Kurmaca dünyadan gerçek dünyaya yapılan çağrı: Mülteci sorunu
Yazar:Güngör, Hasret
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Mülteci Sorunu: Kurmaca Dünyadan Gerçek Dünyaya Yapılan Çağrı 1. Edebiyat ve Gerçeklik İlişkisi Edebiyatın Tanımı ve İşlevi: Edebiyat, Latincede "letterae" (harfler) kökünden gelir ve hayal gücü ile yaşantılar yoluyla estetik bir biçime kavuşan, dili ve insanı malzeme olarak kullanan yazılı kaynakların tümünü kapsar. Toplumları, insanları ve dünyayı anlamlandırmaya ışık tutar (Baytekin, 2006, s. 4, 6). Matbaanın icadı ve entelektüel nüfusun artmasıyla edebiyatın toplumsal etkisi genişlemiş, topl umsal bilincin oluşumunda önemli bir rol oynamıştır (Escarpit, 1992, s. 9-10). Yazarlar çağın sorunlarını eserlerinde işleyerek toplumsal farkındalık yaratır ve okuyucuları sorunlar karşısında harekete geçmeye teşvik eder. Jones'a göre, "kurgusal edebi eserler, kapsamlı hayali deneyimlere girmemizi sağladıkları için, bu tür yetenekler, değerler ve kavramlar için önemli bir kaynak olabilirler." (2014, s. 116). Gerçeklik ve Kurmaca: Gerçeklik kavramı, doğru olanı ve olgusal durumları ifade ederken, kurmaca hayali veya uydurma olanı kasteder (Çıkla, 2002, s. 115-115). Edebiyat ile gerçeklik arasındaki ilk bağ, sanatın doğayı, insanı ve yaşamı yansıttığı "mimesis" (yansıtma) kuramıyla ortaya çıkar. Aristoteles bu kavramı tüm sanatların temeli olarak görür ve sanatın gerçekliğin resimsel tasviri değil, yorumu olduğunu belirtir (Jena, 1998, s. 33). Eco, edebiyatın insanı yaşama ve toplumsal varlık olmaya hazırladığını, okura gerçek dünya hakkında bilmediği yönleri aktardığını ifade eder (Eco, 2015, s. 123). Gerçekçilik ve Kurmacanın İç İçeliği: Yazar, yaşadığı toplumun bir üyesi olarak toplumsal olaylardan etkilenir ve bunları eserlerine yansıtır. Edebi metinler yalnızca hayatın bir yansıması değil, aynı zamanda hayata yön veren bir etkiye de sahiptir (Schnieder, 2013, s. 18; Wellek ve Warren, 2011, s. 85, 88, 107, 116). Eserler, toplumsal bilincin ortaya koyduğu nesnel gerçeklikle biçimlenir. Escarpit (1992, s. 11) ve Jdanov, toplumsal ve tarihi etkenlerin yazar ve eser üzerindeki etkisinin yadsınamayacağını vurgular. Jusdanis'e göre, "hayal gücü ve gerçeklik kanlı bıçaklı değil, iş birliği içinde olabilir […] kurgusallık, gerçekliğin bir bölümü ve parçasıdır" (Eagleton, 2012, s. 119, 134). Edebiyat sosyolojisi, edebiyat ve toplum arasındaki ilişkileri analiz ederek, eserler üzerinden toplum analizi yapar. Toplumu ilgilendiren her sorun edebiyatın temel malzemesini oluşturur. Siyasi ve İdeolojik Yön: Edebiyat, siyasi ve ideolojik tarihin de bir parçasıdır. Eagleton, "edebiyat kuramında da en baştan beri siyaset çoktan vardır. Siyasi kelimesiyle yalnızca toplumsal hayatımızı birlikte örgütleme biçimimizi ve bunun beraberinde getirdiği iktidar ilişkilerini kastediyorum" (2014, s. 202) diyerek, edebiyatın toplumsal ideolojilerin bir kolu olduğunu savunur. Medya organları da siyasi iktidarın çıkarlarına hizmet edecek şekilde dizayn edilebilir. 2. Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi Tanımı ve İşlevi: Karşılaştırmalı edebiyat bilimi (Komparatistik), ulusal edebiyatlar arasındaki ilişkileri, yakınlıkları, benzerlikleri ve farklılıkları inceler. Ayrıca edebi türlerin farklı yazınlara ait ulusal dillerdeki tarihsel gelişimini ve edebiyatın diğer bilgi alanları (resim, heykel, müzik, felsefe, tarih, siyaset, ekonomi, sosyoloji) ile ilişkilerini araştırır (Gfrereis, 2005, s. 84; Remak, aktaran Aydın, 1999, s. 48-49). Küreselleşme ve çevirinin etkisiyle yaygınlaşmıştır (Grabovszki, 2011, s. 85, 199). Kültürlerarasılık ve disiplinlerarasılık, komparatistik için önemli çalışma alanlarıdır. Tarihsel Gelişimi ve Temsilcileri: Karşılaştırmalı düşünce tarzı insanlık var olduğundan beri mevcuttur (Dyserink, 1981, s. 19). Antik Yunan'dan itibaren edebiyat eleştirisi ve motiflerin karşılaştırılması yapılmıştır. Johann Wolfgang von Goethe'nin "Weltliteratur" (Dünya Edebiyatı) kavramı, ulusal sınırların ötesinde tüm edebiyatları bir araya getiren evrensel bir iletişim aracı olarak büyük önem taşır (Zemanek ve Nebrig, 2012, s. 33; Aydın, 1999, s. 20, 50, 153). Goethe, ulusların birbirlerine uyum sağlaması ve hoşgörü göstermesi gerektiğini vurgular. Erich Auerbach, "İnsanlığın tüm kültürlerde daima yeniden ortaya çıkan sadece tek bir kültürel mirası vardır" (aktaran Arak, 2009, s. 7-10) diyerek ortak kültürel değerlerin altını çizer. Günümüzdeki Konumu: Günümüzde karşılaştırmalı edebiyat, ulusal, dilsel ve kültürel sınırları aşan işlevleriyle öne çıkar. Disiplinlerarası çalışmaların artmasıyla evrensel değerler ve çok kültürlü yapılar önem kazanmıştır. Karşılaştırmalı edebiyat, kültürel çatışmaları engelleyici bir işlev görür ve farklı kültürler arasında köprü kurar (Zima, 1992, s. 62-78). Psikoloji, sosyoloji, felsefe, tarih ve medya gibi farklı disiplinlerle edebiyatı bir araya getirerek mülteci sorununa çok yönlü bir yaklaşım sunar (Aytaç, 2013, s. 94-96). 3. Mülteci Sorunu: Tanım ve Çok Boyutlu Yaklaşım Mülteci Kavramı: Almancadaki "Flüchtling" kelimesi, "kaçmak" fiilinden gelir ve genellikle olumsuz, küçümseyici bir çağrışıma sahiptir (Frilling, 2016, s. 350-353). İngilizcede "refugee", Fransızcada "refugié" gibi kelimeler ise daha çok "sığınacak yer veya koruma arayan" anlamlarına gelir. Türk Dil Kurumu'na göre "mülteci" kelimesi "sığınmacı" anlamına gelmektedir. Birleşmiş Milletler 1951 Cenevre Sözleşmesi, mülteci tanımını hukuki olarak belirlemiştir. Tarihsel Gelişimler: Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş dönemi gibi tarihi olaylar, milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden olmuştur (Bezci, 2017, s. 5; "Flüchtlinge in Europa", 2019). Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği (BMMYK), ilk başta küçük bir kuruluşken, günümüzde mülteciler, yerinden edilmiş kişiler, vatansızlar ve doğal afet mağdurlarıyla ilgilenen geniş bir yetki alanına sahiptir (Betts vd., 20 17, s. 107-108). Disiplinlerarası Yaklaşım: Mülteci sorunu, hukuki, felsefi, kültürel, politik, sosyolojik ve psikolojik açılardan incelenmelidir (Güngör, 2023). Hukuki Açıdan: İnsan hakları çerçevesinde mültecilerin konumunu ele alır. Hannah Arendt'in gözlemiyle, vatandaşlığın kaybı insan haklarını tümden yitirmekle eşdeğerdir. Mülteciler, gittikleri ülkelerde "yarı-suçlu" statüsünde görülebilir ve sivil ile politik katılım haklarından mahrum bırakılabilirler (Benhabib, 2006, s. 176). Dublin Sistemi gibi yasalar, Avrupa'da sığınma başvurusunda bulunan mültecilerin ilk ayak bastıkları ülkeye geri gönderilmesini öngörerek ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır (Erpenbeck, 2015, s. 85, 87). Felsefi (Ahlak Felsefesi) Açıdan: Kant'ın evrensel ahlak ilkesi ışığında, tüm insanların hak ve çıkarlarına aynı derecede önem verilmesi gerektiği vurgulanır. Peter Singer, doğduğu yer sebebiyle acı çeken tüm dünya vatandaşlarına karşı ahlaki sorumluluğumuz olduğunu savunur (aktaran Gesang, 2016, s. 105). Kültürel