Disiplinlerarası bakış açısıyla medya
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Medyanın Beden İmajı Üzerine Etkisi ve Beden Aktivizmi Beden İmajı ve Sosyokültürel Faktörler: Beden imajı, kişinin kendi bedenine yönelik öznel değerlendirmesi olup, bilişsel-duygusal, algısal ve davranışsal bileşenleri içerir. Bu imajın gelişiminde sosyokültürel faktörler kritik bir rol oynar. Tarihsel olarak kadın ve erkek çekiciliğine yönelik idealler dönemsel olarak değişse de, kilo ve bedenle ilgili takıntı değişmeyen tek şey olmuştur. "Antik dönemlerde kadın ve erkek bedenine yönelik beklentiler, görünümden ziyade işlevsellik ve sağlık perspektifinden gelişiyordu." Günümüzde ise çekici bir görünüme sahip olma arzusu ön plandadır. Üçlü Etki Modeli: Thompson ve arkadaşlarının 1999 yılında geliştirdiği Üçlü Etki Modeli, akranlar, ebeveynler ve medyanın görünüme yönelik ideallerin içselleştirilmesi ve sosyal karşılaştırma yoluyla beden memnuniyetsizliğinin geliştiğini öne sürer. Beden Memnuniyetsizliğinin Sonuçları: Medyanın teşvik ettiği erişilmesi zor güzellik standartları, sağlıksız görünüm ideallerinin içselleştirilmesine, sosyal karşılaştırmaya ve kendini nesneleştirmeye yol açar. Bu durum, yeme bozuklukları (Anoreksiya Nervoza, Bulimiya Nervoza, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu) ve beden dismorfik bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıkları tetikleyebilir. Kadınlar için zayıflık, erkekler için kaslılık idealleri sürekli vurgulanır. Dijital Çağ ve Sosyal Medya: Geleneksel medya araçlarının yerini büyük ölçüde sosyal medya platformları (Facebook, Instagram, Twitter vb.) almıştır. "Sosyal medya platformlarının akranlar, ebeveynler ve medyanın etkisini tek bir ortamda birleştirerek beden şekli ve kiloya yönelik ideallerin içselleştirilmesi konusunda daha büyük bir etki yaratabildiğini söylemek mümkündür." (Mingoia ve diğerleri, 2017). Fotoğraf ve video odaklı platformlar, kişilerin beden farkındalığını ve görünüm kaygılarını artırır. Selfie çekme ve paylaşma, fotoğraf düzenleme gibi eylemler de beden memnuniyetsizliğini körükleyebilir. "Thinspiration" ve "Fitspiration" Akımları: Sosyal medyada kilo kaybına ilham vermeyi amaçlayan "thinspiration" ve spor yapmaya, zinde olmaya ilham vermeyi amaçlayan "fitspiration" gibi akımlar, beden memnuniyetsizliğini ve yeme bozukluğu semptomlarını artırabilir. Örneğin, "#fitspiration etiketiyle paylaşım yapan kadınların, seyahat fotoğrafı paylaşanlara kıyasla, daha yüksek düzeyde bozulmuş yeme tutum ve davranışları sergilediği, kaslı olmak için daha fazla çaba sarf ettiği ve takıntı düzeyinde spor yaptığı bulunmuştur." (Holland ve Tiggemann, 2017). Kilo Damgalaması: Medya tarafından dayatılan zayıflık/kaslılık idealleri, fazla kilolu veya obez bireylere yönelik damgalayıcı tutumların gelişmesine de yol açar. Bu durum, önyargılara, klişelere ve ayrımcılığa neden olabilir. Beden Aktivizmi ve Olumlu Etki: Sosyal medya, gerçekçi olmayan beden ideallerine karşı bir tepki olarak pozitif beden hareketinin (beden olumlama) gelişmesine ve yaygınlaşmasına olanak tanımıştır. Olumlu bir beden imgesi, bedeni sevgi ve saygıyla kabul etmeyi, eşsiz güzelliğini takdir etmeyi ve medyada yer alan gerçekçi olmayan ideallere meydan okumayı içerir. Dove Özgüven Projesi ve Lady Gaga, Jameela Jamil gibi ünlülerin başlattığı "body revolution" akımı buna örnek teşkil eder. Beden olumlama içeriklerine maruz kalmak, beden memnuniyetini ve pozitif duygudurumunu artırabilir. Öneriler: Medya okuryazarlığı eğitimleri, bireylerin medya içeriklerini eleştirel bir şekilde değerlendirme becerilerini geliştirerek olumsuz etkilerden korunmaya yardımcı olabilir. Sosyal medyada beden olumlama içeriğiyle etkileşim kurmak da olumlu beden imgesini teşvik edebilir. 