Fakir Baykurt hikâyeciliği : yaz. yansıt. eleştir
Yazar:Çavuş, Burak
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Giriş: Fakir Baykurt ve Türk Hikâyeciliğindeki Yeri Fakir Baykurt (1929-1999), Türk edebiyatında ağırlıklı olarak romanlarıyla tanınsa da, hayatı boyunca yüzlerce hikâye yazmış ve kendisini her şeyden önce bir anlatıcı olarak konumlandırmıştır. Burak Çavuş'un çalışması, Baykurt'un romancılığından ziyade, genellikle göz ardı edilen hikâyecilik kimliğine odaklanmaktadır. Baykurt'un hikâyeciliği, modernleşme ve millileşme sürecindeki Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının, özellikle de toplumcu gerçek çi akımın önemli bir temsilcisidir. Temel Çıkış Noktası: Baykurt'un yazınsal mottosu "Yaz! Yansıt! Eleştir!" (Baykurt, 2022: 1) üçlemesiyle özetlenir. Ona göre yazmak, sanatsal estetikten ziyade "düşüncenin, söylemin, eleştirinin, ideolojinin aracı konumundadır." (s. 26). Sanatçının görevi, Gorki'nin ifadesiyle "ayaklanmış olan emek dünyasına omuz vermektir." (s. 27). Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Burak Çavuş, Fakir Baykurt'un hikâyeciliğini şekillendiren dört ana kavramı belirlemiştir: köy, ideoloji, yoksulluk ve göç. Bu kavramlar, Baykurt'un eserlerinin hem içeriğini hem de biçimini belirleyen yapı taşlarıdır. 1. Köy Gerçeği Fakir Baykurt'un edebiyatında köy ve köylü, sadece anlatılarının öznesi değil, aynı zamanda yazarın "davası, ideali, aydınlatmaya ve görünür kılmaya çalıştığı bir meseledir." (s. 22). Baykurt, köyde doğmuş, Köy Enstitüsü'nde yetişmiş ve köy öğretmenliği yapmış bir yazar olarak, köy yaşamını ve köylünün sorunlarını içeriden bir bakış açısıyla ele almıştır. Toplumcu Gerçekçi Yaklaşım: Baykurt, köy gerçekliğine Sabahattin Ali çizgisinde, dış gerçekliğe odaklanarak ve insanı toplumsal ve fiziksel çevresiyle ele alarak yaklaşır. "Makal, köylü dahil kimsenin yüzleşmek istemediği gerçekliği kendi yaşadıklarından yola çıkarak en açık haliyle dile getirmiş ve bu açıdan takipçisi olan Enstitü çıkışlı yazarları etkilemiştir" (Ünser, 2021: 714). Baykurt da bu çizginin önemli bir takipçisidir. Köylünün Yoksunluğu: Hikâyelerinde köylü, "hemen hemen her alanda yoksunluğu hisseden dezavantajlı kişilerdir." (s. 40). "Pıtrak" hikayesinde, tarladaki pıtraklar (dediği yeri kanatan dikenli bitki) sadece fiziksel bir engel değil, aynı zamanda köyün gelişimini engelleyen "idari, siyasi, kültürel sorunların" (s. 41) ve köylünün ekonomik sorunlarının bir temsilidir. Sorunların Kaynakları: Baykurt'a göre köylünün yoksulluğunun, sömürülmesinin ve ayrımcılığa maruz kalmasının temel sebepleri arasında "eğitimsizlik, din sömürüsü, yoksullaştırılma, halk-iktidar ilişkisindeki hukuksuzluklar" (s. 24) önde gelir. Ötekileştirilme: Baykurt, köylünün "ötekiliğine, ötekileştirilmesine" (s. 49) dikkat çeker. Özellikle köylü-devlet ve köylü-şehirli ilişkilerinde köylü, cahil, geri kalmış, hatta "hayvan" olarak nitelendirilir. "Eğer Hayvan İsek" hikayesinde, bir doktorun köylüye yönelik "Ulan sizin hayvandan ne farkınız var be? Sizin hepiniz hayvan gibi adamlarsınız ulan." (OK, s.17) ifadeleri bu durumu çarpıcı bir şekilde gösterir. Çözüm Önerileri: Yazar, sorunların çözümünü "akıl ve bilgiye dayalı örgütlü bir mücadelede" (s. 46) görür. "Fadim Ağa'nın Değirmenleri" hikayesinde köylüler, ağanın zulmünden kurtulmak için örgütlenerek kendi değirmenlerini kurarlar. Baykurt, sürekli olarak "akılcı ve mücadeleci birlikteliği, örgütlü eylemleri" (s. 47) çözüm önerisi olarak sunar. 