Açıdan: Mültecilerin göç ettikleri ülkelerde kültürel uyum sorunları yaşadıkları, kendi kimlikleri ile yeni toplumun kültürü arasında çatışmalar deneyimledikleri belirtilir. Maalouf'a göre, kültürlerarası etkileşimde karşılıklılık esastır ve göçmenlere saygı gösterildiğinde topluma daha ılımlı yaklaşırlar (2002, s. 38). Çok kültürlülüğün korunması için uluslararası toplumun etkin bir sistem geliştirmesi gerektiği ifade edilir (Maalouf, 2002, s. 127). Politik Açıdan: Mülteciler, ulusal ve uluslararası güvenlik açısından bir tehdit olarak algılanabilir ve sosyal huzursuzluğun kaynağı olarak görülebilirler (Betts vd., 2017, s. 80-86). Almanya'da mültecilere karşı olumsuz bir kamuoyu algısı bulunmaktadır ve bazı siyasiler sert söylemler kullanmıştır (Böhürler, 2017, s. 71; Hopyar, 2017, s. 90). Politik çıkarlar, mültecilerin ihtiyaçlarının önüne geçebilir. Sosyolojik Açıdan: Mülteciler, yeni topluma entegrasyon süreçlerinde zorluklar yaşarlar. Dil kursları, barınma, çalışma fırsatları gibi entegrasyon unsurları büyük önem taşır. Ancak entegrasyonun çoğunlukla egemen kültüre hizmet ettiği de bir gerçektir (Hopyar, 2017, s. 62). Psikolojik Açıdan: Mülteciler, göç sürecinde belirsizlik, uyum ve aidiyet sorunları, yabancılaşma, travma, depresyon, kimlik çatışması ve suçluluk duygusu gibi birçok psikolojik sorunla yüzleşirler (Aydın, 2017, s. 308-309; Böhürler, 2017, s. 10). 4. Çağdaş Avrupa Yazınından Eserlerin Mülteci Sorunu Ekseninde Çözümlenmesi Kaynak metin, "mülteci sorunu" ana teması etrafında beş çağdaş Avrupa eserini karşılaştırmalı olarak incelemektedir: Günter Grass'ın Im Krebsgang (Yengeç Yürüyüşü), Jenny Erpenbeck'in Gehen, Ging, Gegangen (Gidiyor, Gitti, Gitmiş), Peter Härtling'in Djadi, Flüchtlingsjunge (Djadi, Mülteci Çocuk), Elvis Peeters'ın De ontelbaren (Sayısız) ve Kemal Siyahhan'ın Mülteci adlı eserleri. 4.1. Eserlerdeki Ortak Bileşenler Ortak Tema: Savaş Mülteciliği: Beş eserin tümü, zorunlu göçün en şiddetli nedeni olan savaş sebebiyle yurtlarını terk eden savaş mültecilerini konu alır. Mültecilerin Ortak Sorunları: Eserler, mültecilerin karşılaştığı yaygın sorunları gerçekçi bir şekilde yansıtır: Vatan ve Aile Hasreti: Kaybettikleri geçmiş yaşantılarına, ailelerine, sevdiklerine ve yurtlarına duydukları özlem. Tehlikeli Yolculuklar: Deniz veya karayoluyla yapılan ölümcül kaçış yolculukları ve bu yolculuklarda yaşanan kayıplar. Özellikle Im Krebsgang ve De ontelbaren gemi batıkları üzerinden yaşanan trajedileri detaylandırır. Yabancılaşma ve Aidiyet: Geldikleri yeni topraklarda yaşadıkları yabancılaşma, ötekileştirilme ve aidiyet sorunları. "Mülteci" kimliği altında kişisel kimliklerinin kaybolması. Ekonomik ve Sosyal Dışlanma: İşsizlik, düşük ücretlerle çalışma, uzmanlık alanları dışında istihdam edilme ve ekonomik sömürü. Psikolojik Travmalar: Savaşın ve göçün yol açtığı travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete, depresyon, korku, suçluluk duygusu ve dil öğrenme güçlükleri. Bürokratik Engeller: İltica başvurularında karşılaşılan yasal ve bürokratik zorluklar, "Duldung" gibi geçici ikamet statüleri. Empati ve Dayanışma Çağrısı: Eserlerin hepsi, okuyucuları mülteci sorununa karşı duyarlı olmaya, empati kurmaya ve evrensel bir dayanışma ruhu geliştirmeye teşvik eder. Jenny Erpenbeck'in Gehen, Ging, Gegangen eserindeki Richard karakteri, kendi evini mültecilere açarak somut bir dayanışma örneği sunar. 