KKTC politik tarihi : Kıbrıs siyasetine akademik bakış : cilt 16 2017 yılı yazı ve yorumlar (Ocak 2017 – Aralık 2017)
Yazar:Atun, Ata
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Giriş ve Yazarın Yaklaşımı Prof. Dr. Ata Atun, "KKTC Politik Tarihi, Kıbrıs Siyasetine Akademik Bakış" adlı 16. cildiyle, 2017 yılı boyunca kaleme aldığı köşe yazılarını ve yorumlarını bir araya getirmiştir. Atun, bu çalışmayı bir "Vakanüvis" gibi, siyasi olayları ve yorumlarını içeren bir "nehir dizisi" olarak tanımlamakta ve eserinin öneminin onlarca yıl sonra ortaya çıkacağına inanmaktadır (s. 13). Yazar, 2002 yılından beri Kıbrıs siyaseti ve uluslararası politika üzerine 2 binden fazla kö şe yazısı yayımlamış deneyimli bir akademisyen, eski milletvekili ve politik danışmandır (s. 5). Kitap genel olarak, Kıbrıs Türk tarafının haklarını savunmakta, Rum tarafının müzakerelerdeki tutumunu, tarihsel iddialarını ve politik manevralarını eleştirmekte ve Türkiye'nin Kıbrıs meselesindeki hayati rolünü vurgulamaktadır. Atun'un bakış açısı, Rumların "Bizans taktikleri", "Enosis" hedefi ve Kıbrıs Türklerine yönelik tarihsel uygulamaları temelinde şekillenmektedir. 2. Kıbrıs Müzakerelerinin Çıkmazı ve Rum Tarafının Tutumu Prof. Dr. Ata Atun'un yazılarında en belirgin temalardan biri, Kıbrıs müzakerelerinin Rum tarafının maksimalist talepleri ve "Bizans taktikleri" nedeniyle sürekli bir çıkmaza girmesidir. Yazar, Rum lider Nikos Anastasiadis'in "Ne pahasına olursa olsun çözüm yanlısı" görünen Cumhurbaşkanı Akıncı'nın bu tutumunu kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını iddia etmektedir (s. 15). Tavizler ve Türk Tarafının Konumu: Atun, Türk tarafının "garantörlüğün tartışmaya açılması", "Dört Rum’a bir Türk" oranı, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadaki varlığının sona erdirilmesi" ve "KKTC tapularının değil, Rum mülk sahibinin ilk söz hakkına sahip olacağı" gibi pek çok aleyhte tavizi kabul ettiğini belirtirken, karşılığında hiçbir ödün alınmadığını vurgulamaktadır (s. 15, 23). Bu tavizlerin, Kıbrıs Türklerinin geleceği için felaket olacağını ifade etmektedir: "Bırakın bunların tümünün kabul edilmesinin geleceğimizi karartacağını ve felaketleri başımızdan eksik etmeyeceğini, bir tanesinin kabulü bile yaşayacağımız felaketlerin başlangıcını oluşturacaktır" (s. 15). Rumların "Bizans Taktikleri" ve Enosis Hedefi: Yazar, Rumların uzun vadeli düşünce ve hedeflerinin adayı Yunanistan'a bağlamak (Enosis) olduğunu defalarca dile getirmektedir. Ekonomik, mülkiyet ve silahlı olmak üzere üç koldan Türklere saldırı başlattıklarını, Çikkos Manastırı'nın maddi desteğiyle Türk topraklarına el koymaya çalıştıklarını anlatmaktadır (s. 15). Cenevre görüşmelerinde Anastasiadis ve Yunanistan'ın, Türkiye'nin kırmızı çizgilerini aşmak için çeşitli "entrikalar" çevirdiğini, Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocias'ın "Güvenlik, Garantörlük ve Türk Silahları Kuvvetlerinin adadaki varlığı" konusunda kriz çıkarmayı görev edindiğini belirtir (s. 