" olarak tanımlamasıyla başlayarak örgütsel adaleti, bireylerin iş hayatında örgütsel amaçlara katkıda bulunurken kendi amaçlarına ulaşma çabaları bağlamında ele almaktadır. Örgütsel adalet, "yönetim uygulamalarının etik ve ahlaki açıdan kişisel bir değerlendirilmesi" olarak tanımlanır (Cropanzano vd., 2007: 35-36). Örgütsel vatandaşlık ise "bireylerin biçimsel olarak tanımlanmış roller, görevler ve ödüllendirme sistemi dışında yer alan davranışlarını" (Organ, 1988) ifade eder ve örgüt başarısı için kritik öneme sahiptir. Adalet Boyutları: Örgütsel adalet; dağıtım, prosedürel ve etkileşimsel adalet olarak sınıflandırılır. Dağıtım Adaleti: Kaynakların ve çıktıların adil dağıtımıyla ilgilidir. Çalışanlar sonuçların adil olduğuna inandıklarında gerçekleşir (Colquitt vd., 2013). Eşdeğerlik, eşitlik ve ihtiyaç kriterlerine göre değerlendirilir (Deutsch, 1985). Prosedürel Adalet: Kararların alınmasında ve kaynakların dağıtımında uygulanan kuralların ve yöntemlerin adil olmasıyla ilgilidir. Etkileşimsel Adalet: Bireylerin karar verme süreçlerinde ve genel olarak birbirlerine nasıl davrandıklarıyla ilgilidir; enformasyonel ve kişilerarası adalet olarak ikiye ayrılır (Greenberg, 1993). Örgütsel Vatandaşlık Boyutları: Organ (1988) tarafından fedakarlık (özgecilik), nezaket, vicdanlılık, sportmenlik ve sivil erdem olarak sınıflandırılmıştır. İlişki: Meta-analiz çalışmaları, dağıtım ve prosedürel adaletin örgütsel vatandaşlık davranışları üzerinde etkili olduğunu göstermektedir (Cohen-Charash ve Spector, 2001). Türkiye bağlamında yapılan çalışmalarda da dağıtım adaletinin örgütsel vatandaşlığın tüm boyutları üzerinde etkili olduğu belirtilmektedir (Moorman, 1991). Bulgular: Türkiye'de yapılan 18 çalışmayı kapsayan meta-analizde, dağıtım adaleti ile örgütsel vatandaşlık davranışları boyutları arasındaki etki büyüklüklerinin %21 ile %28 arasında değiştiği bulunmuştur. En yüksek etki büyüklüğü dağıtım adaleti ve sportmenlik (r=0.28) arasında, en düşük etki büyüklüğü ise dağıtım adaleti ve nezaket (r=0.21) arasında tespit edilmiştir. Genel olarak, "dağıtım adaleti ile örgütsel vatandaşlık arasında genel olarak zayıf bir korelasyon bulunmaktadır." Ancak bu sonucun kültürel etkilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. 2.2. COVID-19 Pandemisinin Lider-Üye Etkileşimi Üzerindeki Etkileri Bağlam: COVID-19 pandemisi, işletmeleri uzaktan çalışma gibi esnek programlara hızla adapte olmaya zorlamış ve liderlerin rolünü daha kritik hale getirmiştir. Liderlik ve Lider-Üye Etkileşimi (LÜE): Liderlik, takipçileri etkileme ve motive etme yeteneği olarak tanımlanır. LÜE teorisi, liderlerin her astına aynı şekilde davranmadığını, bunun yerine her takipçisiyle benzersiz bir ilişki geliştirdiğini öne sürer (Dansereau vd., 1975). Bu ilişkilerde "benimsenenler/iç grup" ve "dışlananlar/dış grup" oluşabilir. LÜE'nin dört boyutu etki, sadakat, katkı ve profesyonel saygıdır (Liden ve Maslyn, 1998). Negatif Değişimler: Araştırma, uzaktan çalışan teknoloji şirketi personelleri üzerinde yaptığı nitel çalışmada lider-üye etkileşiminde altı negatif değişim tespit etmiştir: İletişim Kalitesinde Azalma: Katılımcılar, sanal görüşmelerin samimi gelmediğini ve mesajların karşılıklı ulaşmadığını belirtmişlerdir. "İletişim için