Antakya (Hatay) tarihinden kesitler
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Antakya'nın Tarihi ve Coğrafi Konumu: Çok Katmanlı Tarih: Antakya, kuruluşundan itibaren birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, her dönem önemli bir şehir olma özelliğini korumuştur. Asurlar, Hititler, Persler, Makedonlar, Mısırlılar, Romalılar, Arap Müslümanlar, Selçuklular, Haçlılar, Memlükler ve Osmanlılar gibi pek çok devletin egemenliğinde kalmıştır. Kuruluş: Kent, Büyük İskender'in komutanlarından I. Seleukos Nikator tarafından MÖ 300 yılında kurulmuş ve babası Antiokhus'un anısına "An tiokheia" adını almıştır. Kentin planı, Yunan mimar ve şehir plancısı Xenarius'a yaptırılmıştır. Stratejik Konum: Antakya, Amik Ovası'nın güneybatı uzantısı ile Staurin ve Silpius Dağı yamaçları arasındaki kavşakta, Orontes (Asi) Nehri üzerinde yer alır. Bu konumu sayesinde Anadolu'yu Suriye ve Filistin'e bağlayan, Akdeniz ile Fırat'ın yukarı kısımları arasındaki kara trafiğini kontrol eden kilit bir noktadır. Ayrıca Anadolu ile Mezopotamya arasındaki askeri ve ekonomik iletişim de bu rota üzerinde sağlanmıştır. "Doğu'nun Kraliçesi" ve "Roma'nın Üçüncü Kenti": Roma İmparatorluğu döneminde Antakya, Roma ve İskenderiye'den sonra imparatorluğun üçüncü büyük şehri olmuş ve "Doğu'nun Kraliçesi" (Orientis Apicem Pulcrum) unvanını almıştır. Prokopius ise Doğu Roma İmparatorluğu'nun kentleri arasında Antakya'yı zenginlik ve nüfus bakımından birinci sıraya koymuştur. 2. Antikçağ'da Antiokheia Depremleri (MS 115 Depremi Odaklı): Sismik Aktiviteye Yatkınlık: Antakya, Ölü Deniz Yarık Vadisi'nin en kuzeyindeki uzantısında, Afrika ve Arap Levhaları'nın birleşim noktasındaki faylar kuşağı üzerinde yer alması nedeniyle tarih boyunca sıkça depremlerle sarsılmıştır. Kayıtlara göre kent tarihinde, on tanesi 7.0 büyüklüğünden yüksek ve büyük can kaybına neden olan yaklaşık 60 deprem yaşanmıştır. MS 115 Depremi: Bu çalışma özelinde, bir Roma imparatorunun (Traianus) şehirde ikamet ettiği sırada gerçekleşen ilk deprem olması nedeniyle MS 115 depremi ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Kaynağın Önemi: Cassius Dio'nun "Rhomaika" ve Ioannes Malalas'ın "Khronographia" adlı eserleri, bu depremin günümüze ulaşan en iyi tasvirlerini içermektedir. Malalas'ın verdiği kesin tarih "13. Apellaios Pazar günü [Aralık], Antiokheialıların takvimine göre 164 yılında [MS. 115] horozların ötme vaktinden hemen sonra"dır. Yıkımın Boyutu: Cassius Dio'ya göre depremde "Şehirlerin büyük bölümü zarar gördü. Fakat Antiokheia en talihsiziydi." İmparator Traianus'un şehirde kışlaması nedeniyle "sayısız asker oradaydı ve imparatorluğun her köşesinden birçok insan iş, elçilik, davalar ve meraktan Antiokheia’ya akın etmişti. Böylelikle felaket tek bir ulusa yahut topluma [sınıfa] dokunmamış, bütün Roma dünyası felakete uğramıştı." Depremde Konsül Pedo da dahil olmak üzere birçok önemli kişi hayatını kaybetmiş, Traianus ise "mucizevi bir şekilde kaldığı odadaki bir pencereden atlayarak" kurtulmuştur. Can Kaybı: Deprem sonrasında toplam 260.000 kişinin öldüğü belirtilmektedir. Antakya'nın nüfusu ise 400.000'in altına düşmüş ve şehrin birçok bölümü terk edilmiştir. Yeniden İnşa: Traianus, depremden kısa süre sonra şehrin restorasyonuna başlamıştır. Şehrin yeniden inşası selefi Hadrianus ve birkaç senatör tarafından tamamlanmıştır. 