21-22, 31). Atun, Rumları "Bizans’ın torunları" olarak nitelendirerek onların "yalan, dolan, entrika, saray oyunu ve benzeri düzenbazlıklardan" başka bir şey beklenemeyeceğini dile getirir (s. 32). Anastasiadis'in Politik İflası ve "Muhtar" Benzetmesi: Cenevre'deki müzakereler sonrasında Anastasiadis'in karizmasının çizildiğini ve Rum tarafında "Anastasiadis Cenevre’ye Cumhurbaşkanı Gitti, Muhtar döndü" şeklinde yorumlandığını aktarmaktadır (s. 25, 29, 31). Özellikle Erdoğan'ın "Dört Özgürlük uygulanacaksa, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da, Kıbrıs adasında -dört özgürlük- hakkı olacaktır" karşı önerisi karşısında Anastasiadis'in hayallerinin suya düştüğünü ifade eder (s. 26). Müzakerelerin Çözümsüzlüğü ve Yeni Yol Haritası İhtiyacı: Yazar, 49 yıldır devam eden müzakerelerin Rumlar tarafından kasten sonlandırılmadığını ve bu gidişle bir çözümün mümkün olmadığını ileri sürmektedir (s. 26, 105, 171). KKTC'nin artık "başka ufuklara yelken açması" ve Türkiye ile birlikte yeni bir yol haritası hazırlaması gerektiğini savunmaktadır (s. 26, 44, 183). 3. Tarihsel Gerçekler, Rum İddiaları ve Türk Hakları Atun, Kıbrıs sorununun 1974'te değil, çok daha önce, Rumların Enosis hedefiyle Türklere karşı başlattığı saldırılarla başladığını vurgulamaktadır. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Yıkılışı: Yazar, 16 Ağustos 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Rumların, 21 Aralık 1963'te "kanlı bir darbe ile yıktığını" ve Makarios hükümetinin Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini sağlayan 13 anayasa maddesini iptal etmek istediğini belirtir (s. 17, 21, 134). Bu durumun, Türkiye'nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamasının gerekçesi olduğunu ifade eder (s. 21). Makarios Dönemi ve Türk Soykırımı İddiası: Atun, Makarios hükümetinin 1963-1974 yılları arasında Kıbrıslı Türklere "soykırım uyguladığını" ve insan haklarına aykırı her yöntemi kullandığını dile getirmektedir (s. 19, 116). Özellikle 1964'te Kıbrıslı Türklere çocuk maması ve benzin dahil 38 çeşit malın satışının yasaklandığını, bunun BM tarafından bilinmemesi için resmi kayıtlara geçirilmediğini belirtir (s. 20). Ortega Raporu: 1964 baharında BM tarafından Kıbrıs'a gönderilen A. Ortega başkanlığındaki heyetin hazırladığı 580 sayfalık "ORTEGA RAPORU"nun, Rumların katliamlarını, yakıp yıktıkları Türk köylerini ve yağmaladıkları Türk mallarını belgelediğini, ancak Rumlar tarafından gündeme getirilmemesi için ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurgulamaktadır (s. 43, 145-146, 148, 153, 172). Bu raporun, Kıbrıs Türklerinin Rumlardan alacaklı olduğunu ve Kıbrıs sorununun Rumların anlattığı gibi başlamadığının kanıtı olduğunu ifade eder (s. 145). Enosis Plebisiti ve Rum Zihniyeti: 1950 yılında Kıbrıslı Rumlar arasında yapılan ve yüzde 96 "Evet" oyu çıkan "ENOSİS PLEBİSİTİ"nin (Yunanistan'a Bağlanma Referandumu) Rum meclisinde her yıl anılması ve kutlanması kararının, iki halk arasındaki ipleri kopardığını belirtir (s. 43, 