devamlı bir araca ihtiyaç duydum… Sanal görüşmeler samimi gelmedi bana… Verilmek istenen mesajların karşılıklı ulaşmadığını düşünüyorum." (K 1) Online İletişim Kaynaklı İş Süreçlerinde ve Sürelerinde Uzama: Yüz yüze daha kısa sürede halledilebilecek işlerin online ortamda uzadığı ifade edilmiştir. Yönetici Desteğinde Zayıflama: Pandemi döneminde yönetici etkileşimlerinin azaldığı ve yeterli koçluk desteğinin alınamadığı dile getirilmiştir. İstendiği Zaman İletişim Kuramama: Yöneticilere ulaşma veya kendini ifade etme sorunları yaşanmıştır. Daha Zorlu Yönetici: Personel takibinin zorlaşmasıyla bazı yöneticilerin daha zorlu hale geldiği belirtilmiştir, ancak bu duruma hak verenler de olmuştur. Denetimde ve Karar Almada Zorluklar Yaşanması: Özellikle uzaktan çalışmada personelin kontrolünün zorlaştığı ve karar alma süreçlerinde ortak hareket edilemediği gözlemlenmiştir. Pozitif Değişimler: Üç pozitif değişim belirlenmiştir: Daha Anlayışlı ve Ilımlı Yönetici: Yöneticilerin zorlu dönemde daha anlayışlı yaklaştığı ve destek olduğu ifade edilmiştir. "Pandemi döneminde daha anlayışlı daha ılımlı yaklaşımıyla destek olmaya çalıştı. Zorlu bir dönemde bir de yöneticimden zorluk görseydim farklı çıkış yolları aramak zorunda kalabilirdim…" (K 3) Yeni Problemleri Çözmenin Beraberinde Getirdiği Takım Ruhu: Bilinmezlikler dünyasında daha sıkı temas ve verimli çalışma fırsatı bulunmuştur. Zor Günlerde Daha Fazla Hissedilen Değer ve Destek: Yöneticilerden alınan desteğin ve hissedilen değerin motive edici olduğu belirtilmiştir. Sonuç: Negatif ve pozitif etkilerden bahseden katılımcı sayıları eşit olsa da, negatif etkilerin daha çeşitli başlıklar altında sıralanması, bu etkilerin daha yoğun hissedildiğini göstermektedir. Bu durumun liderlik tarzı ve algılardaki farklılıklardan kaynaklandığı düşünülmektedir. İletişim süreçlerinin iyileştirilmesi, yöneticilerin daha fazla destek sağlaması ve karar alma süreçlerine katılımı artırması önerilmiştir. 2.3. Türk Çimento Sektörünün Uluslararası Rekabet Gücü Analizi Sektörün Önemi: Çimento sektörü, bir ülkenin ekonomik altyapısını geliştiren temel sektörlerden biridir. Türkiye, dünya çimento ihracatının %10,7'lik payıyla ilk beş ülke arasında yer almaktadır. Küresel Durum (2021):Üretim: Çin (%56,82) ve Hindistan (%7,50) en büyük üreticilerdir. Türkiye, 76 milyon ton üretimle dünya üretiminin %1,73'ünü karşılamaktadır. İhracat: Vietnam (%17,2) ve Türkiye (%10,2) en büyük ihracatçılardır. 2021 yılı toplam dünya çimento ihracatı 13,4 milyar dolar civarındadır. İthalat: ABD (%12,6) ve Çin (%11,1) en büyük ithalatçılardır. 2021 yılı toplam dünya çimento ithalatı 14,6 milyar dolar civarındadır. Türkiye'nin Performansı (2012-2021):Çimento ihracatı 2016 yılına kadar düşüş göstermiş, ardından yükselişe geçerek 2019'da 2012 seviyesini yakalamıştır. Başlıca ihracat yapılan ülkeler ABD (%22,8), İsrail (%13,5), Fildişi Sahilleri (%5,2), Suriye (%5,2) ve Haiti (%4,8)'dir. Başlıca ithalat yapılan ülkeler İngiltere (%43,1), İtalya (%16), Fransa (%11,4), Hollanda (%10,9) ve Almanya (%6,3)'dir. Rekabet Gücü Analizi Metodolojisi: Balassa'nın Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi (RCA), Vollrath'ın geliştirdiği endeksler (RXA, RMA, RTA, RC) ve Açıklanmış Simetrik