1. Genel Bilgiler ve Temel Temalar Kitap, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sanayi Politikası ve Teknoloji Yönetimi (SAPTEY) bölümü ve uluslararası akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanmıştır. Temel amacı, "Enerji"den "Dış Ticarette Yeni Paradigma ve İşletme Finansmanı"na, "Hindistan'da Bahçeciliğin Sıralaması"ndan "Türkiye'nin Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi Üzerindeki Orta Koridor Vizyonu"na kadar geniş bir yelpazede konuları daha iyi anlamaya katkıda bulunmaktır. Kitabın editörleri Sabri Öz, Tevfik Dönmez ve Bahattin Gökhan Topal'dır. Ana Temalar: Küreselleşme ve Yeni Paradigma Değişimi: Küreselleşmenin etkileri ve bu süreçte ortaya çıkan yeni paradigmalara uyum sağlama gerekliliği vurgulanmaktadır. Teknoloji Yönetimi ve Dijital Dönüşüm: Sanayi 4.0, IoT, Büyük Veri analizi gibi dijital teknolojilerin sektörler üzerindeki etkisi ve yönetimi incelenmektedir. Endüstriyel Politikalar: Ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınma hedeflerine ulaşmasında endüstriyel politikaların ve kamu-sanayi-üniversite işbirliğinin önemi ele alınmaktadır. Sektörel Analizler: Hindistan'da tarım, Türkiye'de turizm ve enerji sektörleri, küresel çip endüstrisi gibi spesifik sektörler derinlemesine incelenmektedir. Risk Yönetimi ve Finansman: İşletmelerin finansmana erişim sorunları, risk profillemesi ve ödeme davranışlarının analizi üzerinde durulmaktadır. İnsansız Hava Araçları (İHA) ve Güvenlik: İHA teknolojilerinin gelişimi, kullanım alanları ve uluslararası düzenlemeler ile güvenlik boyutları değerlendirilmektedir. Etik ve Operasyonel Performans: Organizasyonlarda etik iklimin, güvenin ve etik farkındalığın operasyonel performansa etkisi ampirik çalışmalarla desteklenmektedir. Uluslararası Ticaret ve Lojistik: Küresel tedarik zincirleri, uluslararası lojistik projeleri (Kuşak ve Yol Girişimi, Kuzey Deniz Yolu) ve çok uluslu şirketlerin gelişmekte olan ülkelerin dış ticaretine etkileri mercek altına alınmaktadır. 2. Kaynaklardaki Ana Fikirler ve Önemli Gerçekler 2.1. Küreselleşme ve Çok Uluslu Şirketler (MNC'ler) Küreselleşme Eğilimleri: 1980'lerden sonra hız kazanan küreselleşme, uluslararası mal ve hizmet ticareti ile sermaye hareketlerini artırmıştır. Bilgi teknolojileri ve internetin gelişimi finansal sermayenin hareketliliğini yükseltmiştir. MNC'lerin Rolü: Çok uluslu şirketler (ÇUŞ'lar) küreselleşme sürecinin hem belirleyicileri hem de ana aktörleri olarak öne çıkmaktadır. 1970'lerin ortalarından itibaren ÇUŞ'lar, üretim süreçlerini ucuz işgücü avantajından yararlanmak amacıyla gelişmekte olan ülkelere kaydırmışlardır. Bu durum, özellikle Doğu Asya'da Güney Kore ve Tayvan gibi yeni sanayileşen ekonomilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tanım ve Tarihçe: ÇUŞ'lar, "iki veya daha fazla ülkede varlıkları, fabrikaları, madenleri, satış ofisleri vb. kontrol eden tüm girişimler" olarak tanımlanmaktadır. Modern anlamda ilk ÇUŞ'lar 19. yüzyılda Belçika, Almanya, İsviçre, Fransa, İngiltere ve ABD'de kurulmuştur. Teorik Yaklaşımlar: Neo-Klasik analiz, ÇUŞ yatırımlarının kaynakların etkin kullanımıyla dünya ekonomisinin refah düzeyini artırdığını savunurken; Marksist analiz, bu yatırımların kapitalist sistemin kendi çıkmazlarından kaynaklandığını öne sürmektedir. Küresel Doğrudan Yatırımlar (DYY): 2019'da küresel DYY 1.54 trilyon dolara ulaşmış, bunun 685 milyar doları gelişmekte olan ülkelere gitmiştir. Çin, 141 milyar dolar ile gelişmekte olan ülkelerdeki DYY'nin %20.5'ini almaktadır. COVID-19 Etkisi: Pandemi, küresel DYY'de %40'lık bir düşüşle 1 trilyon doların altına inmesine neden olmuş, bu durum gelişmekte olan ülkeler için büyük zorluklar yaratmıştır. "Küresel doğrudan yatırım 2020'de %40 düşerek 1 trilyon doların altına inmesi bekleniyor. Bu, 2005'ten bu yana en düşük seviye." Sektörel Yoğunlaşma: Dünya genelindeki en büyük 100 finans dışı ÇUŞ, elektrik-elektronik ve bilgisayar, telekomünikasyon, petrol, otomotiv, enerji, ilaç ve kimya sektörlerinde yoğunlaşmaktadır. Bu sektörler genellikle yüksek Ar-Ge faaliyetleri içeren alanlardır. Tayvan Örneği: Tayvan'ın "ekonomik mucizesinde" dışa dönük ekonomi politikası, ihracata yönelik üretim ve dış doğrudan yatırımlar kritik rol oynamıştır. 