73, 77). Rumların kendilerini adanın sahibi sandığını ve Kıbrıslı Türklere bahşedecekleri her şeyi "lütuf" olarak gördüklerini ileri sürer (s. 43). Bir Rum annenin kızının Kıbrıs Türk Edebiyatı dersinden muaf tutulmasını istemesini ve "eğitimleri, kültürleri, tarihleri ve dinleri aynı olmayan iki ayrı toplumdan söz ediyoruz. Ortak hiçbir şeyimiz yok" demesini, Rumların gerçek düşüncesi olarak aktarır (s. 51-52). Yorgacis'in ünlü cümlesi olan "Kıbrıs'ta Rum olmayan, Rum gibi düşünmeyen ve devamlı olarak kendini Rum hissetmeyen herhangi birine yer yoktur" sözünü de bu zihniyetin bir yansıması olarak sunar (s. 83-84). Vatandaşlık ve Türk Nüfusu: Rumların, özellikle Türkiye'den gelen Kıbrıs Türk vatandaşlarının sayısının artmasından rahatsız olduğunu, bunun asimilasyona yol açacağını iddia ettiklerini belirtir (s. 198). Ancak kendilerinin Yunanistan'dan gelen paralı askerlere ve Rus/Ukraynalı işadamlarına para karşılığında vatandaşlık vermesini eleştirmezler (s. 125, 191). Kıbrıs'ta Bölünme: Yazar, adanın bölünmesinin 1974'te değil, 30 Aralık 1963'te Lefkoşa'da çizilen "Yeşil Hat" ile başladığını tarihsel belgelerle açıklamaktadır (s. 149-150). 4. Güvenlik, Garantörlük ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Varlığı Prof. Dr. Ata Atun için güvenlik ve Türkiye'nin garantörlüğü, Kıbrıs Türklerinin varoluşunun temelidir. Bu konuların tartışmaya açılmasına kesinlikle karşı çıkmaktadır. Türk Ordusunun Varlığı ve Garantörlük: Yazar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) adadaki varlığının Kıbrıslı Türklerin güvenliğini ve adadaki barışı sağladığını, bu nedenle TSK'nın adayı terk etmesinin veya Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılmasının asla kabul edilemez olduğunu belirtmektedir (s. 18, 48, 157). Türkiye'nin garantörlüğünün, Rumların adayı Yunanistan'a bağlama amaçlı girişimlerini önleyen "güçlü ve caydırıcı bir etken" olduğunu vurgular (s. 18). İngiltere'nin "Takiyye"si: İngiltere'nin garantörlükten vazgeçme söylemlerinin "takiyye" olduğunu, çünkü 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ile adada zaten geniş askeri ve sivil haklara sahip olduğunu detaylıca anlatır (s. 41-42). Bu hakların, İngiltere'nin kimseden izin almadan kullanabileceği yerleri, askeri birliklerini serbestçe hareket ettirme yetkisini ve elektronik sistemler kurma hakkını içerdiğini belirtir (s. 41-42). Rumların Güvenlik Talepleri: Rumların "sıfır garanti, sıfır güvenlik, sıfır asker" gibi taleplerini "çağdışı" olarak nitelendirir ve bunların Kıbrıs Türklerini adadan temizleme düşüncesinden kaynaklandığını iddia eder (s. 117, 125, 137). Rumların, "Batı Trakya’da yaşayan kardeşlerimize, soydaşlarımıza halen daha AB üyesi Yunanistan’ın uyguladığı baskıyı görmezlikten gelerek, arlanmadan, utanmadan “Güvenlik ve Garantilerin” kalkmasını istiyor" diyerek ikiyüzlülüklerini ortaya koyduğunu belirtir (s. 117). Türk Tarafının Hataları: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu’nun 2015’te yaptığı "Garantiler konusu tartışılmaz bir konu değildir" açıklamasını "ne denli yanlış olduğu, birilerine yaranmak amaçlı söylendiği ve aceleyle dile getirildiği" şeklinde eleştirmektedir (s. 154, 156). Bu tür açıklamaların, "Garantiler, Garantörlük ve Kıbrıs adasındaki TSK’nın varlığı" konusunun BM müktesebatı içine girmesine yol açtığını ve bunun büyük bir hata olduğunu savunur (s. 156). 