Karşılaştırmalı Üstünlük Endeksi (RSCA) kullanılmıştır. Bulgular: Hesaplanan endeksler, Türkiye'nin çimento sektöründe "karşılaştırmalı rekabet avantajına sahip olduğu ve çimento ihracatında uzmanlaştığı" göstermektedir. Ortalama RCA değeri 7,29; RTA değeri 7,83; RC değeri 4,77 ve RSCA değeri 0,75 gibi yüksek değerlerle "çok güçlü bir rekabet yapısına sahip olduğu görülmüştür." Özellikle son 3 yılda Vietnam'a karşı üstünlük ele geçirilmiştir. Öneriler: Küresel ölçekteki fırsat ve tehditler göz önüne alınarak çimento sektörünün ve bağlı sektörlerin belirli bir program çerçevesinde desteklenmeye devam edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. 2.4. Türkiye'nin Sebze Ürünleri Pazarında Karşılaştırmalı Rekabet Gücü Analizi Sektörün Önemi: Tarım sektörü, ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimleri için stratejik öneme sahiptir. Türkiye, geniş tarım alanları ve uygun iklim koşulları sayesinde sebze sektöründe avantajlı bir konumdadır. Küresel Durum (2020):Dünya sebze ihracatı 76,7 milyar USD tutarında gerçekleşmiştir. Çin (%12,61), Meksika (%11,01), Hollanda (%10,47), İspanya (%10,27) en büyük ihracatçılardır. Türkiye, 1,43 milyar USD ihracat değeri ile 10. sırada yer almaktadır ve dünya ihracatının %1,87'sini karşılamıştır. Türkiye'nin Performansı (2002-2020):Türkiye'nin sebze ihracatı 2002'den 2020'ye önemli ölçüde artmıştır (319 milyon USD'den 1,43 milyar USD'ye). Ancak bazı yıllarda (2011, 2012, 2015, 2016) düşüşler yaşanmıştır. Başlıca ihracat yapılan ülkeler Irak (%12,44), Almanya (%8,80), Rusya Federasyonu (%8,64)'dur. Ana ihracat kalemleri kurubaklagiller, domates ve diğer sebzelerdir. Rekabet Gücü Analizi Metodolojisi: Balassa'nın Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi (RCA) ve Laursen'in Açıklanmış Simetrik Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi (RSCA) kullanılmıştır. Bulgular:RCA: Türkiye, 19 yılın ortalamasında 2,16 puan ile 10 ülke arasında 5. sırada yer almıştır. Hinloopen ve Marrewijk'in sınıflandırmasına göre, Türkiye "orta düzeyde rekabet gücüne" sahiptir (2<RCA<4). İspanya ve Meksika güçlü rekabetçi konumdayken, ABD ve İtalya'nın rekabet gücü olmadığı görülmüştür. Türkiye'nin rekabet gücünün 2010'dan 2016'ya azaldığı, ardından tekrar yükselişe geçtiği belirtilmiştir. RSCA: Analiz sonuçları RCA'ya paraleldir. Türkiye (0,36) Kanada (0,35) ile benzer düzeyde avantaja sahiptir. Hollanda, Meksika ve İspanya güçlü rekabet avantajına sahiptir. Öneriler: Sektörde rekabet gücünün düşük fiyat-yüksek miktar yoluyla mı yoksa yüksek kalite, farklılaştırma ve yüksek fiyat yoluyla mı sağlanacağının stratejik yönden ele alınması gerektiği belirtilmiştir. 2.5. Mağaza Özelliklerinin Perakendeci Markalı Mağaza Tercihine Etkisi Perakendeciliğin Gelişimi: Türkiye'de perakendecilik sektörü hızla gelişmekte olup, rekabet artmakta ve yeni stratejiler geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Perakendeci markalı mağazalar başlangıçta uygun fiyat politikalarıyla öne çıkarken, günümüzde tüketici tercihlerindeki değişimlere uyum sağlayarak mağaza özelliklerinde de iyileştirmeler yapmaktadır. Mağaza Özellikleri: Araştırma, mağazanın fiyat imajı, ürün çeşitliliği, atmosferi, personeli ve konumu faktörlerinin perakendeci markalı mağaza tercihleri