2. Gündelik Yaşam, Performanslar ve Sosyal Kimlikler (Black Swan Filmi Analizi) Goffman'ın "Gündelik Hayatta Benliğin Sunumu": Sosyolog Erving Goffman'ın çalışması, gündelik yaşamı bir tiyatro sahnesi gibi ele alarak, insanların deneyimlerini ve sosyal etkileşimlerini "performans", "sahne önü-sahne arkası", "vitrin", "maskeler" ve "idealize etme" gibi kavramlarla açıklar. Performans ve İdealize Edilmiş İzlenimler: İnsanlar, başkaları üzerinde belirli bir etki yaratmak amacıyla sürekli performans sergilerler. Bu performanslar, toplumun anlayışına ve beklentilerine uygun olarak "toplumsallaştırılır" ve idealize edilmiş izlenimler sunma eğilimindedir. "Oyuncuların gözlemcilere birkaç farklı yönden idealize edilmiş izlenim sunma eğilimleri." (Goffman, 2004: 44). Sosyal Kimlikler ve Koruma Zırhı: Gündelik yaşamda, insanlar "sosyal kimlikler" oluşturur ve bunları korumaya çalışır. Bu kimlikler, üzerine giyilen giysiler gibi bir "koruma zırhı" işlevi görür. Başkaları hakkında bilgi edinme isteği, o kişilerin sosyo-ekonomik durumu, güvenilirliği gibi konulara odaklanır. Sahne Önü ve Sahne Arkası: Goffman'a göre, insanlar gündelik hayatta da "sahne önü" ve "sahne arkası" performansları sergiler. Sahne arkası, bireyin rahatlayabileceği, gerçek benliğine yakın olabileceği ve rolleri için hazırlanabileceği bir alandır. "Black Swan" Filmi Üzerinden Analiz: Filmdeki Nina karakteri, utangaç ve kendine güvensiz bir profile sahipken, balerin rolünü (sosyal kimliği) elde etmek için adeta kendini heba eder. Bu rol, ona bir amaç verir ve başarısıyla çevresinden onay bekler. Nina'nın sürekli "Balerin Nina" olmak zorunluluğu, içsel bir çatışma yaratır ve "gerçek benliğini" maskesinin içinde parçalamasına yol açar. Filmin finali, "Kendi benliğimizi kurban ediyor muyuz?" sorusunu düşündürür. Dramatik Canlandırma: İnsanlar, faaliyetlerini başkaları için "anlamlı" kılmak amacıyla dramatik bir şekilde vurgular. Bale sanatı gibi alanlar, bu dramatik canlandırmaya son derece uygundur. Vitrinin Önündekiler (Gerçek Yaşam Setleri): Goffman, insanların performansları sırasında kullandığı ifade bileşenlerini "vitrin" olarak adlandırır. "Set" kavramı, coğrafi konumlandırmayla ilişkilidir; insanlar belirli bir seti kullanmak için doğru yere gelmeli ve oradan ayrıldıklarında performanslarını bitirmelidir. Kişisel vitrin (cinsiyet, yüz ifadesi, görünüş vb.) sosyal statü hakkında bilgi verir. Maskeler ve Benliğin Parçalanması: Goffman'a göre "kişi" kelimesinin ilk anlamının "maske" olması tesadüf değildir; bu, her bireyin her zaman belli bir rol oynadığı gerçeğinin kabulüdür. Bu maskeler, zamanla kişinin ikinci derisi haline gelerek gerçeklik algısını bulanıklaştırabilir. 3. Hipergerçek Uzamda Yeni Algılar ve Yanılsamalar Gerçekliğin Dönüşümü: Günümüz dünyasında "gerçek" kavramı, dijital teknolojiler ve kurgulanmış yaşam alanları tarafından sürekli olarak sorgulanmaktadır. Artırılmış ve sanal gerçeklik gibi teknolojiler, nesnelerin dokunulabilir ve hissedilebilir olduğu "çok gerçekli bir uzam" yaratmaktadır. "Kurgulanmış gerçeklik yeni bir yaşam alanı olarak kendisini var ederken, konuşup, dokunup sarılıp bu yeni hakikati yaşamak insanlığın kurguladığı yeni gerçeğidir." Kültürel Şok ve Sibernetik Yaklaşım: Alvin Toffler'in "Gelecek Şoku" kitabında öngördüğü gibi, hızlı değişen yaşam biçimleri ve hipergerçek dünyalar toplumlarda kültürel şoklara neden olabilir. Bu süreç, insan ile nesne arasında "sibernetik bir yaklaşım" sergileyerek yeni bir insan versiyonunu meydana getirmektedir. Dijital Teknolojiler ve Manipülasyon: Dijital teknolojiler, gözetim kapitalizmi çerçevesinde insanların davranışlarını ve algılarını manipüle etmek üzerine kuruludur. Yapay zekalar ve algoritmalar, kullanıcıların her hareketini takip ederek, daha fazla kâr elde etmek amacıyla "ikna teknolojileri" kullanır. "Herkesin ne yaptığını takip etmesinden kar elde eden bir kapitlaizm olarak tanımlarken, tıklanan ve izlenen her verinin daha doğru bir model oluşturmak için kullanıldığını ve bu modelin yaratılmasından sonra yapay zekanın, kullanıcı hakkında toplanan verilerle tahminler yürütebildiğini ve buna dayanarak öneride bulunduğunu dile getirmektedir." (Netflix, 2020, Tristan Harris). Bağımlılık ve Ürün Olarak İnsan: Dijital yaşam alanları, insanları bir "ürün" olarak kullanarak onların zamanını ve kişisel verilerini toplamaktadır. Mobil cihazlar, insanların sürekli onlara bakma ve etkileşimde bulunma alışkanlığını mühendislerin tasarladığı bir "davranış biçimi" haline getirmiştir. Hipergerçeklik ve Yeni Kimlikler: Baudrillard'ın hipergerçek kavramı, acının ve zorunluluğun olmadığı, kurgulanmış ideal gerçekliklerin yaşandığı yeni yaşam alanlarını ifade eder. Sosyal ağlarda oluşturulan yeni kimlikler, bireyin senaryosunu yazdığı ve eksiksiz hallerine ulaştığı sanal bir gerçeklik sunar. Görsel Yanılsama ve Algı Sapmaları: Sanal ve artırılmış gerçeklik gibi teknolojiler, görsel yanılsamalar yoluyla algı sapmalarına neden olabilecek yeni deneyimler yaşatmaktadır. Grafik tasarımda kullanılan Op Art gibi optik sanat yaklaşımları, mesajın iletiminde izleyicinin dikkatini çekmek ve algısını etkilemek için kullanılır. Giyilebilir Teknolojiler ve Sibernetik İnsan: Giyilebilir teknolojiler ve yapay zekalar, insanların davranışlarını değiştirerek biçimlendirmesiyle "sibernetik bir yapıya" kavuştuğunu göstermektedir. Nano teknolojilerle bedene takılan mikroçipler ve yapay uzuvlar, insanın yeni gerçeklikleri haline gelmektedir. 4. Kent Mekânlarının Dolaylı Keşfi (Film Analizleri) Kentlerin Başrol Rolü: İncelenen filmlerde (Roma'ya Sevgilerle, İspanyol Pansiyonu, Lizbon'a Gece Treni, Paris'te Gece Yarısı, Rus Bebekler, Aşk Bilmecesi), kentler sadece hikâyenin mekânı olmakla kalmayıp, dolaylı olarak birer "başrol" görevi üstlenmektedirler. Kentlerin imgeleri, kültürel ve mimari özellikleri filmler aracılığıyla izleyiciye aktarılır. Kenti Tanıma: Filmler, kent panoramaları, anıtsal yapılar (Eyfel Kulesi, Kolezyum, Sagrada Familia) ve kent mobilyaları gibi öğelerle izleyicilere kenti tanıma fırsatı sunar. Kevin Lynch'in kentin beş anahtar imgesi (yollar, sınırlar, bölgeler, düğüm noktaları, nirengi noktaları) film okumalarında dikkate alınmıştır. Kent Mimarisi: Filmler, Paris'in Art Nouveau tarzı apartmanları, Roma'nın Rönesans ve Barok mimarisi, Barselona'nın Gaudi eserleri, Londra'nın tek ailelik konut sıraları, St. Petersburg'un sosyalist düzen yapılaşması ve New York'un gökdelenleri gibi farklı mimari üslupları ve kent dokularını gösterir. Kentsel Ulaşım: Havalimanları, tren istasyonları (Gare du Nord, Roma Termini, Rossio İstasyonu) ve toplu taşıma araçları (tramvay, metro, kırmızı otobüsler) kentlerarası ve kent içi ulaşım hakkında ipuçları verir. Topografya ve İklim: Filmler, Barselona'nın