5. Doğu Akdeniz'deki Enerji Kaynakları ve Jeopolitik Dengeler Doğu Akdeniz'deki doğalgaz keşifleri, Kıbrıs meselesinin jeopolitik boyutunu önemli ölçüde etkilemektedir. Atun, Rumların bu konuda Türkiye'ye karşı üstünlük kurma çabalarını ve bunun sonuçlarını değerlendirmektedir. Doğalgaz Kozu ve Rumların Hüsranı: Atun, Rumların doğalgazı "tehdit unsuru" olarak kullanma çabasının "hiç" olmak üzere olduğunu belirtir (s. 71). Çıkarılacak doğalgazın ekonomik olarak rekabetçi olabilmesi için Türkiye üzerinden satılması gerektiğini, Yunanistan'a döşenecek hattın maliyetinin çok daha yüksek olacağını açıklar (s. 71). İsrail-Türkiye İşbirliği: İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz'in "Türkiye ve İsrail arasındaki boru hattının inşa edilmesini sağlayacak hükümetler arası çatı anlaşmayı tamamlamaya karar verdik" açıklamasıyla, Rumların "İsrail-Türkiye boru hattı döşenecekse bizim onayımız gerekmektedir" tehdidinin mesnetsiz çıktığını vurgular (s. 71-72, 136). İsrail'in, Rumların çözüm konusundaki isteksizliğini fark edince Türkiye ile işbirliği yapma yolunu seçtiğini belirtir (s. 72). Münhasır Ekonomik Bölge İddiaları: Rumların tek yanlı ilan ettikleri Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) iddialarının, uluslararası hukuka göre devletlerin deniz sınırlarını oluşturmadığını ve Türkiye'nin buna izin vermeyeceğini ifade eder (s. 72, 78, 136, 139). Kıbrıs Konferansında Enerji Boyutu: Crans Montana'daki Kıbrıs Konferansı'nda, AB'nin Türkiye ile Gümrük Birliği görüşmelerini Rumlara karşı bir koz olarak kullandığını, bu durumun Rumların elini zayıflattığını belirtir (s. 127). 6. Türkiye'nin Bölgedeki Artan Gücü ve Uluslararası İlişkiler Prof. Dr. Ata Atun, Türkiye'nin Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslarda "tartışmasız lider" konumunda olduğunu ve küresel bir aktöre dönüştüğünü savunmaktadır. Türkiye-Rusya Yakınlaşması: Yazar, Türk-Rus yakınlaşmasının Almanya ve ABD'yi endişelendirdiğini, Batı'nın Türkiye'yi AB kapısında oyalamasının bu yakınlaşmayı hızlandırdığını belirtir (s. 55-56). Türkiye'nin artık "yönetilen" değil, "yöneten ve kazanan" bir ülke olduğunu vurgular (s. 56). ABD ve Vize Krizi: ABD'nin, 15 Temmuz kalkışmasıyla ilgili ajanlarının Türkiye tarafından yakalanması üzerine şok ve korkuya kapıldığını, Türkiye'siz Ortadoğu'da başarılı olamayacağının bilincinde olduğunu ifade eder (s. 202-203). Vize krizinin geçici olduğunu ve Türkiye'nin "gerçek olarak ve aynı değerde bir kazanım sağlamadan, Türkiye’den hiçbir şey alamayacağını" anlaması gerektiğini belirtir (s. 203). AB'nin İflası ve Türkiye'ye Yaklaşımı: Atun, AB'nin "pilinin bitmek üzere" olduğunu ve geleceğinin parlak olmadığını düşünmektedir (s. 55, 70). AB'nin Türkiye'yi kapıda oyalamasının, Türkiye'nin AB'ye katılma arzusunu azalttığını ve Türk halkının AB'ye olan güvenini sarstığını belirtir (s. 55). Türkiye'nin AKPM'deki "Siyasi Denetim" statüsüne indirilmesini, AB'nin Türkiye'yi baskı altına alma çabası olarak yorumlar (s. 92-93). 