Hiperkitap'ı mobil uygulamada kullanmak ister misiniz?
Uygulama yüklü görünmüyor.
Prof. Dr. Oğuz Karakartal Armağanı: Boğaziçi’nden Kıbrıs’a Uzanan Bir Akademik Mirasın Anatomisi Akademik dünyada bir bilim insanına henüz hayattayken sunulan armağan kitapları, sadece bir vefa göstergesi değil, aynı zamanda o şahsiyetin bilimsel süreklilik içindeki yerini mühürleyen ve mirasını gelecek kuşaklara aktaran stratejik belgelerdir. Prof. Dr. Oğuz Karakartal Armağanı başlığıyla 2021 yılında literatüre kazandırılan bu kapsamlı eser, meslekte otuz üç yılını dolduran bir akademisyenin, Y eni Türk Edebiyatı, Kıbrıs çalışmaları ve Türk-İtalyan kültürel ilişkileri odağında ördüğü akademik kozanın titiz bir dökümü niteliğindedir. Eserin hazırlayıcısı Yard. Doç. Dr. Emin Onuş'un takdiminde vurgulandığı üzere, bu çalışma sadece bir kutlama değil, Karakartal’ın ilim yolunda harcadığı büyük emeğe karşı duyulan bir minnet borcunun ve onun yetiştirdiği öğrencilerin ortak hafızasının bir yansımasıdır. Bir akademisyenin hayatta iken böylesi bir teveccühe mazhar olması, onun sadece eserleriyle değil, karakteri ve pedagojik mirasıyla da bir ekol oluşturduğunun en somut kanıtıdır. Bu çalışma, geleneğin tozlu raflarından geleceğin modern metodolojisine uzanan köprünün nasıl inşa edildiğini gösteren analitik bir portre sunmaktadır. Prof. Dr. Oğuz Karakartal’ın şahsiyetini ve araştırmacı kimliğini şekillendiren en temel unsur, onun İstanbul ve özellikle Boğaziçi kültürünün derinliklerinden gelen o nadir İstanbul Beyefendisi kimliğidir. 1966 yılında İstanbul’da doğan Karakartal, Anadoluhisarı’nda, Boğaziçi’ne nazır iki buçuk katlı eski bir köşkte, imparatorluk terbiyesinin son demlerinin yaşandığı bir aile ortamında büyümüştür. Bu aile yapısında nezaket ve mesafe öyle bir radddedir ki, aile üyeleri birbirlerine siz diye hitap etmekte, halası eşine dahi Nihat Bey diyerek kahvaltı sunmaktadır. Maddiyatın ve paranın konuşulmasının ayıp sayıldığı, zerafetin bir yaşam biçimi olduğu bu evde, Karakartal’ın zihinsel dünyasının taşları henüz ortaokul yıllarında döşenmiştir. Aile kütüphanesindeki Yakup Kadri, Reşat Nuri ve Salah Birsel eserleri onun ilk hocaları olmuştur. Komşuları Nihal Yeğinobalı’nın çeviri sohbetleri ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi edebi figürlerin aile dostlukları vasıtasıyla ulaştığı anektodlar, onun araştırmacı kimliğinin harcını karmıştır. Bu kültürel miras, yıllar sonra kaleme alacağı Ağabey Hisar adlı eserinde sadece bir anı dökümü olarak değil, kaybolmaya yüz tutmuş bir medeniyet tasavvuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu zengin kültürel altyapı, Karakartal’ı 1983 yılında Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne taşımıştır. Ancak bu akademik yolculuğun öncesinde, lise yıllarındaki Zülal Şişmanoğlu gibi donanımlı öğretmenlerin etkisi ve 1980 öncesinin kaotik terör ortamı onun karakterindeki disiplin ihtiyacını perçinlemiştir. Annesinin yabancı okullara karşı durup oğlunun bir Türk lisesinde okuması konusundaki ısrarı, onu Paşabahçe Ferit İnal Lisesi’ne ve oradan da Türkoloji’nin kalbine yönlendirmiştir. Marmara