2. İdeoloji ve Toplumcu Gerçekçilik Fakir Baykurt'un edebiyatı, baştan sona Marksist ideolojinin etkisiyle şekillenmiş bir toplumcu gerçekçi çizgiyi takip eder. İdeoloji, yazarın gerçekliği algılaması, yorumlaması ve kurgusal düzleme aktarmasında temel bir referanstır. Marksist Temel: Baykurt, yoksulluk, göç, sınıfsal eşitsizlik gibi konuları "Marksizmin bilgi teorisi ile Engels kanadından gelen Hegel’in estetiğini birleştirerek sanat eserini dış gerçekliği yansıtan somut genel olarak anlar" (Moran, 2012: 57). Olumlu Tip Kavramı: Baykurt, Gorki'nin tanımladığı "olumlu kahraman" tipini hikâyelerinde sıkça kullanır. Bu kahramanlar, "toplumun toplumcu dönüşümünün nesnel zorunluluğunu kendisi öznel olarak kavradığı içindir ki bu zorunluluğu somut olarak gerçekleştirme yolunda da bütün gücüyle çaba harcar." (Pospelov, 2005: 496). "Kurt" hikâyesinde köylünün örgütlenememesini eleştiren iç konuşma ("Yirmi milyondan çoğuz şu ülkede. Ne birliğimiz var ne de işçi arkadaşlarınki gibi sendikamız." (K, s. 7)) veya "Bayram İzni"nde sendikal mücadeleyi savunan İsmail karakteri bu duruma örnek teşkil eder. İdeolojik Çatışma: Baykurt'un hikâyeleri, ezen-ezilen, sermaye-emek, halk-devlet gibi karşıtlıklar üzerine kuruludur. İyi ve kötü karakterler keskin çizgilerle ayrılmıştır. Varsıllar (ağalar, patronlar, devlet yetkilileri) genellikle sömürücü ve olumsuz tiplerdir. Devrimci Romantizm: Yazar, gerçekliği yansıtmanın yanı sıra, gelecekte olması istenen "sosyalist düzen vurgusunu" (s. 70) da eserlerine taşır. "Kaynakçı Mehmet Usta" hikayesinde, Almanya'da işçi olan Mehmet'in arabasını "sosyalizasyon otomobili" ilan etmesi ("Bu bir sosyalizasyon otomobilidir. Gereksinmesi olan herkes binebilir, gezebilir." (DT, s. 105)), devrimci romantizmin bir yansımasıdır. 3. Yoksulluk Teması Yoksulluk, Baykurt'un yaşam deneyimlerinden ve gözlemlerinden beslenen, hikâyelerinin ana izleğidir. Baykurt, yoksulluğu Marksist teori çerçevesinde toplumsal bir olgu olarak ele alır; bireysel bir kader ya da ahlaki bir eksiklik olarak değil, kapitalist sistemin ve adaletsiz düzenin bir sonucu olarak görür. Kapitalizmin Sonucu: "Marksist teori, yoksulluk ortaya çıkmasında tüm suçu kapitalizme yüklemektedir ki bu teoriye göre yoksulluk, kapitalizmin varlık nedenidir." (Oktik, 2008: 28). Baykurt da bu görüşü benimser. Kırsal ve Kentsel Yoksulluk: Yazar, hem kırsal alandaki köylü yoksulluğunu ("Kör Osman'ın Tarlası" hikayesinde toprak dağıtımına rağmen köylünün yine ağanın eline düşmesi) hem de köyden kente göçle taşınan kentsel yoksulluğu ("Gömez'in Memet" hikayesi) detaylı bir şekilde işler. Yoksunluk Hali: Baykurt, yoksulluğu giyimden barınmaya, sağlıktan eğitime kadar hayatın her alanındaki "yoksunluk hali" (s. 83) olarak tasvir eder. "Can Parası" hikayesinde, hasta kızını tedavi ettiremeyen babanın çaresizliği ve "Parasız Beyim.. Çünküm yoksulluk var körolası!" (CP, s. 50) feryadı bu durumu gözler önüne serer. Cehalet ve Bağnazlık: Yoksulluğun bir diğer sebebi olarak cehalet ve dini bağnazlık gösterilir. "Yağmur Yağdıran" hikayesinde, bilime inanan öğretmenin karşısında hurafeleri savunan molla yer alır ve bu durum, köylünün eğitimsizliğe sürüklenmesini ve yoksulluğunun devam etmesini açıklar. Yoksulluk ve Suç: Baykurt, yoksulluğun bireyleri suça itebileceğini ve bu durumun adaletsiz düzenin bir sonucu olduğunu savunur. "Teller Değişti" hikayesinde, işsizlik ve parasızlık içinde kalan gençlerin hırsızlığa yönelmesi, "Keyf için ayrılmıyoruz doğrudan." (SÖ, s. 23) diyerek gerekçelendirilir. 