1. Seyahat Yazınına Teorik Yaklaşım (Süleyman Şanlı-Remzi Avcı) Seyahat Yazınının Disiplinlerarası Niteliği: Seyahat yazını, Antik Yunan'a kadar uzanan kökenlere sahip, en eski metin türlerinden biridir. Herodot, Diodorus, Cicero ve İbn Batuta gibi isimlerin eserleriyle köklü bir geleneğe sahiptir. Bu yazın türü, otobiyografi, kurgu, tarihi kayıtlar, coğrafya, siyaset bilimi, sosyoloji ve antropoloji gibi birçok disiplinin kesişim noktasında yer alır. Özellikle sosyal ve fen bilimleri için disi plinlerarası bir çalışma olanağı sunar. Bilgi Üretimi ve Seyyahın Rolü: Seyahatnameler, "bilgiyi yerinde edinme düşüncesiyle seyahat etme düşüncesini beslemiştir." Seyyahın yolculuğu, notlar, krokiler, fotoğraflar ve etnik-dini toplulukların betimlemeleri aracılığıyla farklı disiplinlere malzeme sunan bir bilgi toplama sürecidir. Seyahat ve bilgi arasında karşılıklı ve yakın bir ilişki bulunur. 18. yüzyılın sonlarına kadar seyahat metinlerinin "edebi" yapısından ziyade ne kadar bilgi ürettiği ve bu bilginin güvenilirliği ön planda olmuştur. Sömürgecilik ve Seyahat Yazını: Coğrafi keşifler ve sömürgeciliğin gelişimi, 17. yüzyıl seyahat metinlerinin içeriğine ve formuna yansımıştır. Bu dönemdeki metinler, haritalar ve resimlerle desteklenmiş, yabancı dünyanın "fauna ve florası, yabancı-öteki halkların örf ve adetleri ve dini-mezhebi" düşüncelerini merkeze almıştır. 19. yüzyılda Avrupa emperyalizmi ve sömürgeciliğin altın çağı olarak kabul edilen dönemde, seyahatler bilimsel amaçlar güdülse de sömürgecilikten bağımsız düşünülemez. Birçok seyahat, resmi ya da yarı resmi devlet kurumları tarafından desteklenmiştir. Antropoloji ile Seyahat Yazını Arasındaki İlişki: Antropoloji, "keşif, kazı, tarih, folklor, edebiyat, gazetecilik, casusluk, psikanaliz, sosyal hizmet, misyonerlik, yönetim ve çocukluk/arkadaşlık/ebeveynlik kesişiminde yer alır." Seyyahlar, etnografya yapan bir antropolog gibi ziyaret ettikleri bölgelerdeki insanların özelliklerini, gündelik hayatlarını ve yaşam tarzlarını okuyucularına sunarlar. Antropologlar da etnografik araştırmalarında seyahatnamelerden sıklıkla yararlanmışlardır. Modern antropologlar, tarihçiler, coğrafyacılar ve filologlar, günümüzde kültürleri değişime uğrayan veya kaybolan halklar hakkında bilgi kaynağı olarak seyyahların anlatılarına büyük ölçüde güvenmişlerdir. 2. Kültür ve Etnografya: Moritz Wagner’den Osmanlı-İran Sınırına Bakmak (Remzi Avcı) Etnografinin Seyahat Yazınındaki Kökenleri: 16. yüzyılda Avrupa'da üretilen seyahatnamelerde insanların fizyonomileri, doğaları, gelenekleri, dinleri, yönetim biçimleri ve dillerinin detaylı bir biçimde ele alınması, etnografinin bu yazınsal türün temeli olduğu görüşünü doğurmuştur. Moritz Wagner'in Seyahatleri ve Bilgi Üretimi: Alman coğrafyacı, etnograf ve seyyah Moritz Wagner'in (1813-1887) 1842-1844 yılları arasında yaptığı Doğu