Üniversitesi’ndeki öğrencilik yılları, Karakartal’ın akademik şahsiyetinin Kaplan ve Enginün Ekolü ile yoğrulduğu dönemdir. Prof. Dr. İnci Enginün’ün emekliliği sonrası bölümden ayrılmasına kadar süren bu usta-çırak ilişkisinde Karakartal, Enginün’ün kendi yanına aldığı ilk araştırma görevlisi olma payesine erişmiştir. Enginün'ün ona bir Kıbrıs ziyareti sırasında Kaplan Hoca’ya ait resimli bir şilti armağan ederken sarf ettiği, vefalı olduğu ve araştırma tarzını sürdürdüğü yönündeki takdiri, akademik dünyada gerçek bir el verme ritüelidir. Karakartal, Enginün’den tevarüs ettiği titiz arşivcilik anlayışını, tüm kariyeri boyunca bir bayrak gibi taşımıştır. Karakartal’ın akademik yolculuğundaki en özgün ve uluslararası nitelik taşıyan durak, Türk edebiyatı araştırmalarını bir Akdeniz köprüsüne dönüştüren İtalya yıllarıdır. Sosyal bilimlerde genelde İngilizce veya Fransızca eksenine hapsolan Batı dili geleneğinin dışına çıkarak stratejik bir tercihle İtalyancayı seçmesi, onun bilimsel vizyonunun genişliğini kanıtlar. Venedik ve Perugia’daki çalışmaları, özellikle Ca’ Foscari Üniversitesi’nde geçirdiği süreç, Türk-İtalyan kültürel ilişkileri üzerine devasa bir malzemenin gün yüzüne çıkarılmasını sağlamıştır. Oriente Moderno gibi saygın dergilerde yayımlanan çalışmaları ve Türk Kültüründe İtalyanlar gibi temel eserleri, iki kültür arasındaki edebi etkileşimi bilimsel bir disiplinle kayıt altına almıştır. Karakartal, İtalyan arşivlerinde sadece bir edebiyat tarihçisi olarak değil, aynı zamanda Türk edebiyatının Akdeniz havzasındaki izlerini süren bir kültür diplomatı gibi hareket etmiştir. Bu süreç, onun vizyonunu Venedik’in dar sokaklarından alıp Akdeniz’in bir diğer kilit noktasına, Kıbrıs’a taşıyacak olan o büyük perspektif değişikliğinin de zeminini hazırlamıştır. 1996 yılında Marmara Üniversitesi’ndeki görevinden ayrılarak Kıbrıs’a geçişi, Karakartal’ın hayatında sadece bir coğrafi değişiklik değil, aynı zamanda Akdeniz perspektifinin yeniden konumlandırılması anlamına gelmektedir. Venedik arşivlerinden Venüs’ün adasına uzanan bu yolculuk, Kıbrıs Türk edebiyatı çalışmaları için gerçek bir milat olmuştur. Yakın Doğu, Uluslararası Kıbrıs, Girne Amerikan ve Lefke Avrupa üniversitelerinde kurduğu bölümler ve üstlendiği dekanlık görevleriyle Karakartal, adadaki akademik hayatın kurumsallaşmasında başat rol oynamıştır. Merhum Harid Fedai ile kurduğu o meşhur dostluk, Kıbrıs Türk kültürüne dair çalışmalarında devrimsel bir katalizör etkisi yaratmıştır. Karakartal, adada sadece bir misafir akademisyen gibi değil, Kıbrıslılaşan ve milli davaya bilimsel veri sunan bir aydın olarak temayüz etmiştir. Annesi Türkan Hanım’ı Lefkoşa Dikmen Mezarlığı’na defnederek bu topraklarla olan bağını manevi bir mühürle perçinleyen yazar, KKTC Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Komitesi üyeliği ile bu adanmışlığını en üst düzeyde tescillemiştir. Karakartal’ın akademik kariyerinin magnum opus’u, hiç kuşkusuz İsmail Bozkurt ile birlikte yaklaşık doksan akademisyeni koordine ederek hazırladığı beş ciltlik Kıbrıs Türk Edebiyatı Tarihi (1571-2017) projesidir. 