4. Göç Olgusu Fakir Baykurt'un yaşam deneyimlerinin en önemli parçalarından biri olan göç, onun hikâyelerinde ayrıntılı bir şekilde işlenir. Yazar, hem Türkiye içindeki köyden kente göçü hem de Avrupa'ya (özellikle Almanya'ya) işçi göçünü ele alır. Göçün Nedenleri: Baykurt, göçü "Türkiye'deki işsizlik, enflasyon, siyasal istikrarsızlık gibi gerçekliklerin" (s. 102) bir sonucu olarak görür. "Telli Yol" hikâyesinde, "1950’den sonra Amerikan traktörleri bir metal seli gibi Türkiye’nin geleneksel tarımına girince, ırgatların, yarıcıların durumu temelli bozuldu. Hır gür arttı. Halka daha çok göçmeye başladı." (TY, s. 14) ifadeleriyle bu durum açıklanır. "Yedek Sanayi Ordusu" Kavramı: Baykurt, Almanya'ya işçi göçünü Marksist teorinin "yedek sanayi ordusu" kavramıyla açıklar. "Ardımızda Meşeler Yeşersin" hikâyesinde, Habil karakteri üzerinden, en zor işlerde çalışan ve ihtiyaç kalmadığında ülkesine geri gönderilen bir işçinin hikâyesi anlatılır. Habil'in sözleri, "Eh, elbet sömürecek! Olacak o kadar! Gene de çok şükür, bin şükür! Adam adam çağırdı, iş verdi, aldık işledik." (DT, s. 178) işçinin çaresizliğini ve sistemin kabulünü gösterir. Ötekileştirme ve Ayrımcılık: Almanya'daki Türk işçilerin karşılaştığı en temel sorunlardan biri "ötekileştirme" ve "ayrımcılıktır". "Sarı Saçlı" hikâyesinde, Güler adlı Türk kızının meslek seçimi sırasında "Bu meslekte yabancılara yerimiz yok" (s. 110) denilerek ayrımcılığa uğraması, ırkçılığın ve ötekileştirmenin boyutlarını gözler önüne serer. Güler'in saçlarını sarıya boyayarak kabul görmesi, kültürel taviz verme zorunluluğunu simgeler. Kimlik ve Aidiyet Sorunu: Göç, beraberinde kimlik bunalımı, aidiyetsizlik, kültür çatışması gibi sorunları getirir. "Barış Çöreği" kitabındaki hikâyeler, çocukların gözünden, "Ne kendisi olabilen ne de Alman olabilen bir neslin" (s. 112) yaşadığı aidiyet sorununa değinir. Âdem ile Hakan hikâyesindeki "Kaç yıl oldu, kendi toprağımızdan koptuk, ellerin topraklarına ise kök salamadık. Yuvarlanıp duruyoruz oradan oraya. Neredeyse kuruduk, çürüdük" (BÇ, s. 77) ifadeleri bu durumu özetler. Dil ve Anlatım Özellikleri Fakir Baykurt'un hikâyeleri, Maupassant tarzına uygun, olay ağırlıklı ve giriş-gelişme-sonuç çizgisinde ilerleyen bir yapıya sahiptir. Yazarın amacı, gerçekleri doğrudan yansıtmak ve okuyucuda bir farkındalık yaratmaktır. Sade ve Yalın Dil: Baykurt, halkın dilini, yöresel ağızları ve kalıplaşmış ifadeleri kullanarak gerçeklik hissini artırır. "Dili iyice damıtık, anlatım yalın, söz dolana dolana değil, doğrudan doğruya; tıpkı bir gülle gibi, ok gibi olmalı, hem de tam 12’nin üstüne varmalıdır." (Baykurt, 1998: 178) sözü, yazarın dil anlayışını özetler. Betimleyici Anlatım: Hikâyeler, genellikle betimlemelerle başlar ve anlatılacak kişiyi, dönemi, mekânı doğrudan tanımlar. "Yoksul bir köylüyü anlatıyorsa