üzerindeki etkisini incelemiştir. Fiyat İmajı: Tüketici tercihinde en etkili unsurlardan biridir. "Mağazanın fiyat imajı, mağazanın belirlediği fiyat düzeyi ile tüketicilerin istedikleri fiyat düzeyi arasındaki 'algılanan fark' olarak tanımlanmaktadır" (Feichtinger vd., 1998). Ürün Çeşitliliği: Mağazanın stokladığı farklı ürün hatlarının sayısıdır ve tüketiciye geniş seçim olanakları sunar. Mağazanın Konumu: Ulaşım olanakları, ikamet yerine yakınlık gibi faktörlerle tüketici tercihini etkiler. Merkezi konumlar avantajlıdır. Mağaza Atmosferi: Mağazanın dekorasyonu, aydınlatması, düzeni ve koku gibi fiziki unsurların müşteriler üzerindeki etkisidir. Mağazanın Personeli: Personelin tutum ve davranışları, bilgi düzeyi, güler yüzlülüğü müşteri sadakatini ve mağazanın imajını etkiler. Bulgular (Kastamonu Örneği): 406 katılımcıyla yapılan anket ve yapısal eşitlik analizi sonucunda: "Mağaza özellikleri faktörleri perakendeci markalı mağaza tercihi üzerinde etkilidir" ana hipotezi kısmen kabul edilmiştir. Mağazanın fiyat imajı, konumu ve ürün çeşitliliği faktörlerinin perakendeci markalı mağaza tercihi üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Mağazanın personeli ve atmosferi faktörlerinin ise perakendeci markalı mağaza tercihi üzerinde etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç: Perakendeci markalı mağazaların rekabet ortamında ayakta kalabilmeleri için fiyat avantajı, geniş ürün çeşitliliği ve uygun konum gibi özelliklere odaklanmaları önemlidir. Rapor ayrıca yerel esnafın rekabet edebilmesi için bu faktörlere dikkat etmesi gerektiğini vurgulamıştır. 2.6. Güçlü Ekonomik Yapı İçinde Ar-Ge, İnovasyon ve Patent İnovasyonun Önemi: Araştırma-geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri ve inovasyon, üretim verimliliğini artırarak ulusal iktisadi yapıyı ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi doğrudan etkilemektedir. Fikirlerin patente, patentlerin ise ticarete dönüşmesi hayati önem taşımaktadır. İnovasyon Türleri: Oslo Kılavuzuna göre ürün, süreç, organizasyon ve pazarlama inovasyonları olmak üzere dört temel türü vardır. Ayrıca radikal, adımsal, modüler ve mimari inovasyonlar da mevcuttur. Biyobenzetim (Biomimicry): Doğadaki formları, süreçleri ve sistemleri model alarak sürdürülebilir çözümler geliştiren inovasyon disiplinidir. Sentetik biyoloji gibi alanlarda büyük potansiyele sahiptir. Patent Kültürü ve Türkiye: Türkiye'de patent yasası eski bir geçmişe sahip olmasına rağmen (1867), patent kültürünün henüz yerleşmediği ve buluşların patente dönüştürülmesinde sıkıntılar olduğu belirtilmiştir. "Anadolu buluş konusunda çok zengin olmasına rağmen söz konusu buluşların patent sayılarına yansıtılmaması ciddi bir ekonomik kayıptır." Küresel Patent Durumu: OECD verilerine göre, 1990-2012 yılları arasında milyon kişi başına düşen patent başvuru sayısı 8 kat artmıştır. 