3600 sayfalık bu dev külliyat, Kıbrıs Türk varlığının adadaki meşruiyetini Rum tezlerine karşı bilimsel bir savunma hattı olarak inşa etmiştir. Bu eser, Türkler adada ne üretti? sorusuna verilmiş en sarsılmaz cevaptır. Karakartal’ın iflah olmaz bir koleksiyoner ve arşivci olması, bu dev eserin mutfağındaki en güçlü silahtır. Hikmet Afif Mapolar’ın yıllardır kayıp sayılan Son Damla ve Diken Çiçeği gibi romanlarını Ankara’daki sahaflarda bulup Kıbrıs’a kazandırması, onun sadece bir teorisyen değil, bir hafıza avcısı olduğunun kanıtıdır. Onun müze-evinde biriktirdiği nadir kartpostallar, efemeralar ve Osmanlıca belgeler, kuru bir bilgi yığınını yaşayan bir tarihe dönüştürmüş; Türk edebiyatının adadaki sürekliliğini Rumların geçicilik iddialarına karşı aşılmaz bir kale gibi dikmiştir. Meslektaşlarının ve öğrencilerinin anlatımlarındaki Oğuz Karakartal portresi ise, akademik başarının ötesinde insan sıcaklığı ve pedagojik derinlikle bezelidir. Emin Onuş ve Hüseyin Ezilmez gibi müritlerinden meslektaşlığa evrilen isimlerin mektuplarında çizilen asabi ama babacan hoca imajı, disiplin ile sevginin nasıl harmanlanabileceğini gösterir. Sınavlarında imla hatasından onar puan kıran, titizliğiyle nam salmış bir hoca olmasına rağmen, öğrencilerinin en dar anında yanlarında olan bir manevi baba figürüdür. Bu titizliğin altında, Türkçeye olan sarsılmaz sadakati ve mesleğine duyduğu derin saygı yatar. Öğrencilerinin hatıralarında, evindeki Garip isimli kedisinin bilgisayar klavyesine basarak çalışmalara dahil oluşu veya Portakal isimli kedisinin kapıyı üç kez vurarak gelişi gibi insani detaylar, bir akademisyenin fildişi kulesinde değil, hayatın tam içinde olduğunun işaretidir. Mutfak kültürüne olan ilgisi, İtalyan makarnalarından İstanbul usulü zeytinyağlılara uzanan gurme kimliği ve Türk sanat müziğine duyduğu tutku, onu hayatın tüm renklerini akademik kürsüsüne taşıyan bütüncül bir entelektüel yapmaktadır. Sonuç olarak, Prof. Dr. Oğuz Karakartal’a sunulan bu armağan kitabı, Boğaziçi’nin serin sularından Kıbrıs’ın sıcak iklimine uzanan otuz üç yıllık bir zihin ve gönül yolculuğunun tescilidir. 2021 yılı itibarıyla Türk ve Kıbrıs akademik dünyasına onlarca kitap, yüzlerce makale ve hepsinden önemlisi bir hoca figürü bırakan Karakartal, geleneksel olanı modern metodolojiyle birleştirmeyi başarmıştır. İstanbul’un nezaketini Kıbrıs’ın milli davasıyla harmanlayan bu bilim insanı, gelecek kuşaklara bir akademisyenin sadece yazdıklarıyla değil, duruşuyla da nasıl bir miras bırakabileceğini göstermiştir. Bu eser, bir ömrün akademik literatürdeki sarsılmaz izdüşümü olduğu kadar, Türk harsının ve Türk dilinin Akdeniz’deki ebedi bekçiliğinin de bir belgesidir. Karakartal, Mehmet Kaplan ve İnci Enginün’den devraldığı meşaleyi, Kıbrıs’ın en ücra köşelerindeki kütüphanelere kadar taşımış ve bir bilim insanının kendi coğrafyasına olan vefa borcunu en asil şekilde ödemiştir. ... Devamını Oku
Merhaba! Size nasıl yardımcı olabilirim?
Yapay zeka önerileri yanılabilir; sonuçları doğrulayın.
Tüm sohbet geçmişini silmek istediğinize emin misiniz? Bu işlem geri alınamaz.