3. Hıristiyanlığın İlk Merkezlerinden Antakya: Hıristiyanlığın Yayılışı: Miladi I. yüzyılda ortaya çıkan Hıristiyanlık, Kudüs'ten sonra ilk olarak Antakya'da yayılmaya başlamıştır. Hz. İsa'nın havarileri Barbanas, Petrus ve Pavlus'un çabalarıyla Hıristiyanlık burada genişlemiştir. "Hıristiyan" Teriminin Doğuşu: Hz. İsa'ya inananlara "Hıristiyanlık" terimi ilk defa Antakya'da kullanılmıştır. Önemli Bir Merkez: Daha sonra metropolitlik ve patriklik merkezi olan Antiochia, Hıristiyanlar için önemli bir merkez olarak kabul görmüştür. Meryem Ana'nın Antakya'yı ziyareti, Sen Piyer mağara kilisesinin varlığı, Sen Barnaba ve birçok havarinin Antakya'da bulunması bu bölgenin Hıristiyanlarca kutsal sayılmasının başlıca nedenleri arasındadır. 4. Libanius ve Antiokheia'daki Okulu: Libanius'un Hayatı ve Eğitimi: MS 314 yılında Antakya'da doğan Libanius, soylu bir ailenin mensubudur. On beş yaşında retoriğe büyük ilgi duymuş, klasik yazarların çalışmalarına odaklanmıştır. Erken yaşlarda Ulpianus ve Zenobius gibi sofistlerden eğitim almıştır. Atina'da Diophantus'tan dersler almış, ardından Konstantinopolis ve Nikomedia'da dersler vermiştir. MS 353 yılında Antiokheia'ya dönerek ölene kadar burada kalmıştır. Sofistik Kariyeri ve Didaskaleion: Libanius, Zenobius'un ölümünün ardından okulunun başına geçmiş ve daha sonra Antiokheia'nın resmi sofisti olmuştur. Kent merkezindeki belediye binasında (Bouleuterion) dersler vermiştir. Eğitim Sistemi: Libanius'un okulu bir retorik okulu gibi gözükse de öğrenciler edebiyat ve şiir dersleri de alabilirdi. Homeros, Hesiodos, Herodotos, Lysias, Thukydides, Platon ve Demosthenes retorik eğitiminin temeli olarak kabul edilirdi. Tekrar etme, Libanius'un derslerde kullandığı en önemli yöntemlerden biriydi. Pagan Kimliği ve Etkisi: Libanius, Hristiyanların daha rahat hareket ettiği bir dönemde pagan inanca mensup bir kişi olarak hayatına devam etmiştir. İmparator Iulianus'un pagan inancı tekrar canlandırmaya çalışması ve Hristiyanların retorik, gramer vb. eğitimleri vermesini yasaklaması, Libanius'un öğrenci sayısında artışa neden olmuş olabilir. Ancak Libanius'un Kaesarialı Basil ve Gregory Nazianzus gibi çok sayıda Hristiyan öğrencisi de vardı. Konumu: Libanius, Antakya'da en seçkin sofist konumuna gelmiş, kentteki seçkin kişileri bir araya getirip belirli kararlar alınmasında ya da bazı kürsülere alınacak kişilerin belirlenmesinde büyük pay sahibi olmuştur. 