palmiyeleri, Lizbon'un eğimli topografyası ve sarı tramvayları, Roma'nın tepeler üzerine kurulu yapısı ve Akdeniz iklimi gibi coğrafi ve iklimsel verileri görsel olarak sunar. Kent Yaşamı ve Kültürü: Yeme-içme alışkanlıkları (şarap, votka, bira, çay), boş zaman aktiviteleri (bale gösterileri, müzikaller, kabareler), ve sosyal mekânlar (sokak kafeleri, butikler) kentlerin kültürel kimliğine dair önemli ipuçları sağlar. "Paris kentinin sanat ve edebiyattaki önemini dolaylı biçimde vurgulamaktadır." Zaman Yolculuğu ve Geçmişi Keşif: Woody Allen'ın "Paris'te Gece Yarısı" filmi gibi yapımlar, karakterlerin zamanda yolculuk yaparak kentin geçmişini (1920'ler Paris'i) dönemin önemli sanatçı ve yazarlarının gözünden keşfetmesine olanak tanır. "Roma'ya Sevgilerle" filminde de Roma'nın zamana meydan okuması vurgulanır; "Aradan yıllar da geçse Roma hiç değişmemiştir, John’un gençliğinde bıraktığı haliyle durmaktadır." 5. Kamusal Mekânda Yaşanan Dönüşüm ve Medyada Sunumu (Ataköy Sahili Örneği) Kentsel Dönüşüm ve Kimlik: Kentsel dönüşüm, kentsel alanların var olan durumlarından başka bir biçime girmesidir. Küreselleşme, kentlerin ve kimliklerinin dönüşümünde en etkili süreçlerden biridir. Neoliberal anlayış, kentleri küresel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirir ve kent kimliğini erozyona uğratır. Kamusal Mekânın Tanımı ve Önemi: Kamusal alan, tüm yurttaşların erişebildiği, kamuoyunun oluşturulabildiği bir alandır. Demokrasi ve toplumsal karşılaşma için önemli fiziki mekânlardır (agoralar, meydanlar, parklar, kıyılar). "Kamusal mekânlar, kentlerin iletişim kanallarıdır, kamunun günlük ihtiyaçlarına hizmet ederler, çeşitliliği ve farklılıkları barındırırlar ve kentteki açık alan sistemini çeşitlendirirler." (Ercan, 2016:194). Kamusal Mekânın Dönüşümü: Sanayi devrimi, modern planlama ilkeleri ve postmodern dönemdeki neoliberal yapılanma, kamusal mekânları işlevsel alanlara dönüştürmüş, özelleştirmiş, ticarileştirmiş ve sayılarını azaltmıştır. "Kontrol edilebilen kalabalıklar, kontrolsüz sosyal çeşitlilikten daha karlı olur" mantığıyla mekânlar biçimlendirilmiştir (Ercan, 2016:196). Kamusal mekânlar, emlak değerlerini artırmak ve yatırım çekmek için birer "meta" haline gelmiştir. Ataköy Sahil Şeridi Dönüşümü: İstanbul'daki Ataköy Sahil Şeridi, 1950'lerde halk plajı iken, 1980'lerden sonra küreselleşme ve neoliberal politikalarla önemli bir dönüşüm geçirmiştir. 1986'da Ataköy Plajı yerine alışveriş merkezi (Galleria), yat limanı ve oteller içeren Ataköy Turizm Kompleksi projesi yapılmıştır. "Türkiye’nin ilk AVM’si olarak inşa edilen Galleria ile ilk doğal plajın işgali de başlamıştır." Kamu mülkiyetindeki araziler TOKİ'ye devredildikten sonra özel sektöre satılmış veya hasılat paylaşımı yoluyla lüks konut projelerine (Sea Pearl Ataköy, Yalı Ataköy) dönüşmüştür. İmar planlarındaki "müstakil apart" ibaresinin geniş yorumuyla konut yapımının önü açılmıştır. Dönüşümün Kimliğe Etkileri: Bu dönüşüm, Ataköy'ün kamusal kimliğini kaybetmesine neden olmuştur. Yeni yapılaşmalar, silueti olumsuz etkilemiş, deniz ile kent arasına bir "set çekilmiş" ve halkın kıyıya erişimi kısıtlanmıştır. Bölgedeki planlamanın kamu yararını göz ardı ederek "rant amaçlı" yapıldığı belirtilmiştir. Deprem riski taşıyan alüvyon zeminler üzerindeki yoğun yapılaşma önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Sosyal çevrede ise yeni konut projeleri farklı sosyo-ekonomik grupları bir araya getirerek "sosyal anlamda çok farklı insanlar bir araya gelmek zorunda