Uluslararası Antik Çağ’dan Fethe Kıbrıs’ta Türkler Sempozyumu
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Gerçekler 1. Kıbrıs'ın Jeopolitik Önemi ve Tarih Boyunca Hedef Olması Kıbrıs, Doğu Akdeniz havzasında stratejik bir konumda yer alması nedeniyle tarih boyunca imparatorlukların hedefi olmuştur. Anadolu, Kuzey Afrika ve Orta Doğu'ya olan yakınlığı, adayı Doğu Akdeniz hakimiyeti için vazgeçilmez kılmaktadır. "İlk Çağlarda zengin bakır madenleri ve keresteleri için önemli olduğu gibi Orta Çağda Doğu Akdeniz ve hinterlandından gelen ticaret yollarının kontrolü için öne mliydi. Günümüzde ise dev bir uçak gemisi sayılacak kadar başta deniz kuvvetleri olmak üzere hava ve kara kuvvetlerin yığınak yapması ve her yöne, özellikle Ortadoğu petrol bölgelerine yapılacak harekâta elverişli bir üs konumunda olduğu için önemlidir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 15). 2. Osmanlı Öncesi Kıbrıs'taki Türk Varlığı Kaynaklar, Osmanlı'nın 1571'de adayı fethinden çok önce Kıbrıs'ta önemli bir Türk varlığına işaret etmektedir. Bu durum, akademik çevrelerde son yıllarda daha fazla ilgi görmektedir. Zeki Akçam'ın "KKTC’de Girne’ye Bağlı Karmi Köyü’nde Osmanlı Öncesi Türkopollerin Varlığına Dair Yeni Bulgular Üzerine Bir İnceleme" başlıklı makalesi, Karmi köyünün aslında bir Türkopol (Latin ordularında savaşan paralı Türk askerleri) köyü olabileceği ihtimalini güçlendiren kanıtlar sunmaktadır. "Orta çağ kaynaklarında Latin orduları içerisinde savaşan Türkopollerden yani paralı askerlerden bahsedilmektedir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 31). Köyün adının Osmanlı belgelerinde "Karaman" olarak geçmesi ve Karmi köyündeki Meryem Ana Kilisesi'nin duvarında tespit edilen bir "tamga" (Oğuz boylarından Yaparlı boyuna ait bir motif), bu tezi desteklemektedir. "Kilisenin duvarındaki taşa işlenen tamga Yazıcıoğlu’ndaki Oğuz Boylarına ait liste ile birebir benzerlik göstermektedir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 44). Ayrıca, 1725 ve 1812 tarihli şeriye sicilleri, köydeki Türk varlığının 1600'lere kadar uzandığını göstermektedir. Gökçe Yükselen Peler, Osmanlı öncesi adada "sivil Türkler" (sıradan Türkler, ticaret kolonileri, esirler ve köleler) ve "asker Türkler" (Karamanlı askerler, Türkopoller, Tatarlar, Bulgarlar, Macarlar, Suriyeliler, Memlükler ve Türkmenler) olmak üzere iki ana Türk grubunun bulunduğunu belirtmektedir (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 43). 3. Akdeniz'deki Güç Mücadelesi ve Kıbrıs'ın Rolü (15. - 19. Yüzyıllar) yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Akdeniz, Osmanlı İmparatorluğu, İtalyan şehir devletleri (Venedik, Ceneviz), Fransa, İngiltere ve Rusya gibi dönemin güçlü devletleri arasında en büyük çekişme alanı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu, 1538 Preveze zaferi ile Venedik ve Haçlılara darbe vurmuş, "1571’de Kıbrıs’ı Venediklilerden alarak onun sonunu hazırlamıştır." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 15). Kıbrıs'ın fethi, Osmanlı'nın Akdeniz'deki gücünün zirvesini temsil ederken, Lepanto Savaşı'nda alınan yenilgi (1571) Avrupalıların zihnindeki "yenilmez" Osmanlı imajını sarsmıştır. Coğrafi keşifler ve sömürgecilik yarışı, Avrupa'nın ekonomik ve siyasi yapısını değiştirmiş, Hollanda, İngiltere ve Fransa gibi denizci güçleri ön plana çıkarmıştır. Osmanlı ekonomisi ise yeni dünyalardan gelen malların ve kapitülasyonların etkisiyle zayıflamıştır. "Kapitülasyon antlaşmalarının en bilineni ise Şubat 1536’da Kanuni’nin Sadrazamı Damat (Makbul ve Maktul) İbrahim Paşa ile I. Fransuva’nın elçisi Jean de la Forest arasında 17 maddelik dostluk ve ticaret antlaşması adı altında yapıldı." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 23). Bu imtiyazlar, Osmanlı'nın gerilemesinde önemli bir etken olmuştur. İngiltere, 1878'de Kıbrıs'ı geçici olarak Osmanlı'dan almış, 1914'te ise ilhak etmiştir. İngiltere'nin "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" unvanı, dünya denizlerindeki hakimiyetine ve sömürgelerine borçludur (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 24-25). Rusya'nın "sıcak denizler siyaseti" de Akdeniz'deki güç mücadelesinde önemli bir yer tutmuş, Çeşme Deniz Muharebesi (1770) Osmanlı donanması için büyük bir yenilgi olmuştur. 4. Gazimağusa Limanı ve Deniz Fenerlerinin Tarihsel Gelişimi Gazimağusa Limanı, Kıbrıs'ın doğu kıyısında yer alan ve adanın en büyük deniz ulaşım kapısı olan stratejik bir limandır. Tarihi M.S. 1. yüzyıla kadar uzanan Gazimağusa, Haçlı Seferleri sonrası dönemde ve Lüzinyanlar zamanında önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. "Doğu Akdeniz’de önemli bir ticaret merkezine dönüşen Gazimağusa’nın yükselişi çok büyük ölçüde liman sayesinde gerçekleşmiştir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 73). Liman, doğal koruma yöntemleri sayesinde adadaki en iyi demirleme imkanlarını sunmaktadır. Venedikliler ve Osmanlılar döneminde savunma amaçlı yapılan geliştirmelerle önemi artmıştır. Osmanlı döneminde Larnaka'nın ana liman olarak belirlenmesi ve kent çevresindeki bataklıklar nedeniyle bir dönem önemini yitirse de, İngiliz döneminde (1878-1960) yeniden önem kazanmıştır. Deniz fenerleri, ilk çağlardan itibaren denizcilik için kritik bir rol oynamıştır. İnsanlar ilk başlarda kıyılarda ateş yakarak gemilere yol göstermiş, daha sonra M.Ö. 3. yüzyılda Roma hakimiyetindeki deniz ticaretinin gelişmesiyle deniz fenerleri Akdeniz kıyılarında yerini almıştır (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 61). Gazimağusa Kuzeybatı Karakol Deniz Feneri, yaklaşık 1906 yılında inşa edilmiş olup, kent tarihi ve denizcilik bilimi açısından korunması gereken önemli bir yapıdır. 5. Kıbrıs Türk Kültürü ve Dili: Şamanistik İzler ve Arkaik Özellikler Kıbrıs Türk kültüründe, özellikle nazar inanış ve uygulamalarında Şamanistik unsurların varlığı dikkat çekmektedir. "Nazar" inancı, insanların haset veya hayranlıkla bakışları sonucunda varlıklara zarar vermesi olarak tanımlanır ve kökeni Neolitik çağlara kadar uzanmaktadır. "Türk kültüründe nazar için yapılan uygulamaların tarihi, Türklerin İslamiyet öncesi dönemdeki Şamani inanış ve uygulamalarına kadar gitmektedir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 81). Nazar boncukları, at nalı asma, dua okuma gibi uygulamalar, bu Şamanistik mirasın günümüzdeki yansımalarıdır. Kıbrıs Türk ağızları, Oğuz grubu dillerinden Türkiye Türkçesi'nin bir parçası olmakla birlikte, kendine özgü fonetik, semantik ve morfolojik özellikler taşımaktadır. Bu ağızlarda, standart Türkçe'de bulunmayan "haçan", "naşıkıl/neşgil", "necik/necit", "nemene", "nereşte" gibi soru sözcükleri kullanılmaktadır. "Kıbrıs Türk ağızlarının soru cümleleri oluşturmada kullandığı ... soru sözcükleri ise, Kıbrıs Türk ağızlarının kendi bünyesinde meydana getirdiği sözcüklerdir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 110). Bu durum, Kıbrıs Türk ağızlarının kelime yapma konusundaki üretkenliğini ve arkaik özelliklerini göstermektedir. Birçok Eski Türkçe sözcük Kıbrıs Türk ağızlarında korunmuş ve bazıları Eski Türkçedeki anlamlarını sürdürmektedir. 