1960'larda kişi başına düşen GSYİH 141 dolar iken, 2021'de bu rakamın 32,123 dolara (satın alma gücü paritesine göre 59,398 dolar) ulaşması beklenmektedir. "İhracata yönelik üretim yöntemi ve dış doğrudan yatırım, Tayvan ekonomisinin dönüşümünde ve gelişiminde çok etkili olmuştur." Çip Endüstrisi: Tayvan, özellikle çip endüstrisinde dünya lideri konumundadır. TSMC, pazarın yarısından fazlasına sahip dünyanın en büyük çip üreticisidir. "Günümüzde dünyanın yarı iletkenler konusunda Tayvan'a bağımlı olduğu söylenebilir." Pandemi ve ABD-Çin ticaret savaşı nedeniyle küresel çip tedarikinde yaşanan sıkıntı, Tayvan'ın bu alandaki stratejik önemini artırmıştır. 2.2. İşletme Finansmanı ve KOBİ'ler Finansmana Erişim Sorunu: KOBİ'ler genellikle finansmana erişim sorunları yaşamaktadır. Çoğu startup işini başlatmak için birikimlerine, aile ve arkadaşlarından gelen fonlara güvenir. Kamu Hibe Fonları: Kamu hibe fonları, kamu yararının teşvik edilmesi amacıyla verilmektedir. Ancak başvuru süreçleri uzun ve bürokratik olabilir. "Hibe alma ile harcamaları karşılama arasındaki süre önemli, bazen 12 aydan fazla olabilir. İşletme ancak gerekli fonlara sahipse, hibe gelmeden önce yapılan harcamaları sürdürebilir." İnovasyon Hibeleri: Hükümetler, ürün, süreç ve iş modellerindeki inovasyonu teşvik etmek için hibeler sağlamaktadır. Birleşik Krallık'ta Innovate UK gibi kuruluşlar bu tür yarışmalar düzenlemektedir. Özel Finansman: Özel kuruluşlardan yatırım ve kredi fonları çok daha çeşitlidir ancak teminat, beklenen nakit akışı, potansiyel karlılık ve yönetim ekibinin deneyimi gibi belirli kriterler aranmaktadır. Kaynaklar: Büyük şirketler (araştırma sponsorluğu), hayır kurumları/STK'lar (medikal alanlarda), risk sermayedarları (yüksek büyüme potansiyelli işletmeler), özsermaye kitle fonlaması (yeni inovasyonların pilot uygulamaları için) ve ticari krediler (bankalar, diğer yatırım evleri) başlıca özel finansman kaynaklarıdır. Kitle Fonlaması: Özellikle KOBİ'ler için hızla büyüyen bir finansman alanıdır. Danışmanların Rolü: Girişimciler, mevcut fonları anlama, teklif hazırlama ve işletmelerini büyüme için yeniden yapılandırma konularında dışarıdan danışmanlık hizmetlerine ihtiyaç duymaktadır. İnkübatörler/akseleratörler de bu süreçte önemli rol oynamaktadır. 2.3. İnsansız Hava Araçları (İHA) ve Havacılık Güvenliği Teknolojik Gelişim: İHA'lar, son yıllarda askeri uygulamaların yanı sıra sivil kullanımda da giderek yaygınlaşmıştır. Hava taşımacılığındaki sürekli iyileşmeler ve bilgisayar teknolojisi ile uydu navigasyonundaki ilerlemeler İHA'ların gelişimine zemin hazırlamıştır. Terminoloji: İHA'lar için drone, insansız hava sistemleri (UAS), uzaktan kumandalı araç (RPV), uzaktan kumandalı uçak (RPA) gibi farklı terimler kullanılmaktadır. ICAO'ya göre "insansız hava aracı, Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi'nin 8. maddesi anlamında, gemi komutanı olmadan uçurulan ve başka bir yerden (yer, başka bir uçak, uzay) uzaktan ve tamamen kontrol edilen veya programlanmış ve tamamen otonom olan pilotsuz bir uçaktır." Uluslararası Düzenlemeler:ABD (FAA): Federal Havacılık İdaresi (FAA) 2016'da "Part 107" ile İHA'lar için kapsamlı yasal düzenlemeler yayınlamış, 2021'de ise gece ve insanlar üzerinde uçuşları da kapsayan güncellemeler yapmıştır. Düzenlemeler, pilot sertifikasyonu, operasyonel kısıtlamalar (hız, irtifa, görüş mesafesi) ve kategori bazında (Kategori 1, 2, 3, 4) operasyon izinlerini içermektedir. Avrupa (EASA): Avrupa Birliği Havacılık Güvenliği Ajansı (EASA), İHA operasyonlarını "açık", "özel" ve "sertifikalı" olmak üzere üç ana kategoriye ayırmıştır. Avrupa düzenlemeleri, ABD'den birkaç yıl sonra, 2019'da yürürlüğe girmiş ve 2021'de pandemi nedeniyle bazı ertelemelerle tam olarak uygulanmaya başlanmıştır. "Avrupa Birliği ve Üye Devletler, ABD'deki kabul edilen düzenlemeleri değerlendirmiş ve benzer hatalardan veya sorunlardan kaçınmak için bu düzenlemelerin uygulanma pratiğini dikkatle incelemiştir." Gelecek ve Güvenlik: İHA'ların hava kirliliği kontrolü, sınır güvenliği, arama kurtarma operasyonları gibi sivil kullanımları artmaktadır. Yolcu taşıyan drone'lar gibi "fütüristik" projeler geliştirilmektedir (Alman Volocopter, Çinli EHang, Airbus CityAirbus). Güvenlik faktörü, İHA'ların gelişiminde kilit rol oynamaktadır. Hava sahasının esnek olmaması ve geleneksel insanlı uçaklarla etkileşimi nedeniyle güvenlik büyük önem taşımaktadır. 