kaldı." (Ersin Bey ile görüşme, 2018) Dönüşümün Medyada Sunumu: Lüks konut projeleri, reklamlar aracılığıyla "ihtişamı yaşayanların adresi", "yeni yeryüzü cennetleri" gibi idealize edilmiş yaşam tarzları ve "ayrıcalıklar" vaat eder. Bu reklamlarda "doğallık", "lüks" ve "konfor" vurgulanırken, projelerin kamusal alanı yok etme ve doğal çevreyi tahrip etme gibi olumsuz etkileri "simülasyon/hipergerçeklik" yoluyla gizlenir. "Doğallık vurgusunun yapıldığı yerde, aslında doğal ortam söz konusu mekânlaştırma ile ortadan kaldırılmıştır." (Alpman ve Göker, 2010). Medya, tüketim kültürünü besleyerek bireyleri çevresel etkileri düşünmeden daha çok tüketmeye teşvik eder. 6. İstanbul Metropoliten Alanındaki Reklam Ajanslarının Yer Seçim Kriterleri Yaratıcı Endüstri ve Kümelenme: Yaratıcı endüstriler (reklamcılık, yazılım, film, mimarlık vb.), bireysel yaratıcılık ve yetenekle iş ve refah yaratan sektörlerdir. Richard Florida'nın "3T Teorisi" (teknoloji, yetenek, tolerans) yaratıcı sınıfın ekonomik büyümedeki rolünü vurgular. Yaratıcı insanların bir arada bulunma eğilimi "kümeler" oluşturur; bu kümeler güçlü üretkenlik avantajları, ölçek ekonomileri ve bilgi dağılımı sağlar. Reklamcılık Endüstrisi: Reklamcılık, yaratıcı endüstrinin önemli bir parçasıdır ve pazarlama iletişimi uzmanlarıyla, ürün, hizmet ve fikirleri yaratıcı bir şekilde hedef kitleye tanıtır. Reklam ajansları, "tam hizmet" sunarak pazar araştırması, kampanya stratejisi, yaratıcı fikir üretimi, medya planlama ve satın alma gibi işlevleri üstlenir. Medya, reklamcılık için hayati bir dağıtım kanalıdır ve sektörün belkemiğini reklam gelirleri oluşturur. İstanbul'da Kümelenme: Türkiye'deki reklam endüstrisinin büyük bir çoğunluğu (%49'u) İstanbul'da kümelenmiştir ve istihdamın %71'i bu şehirde yoğunlaşmıştır. Beyoğlu, Şişli ve Kadıköy, İstanbul'un yaratıcı endüstrinin dinamik bölgeleri olarak "kültür üçgeni" adıyla anılır. Yer Seçim Kriterleri: Reklam ajanslarının yer seçiminde en önemli kriterler şunlardır: Ulaşım ve Erişim Kolaylığı: Ajans çalışanlarının ve etkileşimde bulunulan diğer sektörlerin (yayıncılar, matbaa, prodüksiyon şirketleri) kolayca ulaşılabilir olması kritiktir. "İstanbul trafiği düşünüldüğünde ekibimizin yolda vakit kaybetmemesini önemsiyoruz." (Katılımcı 4). Ajans Çalışanlarına Yakınlık ve Ofis Alanının İşlevselliği: Yaratıcı sektörde çalışanların motivasyonu, konforu ve yaratıcılığı destekleyen işlevsel ofis ortamları önemlidir. Prestijli Bölgede Yer Alma ve Teknoloji Altyapısı: Ajansın prestijli bir bölgede bulunması, müşteriler üzerinde olumlu bir etki yaratır. Yeterli teknoloji altyapısı da iş süreçleri için elzemdir. Daha Az Önemli Kriterler: İstanbul finans merkezine yakınlık, aynı faaliyetteki firmalara yakınlık gibi kriterler daha az önemsenmiştir. Lokasyon Değişimi: Ajansların dinamik yapısı nedeniyle çoğu ajans kurulduğu günden itibaren yer değiştirmiştir. Çoğunlukla Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli ve Sarıyer gibi Avrupa Yakası ilçelerinde kümelenme görülür. Pandemi Etkisi: Araştırmaya katılan yöneticiler, pandemi koşullarının lokasyon tercihlerini değiştirdiğini belirtmiştir. Uzaktan çalışma modellerinin yaygınlaşmasıyla, daha küçük veya uygun fiyatlı lokasyonlara geçiş düşünceleri ortaya çıkmıştır. 