seyahati, özellikle Osmanlı-İran sınırındaki etnik topluluklar hakkında zengin sosyolojik ve kültürel-etnografik bilgiler üretmiştir. Wagner, bir beşerî bilimci olarak zooloji, botanik, biyoloji gibi doğa bilimlerine ilgi duymuş, ancak aynı zamanda edebi ve siyasi yazılar da kaleme almıştır. Seyahatleri sırasında doğa bilimlerinden sosyal bilimlere (etnografya, mimari) birçok alanda bilgi üretmiştir. Seyahatlerin Siyasi Boyutu: Wagner'in seyahatleri, Bavyera kralı II. Maximilian Joseph tarafından finansal olarak desteklenmiş ve bilimsel keşiflerin yanı sıra "Almanlar için yeni yerleşim yerleri bulmak" gibi siyasi amaçlar da taşımıştır. Wagner, Almanya'da yerleşimci kolonyalizm fikrinin önemli savunucularından biriydi. Osmanlı-İran Sınırında Etnik Topluluklar: Wagner, Osmanlı-İran sınırında yaşayan Kürtleri, Ermenileri, Karapapak/Terekeme Türklerini, Nesturîleri ve Yezidileri gözlemlemiştir. Kürtler: Wagner, Kürtleri "yoksul çobanlar", "haydutlar" ve "eşkıya" olarak betimlemiş, fizyonomik ve giyim tarzlarındaki bölgesel farklılıklara dikkat çekmiştir. Osmanlı'nın merkezileşme politikalarının yarattığı siyasal boşluğun eşkıyalık faaliyetlerini artırdığını belirtmiştir. Kürtleri, Araplar ve Kuzey Afrika Bedevileri gibi misafirperver olarak görmesine rağmen, yolculukları sırasında onlardan sürekli saldırı korkusu yaşadığını aktarmıştır. Nesturîler: Wagner, Nesturîlerin yoksulluk merkezli yaşamlarına odaklanmış ve Avrupalılarla kızlarını evlendirme konusundaki tutumlarını eleştirmiştir. Nesturî kadınlarının Müslüman kadınlara kıyasla yabancılara yüzlerini örtmeden göstermekten utanmadıklarını belirtmiştir. Karapapak/Terekeme Türkleri: Onları "bilinmeyen bir millet" olarak tanımlamış ve dış görünüşleri itibarıyla Domlara benzettiğini ifade etmiştir. Ermeniler: Osmanlı ve Rusya Ermenilerini "en bâtıl ve ezoterik inançlara sahip" bir topluluk olarak betimlemiş, Kürtlerden fizyonomik olarak ayırt edilmelerinin zor olduğunu ve Kürtleşmiş olduklarını iddia etmiştir. Çerkesler: Çerkeslerle Kürtler arasında benzerlikler kurarken, Çerkeslerdeki "çocukların satılması" (kölelik) geleneğine dikkat çekmiştir. İran Azerileri: Fiziksel özelliklerini ve davranış biçimlerini Osmanlı Türklerinden farklı olarak "Persleşmiş" şeklinde tasvir etmiştir. Yezidiler: Yezidileri "en esrarengiz" ve "Şeytana Tapanlar" (Teufelanbeter) olarak adlandırmış, İngiliz seyyahların ve etnografların görüşlerini devralmıştır. Kadın Temsilleri: Wagner, ziyaret ettiği toplulukların kadınlarını (Kürt, Ermeni, İran, Nesturî) tasvir ederken, kendi medeniyetinin (Avrupa) kadınlarıyla karşılaştırmalar yapmış ve onları genellikle olumsuz kalıp yargılarla anlatmıştır. 3. Seyyah Şehir ve Çevre: Osmanlı Taşrasında Yolculuk: ‘Alman’ Doktor Lamec Saad’ın Bağdat Seyahati (Kadir Kon) Dr. Lamec Saad'ın Kimliği ve Misyonu: Dr. Lamec Saad (1852-1931), Lübnanlı bir Marunî Hristiyan'ı olup, Almanya'da tıp eğitimi almıştır. 