4.2. Eserlerin Farklı Yönleri ve Odak Noktaları Günter Grass - Im Krebsgang (Yengeç Yürüyüşü) (2002):Odak Noktası: Almanya'nın ve Avrupa'nın günümüzdeki mülteci sorununa yaklaşımını eleştirirken, Alman halkının da İkinci Dünya Savaşı sırasında savaş mültecisi konumuna düştüğünü "hatırlatması"dır. Tarihi ve ideolojik bir yaklaşıma sahiptir. Ana Karakter: Paul Pokriefke, Wilhelm Gustloff gemisinin battığı anda doğmuş, hayatı boyunca bu travmanın etkilerini taşıyan kurmaca bir karakterdir. Anlatım Teknikleri: Çoklu anlatıcı (tanrısal anlatıcı ve ben-anlatıcı), iç monolog ve bilinç akışı teknikleri kullanır. Geçmiş ve günümüz arasında referanslarla tarihi gerçekliği kurmaca bir aile portresiyle birleştirir. Önemli Vurgular: Wilhelm Gustloff gemisinin batışının ayrıntılı tasviri, Nazi dönemi propaganda ve ideolojisinin eleştirisi, savaşın Alman halkı üzerindeki etkileri, kolektif suç kavramı. Yazarın kendi yaşamından otobiyografik izler içerir. Jenny Erpenbeck - Gehen, Ging, Gegangen (Gidiyor, Gitti, Gitmiş) (2015):Odak Noktası: Irkçı bir boyuta ulaşan, politik ve hukuki düzlemdeki mülteci sorununa dair güncel bir eleştiri sunar. Hukuki, sosyolojik ve siyasi açılara odaklanır. Ana Karakter: Richard, emekli bir profesör olup, Berlin'deki Afrikalı mültecilerin yaşamlarına dahil olarak onlar için mücadele eder ve bir köprü işlevi görür. Anlatım Teknikleri: Richard'ın düşünceleri ve sorgulamaları aracılığıyla toplumsal duyarlılık yaratılır. Zaman ve mekan metaforları (eserin başlığı "Gehen, ging, gegangen" mültecilerin duraksız yer değiştirmesini simgeler). Kolaj tekniği ile Shakespeare'den alıntılar gibi metinlerarası unsurlar kullanılır. Önemli Vurgular: Dublin II yasalarının eleştirisi, mültecilerin çalışma yasakları, kamplardaki kötü koşullar, Alman halkının mültecilere yönelik ön yargıları ve ırkçılık. Mültecilerin "görünür olma" mücadelesi. Yazar, Avrupa'nın ve Almanya'nın misafirperverliğini ve etik değerlerini sorgular. Peter Härtling - Djadi, Flüchtlingsjunge (Djadi, Mülteci Çocuk) (2016):Odak Noktası: Suriyeli mülteci bir çocuğun (Djadi) yaşadığı travmaları ve uyum süreçlerini merkeze alır. Özellikle savaşın çocuklar üzerindeki psikolojik etkilerine yoğunlaşır. Ana Karakter: On bir yaşındaki Djadi, Suriye savaşında ailesini kaybetmiş, kimsesiz bir mülteci çocuktur. Anlatım Teknikleri: Otobiyografik izler (yazarın kendi çocukluk deneyimleri), geriye dönüş tekniği (Djadi'nin travmatik anılarının yüzeye çıkması), resim çizme metaforu (çocukların duygularını ifade etme aracı olarak). Önemli Vurgular: Savaşın çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine etkileri, dil bariyeri, toplumsal dışlanma, empati ihtiyacı ve çocuklara yönelik koruma ve destek. Djadi'nin yaşadığı korku ve hafıza kaybı (travma sonrası amnezi). Elvis Peeters - De ontelbaren (Sayısız) (2005):Odak Noktası: Dünyanın doğusundan batısına (özellikle Avrupa'ya) doğru akan "sayısız" mülteci akını ve bu akının Avrupa toplumları üzerindeki etkileri. Toplu katliamlar ve insanlık dışı koşulların eleştirisi. Ana Karakterler: Adı belirtilmeyen bir mülteci ve yerel halktan çeşitli karakterler (Sofie, Bracks, Vanoost). Karakterlerin anonimliği, mülteci akınının büyüklüğünü vurgular. Anlatım Teknikleri: Karakterlerin düşünceleri ve içsel çatışmaları üzerinden olaylar aktarılır. "Sayısız" kavramı leitmotif olarak kullanılarak mültecilerin yoğunluğu vurgulanır. Önemli Vurgular: Mültecilerin insan ticareti, gemi yolculuklarında yaşanan felaketler, Avrupa'da karşılaştıkları dışlanma, dilencilik ve açlık sorunları. Hükümetlerin mülteci