2.4. Müşteri Ödeme Davranışı ve Risk Profillendirme Risk Yönetimi: 2007'deki ABD mortgage krizinden sonra finansal kurumlar için borç geri ödeme riskinin yönetimi daha kritik hale gelmiştir. Teminat yönetimi, takas piyasalarında kredi riskini azaltmanın temel bir yoludur. Risk Profillendirme Yaklaşımı: Bu çalışma, B2B çevrimiçi açık artırmalardaki müşterilerin ödeme davranışlarını karakterize ederek risk profillendirme için sistematik bir yaklaşım önermektedir. "Çok az resmi araştırma, piyasa katılımcılarını potansiyel teminat riski açısından ayırt etmek için ölçütler oluşturmaya odaklanmıştır." Metodoloji: Türkiye Merkez Takas Evi (TAKASBANK) tarafından sağlanan veri seti kullanılarak iki aşamalı bir analiz yapılmıştır. Ödeme Davranışının Karakterizasyonu: Beş günlük sınıflandırma oranı (net borç miktarı, temerrütsüz ödenen miktar, gecikmiş ödenen miktar, temerrütte ödenen miktar, temerrütte kalan toplam miktar) kullanılarak müşteri ödeme davranışları kümeleme analizi ile beş farklı profile ayrılmıştır: kritik riskli (CR), yüksek riskli (HR), orta riskli (MR), düşük riskli (LR) ve çok düşük riskli (VLR) müşteriler. Risk Profillerinin Açıklanması: Katılımcıların büyüklüğü (çok küçükten çok büyüğe), türü (dağıtımcı, perakendeci, toptancı, üretici) ve çeşitliliği (çeşitlenmemiş, yarı çeşitlenmiş, yüksek çeşitlenmiş portföy) gibi özelliklerin risk profilleri üzerindeki etkisi multinomial lojistik regresyon ile incelenmiştir. Bulgular:Büyüklük: Çok büyük ölçekli müşterilerin, çok küçük ölçeklilere göre daha az riskli ödeme davranışını benimseme olasılığı daha yüksektir. Döviz kuru şokundan sonra büyük ölçekli müşterilerde riskli davranış seçme olasılığı artmıştır. Tür: Perakendeci müşterilerin, dağıtım müşterilerine göre daha az riskli ödeme davranışını benimseme olasılığı daha yüksektir. Toptancı ve üretici müşterilerin ise daha riskli davranışları benimseme olasılığı daha yüksektir. Çeşitlilik: Portföyü çeşitlenmiş müşterilerin (yarı çeşitlenmiş ve yüksek çeşitlenmiş), çeşitlenmemiş müşterilere göre daha az riskli grupta olma olasılığı daha düşüktür. Pratik Sonuçlar: Bulgular, TAKASBANK ve EXIST gibi kuruluşlar için risk yönetimi sistemlerinin verimliliğini artırmak, daha az riskli müşterilerden daha az teminat talep etmek ve piyasaya erişimi kolaylaştırmak için kullanılabilir. "Bu, takas ve teminat yönetiminde maliyet etkinliğine yol açacaktır." 2.5. Türkiye Enerji Sektöründe Dijitalleşme ve Özel Sektörün Rolü Enerji Sektöründe Özelleşme: Türkiye'de enerji sektöründeki özelleşme ve liberalleşme politikaları 2000'li yıllardan sonra hız kazanmış, özel sektör üretim, dağıtım, pazarlama ve tüketim süreçlerinde belirleyici rol üstlenmiştir. Elektrik dağıtım sektörü büyük ölçüde özelleştirilmiştir. Dijital Dönüşümün Gerekliliği: Pandemi döneminde iş modellerinin değişmesiyle elektrik sektöründe dijitalleşmenin önemi daha da artmıştır. Dijitalleşen elektrik şirketleri, artan ev tüketimi ve değişen yük dağılımı gibi sorunları dijital altyapı kullanarak çözebilmiştir. "Dijitalleşme, enerji sektöründe bir seçenekten ziyade bir zorunluluk haline gelmiş, özellikle elektrik sektöründe dijitalleşme eğilimi tüketiciler arasında artmıştır." Dijitalleşme Aşamaları:Sensör Teknolojisi ile Veri Üretimi: Güç santrallerine, iletim ve dağıtım ağlarına eklenen binlerce dijital sensör, sıcaklık, voltaj, emisyon gibi değerler hakkında gerçek zamanlı veri sağlamaktadır. Nesnelerin İnterneti (IoT) ile Veri Toplama ve Enerji Kontrol Sistemleri: IoT sistemleri, enerji sektöründeki tüm değer zinciri bileşenlerinin birbiriyle iletişim kurmasını sağlayarak bütüncül bir yapı oluşturur. Akıllı şebekelerde, gelişmiş sensör teknolojileri kullanılarak sorunlar kolayca çözülebilmektedir. Büyük Veri Analizi: Dijital sensörler ve akıllı cihazlardan toplanan büyük miktardaki veri, gerçek zamanlı olarak analiz edilerek karar alma süreçlerine katkı sağlar. Dijital Dönüşümün Katkıları:Maliyet Verimliliği: Dijital teknolojiler, enerji üretim, talep ve şebeke kapasitesini dengeleyerek operasyon ve bakım maliyetlerini azaltır. "Araştırmalar, elektrik sektöründeki iletim ve dağıtım şirketlerinde dijital dönüşümün toplam işletme ve bakım maliyetlerinde yaklaşık %26'lık bir verimlilik artışı sağlayacağını göstermektedir." Güvenilir Elektrik Tedariki: Tahminsel bakım çözümleri (IoT ve veri analizi), arızaların erken tespiti ve önlenmesiyle elektrik tedarikinin güvenilirliğini artırır. Tüketici Odaklı İş Modelleri: Dijitalleşme, elektrikli araç şarj altyapısı, enerji depolama hizmetleri ve akıllı ev uygulamaları gibi tüketici ihtiyaçlarına yönelik yeni iş modellerinin geliştirilmesine olanak tanır. Mükemmel Tüketici İletişimi: Akıllı cihazlar, mobil uygulamalar, sohbet robotları (chatbot'lar) gibi dijital iletişim kanalları, tüketicilerle etkileşimi artırır ve müşteri hizmetlerini iyileştirir. Tek Adımlık Çözüm: Büyük veri ve makine öğrenimi teknolojileri, tüketicilerin ihtiyaçlarını daha doğru anlayarak kişiselleştirilmiş çözümler sunar. Siber Güvenlik: Dijitalleşmeyle artan siber saldırı risklerine karşı güçlü