7. Medyanın Ekonomi Politiği Açısından Medyada Ekonomi Ne Durumda ve Nasıl Olmalı? Medyanın Ekonomi Politiği: Medyanın ekonomi politiği, ekonomi haber ve yorumlarının biçimini, biçemini ve içeriğini etkiler. Liberal/neoliberal bir medya organında, ekonomi haberleri bu perspektiflerden sunulur; örneğin "büyüme fetişizmi odaklı bir genel anlayış, 'ekonominin siyasetten ayrı olduğu' şeklindeki anlayış vb. özellikler net olarak görülmektedir." Medyada Ekonomi Haberciliğindeki Yanlışlar:Kavramsal Yanlışlıklar: Büyüme ile kalkınmanın karıştırılması ("Gayri Safi Milli Hasılası’ndaki büyümeye 'kalkınma', büyüme oranına da 'kalkınma oranı' demek"), "enflasyonlu küçülme" yerine "durgunluklu enflasyon" denilmesi gibi. Kasıtlı Tahrifat: Dışsatımdaki artışın, dışalımı karşılama oranına değinilmeden sunulması gibi, halkın ekonomisine ilişkin gerçeklerin ortaya konmaması. Siyasetten Ayırma: Ekonomiyi siyasetten ayrı tutma ve karşıt dinamikler olarak ele alma, ekonomi politiği parçalamaktır. Olaylara "PES bütünlüğüyle (Politik-Ekonomik-Sosyal) veya MEP kaldıracı (Militer-Ekonomik-Politik) ile bakılması gerekir." Dil ve Biçimsel Hatalar: Veri-enformasyon-bilgi-akıl yürütme kavramlarının karıştırılması, Türkçe kullanım hataları (örneğin "enflasyon dataları" demek). Kültür Ekonomisinin Kapsamı: Kültür ekonomisi; kültürel kalıt, sanatlar, kültür sanayileri (yayıncılık, basın, sinema, radyo, TV) ve yaratıcı hizmetleri kapsar. Kültürel egemenlik, Batılı şirketlerin dünya piyasasında hakimiyetiyle ("McDonaldizasyon ve KokaKolonizasyon") de kendini gösterir. Medya Ekonomisi ve Değer Zinciri: Medya ekonomisi, içerik üretimiyle bilgilendirme, etkileme ve kamuoyu oluşturma amaçlarına hizmet eden bir yapıdadır. Dijitalleşme, maliyet avantajı ve dağıtım kanalları arasındaki sınırları kaldırarak "yakınsama" (convergent) sürecini hızlandırmıştır. Medya ekonomisinde iki müşteri kesimi bulunur: okur/izleyici/dinleyici ve reklamverenler. "Artık günümüz dünyasında piyasa ekonomisinde şirketlerin değil değer zincirlerinin yarıştığı bilinen bir gerçektir." Türkiye'de Medya Ekonomisi: Türkiye'de medyanın tarihi, Cumhuriyetin kuruluşundan 1945 sonrası ve 1980 sonrası dönemler olarak incelenebilir. Medya kuruluşlarının sahiplerinin başka işleri de olup, medyayı iktidardan iş almak veya işlerini kolaylaştırmak için kullanma eğilimindedirler. Muhalif medyaya karşı siyasi iktidarın farklı tutumlar izleyebildiği görülmektedir. Medyada Ekonomi Haberciliği için Öneriler:BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA): Medya, ekonomi haberciliğinde BM'nin 2030 Kalkınma Gündemi'nde yer alan 17 SKA'yı bir amaç seti olarak benimsemeli ve "yüzde 1 zengin azınlık değil, yüzde 99 çoğunluk için" bu amaçları biçimlendirmelidir. SKA'lar; yoksulluğa son, açlığa son, sağlıklı yaşam, nitelikli eğitim, eşitsizliklerin azaltılması gibi hedefleri içerir. Kapsayıcı Servet Yaklaşımı: Ekonomik başarıyı sadece Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ile değil, üretilmiş sermaye, insan sermayesi ve doğal sermayeyi içeren "kapsayıcı servet" kavramıyla değerlendirmelidir. Türkiye'de kişi başına kapsayıcı sermayede düşüş eğilimi görülmektedir. Şirket Düzeyinde Raporlama (ESG/GRI): Medya şirketleri, ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları içeren ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) veya GRI (Küresel Raporlama İnisiyatifi) raporlamalarıyla denetlenmelidir. Bu raporlamalar, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını şeffaf bir şekilde ortaya koyar. İnsani Gelişme Endeksi (İGE): Medya, ekonomiyi İGE kapsamındaki "insani gelişme" şemsiyesi altında ele almalı ve eşitsizlikleri azaltmaya odaklanmalıdır. "2018’de eşitsizlik nedeniyle insani gelişmenin yüzde 20’si yitirilmiş." Rapor, "erken çocukluk ve yaşam boyu yatırım", "verimlilik" ve "kamu harcaması ve vergilendirme" gibi politikalar önermektedir. Mutluluk Ekonomisi: Ekonominin amacını sadece büyüme olarak değil, "mutluluk" olarak da ele almalıdır. Easterlin Paradoksu, gelirin her zaman mutluluk artışı sağlamadığını gösterir. Dünya Mutluluk Raporu'na göre Türkiye, mutluluk endeksinde düşüştedir. 