1880'den 1910'a kadar Osmanlı İmparatorluğu'nda karantina doktoru olarak görev yapmıştır. "Karantina Doktoru Olarak Türkiye’de On Altı Yıl" adlı hatıratı, II. Abdülhamid devri Osmanlı taşrasının coğrafi, ekonomik, sosyal, idari, ulaşım ve sıhhi şartlarına dair zengin gözlemler sunar. Kitabının temel amacı, Almanya'nın Bağdat Demiryolu hattıyla artacak nüfuz alanını Alman kamuoyuna tanıtmak ve bu konuda bilgi üretimine katkıda bulunmaktı. Yolculuk Deneyimi ve Osmanlı Ulaşım Şartları: Saad'ın İstanbul'dan Bağdat yakınlarındaki Hanekin'e yaptığı uzun seyahat, 19. yüzyılın son çeyreğindeki Osmanlı ulaşım şartlarını gözler önüne serer. Gemi Yolculuğu: İstanbul'dan İskenderun'a Rus buharlı gemisiyle seyahat etmiştir. Yolcular arasında farklı ırk ve dinlerden insanlar bulunmaktaydı. İzmir, Sakız, Rodos ve Mersin gibi liman şehirlerine uğramıştır. Kara ve Nehir Yolculuğu: İskenderun'dan Halep'e kervanlarla, Diyarbakır'dan Bağdat'a Dicle Nehri üzerinde keleklerle yolculuk yapmıştır. Yolların kötü ve güvensiz olduğunu, kervanların yavaş ilerlediğini belirtmiştir. Kervansaraylar: Kervansarayları "küçük ve kirli" olarak tanımlamış, ancak köy ve kırsaldakilerin tek katlı, şehirdekilerin ise iki katlı olduğunu ve temel ihtiyaçların karşılanabildiğini belirtmiştir. Hanların pisliği ve yolcuların haşeratlardan ve hırsızlıktan korunması gerektiği konusunda uyarıda bulunmuştur. Osmanlı Taşrasındaki Sosyo-Kültürel Gözlemler:Etnik ve Dini Çeşitlilik: Halep'te Müslümanların yanı sıra Rumlar, Yahudiler, Ermeniler, Marunîler ve Suriye Katoliklerinin yaşadığını gözlemlemiştir. Musul'da ise Araplar, Türkler, Kürtler, İranlılar, Nasturiler, Yakubiler, Süryani Hristiyanlar ve Yahudilerin bulunduğunu belirtmiştir. Hastalıklar: Halep'te "Şark Çıbanı" olarak bilinen deri hastalığının yaygınlığına dikkat çekmiş, Musul'da ise böbrek taşı hastalığını Dicle Nehri suyunun işlenmeden içilmesine bağlamıştır. Halkın Yaşam Tarzı: Köylerdeki sefaleti, insanların kaya oyuklarında yaşamasını, yoksulluğu ve eğitimsizliği gözlemlemiştir. Alman Algısı: Bölge insanının Almanlardan haberdar olmadığını, İngiliz ve Fransızları bildiğini, Ruslardan ise son savaşla (1877-78) haberdar olduklarını belirtmiştir. Bağdat ve Hanekin: Bağdat'ın yaklaşık 200.000 nüfuslu, ticaretin geliştiği bir şehir olduğunu ve tramvay hattı bulunduğunu belirtmiştir. Hanekin'i ise Osmanlı-İran sınırında stratejik bir konumda bulunan 6.000 nüfuslu bir kasaba olarak tanımlamış, İran'dan gelen hacı adaylarının ve tüccarların karantina istasyonuna uğramak zorunda olduğunu vurgulamıştır. 4. Avrupalı Seyyahlar ve Osmanlı Kentleri (Esengül Danışan) Seyahatnamelerin Rolü ve Dönemsel Değişim: Osmanlı İmparatorluğu'na ilişkin seyahatnameler, İmparatorluğa dair bilgi üretiminde önemli bir yer tutmuştur. 