5. Sultan Baybars Tarafından Antakya'nın Fethi (18 Mayıs 1268): Haçlı Hâkimiyeti: Antakya, I. Haçlı Seferi sırasında (1098) Haçlılar tarafından ele geçirilmiş ve I. Bohemund liderliğinde Antakya Haçlı Prinkepsliği kurulmuştur. Bu durum, Kudüs'e giden yolda bir geçiş güzergahı olması nedeniyle Haçlıların bölgedeki varlığını uzun yıllar sürdürmesine olanak tanımıştır. Baybars'ın Yükselişi: Kıpçak Türklerinden olan Baybars, esir olarak Mısır'a getirilmiş ve askeri yetenekleri sayesinde Memlük ordusunda hızla yükselmiştir. Haçlılara karşı önemli zaferler kazanmış, Mansura Savaşı'nda ve Fransa Kralı IX. Lui'nin esir alındığı savaşta etkili rol oynamıştır. Daha sonra Kutuz'u ortadan kaldırarak 1260 yılında Memlük tahtına geçmiştir. Antakya'nın Fethi Nedenleri: Sultan Baybars, Memlük tahtına geçtikten sonra Moğollar ve Haçlılarla mücadele etmiştir. Antakya Haçlı Prinkepsliği'nin Moğollarla sıkça işbirliği yapması ve Müslümanlar aleyhinde faaliyetlerde bulunması, Baybars'ı Antakya'yı fethetmeye yöneltmiştir. Bu fetihle Haçlı-Kilikya Ermeni güç birliğini bozmayı hedeflemiştir. Fetih Süreci: Baybars, 1268 yılında büyük bir orduyla sefere çıkarak Yafa ve Beaufort Kalesi'ni fethetmiştir. Ardından Trablus'a yönelmiş ancak asıl hedefi Antakya olduğu için Trablus'tan Humus'a geçmiştir. Yardımların önüne geçmek için ordusunu üçe ayırmış ve 15 Mayıs 1268'de Antakya yakınlarına ulaşmıştır. Şehrin Düşüşü: Kale Kumandanı Simon Mansel'in direnişine rağmen, 18 Mayıs 1268 Cumartesi sabahı Baybars'ın ordusu mancınıklarla surlarda gedik açarak şehre girmiştir. Şiddetli çarpışmaların ardından Antakya fethedilmiştir. İç kale garnizonu bir gün sonra teslim olmuştur. Simon Mansel serbest bırakılırken, diğer esirler satılmış ve kale yıkılmıştır. Fethin Önemi: "Böylece 170 yıl Haçlı hâkimiyetinde kalan Antakya tekrar Müslümanların eline geçti." Bu zafer, Kilikya Ermenileri, Haçlılar ve Moğol ittifakına önemli bir darbe indirmiş, Haçlıların bölge kontrolü anlamında büyük bir yara almasına neden olmuştur. Antakya'nın fethi, Haçlılar için sonun habercisi olmuştur. Baybars, bu zaferi fetihnamelerle civar bölgelere duyurmuştur. 6. Osmanlı Döneminde Antakya ve Çevresi: Osmanlı Egemenliği: Antakya, 1516 Mercidabık Savaşı sonrası Osmanlı hakimiyetine girmiş ve 1918'e kadar yaklaşık 400 yıl bu egemenlik altında kalmıştır. İlk başta bağımsız bir sancak iken, 1581'den itibaren Halep Eyaleti'ne bağlı bir kaza olarak idari yapıda yer almıştır. 1856'dan 1880'e kadar tekrar sancak statüsü kazanmış, sonrasında yine kaza olmuştur. Belen ve Karamurt:Belen: "İki dağ arasındaki yer geçit" anlamına gelen Belen, Osmanlı öncesi dönemlerde de stratejik bir geçiş noktası olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1553) cami, hamam ve han yapılarak derbentçi yerleştirilmiş, bu sayede hızla gelişmiştir. Osmanlı döneminde Adana, Halep ve Şam arasında önemli bir yol güzergahı üzerinde bulunmuştur. Karamurt (Karamort): Antakya Kazası'nın nahiyelerinden biri olan Karamurt, Antakya, Bağras (Bakras), Belen ve İskenderun'u birleştiren yol üzerinde bir yerleşme noktasıdır. Damat Hasan Paşa tarafından 1703'lerde kervan ve hac yolunun güvenliği için kale, cami, hamam, ribât, sıbyan mektebi gibi yapılar inşa edilmiştir. Abdurrahman Paşa: Belenli (Bilanlı) Abdurrahman Paşa, 18. yüzyılın ortalarında ve sonlarında bölge yöneticisi olarak görev yapmıştır. Rumeli Beylerbeyliği, Kilis ve Azaz sancakbeyliği, Adana Eyaleti mutasarrıflığı ve Belen hakimi unvanlarına sahiptir. Bölgenin şenlendirilmesinde ve güvenliğinin sağlanmasında önemli rol oynamıştır. Ancak oğlu Molla Bey'in eşkıyalık faaliyetleri devlet tarafından cezalandırılmıştır. İskenderun: Antikçağ'da Büyük İskender tarafından kurulmuş bir liman kenti olan İskenderun, Osmanlı döneminde Halep'in dışarıya açılan kapısı olması nedeniyle gelişmiştir. 