siber güvenlik protokolleri ve altyapısı oluşturulması kritik önem taşımaktadır. Akıllı Şebekeler: Akıllı şebekeler, elektrik dağıtım altyapısının güvenli, yüksek verimli, uzaktan izlenebilir, kontrol edilebilir ve optimize edilebilir olmasını sağlar. SCADA sistemleri, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve İş Kesintisi Yönetim Sistemleri (OMS) gibi BT sistemleri entegre bir şekilde çalışır. "Akıllı şebekeler, üretimden son tüketiciye kadar tüm şebekenin otomasyon sistemi ile uzaktan kontrol edilmesi sayesinde daha yüksek kaliteli ve verimli dağıtım sağlar." Bileşenleri: Akıllı üretim, akıllı istasyonlar, akıllı dağıtım, akıllı sayım ve entegre iletişim gibi bileşenlerden oluşur. Faydaları: Kayıp-kaçak oranlarını azaltma, yenilenebilir enerji entegrasyonu, arızaların hızlı tespiti ve çözümü, tüketim maliyetlerinde düşüş gibi birçok fayda sunar. Türkiye Vizyonu: Türkiye, "TAS_23 Akıllı Şebeke Geçiş Projesi" ile akıllı şebeke sistemlerini kurmayı ve enerji verimliliğini artırmayı hedeflemektedir. 2.6. Türkiye'de Hidroelektrik Enerji Yatırımları Önemi: Hidroelektrik enerji, dünyanın en büyük yenilenebilir elektrik üretim kaynağıdır ve sürdürülebilir kalkınma için büyük önem taşımaktadır. Ekonomik ve sosyal kalkınma için artan enerji talebini karşılamada fosil yakıtların tükenmesi nedeniyle hidroelektrik potansiyelin kullanılması kritik hale gelmiştir. Küresel Potansiyel: Dünyanın brüt teorik hidroelektrik potansiyeli yaklaşık 41,000 TWh/yıl'dır. Bunun 14,000 TWh/yıl'ı teknik olarak, 7,000 TWh/yıl'ı ise ekonomik olarak uygulanabilir durumdadır. Gelişmekte olan ülkelerde hidro potansiyelinin büyük bir kısmı henüz değerlendirilmemiştir. Türkiye'nin Potansiyeli: Türkiye, 435 milyar kWh brüt teorik hidroelektrik potansiyeline sahiptir, bu da dünya potansiyelinin %1'ine ve Avrupa potansiyelinin %14'üne tekabül etmektedir. Teknik olarak değerlendirilebilir potansiyel 215 milyar kWh/yıl, ekonomik olarak değerlendirilebilir potansiyel ise mevcut yatırımlarla 158 milyar kWh/yıl'dır. "Türkiye'nin teknik olarak değerlendirilebilir hidroelektrik potansiyeli, dünya potansiyelinin %1.5'ini ve Avrupa potansiyelinin %17.6'sını oluşturmaktadır." Türkiye, bu potansiyel ile Avrupa ülkeleri arasında Rusya'dan sonra ikinci sıradadır. Mevcut Durum ve Yeni Yatırım İhtiyacı: 2019 sonu itibarıyla Türkiye'de faaliyette olan 683 HES bulunmakta ve toplam kurulu gücü yaklaşık 28 bin MW'dır. Ekonomik büyüme ve nüfus artışı nedeniyle enerji talebi hızla artmaktadır. 2023 yılına kadar kurulu kapasitenin 110 GW'a ulaşması beklenmektedir, bu da özel sektörden ek yatırımlar gerektirmektedir. Türkiye, dışa bağımlılığı azaltmak ve cari açığı kontrol altında tutmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmelidir. Elektrik Enerjisi Talep Tahmini: Elektrik enerjisi talebi, gayri safi milli hasıla (GSMH), nüfus, demografik varyasyonlar, konut sektörü gelişmeleri, iklim koşulları gibi çeşitli parametrelere bağlıdır. IAEA'nın "Enerji Talep Değerlendirme Modeli" (MAED) ile Türkiye'nin uzun vadeli elektrik talebi tahminleri yapılmıştır. 2.7. Türkiye'de Turizm Yatırım Politikası Geliştirme Turizmin Önemi: Turizm, "bacasız sanayi" olarak kabul edilmekte ve özellikle yüksek cari açığı olan gelişmekte olan ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Türkiye, turizm gelirleri ile dış ticaret kaynaklı cari açığının önemli bir kısmını kapatmaktadır. Turizm Türleri ve Kriterler: Turizm, geliş amacına göre farklı türlere ayrılmaktadır: doğa turizmi, kıyı turizmi, zihin turizmi, tarih turizmi, sağlık turizmi, eğitim turizmi. Bir ülkenin sınırlı bütçesi ve zamanı olduğunda hangi turizm türüne öncelik verileceği, ana göstergelerin neler olduğu, ağırlıklarının ne olduğu ve hangi alternatiflerin en faydalı, avantajlı ve istikrarlı sıralamayı sunacağı politikacılar için temel sorunlardır. Metodoloji: Bu çalışma, turizm politikası oluştururken en faydalı ve istikrarlı kararları belirlemek için Çok Kriterli Karar Verme (MCDM) yöntemlerinden Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) ve VIKOR analizini kullanmaktadır. AHP: Kriterlerin ağırlıklarını belirlemek için kullanılır. Katılımcı görüşleri ile kriterler ikili karşılaştırmalara tabi tutulur. Tutarlılık oranı 0,10'dan küçük ise karşılaştırmaların tutarlı olduğu kabul edilir. VIKOR: AHP'den elde edilen ağırlıklar kullanılarak alternatifler arasında sıralama yapılır. VIKOR, grup faydası ve bireysel pişmanlık arasındaki dengeyi bulmayı amaçlar. "Kabul edilebilir avantaj" ve "kabul edilebilir istikrar" olmak üzere iki koşulun sağlanması durumunda en