6. Kıbrıs'ta Tanassur (Hristiyanlaşma) Olayları Kaynaklar, Kıbrıs'ta Bizans döneminden itibaren başlayan ve Lüzinyan, Venedik dönemlerinde hız kazanan tanassur (Hristiyanlaşma) vakalarının, Osmanlı fethiyle (1571) durduğunu, ancak Osmanlı hakimiyetinin sonlarına doğru ve İngiliz döneminde yeniden arttığını göstermektedir. Özellikle kırsal kesimde, Rum dini kurumlarının (Cikko Manastırı gibi) etkisiyle Türk köylerinde Hristiyanlaşma yaşanmıştır. Hacı Hafız Ziyayi Efendi'nin mektubu, dil kaybının da Hristiyanlaşmayı tetiklediğini, ancak bazı durumlarda dil kaybı olmadan da tanassurun gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. "Hristiyanlaşmanın umumiyetle dil kaybından sonra gerçekleştiği anlaşılmaktadır." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 100). 7. Antik Çağ'dan Kıbrıs'ta Türk İzleri: Altay Maralı ve Taşbabalar Kıbrıs'taki arkeolojik bulgular, adada Demir Çağı'nda (M.Ö. 1050-395) Türk izlerinin olabileceğine işaret etmektedir. Özellikle Altay Maralı ve taşbaba motifleri, Kıbrıs'ta çıkarılan ve Metropolitan Müzesi gibi yerlerde sergilenen eserler üzerinde tespit edilmiştir. "Altay Maralı, Neolitik Çağ'dan beri Türkler tarafından kullanılan bir motif olup, kayalara, mağara duvarlarına ve çeşitli objelere işlenmiştir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 127). Kıbrıs'ta bulunan bazı eserlerdeki hayat ağacı, geyik/dağ keçisi, güneş/ay kültü ve yıldız çarkı (oz damgası) kompozisyonları, Pazırık Kurganı'ndan çıkan eserler, Tuva ve Moğol şaman davulları üzerindeki motiflerle benzerlik göstermektedir. Bu durum, İskitler gibi Türk kavimlerinin Demir Çağı'nda Avrasya'ya yayılmasıyla Kıbrıs'a ulaşmış olabileceklerini düşündürmektedir. Yeşilköy mezarlığında bulunan büst şeklindeki anıt mezarlar ("taşbabalar"), Altay bölgesindeki taşbabalara benzemektedir ve üzerinde güneş-ay kültü sembolleri taşımaktadır. Bu "taşbabalar", özellikle Kıpçak Türklerine ait olabileceği düşünülmektedir. "Şekil itibariyle daha çok Kıpçak taşbabalarını andırdığı için Memluk Türklerinin torunlarına ait olduğu düşünülmektedir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 140). 8. Kıbrıs Hece Yazısı ve Türkçe Okuma Önerileri Bronz Çağı sonrası Erken Demir Çağı Kıbrıs'ında (M.Ö. 1050-395) yaygın olarak kullanılan "Kıbrıs Hece Yazısı" (Eteo-Cypriot writings), bilinmeyen bir dil olarak kabul edilmektedir. Ancak Mehmet Turgay Kürüm'ün çalışmaları, bu yazının Türk Runik Alfabesi ve okuma kuralları ile çözülebileceğini öne sürmektedir. "Eteo-Cypriot dilinin Türkçe olabileceği, bu dilin, “Henüz çözülememiştir (okunamamıştır)” denen yazısının, Göktürk Hece Yazısı (Türk Oyma – Runik yazısı) ses değerleri ve okuma kuralları ile çözülebileceği görülmüştür." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 157). Kıbrıs Hece Yazısı ile Göktürk Hece Yazısının hece yazısı olması, sesli harflerin yazılmaması, Runik karakteri, kelime ayracı kullanımı ve sağdan sola yazılması gibi ortak yönleri bulunmaktadır. Bu durum, Kıbrıs'ın antik dönemlerdeki Türk varlığına dair dilbilimsel kanıtlar sunmaktadır. 