betimleme yoksulluğu çağrıştıracak, kişinin içinde bulunduğu olumsuz durumun resmini çizecek şekildedir." (s. 120). Tek Vakıalı Yapı: Baykurt, tek seferde okunabilen, dikkat dağıtmayan, genellikle tek bir vakıaya dayalı kısa hikâyeler yazmayı tercih eder. Tip Karakterler: Hikâye kişileri genellikle belirli bir grubu veya sınıfı temsil eden "tip" özelliktedir. İmamlar sahtekar, ağalar sömürücü, muhtarlar kayıtsızdır. Karakter derinliğine veya ruh tahlillerine pek girilmez. Mekânın İşlevi: Mekânlar, yazarın gözlemlediği gerçek yerlerdir (köy, cezaevi, Almanya'nın sokakları, fabrikaları). Bu mekânlar, genellikle karamsar bir atmosfer içinde, yoksulluk ve yoksunlukla ilişkilendirilerek betimlenir. "Ekonomik yoksunluk köylülüğe izafe edilir. Dolayısıyla da köylülükle yani köyle bir çatışma durumu yaşanır." (s. 124). Çizgisel Zaman: Olaylar kronolojik bir sıra izler ve genellikle kısa zaman dilimlerinde gerçekleşir. Baykurt, geçmişe dönük kısa bilgiler verse de, "genel olarak şimdiyi anlatır." (s. 124). Eleştirel Üslup: Baykurt'un hikâyeleri, halkı ekonomik sınıflara bölen iktisadi yapıya, sömürü düzenini sürdüren kişilere, kurumlara ve siyasi oluşumlara karşı "eleştirel üslubunu" (s. 125) korur. Mizahi veya argoya dayalı doğrudan eleştirilerle sorunların kaynağını gösterir. Sonuç: Fakir Baykurt'un Mirası Fakir Baykurt'un hikâyeciliği, Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi akımın önemli bir kilometre taşıdır. O, edebiyatı bir estetik araçtan ziyade, toplumsal sorunları ortaya koymak, halkı bilinçlendirmek ve bir değişim çağrısı yapmak için bir mücadele aracı olarak kullanmıştır. Sınıfsal Mücadele: Baykurt, eserlerinde sürekli olarak sınıfsal ayrışmayı ve bunun yol açtığı insanlık dramını canlı tutmuştur. "Köyde köylüyü, fabrikada işçiyi, erkek karşısında kadını, tüketim karşısında üretimi, kapitalizm karşısında doğayı savunmuştur." (s. 127). Eleştirel ve Güdümlü Sanat: Yazar, gerçekleri kendi Marksist ideolojisi çerçevesinde yorumlar. Bu durum, eleştirmenler tarafından eserlerinin sanatsal derinliğini azalttığı ve karakterleri şablonik hale getirdiği yönünde yorumlansa da, Baykurt bu çizgisinden hiç sapmamıştır. "Görülür ki ideoloji, olaylara başka bir gözle bakmayı, farklı değerlendirmeyi engeller. Nitekim bütün devlet memurları işgüzar, bütün varsıllar kötü, bütün imamlar sapkın, bütün köyler yolsuz, susuzdur ve neredeyse olumlu bir şeyler hiç yoktur." (s. 128). Tarihsel Belge Niteliği: Hikâyeleri, yazıldığı dönemin siyasal, ekonomik ve kültürel atmosferine ayna tutan "tarihsel bir belge mahiyetindedir." (s. 129). Tarımda makineleşmeden askeri darbelere, cezaevi koşullarından göçmenliğe kadar geniş bir yelpazede toplumsal değişimlere tanıklık eder. Değişim Arzusu: Baykurt, hayatının sonuna kadar "değişime olan inancını korumuştur." (s. 113). Onun hedefi, "varsılların, şirketlerin, mutlu azınlığın lehine ilerleyen dünyayı ezilen, sömürülen, emeğiyle hayatta kalmaya çalışan kişilerin lehine değiştirmektir." (s. 114). Sonuç olarak, Fakir Baykurt'un hikâyeciliği, toplumcu gerçekçi edebiyatın Türkiye'deki en güçlü seslerinden biri olmuş, yoksulun, ezilenin, ötekileştirilenin sesi olarak toplumsal değişime ve adalete olan inancını eserleriyle sürdürmüştür. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!