büyük Q değeri birinci alternatif olarak kabul edilir. Uygulama Alanları: Çalışma, Akdeniz, Ege, Karadeniz, Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Karadeniz, Çukurova ve Kuzey Ege bölgelerindeki on alternatif destinasyonu değerlendirmiştir. Kriterler arasında nüfus, hastane sayısı, üniversite sayısı, rakım, plaja uzaklık ve tarihi eser yerleri bulunmaktadır. Sonuç: Pandemiden en çok etkilenen sektör turizm olmuştur. Bu çalışma, AHP analizi ile turizmde desteklenmesi gereken öncü alanları ortaya koyarken, VIKOR analizi ile bölgesel bazda hangi bölgelerin öncelikli olarak desteklenmesi gerektiğini belirlemiştir. Örneğin, Marmara Bölgesi tarih turizmi, Akdeniz kıyı turizmi, Doğu Karadeniz ise doğa ve zihin turizmi açısından önemli potansiyellere sahiptir. 2.8. Orta Çağ Hindistan'ında Hastalıklar ve Bazı Tedavi Yöntemleri ("Babürname"ye Göre) Tarihsel Bağlam: İnsanlık, tarih boyunca çeşitli salgın hastalıklar ve doğal afetlerle mücadele etmiş, geleneksel toplumlarda tıp ve teknolojinin yetersizliği nedeniyle bu mücadeleler daha uzun sürmüştür. Babürname'nin Önemi: Babür Şah'ın hükümdarlık yıllarını (1494-1529) kapsayan "Babürname", Türk-İslam edebiyatı ve tarihinde önemli bir yere sahiptir. Özbekistan, Afganistan ve Hindistan'ın tarihi, coğrafyası, bitki ve hayvan dünyası, etnografyası, dini, kültürel, sosyal ve edebi yaşamları hakkında geniş bilgiler sunar. Babür'ün Türk kökenli olması ve kendisini Türk olarak adlandırması ironik bir şekilde hanedanın "Babürlüler" olarak anılmasına yol açmıştır. Salgın Hastalıkların Anlaşılması: Antik Hint ve Çin toplumlarında hastalıkların kişiden kişiye bulaşabildiği keşfedilmiş, bu da hastalıkların etiyolojisi üzerine araştırmaların önünü açmıştır. Salgın hastalıklar, toplumların demografik özellikleri (coğrafya, iklim, sosyoekonomik durum, kültürel seviye, hijyen alışkanlıkları) ile ilişkilidir. Orta Çağ Hindistan'ında Tıp: Orta Çağ Hindistan'ında, özellikle Delhi Sultanlığı döneminde Türk yönetimiyle birlikte yeni tıp sistemleri ve bilgileri Hindistan'a ulaşmıştır. Hintli ve Müslüman hekimler arasında etkileşim olmuş, Sanskritçe tıp metinleri Farsçaya çevrilmiştir. "İlmu'l-tıb" uzmanları nabız okuma ve idrar muayenesi gibi yöntemlerle hastalıkları teşhis etmişlerdir. Babür Şah ve Babürlüler Dönemi: Babür Şah'ın kendisi de hastalık tarihi ve salgınlarla ilgilenmiştir. "Babürname"de hastaneler, hastalıklar ve hekimler hakkında bilgiler yer almaktadır. Ateş, sıtma, dehidrasyon, yara bakımı, piyoderma, alt solunum yolu enfeksiyonları, romatoid artrit, zehirlenme ve atlardaki salgın hastalıklar gibi tıbbi bilgiler kaydedilmiştir. O dönemde hastanelerde kadın ve erkek hastalar için ayrı odalar olduğu, bulaşıcı hastalığı olanların ayrı odalarda tedavi edildiği belirtilmiştir. Tedavi Yöntemleri: Babürname'de Babür'ün kendi yaşadığı hastalıklar ve tedavi yöntemleri anlatılır. Örneğin, vücudundaki abseler için "Rumi" (Osmanlı Türk'ü) bir seyyahın uyguladığı kaynatılmış karabiber tedavisi ve sıcak suyla yıkama yöntemi anlatılmıştır. Zehirlenme vakası ve bunun etkileri de detaylıca aktarılmıştır. Sıtma ve Veba: Delhi Sultanlığı döneminde ve Babürlüler döneminde veba ve sıtma gibi salgınlar yaygın olarak görülmüş, binlerce insanın ölümüne yol açmıştır. Örneğin, Ekber Şah döneminde 1575'te sıtma salgını çok sayıda insanı etkilemiştir. 17. yüzyılda veba ve fareler arasındaki ilişki anlaşılsa da, hastalığın şiddetinin nedeni ve etkili bir tedavi bulunamamıştır. Çiçek Hastalığı: Antik çağlardan beri Hindistan'da görülen çiçek hastalığı için tedaviler (karanfil, altın tozu) denenmiş ancak etkili bir çözüm bulunamamıştır. Sonuç: Orta Çağ Hindistan'ında iklimsel ve biyotik faktörler çeşitli hastalıkların yayılmasında etkili olmuştur. Salgınlar, kıtlıklar, ekolojik dengesizlikler ve kentsel büyüme gibi faktörler, dönemin toplumunu ve ekonomisini derinden etkilemiştir. Dönemin tıp sistemleri bu sorunlara tam olarak çare bulamamıştır. 2.9. Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Düzenlemeleri İSG'nin Önemi: Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Avrupa Birliği (AB), İSG'ye büyük önem vermektedir. ILO, "insana yakışır iş" kavramıyla İSG'yi yaygınlaştırmaya çalışırken, AB de ILO sözleşmelerini referans alarak geniş bir standardizasyon sağlamaktadır. Tarihsel Gelişim:Osmanlı Dönemi: İlk İSG düzenlemeleri 1865'teki "Dilaver Paşa Nizamnamesi" ile madencilik alanında başlamıştır. Mecelle (1869-1876) ile işverenin işçiye kusurlu zarar vermesi halinde tazminat ödeme yükümlülüğü gibi hükümler getirilmiştir. Cumhuriyet Dönemi: 1921'de Ereğli Havzai Fahmiye Maden İşçileri Nizamnamesi ile madenlerde çalışma yaşı 18'e, günlük çalışma süresi 8 saate indirilmiştir. 