2018 yılında triadic patent sayılarında Japonya, ABD, Almanya ve Çin önde gelmektedir. Türkiye'nin bu ülkelerle kıyaslandığında patent sayısının oldukça düşük olduğu görülmektedir. Ar-Ge Bütçeleri ve Verimlilik: Patent başına düşen Ar-Ge bütçesi incelendiğinde, Türkiye'nin patent başına yaklaşık 15 milyon dolar harcarken, Japonya'nın 174 bin dolar, AB'nin 178 bin dolar harcadığı belirtilmiştir. Bu durum, Türkiye'nin Ar-Ge kaynaklarını daha verimli kullanacak yöntemlere ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Tekelleşme ve İmovasyon: Küresel Ar-Ge ve patentleme faaliyetlerinin dünyanın en büyük 2000 Ar-Ge yatırımcısı firma bünyesinde tekelleştiği (firmalar küresel ticari Ar-Ge harcamalarının %87'sine ve tüm teknolojilerdeki patent başvurularının %63'üne sahiptir) belirtilmiştir. Çin'in imitasyon ile inovasyonu birleştirerek (imovasyon) ürün ve hizmet geliştirmede büyük yol katettiği ve "Made in China" algısından "Invent in China" algısına dönüştüğü vurgulanmıştır. İnsan Kaynağı ve Politika Önerileri: Doktoralı kişi sayısının genel nüfusa oranında Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında sonlarda yer alması, insan kaynağı yetiştirilmesinin önemini göstermektedir. Politika yapıcıların inovasyon çabalarını en çok ihtiyaç duyulan yerlere yönlendirmesi, doğrudan destek araçlarını kullanması önerilmektedir. Mühendislik biyolojisi ve robotik gibi gelişmekte olan teknolojilere desteğin, sorumlu inovasyon ilkeleriyle birleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Özellikle doktora seviyesindeki araştırmacılara iş garantisi verilerek patent alımının özendirilmesi, üniversitelerde bilgiyi ticarileştirme merkezlerinin kurulması tavsiye edilmiştir. Biyobenzetim eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve inovasyonun okul öncesinden başlayarak tüm eğitim seviyelerine kültürel bir aktivite olarak yayılması gerektiği vurgulanmıştır. 2.7. Ekonomik Özgürlükler ve Turizm Talebi Özgürlük Kavramı: Ekonomik özgürlük, Klasik İktisatçı Adam Smith'ten bu yana ekonomik kalkınmanın önemli bir unsuru olarak görülmüştür. Devlet müdahalesinin en az olduğu, ekonomik birimlerin faaliyetlerini özgürce gerçekleştirebildiği bir ortamı ifade eder. Ölçüm: Heritage Vakfı'nın Ekonomik Özgürlükler Endeksi, hukukun üstünlüğü, devletin ekonomi içerisindeki ağırlığı, düzenleyici verimlilik ve açık piyasalar gibi alt kategorileri dikkate almaktadır. Literatür Tarama: Ekonomik özgürlük genellikle ekonomik büyüme ile ilişkilendirilmiş, turizmle doğrudan ilişkisi yeni bir çalışma alanıdır. Önceki çalışmalar ekonomik özgürlüklerin turizm faaliyetlerini ve ekonomik büyümeyi pozitif etkilediğini göstermektedir (Seetanah, 2011; Saha vd., 2017; Özcan vd., 2017). Politik özgürlüklerin de turist çekmede dolaylı bir etkisi olabileceği belirtilmiştir (Su ve Lin, 2014). Çalışmanın Hipotezi ve Metodolojisi: Temel hipotez: "Daha yüksek düzeyde ekonomik özgürlüğe sahip ülkelere daha fazla yabancı turist gelecektir." 22 OECD ülkesi için 1997-2020 yılları arasında panel veri analizi yapılmıştır. Heritage Vakfı'nın ekonomik özgürlük endeksi ve ülkelere gelen yabancı turist sayısı kullanılmıştır. Bulgular:Seriler arasında yatay kesit bağımlılığı ve eğim heterojenliği tespit edilmiştir. Tüm seriler birinci farkında durağan (I(1)) bulunmuştur. Westerlund (2007) panel eşbütünleşme testi sonucunda, ekonomik özgürlükler ile turist sayısı arasında uzun dönemli bir eşbütünleşme ilişkisi olduğu görülmüştür. Bu durum, "Daha yüksek düzeyde ekonomik özgürlüğe sahip ülkelere daha fazla yabancı turist gelecektir" temel hipotezini uzun dönem için doğrulamaktadır. Dumitrescu ve Hurlin (2012) Panel