9. Kıbrıs Sorunu ve Barış Harekâtı Kıbrıs'ta İngiliz hakimiyetinin sona ermesiyle (1960) kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, kısa süre sonra Rumların Enosis (Yunanistan'a bağlanma) hedefi ve Türklere yönelik saldırılarıyla bozulmuştur. "Akritas Planı dahiline hareket eden Rum liderlerin kışkırtmaları ile 1963 yılında başlayan olaylar, Kanlı Noel eylemleriyle devam etmiştir." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 315). Türklerin soykırıma uğramasını engellemek amacıyla Türkiye, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtı'nı gerçekleştirmiştir. Harekât sonucunda ada ikiye bölünmüş ve "Atilla Hattı" olarak adlandırılan bir sınır çizilmiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye-ABD ilişkilerinde sorunlara yol açmış ve ABD tarafından Türkiye'ye silah ambargosu uygulanmıştır. Ancak harekât, Kıbrıs Türk halkının can ve mal güvenliğini sağlamış ve Enosis'in gerçekleşmesini engellemiştir. O dönemde Adalet gazetesi gibi yayın organları, kamuoyunu bilgilendirmede ve harekâtı desteklemede önemli rol oynamıştır. Gazete, harekâtı "Zafer Türk’ündür" manşetiyle duyurmuş ve halkın bağış kampanyalarını sayfalarına taşımıştır (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 301). 10. "Kıbrıs Sorunu"nun Güncel Boyutları Harekât sonrası uluslararası camia tarafından Kıbrıs Türk kesimine ambargolar uygulanmış, ancak Türkiye'nin desteğiyle 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) ve 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterleri tarafından hazırlanan çeşitli çözüm planları (Perez de Cuellar, Butros Gali, Annan Planı) kalıcı bir barış sağlayamamıştır. Bu planlarda sürekli Türk tarafından taviz istenilmesi ve Rum tarafının uzlaşmaz tutumu, sorunun devam etmesine neden olmuştur. "Rum kesiminin “Hayır” oyu kullanmasının şaşkınlığını yaşayanlardan bir diğer kişi muhakkak ki Annan olmuştur. Annan 28 Mayıs 2004 tarihli “İyi Niyet Misyonu Raporu” ile başarısızlığın sebebinin Rum kesimi olduğunu, KKTC’nin devlet olarak tanınmamakla birlikte, Türk tarafının ambargo ve tecritten kurtarılması gerektiğini açıklamıştır." (BOOK2021122915050000000005.pdf, s. 319). Doğu Akdeniz'deki doğal gaz ve petrol yatakları üzerindeki münhasır alan mücadeleleri, Kıbrıs Sorunu'nu yeni bir boyuta taşımıştır. Türkiye, KKTC ile birlikte hareket ederek hak ve çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Sovyetler Birliği'nin (daha sonra Rusya) Enosis politikasına karşı çıkışı, Kıbrıs'ın NATO kontrolüne geçmesini engelleme ve Doğu Akdeniz'deki güç dengesini koruma amaçlı olmuştur. Türkiye ve SSCB'nin Enosis'e karşı ortak tutumu, iki ülke arasındaki ilişkileri de olumlu yönde etkilemiştir. Sonuç Kıbrıs, antik çağlardan günümüze kadar uzanan zengin ve karmaşık bir tarihe sahiptir. Ada, stratejik konumu nedeniyle sürekli olarak farklı medeniyetlerin ve güçlerin ilgi odağı olmuştur. Osmanlı öncesi dönemden itibaren varlığına dair güçlü kanıtlar bulunan Türkler, adanın kültürel ve demografik yapısında önemli bir rol oynamıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı, adadaki Türk varlığının güvenliğini sağlamış ve Kıbrıs sorununu uluslararası gündemde tutmaya devam etmiştir. Akdeniz'deki enerji kaynakları üzerindeki güncel mücadeleler, adanın jeopolitik önemini daha da artırmakta ve Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrini çerçevesinde haklarını koruma politikasını güçlendirmektedir ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!