15. ve 16. yüzyıllarda seyyahlar, Doğu'yu "büyük bir hayranlıkla" anlatırken, 18. ve 19. yüzyıllarda bu dilin "oryantalist bir söylemle" yer değiştirdiği iddia edilmiştir. Bu oryantalist söylem, Avrupalı devletlerin sömürgeci emellerini meşrulaştırmaya hizmet etmiştir. Osmanlı Kentlerinin Mekânsal Organizasyonu: Osmanlı kentleri, İslami kurallara ve Osmanlı kültürel unsurlarına göre tasarlanmış, kendine özgü özellikler taşımıştır. İki ana bölüme ayrılmıştır: merkezde geniş ve iyi organize edilmiş yollar ile yerleşim bölgelerinde dar yollar ve çıkmaz sokaklar. Yerleşim bölgeleri, etnik, dini ve mezhepsel farklılaşmaya göre şekillenmiş, aynı mahallelerde aynı grupların yaşadığı görülmüştür. Seyyahların Kent Gözlemleri:Mahremiyet ve Mimari: Seyyahlar, Osmanlı evlerinin (eğimli çatılar, kafesli pencereler, yüksek duvarlarla çevrili bahçeler) mahremiyet kaygısıyla inşa edildiğine dikkat çekmişlerdir. Ancak bunu bazen "Türklerin kendini kültürün nimetlerinden uzak tutması" ya da "yabancılara yapılan bir kasıt" olarak yorumlamışlardır. Sokaklar ve Temizlik: Kentlerin dışarıdan "ihtişamlı" göründüğünü, ancak içine girildiğinde "pis, dar ve çıkmaz sokaklarla", "başıboş köpeklerle" dolu olduğunu belirtmişlerdir. Sürekli çıkan yangınlar ve söndürme zorlukları da sıkça dile getirilmiştir. Etnik ve Dini Ayrışma: İstanbul'da ve İzmir'de farklı etnik ve dini gruplardan (Türk, Rum, Ermeni, Yahudi) insanların bir arada, ancak ayrı mahallelerde yaşadığına vurgu yapılmıştır. Çarşılar: Osmanlı kentinin merkezi olan çarşıların "heterojen yapısı", "farklı ülkelerden tüccarların bir arada olması" gibi özelliklerine hayran kalınmıştır. Kapalı Çarşı ve Bedesten'in zenginliği ve işleyişi detaylı olarak anlatılmıştır. Kamusal Alanlar ve Vakıflar: Seyyahlar, Osmanlı'daki imaret, vakıf, aşevi, çeşme gibi kamusal kullanımlara hayranlık duymuş, bu hizmetlerin din ve milliyet ayrımı gözetmeksizin herkese sunulmasını övmüşlerdir. Basit konutların aksine ibadet ve vakıf binalarının gösterişli olmasına dikkat çekmişlerdir. Antik Kalıntılara Yaklaşım: Birçok Avrupalı seyyah, İmparatorluk topraklarındaki antik Yunan ve Roma kalıntılarının yeterince korunmadığından şikayet etmiş, bu durumun "Türklerin genel olarak hiçbir şeyi onarmamalarından" kaynaklandığını iddia etmişlerdir. 5. Claudius James Rich’in Seyahatinde İktisadi Hayat: Şehrizor ve Musul (Erdem Meraklı) Rich'in Misyonu ve Seyahatin Amaçları: Claudius James Rich (1787-1821), Britanyalı diplomat ve East India Company temsilcisi olarak Bağdat Konsolosu görevini sürdürürken 1820-1821 yıllarında Şehrizor ve Musul eyaletlerine seyahat etmiştir. Seyahatin görünürdeki amacı, bu "az bilinen" bölgeleri Avrupalılara tanıtmak ve sağlık sorunları nedeniyle Bağdat'ın sıcaklarından uzaklaşmaktı. Ancak Yurdakul'un da belirttiği gibi, Rich'in misyonu "İngiltere'nin Orta Doğu politikalarını geliştirmesi ve bölgedeki