7. İç Politik Eleştiriler ve KKTC'nin Geleceği Yazar, Kıbrıs Türk iç politikasındaki bazı aktörlerin Rum yanlısı tutumlarını ve Kıbrıs Türk toplumunun çıkarlarına aykırı hareketlerini eleştirmektedir. "Türkçe Konuşan Kıbrıslılar" Kavramı: Atun, "Türkçe konuşan Kıbrıslılar" tanımını "uyduruk" bulmakta ve bu kişilerin, atalarımızın Anadolu'dan geldiğini unutarak kendilerinin "Türk" olmadıklarına inandıklarını belirtmektedir (s. 61, 65, 77, 81, 84, 123). Bu güruhun Rumları hiçbir zaman protesto etmediğini, ancak Türkiye'yi eleştirmekten geri durmadığını ifade eder (s. 81, 123, 171, 190). Eğitim Sistemi ve Anayasa Eleştirisi: KKTC eğitim sisteminin "Kıbrıs Türk Mücadele Tarihi"ni müfredattan çıkarmasının büyük bir hata olduğunu, bunun sonucunda genç nesillerin Rumları düşman olarak tanıdığını ve Türkiye'nin adayı durup dururken işgal ettiğine inandığını dile getirmektedir (s. 19, 158). Anayasanın ve bürokrasinin "kamu çalışanlarının hakları ve çıkarları üzerine kurulduğunu", vatandaşın ve yatırımcının önünü tıkadığını savunarak acilen değiştirilmesi gerektiğini ileri sürer (s. 75-76, 159). Referandum İhtiyacı: Türkiye'de olduğu gibi KKTC'de de anayasa değişikliği için referandum yapılması gerektiğini, vatandaş odaklı bir anayasanın yürürlüğe konmasının zamanının geldiğini belirtir (s. 75-76). Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin bağımsızlık referandumunu örnek göstererek, Türkiye'nin planlı bir diplomatik strateji ile KKTC'nin meşruluğunu sağlayabileceğini ve BM önüne Kürt devleti konusu geldiğinde, Türkiye'nin de KKTC'yi BM'nin önüne koyabileceğini savunur (s. 100-101, 195). Rumların KKTC'yi "İstimlak Cüreti": Rum Yönetiminin, Derinya yolunun genişletilmesi amacıyla KKTC hudutları içinde kalan kısım için "istimlâk kararı alması"nı "aklın duracağı" bir durum olarak nitelendirir (s. 174). Bu kararın, Rumların KKTC üzerinde hak iddia etmeye başlamasının ve KKTC'nin yok sayılmasının bir göstergesi olduğunu vurgular (s. 175). 8. Sonuç Prof. Dr. Ata Atun'un bu eseri, Kıbrıs meselesine ilişkin 2017 yılındaki siyasi gelişmeleri, Kıbrıs Türk tarafının endişelerini ve Rum tarafının politikalarını sert bir dille eleştiren bir perspektif sunmaktadır. Yazar, müzakerelerin Rumların "Enosis" ve Kıbrıs Türklerini azınlık konumuna düşürme hedefleri nedeniyle başarısızlığa mahkum olduğunu ve Kıbrıs Türklerinin kendi egemen devletlerini güçlendirmeleri gerektiğini savunmaktadır. Türkiye'nin bölgedeki artan gücünü ve Kıbrıs Türklerinin varoluşundaki hayati rolünü vurgulayan Atun, geleceğe yönelik daha proaktif ve bağımsız bir Kıbrıs Türk politikası çağrısı yapmaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!