politikalarına yönelik siyasi eleştiri, sivil milis güçlerinin ortaya çıkışı ve insan istilasını durdurmak için uygulanan şiddet. Kemal Siyahhan - Mülteci (2016):Odak Noktası: Türkiye'de yaşayan Afgan mültecilerin (Ezelhan ve Lorin) entegrasyon, dışlanma ve kimlik sorunları. Türkiye'deki mülteci dramına odaklanır. Ana Karakterler: Afganistanlı mülteciler Ezelhan ve Lorin. Anlatım Teknikleri: İç monolog ve geriye dönüş teknikleriyle karakterlerin duygu ve düşünceleri yansıtılır. Yazarın kendi gözlemleri ve ruhsal analizleri karakterler üzerinde etkilidir. Önemli Vurgular: Nitelikli mültecilerin kendi alanlarında iş bulamaması, düşük ücretlerle sömürülmesi, kaçak yaşamın getirdiği tedirginlik ve geri gönderilme korkusu. Yerel halkın ön yargılı ve dışlayıcı tutumu, kültürel çatışmalar ve şiddet. Çocukların eğitim hayatındaki aksaklıklar. 4.3. İkili ve Üçlü Kesişim Noktaları Grass ve Erpenbeck: Her ikisi de kendi ülkelerinin (Almanya) mülteci sorununa yönelik geçmiş ve günümüzdeki yaklaşımlarını eleştirmekte, kendi halklarının da mültecilik deneyimini yaşadığını hatırlatmaktadır. Batı ülkelerinin sebep olduğu sorunların sonuçlarından kaçamayacaklarını vurgularlar. Erpenbeck ve Härtling: Bu iki yazarın eserlerinde, mültecilere karşı olumsuz tutumlar sergileyenlerin yanı sıra, onlara yardım eden ve sağduyulu davranan karakterler (Richard ve Jan) ön plandadır. Empati ve dayanışma ruhunu beslemeye çalışırlar. Peeters ve Siyahhan: Bu eserlerde ise mülteci karşıtı, ırkçı ve ön yargılı tutum sergileyen yerel halk çoğunluktadır. Peeters, suçu büyük güçlere atarak kaosun ve çıkarların insanlığa hükmedişini aktarırken, Siyahhan yönetim birimlerinin mültecilerle ilgilenmemesini politik olarak eleştirir. 5. Sonuç ve Öneriler Evrensel Bir İnsanlık Sorunu: Mülteci sorunu, 21. yüzyılın en önemli politik ve sosyolojik sorunlarından biridir. Edebiyat, bu sorunun farklı boyutlarına dikkat çekerek, eşitsizliklerin, haksızlıkların ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerektiği çağrısında bulunur. Dünya Hepimizin: Dünya, hiçbir özel ırka veya ulusa ait değildir; bütün insanlığa aittir (Maalouf, 2002, s. 90, 103). Bu bağlamda, menşe ülkelerinde temel ihtiyaçları karşılanamayan insanların dünya yüzeyini eşit şekilde kullanma hakkı, diğer ülkeler tarafından adil bir şekilde kabul edilmeyi gerektirir. Hukuki ve Politik Çözümler: Mülteci sorunu, yalnızca küresel ölçekte planlanan ve hiçbir ülke tarafından askıya alınmayan hukuki ve politik birliktelikle çözüme kavuşturulabilir. BMMYK eski komiseri Antόnio Guterres'in de belirttiği gibi, "Bir insani yardım sorununun çözümü asla insani değildir – çözüm her zaman siyasidir" (Betts, Loescher ve Milner, 2017, s. 10). Dublin yasaları gibi mevcut uygulamalar etik açıdan sorgulanmalıdır. Temel Sorumluluklar: Mültecilere karşı insani, ahlaki, hukuki ve politik sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumluluklar, kendi vatandaşlarının refahı, ülkenin kültürel kimliği ve güvenliği arasındaki önceliklerle dengelenmelidir (Grundmann ve Stephan, 2015, s. 10). Edebi Eserlerin Katkısı: İncelenen eserler, mültecilerin karşılaştığı sorunları (sosyal dışlanma, ırkçılık, kültürel yabancılaşma, işsizlik, psikolojik travmalar, vatan özlemi) vurgulayarak, bu insanlık dramına karşı duyarlı olmaya, farkındalık yaratmaya, empati kurmaya ve evrensel dayanışmaya çağrı yapmaktadır. Edebiyat, toplumsal vicdanı harekete geçirmede önemli bir rol oynar. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!