1930'da Umum Hıfzıssıhha Kanunu ile 50'den fazla işçisi olan işyerlerine hekim bulundurma zorunluluğu getirilmiştir. 6331 Sayılı İSG Kanunu (2012): Türkiye'de İSG alanındaki dönüm noktasıdır. Bu kanun, kamu ve özel sektördeki tüm çalışanları, işverenleri ve işyerlerini (sınırlı istisnalar dışında) kapsamaktadır. İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi ataması, risk değerlendirmesi, sağlık gözetimi, iş kazası ve meslek hastalığı kayıtları, acil durum planları, çalışanların bilgilendirilmesi ve eğitimi gibi birçok yenilik getirmiştir. AB raporlarında eleştirilen İSG mevzuatının sınırlı kapsamı bu kanunla genişletilmiştir. İSG Yönetmelikleri ve Tebliğleri: 6331 sayılı kanuna dayanarak, tehlikeli madde yönetimi, kişisel koruyucu ekipman kullanımı, inşaat işleri, gürültü, titreşim gibi birçok konuda detaylı yönetmelikler ve tebliğler yayınlanmıştır. İdari Uygulama Birimleri:TBMM: Yasama ve yürütmenin üst organıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: İSG Genel Müdürlüğü, İSGÜM (İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü), ÇASGEM (Çalışma Eğitim ve Sosyal Güvenlik Araştırma Merkezi) ve SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) gibi alt birimleriyle İSG politikalarını yürütür. Sağlık Bakanlığı: Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'ne bağlı Çalışan Sağlığı Daire Başkanlığı, İşyeri Sağlığı Geliştirme Birimi, Birinci Basamak Çalışan Hakları ve Hijyen Eğitimi Birimi, İSG Hizmetleri Birimi ve Meslek Hastalıkları ve İş Kazaları Sürveyans Birimi aracılığıyla hizmet vermektedir. Uygulama Problemleri ve Başarı Düzeyi: 6331 sayılı kanunla mevzuat eksiklikleri büyük ölçüde giderilmiş olsa da, uluslararası İSG normlarının uygulanmasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. "Türkiye, hâlâ dünyada en çok ölümlü iş kazasının yaşandığı ülkeler arasında yer almaktadır." İSG Uzmanları Sorunları: Deneyimli uzman sayısının azlığı, iş tanımının belirsizliği, düşük ücretler, işverene bağımlılık gibi sorunlar bulunmaktadır. Kayıt Dışı İstihdam: Türkiye'de yaklaşık 4 milyon kayıt dışı çalışan ve 3.5 milyon sığınmacı, İSG eğitim ve hizmetlerinden yararlanamamaktadır. "Yaklaşık 4 milyon çalışan, yani toplam işgücünün yaklaşık %12'si İSG eğitimi alamamakta ve İSG hizmetlerine erişememektedir." Denetim Yetersizliği: 2019'da 3.2 milyondan fazla işyerine karşılık sadece 2786 denetim yapılmıştır, bu da denetim sayısının çok yetersiz olduğunu göstermektedir. Göçmen İşçiler: Geçici koruma altındaki yabancılar, iş izinlerindeki bölgesel kısıtlamalar ve işverenlerin yasal işçi talebinde bulunmaması nedeniyle İSG hizmetlerinden yararlanamamaktadır. Uluslararası Kurumlar ve Normlar:BM: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gibi belgelerle eşitlik, insana yakışır iş, ücret ve dinlenme gibi İSG ile ilgili temel hakları güvence altına almaktadır. ILO: 1919'da kurulmuş, BM'nin ilk ihtisaslaşmış ajansıdır. Sözleşmeler ve tavsiyelerle uluslararası çalışma standartlarını belirler. Türkiye 1932'den beri ILO üyesidir ve 59 ILO sözleşmesini onaylamıştır. DSÖ (WHO): Halk sağlığı alanında uluslararası çalışmalar yürütür, İSG kapsamındaki görevleri arasında kaza ve meslek hastalıklarından korunma tedbirlerini teşvik etmek yer alır. Uluslararası Göç Örgütü (IOM): Göçmen sağlığı ve insani yardım gibi alanlarda faaliyet gösterir. AB Normları: AB, İSG konusunda kapsamlı direktifler ve düzenlemeler geliştirmiştir (örneğin, İş Ekipmanlarının Kullanımı, Patlayıcı Ortam Riskleri, Kişisel Koruyucu Ekipmanlar, Kanserojen veya Mutajen Maddelere Maruziyet). EASA gibi kurumlar bu düzenlemeleri uygular. Sonuç: Türkiye, İSG mevzuatını AB mevzuatına büyük ölçüde uyarlamıştır, ancak uygulamada ciddi sorunlar devam etmektedir. İşverenlerin hazırlıksızlığı, çalışanların bilgi ve beceri eksiklikleri, kayıt dışı çalışma ve yetersiz denetimler bu sorunların başında gelmektedir. "En iyi kanun yapılmış olsa bile, bu konuda sosyal hassasiyet yoksa uygulama sorunları ortaya çıkacaktır." 