Granger Nedensellik testi sonucunda ise, ekonomik özgürlüklerden turist sayısına veya tersi yönde kısa dönemli bir nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Sonuç: Ekonomik özgürlük düzeyi ile ekonomik büyüme arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu gibi, ekonomik özgürlüklerin turizm talebi üzerinde uzun dönemde çekici bir faktör olduğu ortaya konmuştur. Hukukun üstünlüğünün ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının turizm üzerinde olumlu etkileri olacaktır. 2.8. Kovid-19 Pandemisinin Finansal Piyasalar Üzerine Etkisi Şokların Ekonomiye Etkisi: Ekonomik şoklar (terör, krizler, doğal afetler, salgınlar vb.) finans ve hizmet sektörlerini ciddi şekilde etkileyebilir. Küreselleşen finansal piyasalar, bu şoklara karşı küresel ölçekte tepkiler vermektedir. Önceki Salgınlar: 1918 İspanyol Gribi gibi geçmiş salgınlar büyük ekonomik maliyetler yaratmıştır. SARS salgını (2003) sonrası salgınların ekonomi üzerindeki etkileri daha fazla incelenmeye başlanmıştır. Kovid-19 ve Finansal Piyasalar Literatürü: Kovid-19 salgını ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmış, vaka ve ölüm sayıları ile borsa endeksleri, döviz kurları, altın fiyatları ve kripto paralar arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Sektörel Etkiler: Finans, sigorta, ulaşım, enerji, madencilik, eğlence, inşaat, yiyecek-içecek sektörleri olumlu ya da olumsuz etkilenmiştir (Mazur vd., 2020; Göker vd., 2020). Firma Bazında Etkiler: Firmaların ölçek, sektör ve etki boyutuna göre süreçten etkilendiği görülmüştür (Huo ve Qiu, 2020). Borsa Etkileri: Kovid-19 kaynaklı vaka ve ölüm sayılarındaki büyümenin borsa endekslerini olumsuz etkilediği tespit edilmiştir (Al-Awadhi vd., 2020; Alber, 2020; Liu vd., 2020; Zhang vd., 2020). ABD ve İtalya gibi bazı ülkelerde bu ilişkinin tespit edilemediği de belirtilmiştir (Alber, 2020). Güvenli Limanlar: Altının güvenilir bir yatırım aracı olduğu (Jabotinsky ve Sarel, 2020; Jana ve Das, 2020; Zeren ve Hızarcı, 2020) vurgulanmıştır. Kripto paraların dalgalanma yaşadığı ancak uzun dönemde yükselişe geçebileceği belirtilmiştir (Corbet vd., 2020; Yan vd., 2020). Çalışmanın Amacı ve Metodolojisi: Türkiye için 27.03.2020 - 08.12.2020 tarihleri arasındaki 257 günlük süreçte finansal piyasa göstergeleri (Euro, Dolar, Bitcoin, Altın, BIST100) ile Kovid-19 vaka sayıları arasında uzun ve kısa dönemli ilişki olup olmadığı ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Johansen eşbütünleşme analizi ve UVAR Granger nedensellik analizi kullanılmıştır. Bulgular:Tüm değişkenler düzeyde durağan olmayıp, birinci farkında durağan (I(1)) bulunmuştur. Johansen eşbütünleşme testi sonucunda, incelenen değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişkinin olmadığı saptanmıştır. Yani, bu değişkenlerin uzun dönemde birlikte hareket etmediği ve durağan durum dengesine ulaşamadıkları görülmüştür. UVAR Granger nedensellik analizi sonucunda: Dolar ve Euro değişkenleri bağımlı olduğunda, bağımsız değişkenler arasında kısa dönemli ilişki olduğu saptanmıştır. Altın, Bitcoin ve BIST100 değişkenleri bağımlı olduğunda ise kısa dönemli bir ilişki saptanamamıştır. Tek tek incelendiğinde, Euro'nun Dolar'ın nedeni, Bitcoin'in Euro'nun nedeni ve Dolar'ın da Bitcoin'in