siyasi-iktisadi etkinliğini arttırması" ile yakından ilgiliydi. Rich, istihbarat ağı kurarak bilgi toplamış ve kendi ülkesini yerel halka tanıtma çabasında olmuştur. Bölgenin İktisadi Yapısı: Rich'in seyahat notları, 19. yüzyıl başlarındaki Şehrizor ve Musul eyaletlerinin iktisadi hayatına dair önemli bilgiler sunar. Petrol ve Tuz Kuyuları: Tozxurmato'da bir petrol kuyusunu gözlemlemiş, buradan petrol ve yüksek kaliteli tuz çıkarıldığını, tuzun çevre bölgelere satıldığını belirtmiştir. Petrol kuyularına halk tarafından manevi bir anlam yüklendiğini de aktarmıştır. Tarım: Leylan köyü civarında arpa tarlalarının yoğunluğunu, Qerehesen bölgesindeki meyve bahçelerini ve Süleymaniye kırsalındaki verimli topraklarda pirinç, pamuk, susam, tütün, arpa ve buğday yetiştirildiğini kaydetmiştir. Tarımın yağmura bağımlı olduğunu ve bölgedeki çatışmaların tarım faaliyetlerini olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Ormancılık ve Kerestecilik: Halepçe civarında kerestecilik faaliyetlerinin yapıldığını, ağaçların Diyala Nehri aracılığıyla Bağdat'a gönderildiğini ancak bilinçsiz kesim nedeniyle ormanların küçüldüğünü gözlemlemiştir. Ticaret: Pencwen'in göçebe aşiretlerin ticaret merkezi olduğunu, katırlarla nakliyat yapıldığını ve mazı ile deri ticaretinin yaygın olduğunu belirtmiştir. Süleymaniye'nin Erzurum, Tebriz, Musul, Kerkük, Sıne, Hemedan ve Bağdat ile ticari ilişkileri olduğunu, hurma, kahve, demir, bakır, ipek, ayakkabı, pamuklu kumaş gibi ürünlerin alınıp satıldığını detaylandırmıştır. Kerkük'ün Şehrizor'un ürünlerinin ticaret merkezi olduğunu vurgulamıştır. Hayvancılık ve Diğer Ürünler: Leylan civarındaki tepelerde ve vadilerde hayvancılığa elverişli meralar bulunduğunu, Şehrizor'da arıcılığın yaygın olduğunu, bal ve Arap zamkı gibi ürünlerin elde edildiğini aktarmıştır. Musul Kırsalında İktisadi Faaliyetler: Musul kırsalında tarımın yoğun olduğunu, pamuk, kendir ve keneotu yetiştirildiğini belirtmiştir. Başiqe ve Bazani köylerinde zeytincilik yapıldığını ancak zeytinyağının kalitesiz olması nedeniyle sabun yapımında kullanıldığını kaydetmiştir. Rich'in Seyahat Notlarının Stratejik Değeri: Rich'in bölgedeki pamuk, tütün ve kendir ekimine ilişkin verdiği bilgiler, 19. yüzyıl başlarında sanayileşmekte olan İngiltere'nin hammadde ihtiyacını karşılaması açısından değerliydi. Bu bilgiler, İngilizlerin yayılmacı politikalarına katkı sağlamıştır. 6. Acemistanbul: Farsça Seyahatnamelerde İstanbul Sevgisi (Esra Doğan Turay) İranlı Seyyahların İstanbul'a Bakışı: Kaçar Hanedanlığı döneminde (1795-1925) İranlılar, Osmanlı Devleti ve Batı ülkeleriyle ilişkilerini İstanbul üzerinden yürütmüşlerdir. Bu durum, Farsça seyahatnamelerde İstanbul'un önemini artırmıştır. İranlı devlet adamları, tüccarlar, öğrenciler ve hacılar için İstanbul önemli bir merkez haline gelmiştir. Dersaadet Övgüsü: Farsça