19. yüzyılda bataklıklar ve depremler nedeniyle gerilese de yüzyıl sonunda liman faaliyetleriyle yeniden canlanmıştır. Vital Cuinet'e göre İskenderun Limanı, 1890 yılında 67 milyondan fazla franklık bir ticari akışa sahip uluslararası bir ticaret merkeziydi. Ayrıca Kabaev'in Çengel köyünde Osmanlı Devleti'nin ilk petrol kuyusu keşfedilmiştir. 7. Osmanlı Döneminde İletişim ve Haberleşme (19. Yüzyıl): Ulak-Menzilhane Sistemi: Osmanlı Devleti'nin ilk yıllarından itibaren haberleşmede Ulak-Menzilhane sistemi kullanılmıştır. Ulaklar, bir yerden başka bir yere gönderilecek haber ya da postayı taşıyan görevlilerdi. Menzilhaneler ise ulakların dinlenmesi, korunması ve iaşesinin sağlanması amacıyla inşa edilen konaklama istasyonlarıydı. Bu sistem, Tanzimat'a kadar devam etmiştir. Modern Posta Teşkilatı: II. Mahmud döneminde (1832) posta teşkilatının kurulmasına yönelik ilk adımlar atılmış, Seraskeri Hüsrev Mehmed Paşa menzillerin posta usulüne çevrilmesini teklif etmiştir. Tanzimat ile birlikte (1840) Avrupa örneğine göre yeniden düzenlenen Posta İdaresi kurulmuştur. Bu yeni teşkilat, devlet evrakının yanı sıra halkın mektup, emanet ve paketlerini de taşımayı hedeflemiştir. Telgraf Sistemi: Osmanlı İmparatorluğu'nda elektrikli telgraf ilk defa 1839'da Samuel Morse'un icadından dört yıl sonra ortaya çıkmıştır. Kırım Savaşı (1853) kablonun döşenmesinin ilk sebebi olmuştur. İstanbul'dan Edirne'ye ilk Osmanlı hattı çekilmiş, daha sonra bu ağ Anadolu, Suriye, Mısır ve Arabistan'a kadar genişletilmiştir. Kurumsallaşma ve Eğitim: 1871'de Telgraf İdaresi Posta Nezareti'yle birleştirilerek Posta ve Telgraf Nezareti adını almıştır. Telgraf memurları yetiştirmek amacıyla Fünun-ı Telgrafiye Mektebi (1861) ve Posta ve Telgraf Mektebi (1872) açılmıştır. Telgraf haberleşmesinin Türkçeleştirilmesi ve yabancı bağımlılığının azaltılması hedeflenmiştir. Antakya ve Çevresinde Haberleşme: Antakya ve çevresinde de menzilhaneler kullanılmış, posta sürücüleri ve tatarlar aracılığıyla haberleşme sağlanmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru bölgeye telgraf hatları çekilmiş ve telgrafhaneler kurulmuştur. Süveydiye ve Arsuz mevkilerinin İskenderun ve Antakya'ya telgrafla bağlanması gibi projeler hayata geçirilmiştir. Antakya'da bir Telgrafhane Müdürlüğü açılmış ve devlet bütçesinden yeterli olmayan durumlarda yerel imkanlarla tamiratlar yapılmıştır. 8. Antakya'da Misyonerlik Faaliyetleri ve Misyoner Okulları (19. ve 20. Yüzyıl Başları): Misyonerlik Tanımı ve Amacı: "Missio" kelimesinden gelen misyon, görev ve yetki anlamına gelir. Misyonerlik, Hıristiyanlık dinini yayma amacıyla yapılan faaliyetleri ifade eder. Dini amacın yanı sıra siyasi ve ekonomik amaçları da içerir; özellikle Osmanlı toprakları gibi jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip bölgelerde ham madde temini ve sömürüye zemin hazırlama