nedeni olduğu görülmüştür. BIST100 değişkeninin hiçbir değişkeni etkilemediği veya hiçbir değişkenden etkilenmediği bulunmuştur. Sonuç: Kısa dönemde, Türkiye'deki para piyasalarının temel enstrümanları olan Euro ve Dolar ile kripto para birimlerinden Bitcoin arasında değişen ilişkiler gözlemlenirken, uzun dönemde tüm değişkenler arasında öngörülebilir bir ilişki tespit edilememiştir. Bu durum, salgın koşullarında piyasaların öngörülemezliğini ve kırılganlığını vurgulamaktadır. Salgınla birlikte yaşamayı öğrenmek, sosyal ve ekonomik hayatı yeniden düzenlemek ve sosyal devlet anlayışıyla yeni dezavantajlı gruplara destek sağlamak gibi tedbirlerin kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. 2.9. Covid-19 Sürecinde Yatılı Bakım Merkezinde Çalışan Personelin Tükenmişlik, İş-Aile Yaşam Çatışması, Stres, Anksiyete ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi Bu kaynakta sadece başlık ve yazar bilgileri verilmiş olup, içerik analizine imkan verecek detaylı bir metin bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu konuda detaylı bir çıkarım yapılamamıştır. Ancak başlık, COVID-19 pandemisinin sağlık ve sosyal hizmet çalışanları üzerindeki psikolojik etkilerine odaklanan önemli bir araştırma konusu olduğunu göstermektedir. 3. Sonuç ve Genel Değerlendirme Sunulan kaynaklar, sosyal, beşeri ve idari bilimler alanındaki güncel araştırma eğilimlerini ve önemli konuları gözler önüne sermektedir. Örgütsel adalet ve vatandaşlık, işyerindeki insan davranışlarının temelini oluştururken, COVID-19 pandemisi gibi küresel şoklar, lider-üye etkileşimlerinden finansal piyasalara kadar geniş bir yelpazede derin değişimlere yol açmıştır. Türkiye'nin çimento ve sebze sektörlerindeki uluslararası rekabet gücü analizleri, ülkenin belirli sektörlerde önemli avantajlara sahip olduğunu, ancak bu avantajların sürdürülebilirliği için sürekli stratejik destek ve gelişim gerektiğini göstermektedir. Perakendecilik alanındaki mağaza özellikleri araştırması, tüketici tercihlerini şekillendiren faktörlerin (fiyat imajı, konum, ürün çeşitliliği) önemini vurgulamaktadır. Ar-Ge, inovasyon ve patent kültürüyle ilgili yapılan inceleme ise, Türkiye'nin bu alanda ciddi bir potansiyele sahip olmasına rağmen, mevcut kaynakları daha verimli kullanma ve küresel rekabette daha güçlü bir konuma gelmek için kültürel ve politik düzeyde önemli adımlar atması gerektiğini ortaya koymuştur. Özellikle imovasyon (imitasyon+inovasyon) stratejileri ve biyobenzetim gibi yaklaşımların benimsenmesi önerilmiştir. Ekonomik özgürlükler ve turizm talebi arasındaki ilişki, özgürlük düzeyinin uzun dönemde turist çekme potansiyeli açısından kritik olduğunu göstermektedir. Finansal piyasaların COVID-19'a tepkisi ise, şokların piyasalar üzerindeki karmaşık ve öngörülemez etkilerini, özellikle kısa vadede belirginleşen ilişkileri ortaya koymaktadır. Genel olarak, bu çalışmalar Türkiye özelinde veya küresel bağlamda ekonomik, sosyal ve örgütsel dinamikleri anlamak için değerli perspektifler sunmaktadır. Özellikle COVID-19 gibi küresel olayların çok yönlü etkileri, farklı sektörlerde ve insan davranışlarında yeni araştırma alanları açtığını ve gelecekteki politika yapıcılar için önemli çıkarımlar sunduğunu göstermektedir. ... Devamını Oku