8. Küresel Tüketici Kültürü ve Kültürleşmesine Medyanın Etkisi Küreselleşme ve Tüketim Kültürü: Küreselleşme, insanların, sermayenin, bilginin ve kültürel sembollerin dünya ölçeğinde hızlandırılmış bir sirkülasyonudur. Bu süreç, tüketim alışkanlıklarını benzer hale getirerek "küresel tüketim kültürü"nün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tüketim, geleneksel ihtiyaç karşılamadan modern toplumlarda "sosyal statüyü ve kişisel kimliği belirleyen" bir olguya dönüşmüştür. Batı Merkezli Kültürleşme: Küresel tüketim kültürünün ürünleri genellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'daki çokuluslu şirketler tarafından üretilmektedir. Bu durum, "Amerikan hayat tarzına odaklanmasına neden olmaktadır." ("McDonalds’laştırma" ve "Coca-Cola’laştırma"). Medya, homojen bir tüketim kültürünü tüm dünyaya empoze eder. Medya ve Küreselleşme: Medya, küreselleşmenin hem bir ürünü hem de lokomotifidir. Neoliberal politikalarla birlikte medya, birkaç dev medya şirketinin elinde toplanarak tekelleşmiştir (Walt Disney, Time Warner, Viacom Inc., News Corporation). "Çoğu Kuzey Amerika kökenli olan Walt Disney, Time Warner, Viacom Inc., News Corporation gibi şirketler ulusal sınırları aşarak küresel medya tekellerine dönüşmüştür." Küresel medya şirketleri, yeni pazarlara girerek kârlarını artırmayı ve kültürel içeriklerini yaymayı hedefler. Kültürlerarası Etkileşim ve Tek Yönlü Akış: Küreselleşme sürecinde medya aracılığıyla aktarılan mesajlar, kültürlerarası etkileşimi artırmış ancak Batı kültürünün diğer ülkelere doğru "tek yönlü akış"ı hakim olmuştur. Schiller'e göre, yerel medya içerikleri dahi Amerikan yaşam tarzını empoze eder. Yeni Medyanın Rolü: İnternet, mobil cihazlar ve sosyal medya gibi yeni medya araçları, geleneksel medyadan daha etkin hale gelmiştir. Yeni medya, "interaktif katılıma olanak tanıyan, zaman mekân sınırını ortadan kaldıran, tüm dünyaya yayılmış ağlar şeklinde işleyen bir sistem"dir (Çakır, 2014). Sosyal medya, kullanıcıların bilgi, duygu, düşünce ve deneyimlerini paylaştığı sanal bir ortam olup, tüketimi hızlandırıcı bir özelliğe sahiptir. Tüketici Kültürleşmesi (AGCC): Tüketici kültürleşmesi, bir bireyin yeni bir kültüre maruz kaldığında tüketimle ilgili bilgi, tutum, beceri ve davranışları edinme sürecidir. Küresel tüketici kültürleşmesi (AGCC), bireylerin küresel tüketim kültürünün karakteristik özelliklerini nasıl edindiğine odaklanır. Cleveland ve Laroche (2007) AGCC'yi etkileyen yedi boyut tanımlamıştır: kozmopolitlik, çok uluslu şirketlerin pazarlama faaliyetlerine maruz kalma, İngilizceye maruz kalma, sosyal etkileşim düzeyi, küresel medyaya maruz kalma düzeyi, küresel tüketim kültürüne açıklık ve kendini küresel tüketici kültürü olarak tanımlama düzeyi. Medyanın AGCC Üzerindeki Etkisi: Küresel kitle iletişim araçları, küresel tüketici kültürü ve ilgili davranışların oluşumunda, öğrenilmesinde ve yayılmasında önemli bir rol oynar. Televizyon, filmler, radyo, internet gibi araçlar Batılı yaşam tarzını ve tüketim kültürünü yaymaktadır. Örneğin, "Sünger Bob çizgi filmi 144 farklı ülkede gösterilirken aslında Burger King’in bu ülkelerdeki