gibi gizli amaçlar güdülmüştür. Türkiye'nin Önemi: Türkiye, hem Türk ve İslam dünyasında hem de Hıristiyan dünyası içinde büyük öneme sahip olduğu için misyonerlerin hedefi olmuştur. Anadolu, Hıristiyanlığın beşiği olarak kabul edilir. Osmanlı'daki Faaliyetler: 19. yüzyılda Osmanlı Devleti yoğun misyoner faaliyetlerine sahne olmuştur. Misyonerler, okullar, hastaneler, matbaalar ve çeşitli yardım kuruluşları aracılığıyla faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Yabancı devletler, kapitülasyonlar sayesinde kendi okullarını açma imtiyazına sahip olmuşlardır. Antakya'daki Misyoner Grupları: Antakya, kutsal bölgeleri barındırması ve jeopolitik konumu nedeniyle birçok misyoner örgütünün faaliyet alanı olmuştur: Fransız Katolikler (Kapusenler, Cizvitler, Saint-Joseps Rahibeleri): Kapusenler 1846'dan itibaren Antakya'da Katolik misyonunu kurmuşlardır. Péres Capucins Mektebi gibi okullar açmış, Hızırbey köyünde erkek ve kız okulları ile bir dispanser kurmuşlardır. Saint-Joseps Rahibeleri de paralı ve parasız okullar, anasınıfları ve yetimhaneler açmışlardır. Bu okullarda Fransızca ve Arapça eğitim verilmiştir. Amerikan Protestanlar (American Board): Amerikan misyonerleri, Suriye-Filistin misyonu çerçevesinde Antakya'da 4, Süveydiye'de 2 olmak üzere toplam 6 okul açmışlardır. Bu okullarda Rum Ortodoks, Ermeni ve Protestan öğrenciler eğitim görmüştür. İngiliz Protestanlar: İngiliz misyonerleri de Antakya'da okullar açmışlardır. Muhassin ve Verd mahallelerinde Doktor Martin tarafından inşa edilen okullar ile İskoçya ve İrlanda Protestanları şubesine ait okullar mevcuttu. Bu okullar genellikle gayrimüslim ailelerin çocuklarına eğitim vermiştir. Eğitim İçeriği ve Amaçları: Fransız okullarının ortak amacı "emperyalist emellere uygun öğrenci yetiştirmek" olmuştur. Öğrencilerin "Fransa’nın tarih ve coğrafyasını, Fransız dağlarını kendi ülkelerinkinden daha iyi bilirler. Fransız dağlarını ve nehirlerinin kollarını tanırlar." denilmiştir. Kız Rüşdiye Mektepleri: Tanzimat'la birlikte kızların da modern okullara gitmesiyle 1859'da Cevri Usta (Kalfa) İnas Rüşdiyesi açılmıştır. Ancak kız rüşdiyeleri erkek rüşdiyelerine göre daha yavaş yayılmıştır. Antakya İnas (kız) Rüşdiye Mektebi de bu dönemde açılan önemli eğitim kurumlarından biridir. 9. Antakya, İskenderun ve Belen Kazalarının Demografik ve Ekonomik Yapısı (XIX. Yüzyıl Sonu - Vital Cuinet Gözünden): Demografik Çeşitlilik: Bölge, tarih boyunca farklı etnik köken ve inançlara sahip insan gruplarına ev sahipliği yapmıştır. Ancak kadim dönemlerdeki siyasi, sosyal ve ekonomik rolünü kaybetmesiyle nüfus yoğunluğunda ciddi bir azalma yaşanmıştır. Nüfus Dağılımı (1891 Halep Vilayet Salnamesi): Antakya genelinde nüfusun %90'ı Müslüman, %10'u gayrimüslim; İskenderun'da %85'i Müslüman, geriye kalanı gayrimüslim; Belen'de ise Müslüman kesim %95'lik oranla ağırlıktadır. Vital Cuinet'e Göre Nüfus (Merkez Nüfus): Cuinet'e göre Antakya kent merkezinde nüfusun %68'i Müslüman, %32'si gayrimüslim; Belen'de Müslüman kesim %95 ağırlıkta iken, İskenderun'da gayrimüslimlerin oranı %52,5 civarındadır. Vital Cuinet'e Göre