seyahatnamelerde İstanbul, "dünyadaki bütün halkların toplandığı, küçük bir dünya", "güzellikte eşi benzeri olmayan bir insan bedeni" ve "cennetten bir sahne" olarak betimlenmiştir. Şehrin semt adlarının (Sirkeci, Tophane, Kadıköy vb.) Farsça kökenli olması da dikkat çekilen bir husustur. İstanbul Boğazı'nın ihtişamı, gemi trafiği ve "deprem oluyor hissi" veren canlılığı övgüyle anlatılmıştır. Dersaadet Taksimi: Şehir genellikle Beyoğlu (Ermeni ve Frenkler), Üsküdar ve İstanbul (Müslümanlar) olmak üzere üç ana bölüme ayrılmıştır. Bazı seyyahlar ise şehri eski ve yeni İstanbul olarak tasnif etmiştir. İstanbul'un, Avrupalı seyyahların aksine, İranlılar tarafından bir "İslam kenti" olarak görülmesine rağmen, "Frengistan'ın bir parçası" gibi modernleşmenin etkilerini taşıdığı da belirtilmiştir. Şehrin havasının ve suyunun insanları güzelleştirdiğine inanılmıştır. Yerleşim ve Konaklama: İranlılar, özellikle Eminönü semtindeki Valide Han Kervansarayı'nda konaklamışlardır. Valide Han, İranlılar için bir "vatan" olarak kabul edilmiş, Acemler Mescidi'nin inşası ve Muharrem etkinliklerinin burada yapılmasıyla özelleşmiştir. Han, siyasi tartışmaların yapıldığı, yasak kitapların basılıp dağıtıldığı, hatta Ahter, Şems ve Suruş gibi gazetelerin çıkarıldığı bir merkez haline gelmiştir. Zengin İranlılar otellerde kalmayı tercih etse de, dil bariyeri veya dini hassasiyetler nedeniyle birçok kişi Valide Han'ı tercih etmiştir. İran şahları ise resmi törenlerle karşılanarak saraylarda ağırlanmıştır. Dersaadet Tasvirleri ve Kültürel Gözlemler:Yenilikler: İranlılar, İstanbul'da ilk defa tiyatro görme, Gülhane Parkı'ndaki hayvanat bahçesini gezme ve midye dolması gibi yeni yiyecekler tatma deneyimlerini detaylı olarak anlatmışlardır. Alışveriş: Kapalıçarşı'da billur, nargile, kitap, saat, kumaş, giysi gibi ürünler satın aldıkları belirtilmiştir. Mimari ve Kamusal Alanlar: Türk mimarisine, özellikle camilere (Sultanahmet, Ayasofya), hamamlara (Mahmut Paşa Hamamı) ve mezarlıklara (Üsküdar Acem Kabristanlığı) özel bir ilgi gösterilmiştir. Şehirdeki saka haneleri ve su sebilleri şaşkınlıkla gözlemlenmiştir. Asayiş ve Düzen: Şehirdeki aydınlatma sistemi (gaz lambaları), asayişin sağlanması (devriyeler, hafiyeler) ve toplu taşıma araçlarındaki düzen (vapur seferleri) övgüyle bahsedilmiştir. Galata Köprüsü'ndeki geçiş ücretleri ve görevlilerin ilginç kıyafetleri detaylandırılmıştır. Kadınlar ve Modernleşme: Osmanlı kadınının giyimi (çarşaf), sokakta özgürce gezmesi, eğlenebilmesi değerlendirilmiş, ancak balolara katılıp erkeklerle dans etmeleri eleştirilmiştir. Kadınların zarafeti ve makyajları dikkat çekmiştir. Erkeklerin de Avrupai tarzda giyindiği belirtilmiştir. Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Gerçekler: Seyahat Yazınının Çok Yönlülüğü: Seyahatnameler sadece kişisel anlatılar değil, aynı zamanda tarih, antropoloji, etnogrfa, ekonomi, siyaset bilimi ve kültürel çalışmalar için değerli birincil kaynaklardır. Bilgi Üretimi ve Öznellik: Seyyahlar, kendi gözlemleri, merakları, eğitim düzeyleri ve kültürel ön yargıları doğrultusunda bilgi üretirler. Bu bilgiler, bir yandan zengin bir materyal sunarken, diğer yandan öznellik ve abartı içerebilir. Oryantalizm ve Emperyalizm İlişkisi: Özellikle 18. ve 19. yüzyıl Avrupalı seyyahların Doğu'ya dair anlatıları, Batı'nın sömürgeci emellerini meşrulaştıran oryantalist bir söyleme hizmet etmiştir. Seyahatler, coğrafi keşiflerin yanı sıra yeni yerleşim yerleri bulma, ticaret yollarını güvence altına alma ve istihbarat toplama gibi siyasi ve ekonomik amaçlar gütmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nun Algılanışı: Avrupalı seyyahlar, Osmanlı'yı başlangıçta hayranlık ve şaşkınlıkla anlatsalar da, zamanla "pis", "dar sokaklı", "eşkıyalı" gibi olumsuz betimlemelere yönelmişlerdir. İranlı seyyahlar ise İstanbul'a büyük bir sevgi ve hayranlıkla yaklaşmış, şehri "İslam kenti" olarak vurgulamışlardır, ancak modernleşmenin getirdiği bazı değişimleri eleştirmişlerdir. Etnik ve Dini Çeşitlilik: Osmanlı coğrafyası, seyyahların notlarında çok kültürlü, çok etnikli ve çok dinli bir yapıya sahip olarak yer almıştır. Kürtler, Ermeniler, Yahudiler, Nesturîler, Yezidiler ve farklı Müslüman grupları hakkında detaylı betimlemeler yapılmıştır. Osmanlı Kent Yapısı: Osmanlı kentleri, kendine özgü sosyo-mekânsal organizasyonuyla (mahremiyet odaklı konutlar, dar sokaklar, cami ve pazaryerleri odaklı merkezler, etnik/dini ayrışmalı mahalleler) seyyahların dikkatini çekmiştir. Modernleşme hareketleri ile birlikte şehirlerde yeni yapılanmalar (geniş yollar, saat kuleleri) gözlemlenmiştir. Ekonomik Hayat ve Ticaret Yolları: Seyyahlar, ziyaret ettikleri bölgelerin ekonomik yapısı (tarım, hayvancılık, el sanatları, ticaret) ve ticaret yolları hakkında ayrıntılı bilgiler sunmuşlardır. Özellikle İpek Yolu üzerindeki kentler ve limanlar (İskenderun, Basra) önemli ticaret merkezleri olarak ele alınmıştır. Rich'in Diplomatik ve Araştırmacı Kimliği: Claudius James Rich, diplomatik konumu sayesinde elde ettiği geniş imkanlarla, Mezopotamya'nın arkeolojisi, siyasi ve iktisadi durumu hakkında değerli bilgiler toplamış, ancak bu bilgilerin İngilizlerin yayılmacı politikalarına katkı sağladığı da belirtilmiştir. İranlı Seyyahların Kültürel Katkıları: Farsça seyahatnameler, İranlıların İstanbul'daki gündelik yaşamı, kültürel etkileşimleri, alışveriş alışkanlıklarını, hamam geleneklerini, camileri, asayişi ve toplu taşıma sistemini detaylı bir şekilde yansıtmıştır. Bu eserler, o dönemin İstanbul'una dair farklı bir perspektif sunar. Bu brifing dokümanı, sağlanan kaynakların ana temalarını ve en önemli fikirlerini özetlemekte, gerektiğinde orijinal metinlerden alıntılar sunmaktadır. ... Devamını Oku