2.10. Teknoloji Transferi; KOBİ'ler, Kamu Kurumları, Üniversite ve Sanayi İşbirliği Bilginin Dönüşümü: Geoffrey Nicholson'ın dediği gibi "araştırma parayı bilgiye dönüştürür... teknoloji transferi bilgiyi paraya dönüştürür." Teknoloji transferi, bilgi ve deneyim yoluyla teknoloji geliştirmektir. KOBİ'lerin Zorlukları: KOBİ'ler finansman, teknik ekipman, personel ve pazara erişim gibi dezavantajlarla karşılaşmaktadır. İnovasyon tabanlı üretim veya hizmet sunmayan işletmelerin ayakta kalması zorlaşmaktadır. Ekosistem Paydaşları: Teknoloji transferinin etkin bir şekilde yürütülmesi için kamu kurumları, üniversiteler, Ar-Ge merkezleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, kuluçka merkezleri, melek yatırımcılar ve STK'lar gibi ekosistem paydaşlarının işbirliği yapması gerekmektedir. Kamu Kurumları: Vergi teşvikleri, hibe programları, faizsiz kredi mekanizmaları gibi politikalarla KOBİ'leri desteklemelidir. Üniversiteler: Geliştirilen teknolojilerin KOBİ'ler tarafından kullanılmasına olanak sağlamalı, Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) aracılığıyla ileri KOBİ'ler ile diğer KOBİ'ler arasında eşleşme sağlamalıdır. Teknoloji Transferi Tanımı: Avrupa Komisyonu, teknoloji transferini "iki teşebbüs arasında sözleşmeli ürünlerin üretimi için bir teknoloji hakları lisans anlaşması" veya "teknoloji kullanımına ilişkin riskin bir kısmının dolaşımda kalması durumunda teknoloji haklarının devri" olarak tanımlamaktadır. WIPO ise "fikir, bilgi, teknoloji ve becerilerin başka bir kişi veya kurumla paylaşılması ve bu fikirlerin, bilgilerin başkaları tarafından edinilmesi süreçleri" olarak ele almaktadır. Teknoloji Transfer Süreci: İnovasyon veya keşif ile başlayan süreç, ürün veya fikrin korunması, pazarlanması, lisanslanması ve nihayetinde ticari bir ürüne dönüştürülerek pazara sunulmasıyla devam eder. Bu süreç, ürünün/hizmetin sosyal fayda ve finansal getiri sağlamasıyla tamamlanır ve bu döngü, Ar-Ge faaliyetleri için fon sağlamaya devam eder. Girişimcilik ve Teknoloji Transferi: Girişimciler, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ve TTO'lar aracılığıyla danışmanlık, eğitim, fikri mülkiyet hakları desteği ve vergi indirimleri gibi imkanlardan yararlanmaktadır. Yeni nesil girişimcilik, büyük ölçekli yatırımlar yerine kısa sürede proje geliştiren ve fon alan bireylere odaklanmaktadır. Üniversite-Sanayi İşbirliği: Geçmişte ihmal edilen bir alan olan üniversite-sanayi işbirliği, son 20 yılda yerel ve ulusal ekonomik kalkınma için kritik bir alan haline gelmiştir. Patent başvurularında ve inovasyon işbirliklerinde önemli artışlar gözlenmektedir. Kamu, bu işbirliği sürecinde teşvik edici ve düzenleyici bir rol oynamaktadır. Türkiye'de savunma sanayiindeki insansız araç projeleri gibi alanlarda KOBİ'lerin kümelenmesi ve kamu destekleriyle gelişimi teşvik edilmektedir. 2.11. Çin'in Küresel Paradigma Değişimine Etkileri: Kuşak ve Yol Girişimi Türkiye'nin Lojistikteki Önemi: Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca önemli bir lojistik alanı olmuştur. İstanbul Havalimanı, Kanal İstanbul Projesi ve otoyol projeleri gibi büyük altyapı yatırımları, Türkiye'nin bu alandaki dinamik yapısını ortaya koymaktadır. Lojistik Projeleri:Kuzey Deniz Yolu: Küresel ısınma nedeniyle eriyen buzulların açtığı Arktik Okyanusu üzerinden geçen bu rota, küresel ticaret için Süveyş Kanalı'na alternatif olabilir. "Küresel ticaretin dörtte üçü deniz yoluyla yapılmaktadır." Tek Pencere Sistemi (Single Window System): Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması (TFA) kapsamında, ithalat, ihracat veya transit geçişlerde belge ve veri gereksinimlerinin tek bir giriş noktasından ilgili kurumlara iletilmesini sağlayan bir sistemdir. Bürokrasinin azaltılması, zaman ve maliyet tasarrufu sağlar. Kanal İstanbul: Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birleştirmeyi amaçlayan bu proje, bölgedeki ticaret rotalarında önemli farklılıklar yaratacaktır. Yaklaşık 45 km uzunluğunda, 75 milyar dolarlık maliyeti olan ve 7 yılda tamamlanması beklenen bir kanaldır. İstanbul Havalimanı: 76.5 milyon metrekare alana kurulan İstanbul Havalimanı, kargo ve lojistik açısından tarihi İpek Yolu ve Kuşak ve Yol Girişimi için önemli bir aktarma merkezi olmayı hedeflemektedir. Fütüristik Yaklaşımlar: Otonom ulaşım (yapay zeka ve büyük veri kullanan insansız araçlar) ve tüp ulaşım (hyperloop projeleri) gibi teknolojik ve dijital dönüşümler, lojistik sektöründe önemli yenilikler sunmaktadır. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI): Tarihi İpek Yolu'nu canlandırmayı amaçlayan Çin'in bu girişimi, 2013'te başlatılmıştır. Lojistik ve ticaretin yanı sıra üretim üslerinin kurulmasını da hedeflemektedir. "Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) sadece doğudan batıya lojistik hatlar kurmayı değil, aynı zamanda bu koridorlar üzerinde bazı üretim üsleri kurarak üretim hattını doğudan batıya bağlamayı da amaçlamaktadır." Koridorlar: Karayolu tabanlı altı ekonomik koridor (Yeni Avrasya Kara Köprüsü, Çin-Moğolistan-Rusya, Çin-Orta Asya-Batı Asya, Çin-Hindiçin Yarımadası, Bangladeş-Çin-Hindistan-Myanmar, Çin-Pakistan) ve 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu (Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı, Hint Okyanusu vb.)'nu içermektedir. Wuhan ve Duisburg'un Önemi: Wuhan, yüksek hızlı tren hattının merkezi olarak projenin başlangıç noktalarından biridir. Duisburg ise Almanya'da bir iç liman şehri olup, Avrupa'ya gelen yüklerin dağıtımında önemli bir aktarma noktasıdır. Wuhan-Duisburg demiryolu hattı, ortalama 13-15 günlük transit süre ile hava yolundan %50 daha ucuzdur. Türkiye'nin Konumu: Türkiye, jeopolitik konumu nedeniyle bu girişimde stratejik bir role sahiptir. Bakü-Tiflis-Kars (BTK) Demiryolu Hattı ve 3. Köprü bağlantıları gibi projeler, Türkiye'nin Orta Koridor'daki yerini güçlendirmektedir. Ancak İran ve Afganistan'daki siyasi belirsizlikler ve bazı siyasi sorunlar nedeniyle Türkiye'nin doğrudan ana güzergahlara entegrasyonunda zorluklar yaşanabilmektedir. Kumport gibi limanlar ve Mersin Limanı, girişimin önemli lojistik merkezleri arasında yer almaktadır. Yeni Boyutlar: BRI, Hava İpek Yolu, Deniz İpek Yolu, Demir İpek Yolu, Dijital İpek Yolu ve Sağlık İpek Yolu gibi yeni boyutlar kazanmaktadır. Dijital İpek Yolu, internet altyapısını güçlendirmeyi ve uzay işbirliğini geliştirmeyi hedeflerken, Sağlık İpek Yolu pandemiye karşı uluslararası işbirliğini vurgulamaktadır. Gelecek: Girişim, 40 milyon km²'lik bir alanı kapsayarak dünya nüfusunun %62'sini ve küresel GSYİH'nin %3'ünü kontrol etmeyi hedeflemektedir. Çin, bu girişimle ekonomik, politik ve kültürel ilişkilerde daha aktif ve lider bir rol üstlenmeyi amaçlamaktadır. 2.12. Etik İklim ve Operasyonel Performans Küreselleşme ve Şeffaflık: Günümüzde küreselleşme, inovasyon, demokrasi, şeffaflık, insan sağlığı ve tüketici duyarlılığı gibi kavramlar örgütlerin dış çevresini yeniden şekillendirmektedir. İnternetin sağladığı bilgi paylaşımı sayesinde tüketiciler, rakipleri sürekli izleyip değerlendirmektedir. Etik'in Önemi: Rekabetin yoğunlaştığı bir dünyada örgütlerin ayakta kalabilmesi, iş etiği ilkelerine uymasıyla mümkündür. "Uzun vadeli rekabet avantajı sağlayacak en önemli faktörler, örgütlerin yoğun rekabet koşullarında tüm süreçlerinde etik ilkelere uygun hareket etmeleri ve örgütsel yapılarını etik ilkelere göre tasarlamalarıdır." Güvenin Rolü: İş hayatında güven, ekonomik kalkınmanın temelidir. Gelişmiş ülkelerde şirket itibarı (goodwill) en değerli varlıklardan biri olarak kabul edilir. "Gelişmekte olan ülkelerde küçük işletmelere borç vermedeki en büyük sorun, birçok kişinin itibar konusuna düşük önem vermesidir." Etik İklimin Boyutları: Etik iklim, örgüt kültürü içinde algılanan etik değerlere bağlı olarak kabul edilen uygulamalar ve süreçlerdir. Literatürde genellikle beş boyutla incelenir: kurallar, yasalar ve kodlar, bağımsızlık, başkalarına özen ve araçsallık. Uluslararası literatürde ise egoist, hayırsever (benevolent) ve ilkesel (principled) boyutlar yaygın olarak kullanılır. Egoist: Bencil çıkarları maksimize etmeye odaklanır. Hayırsever (Benevolent): En çok sayıda insana en büyük faydayı getiren kararlar ve eylemler yoluyla gerçekleşir. Takım ruhu, arkadaşlık ve sosyal sorumluluk önceliklidir. İlkesel (Principled): Kurallar, yasalar, kodlar ve prosedürler bağlamında başkalarının iyiliği için kararları ve eylemleri belirler. Ampirik Bulgular: Çalışmada yapılan analizler, etik iklimin egoist, hayırsever ve ilkesel alt boyutlarının örgütün operasyonel performansı üzerinde istatistiksel olarak pozitif bir etkisi olduğunu göstermiştir. Özellikle hayırsever iklimin operasyonel performans üzerinde en güçlü etkiye sahip olduğu bulunmuştur (β=0.353). "Hayırsever iklimin desteklenmesi, çalışanlar arasında paylaşılan bilgi ve sinerjiyi artıracak, bu da iş sonuçlarını olumlu yönde etkileyebilir." Etik Sorumluluk ve Farkındalık Geliştirme: Örgütlerde etik sorumluluk ve etik farkındalığın artırılması gerekmektedir. Yöneticilerin sadece kârlılığa odaklanması yerine, paydaşların çıkarlarını da gözetmesi gerektiği vurgulanmaktadır. "Üst yönetimden gelen etik farkındalık geliştirme çabaları umut vericidir ancak yeterli olmayacaktır." Etik davranış standartlarını somutlaştırmanın en iyi yolu "etik kod" yöntemidir. Her meslek grubunun etik kodlara sahip olması ve üyelerinin bu kodları uygulamasını sağlaması gerekmektedir. Bu belge, "Teknoloji Yönetimi ve Sanayi Politikası" kitabında sunulan zengin içeriği özetleyerek, okuyuculara her bir makalenin ana mesajlarını ve kritik bulgularını sunmayı amaçlamaktadır. ... Devamını Oku