Nüfus (Genel Nüfus): Antakya genelinde %73'ü Müslüman, %27'si gayrimüslim; İskenderun'da %53,5'i Müslüman, %46,5 gayrimüslim; Belen'de ise %77'si Müslüman, %23'ü gayrimüslimdir. Cuinet, Müslüman nüfusu Suriyeli Araplar, Osmanlı Türkleri, Kürtler, Çerkezler; gayrimüslim nüfusu ise Birleşik Rumlar (Melkânîler), Ortodokslar, Katolik ve Gregoryan Ermeniler, Nusayrîler, Süryânîler, Keldânîler, Yakubîler ve Yahudiler olarak sınıflandırmıştır. Eğitim Durumu (XIX. Yüzyıl Sonu):Osmanlı Verilerine Göre (1889): Antakya'da Müslüman öğrenciler için 10 medrese (128 öğrenci), 1 rüşdiye mektebi (140 öğrenci), 26 sıbyan mektebi (690 öğrenci) ve gayrimüslim öğrenciler için 5 okul (290 öğrenci) vardı. İskenderun'da 1 sıbyan mektebi (20 öğrenci) ve gayrimüslimler için 3 mektep (58 öğrenci) bulunuyordu. Belen'de 1 medrese (32 öğrenci), 1 rüşdiye mektebi (53 öğrenci), 3 sıbyan mektebi (75 öğrenci) ve gayrimüslimler için 3 mektep (105 öğrenci) eğitim vermekteydi. Vital Cuinet'e Göre: Cuinet'e göre Antakya Kazası'nda Müslüman ve Hristiyanlara ait 42 okulda 1.248 öğrenci; İskenderun'da 4 okulda 78 öğrenci; Belen'de 7 okulda 365 öğrenci eğitim görmekteydi. Ekonomik Yapı:Tarım: Bölgenin iklim ve toprak yapısı tarıma elverişliydi. Buğday, arpa, yulaf, darı, küşne gibi hububatlar; limon, portakal, elma, armut, kayısı, incir gibi meyve sebzeler yetiştirilmekteydi. Cuinet, tahılların yerel tüketim için yeterli olmadığını ve Halep kırsalından arpa ithal edildiğini belirtmiştir. Antakya'da koza hasadından elde edilen ham ipek ve zeytin üretimi önemliydi. Amik Ovası'nda meyan kökü ve rami bitkisi de yoğun olarak üretilmekteydi. Hayvancılık: Antakya'da büyük ve küçükbaş hayvancılık, kümes hayvancılığı ve arıcılık yapılmaktaydı. Amik Ovası'nda sığır besiciliği yaygındı. Sanayi Üretimi: Antakya'da yılda 12-15 bin ton sabun ve 20-30 ton ipek üretilmekteydi. Yün, deve kılı, yerli giysi parçaları, ipekten mamul peçeler, mendiller, kuşaklar gibi ürünler de imal edilmekteydi. Ticaret ve Limanlar: Bölgedeki limanlar ticaret için önemliydi. Seleucia Limanı, Nisan-Kasım ayları arasında meyan kökü gibi ürünlerin ihraç edildiği Süveydiye (Samandağ) kasabasına bırakmıştır. Asi Nehri'nde avlanan yılan balıkları da önemli bir ihraç kalemiydi. İskenderun Limanı, uluslararası bir ticaret merkezi olarak öne çıkmaktaydı. Genel Değerlendirme: Antakya (Hatay) ve çevresi, tarih boyunca pek çok medeniyetin izlerini taşıyan, stratejik konumu ve doğal kaynaklarıyla dikkat çeken bir bölge olmuştur. Sık sık depremlerle sarsılsa da her defasında yeniden inşa edilmiş, farklı kültür ve inançlara ev sahipliği yaparak zengin bir demografik ve kültürel yapıya sahip olmuştur. Osmanlı döneminde ise idari yapılanmalar, iletişim ağları ve misyonerlik faaliyetleri gibi farklı alanlarda önemli gelişmeler yaşamıştır. Vital Cuinet gibi seyyahların gözlemleri, bölgenin XIX. yüzyıl sonundaki sosyal, ekonomik ve eğitimsel durumuna dair değerli bilgiler sunarken, bu verilerin diğer resmi kaynaklarla karşılaştırılması tarihsel analizin doğruluğu açısından kritik öneme sahiptir. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!