ürünlerinin satışı da garantilenir. Ancak, ürün kadar kültür de satılır. Fast food kültürü, McDonalds’laşma olgusu tanıtılır, benimsetilir, yaygınlaştırılır ve normalleştirilir." (Çakır, 2014). Eleştiriler ve Gelecek Öngörüleri: Bazıları medyanın kültürel tek tipleşmeye yol açtığını savunurken, bazıları kültürel çeşitliliği artırdığını belirtir. Küreselleşmenin geleceğinde, ekonomik ağırlık merkezinin Batı'dan Doğu'ya kaymasıyla Asya kültür fenomeninin küresel tüketim kültürüne entegre olması beklenmektedir. Yeni medya, tüketiciyi pasif alıcıdan aktif katılımcıya dönüştürmüştür. 9. Sinoptik Bir Gözetim Aracı Olarak Medya ve Modaya Etkisi Sinoptikon Metaforu: Thomas Mathiesen tarafından ortaya atılan "sinoptikon" metaforu, çoğunluğun azınlığı gözetlediği bir toplum modeline işaret eder. Panoptikondaki yerel gözetim, sinoptikonla birlikte küresel bir nitelik kazanmıştır. "Sinoptikon, kitlelere hitap eden televizyonun hâkimiyetiyle beraber, insanların gözetlenmek yerine gözetlemeyi tercih etmelerini sağlayan bir toplum modeline işaret etmektedir." (Bauman, 2010: 62). Azınlık (ünlüler, sanatçılar, film yıldızları), çoğunluk (sıradan bireyler) tarafından gözetlenen ve referans alınan "moda ikonları" konumundadır. Televizyon ve İnternetin Gözetim Rolü: Televizyon, günlük hayatı belirleyici bir sosyal etki kaynağıdır. İzleyiciler, ünlülerin hayatlarını izleyerek kendi gerçekliklerini yaratır ve onları taklit etme eğilimi gösterir. İnternet ve akıllı telefonlar da gözetim ve modanın yayılması arasındaki ilişkiyi daha da güçlendirmiştir. "Gerçeklik ise bir medya gösterisine dönüşmüştür. Televizyon yayınlarının yarattığı hayali dünya, sürekli olarak gerçekliği beslemektedir." (Lyon, 2013: 227). Popüler Kültür ve Sinoptisizm: Kitle iletişim medyası, kıskançlık ve haset duygularını tetikleyerek insanları popüler kültür ürünlerinin tüketimine bağımlı hale getirir. Sanat ve müziğin bile ticari metaya dönüştüğü bu ortamda, insanlar sistemin devamlılığını sağlayan tüketiciler haline gelir. Sinoptikon, Medya ve Moda: Moda, tüketim ürünlerinin, davranış veya düşüncelerin yaygınlaşması ve popüler hale gelmesidir. Medya, modanın içeriğinin kamuoyuna aktarılmasında belirleyici bir ögedir. Ünlülerin yaşam tarzları, giyim kuşamları ve kullandıkları ürünler, kitle iletişim araçları aracılığıyla moda haline getirilir ve tüketime teşvik edilir. "Tüketebilme gücüne sahip olan insanların yaşamları, televizyon kanallarında tüm şeffaflığıyla gösterildiği zaman servet sahibi olmak, tapınılacak bir durum haline getirilmektedir." (Bauman, 2010: 108). Modanın Yayılım Süreci (Damlama Teorisi): Simmel'in "damlama etkisi" teorisine göre moda, "seçkinlerin toplumsal astları tarafından taklit edilmeleri süreci" olarak tanımlanır. Üst sosyal sınıfların moda akımları, alt sınıflar tarafından taklit edildikçe, üst sınıflar yeni arayışlara girer ve yeni modalar yaratır. ModaCruz, Dolap gibi ikinci el moda siteleri, ünlülerin kullandığı ürünleri alt sınıfların erişimine sunarak bu damlama etkisine katkıda bulunur. Toplumsal Bir Ürün Olarak Beden: Giyim ve kozmetik, insan bedenini nesneleştirir. Medya, idealize edilmiş beden normları sunarak insanlara nasıl görünmeleri gerektiğini empoze eder. Reklamlar, bireylerin mutsuzluğunun nedenini kendi bedenleri olarak göstererek, onlara gösterilen ürünleri tüketmeleri yoluyla bu memnuniyetsizliği gidermeyi vaat eder. "İnsan bedeni bakış ve söylem yoluyla nesneleştirilmektedir." (Bourdieu, 2015: 304). Tüketimin Karşıt Anlamları ve Dahil Etme Kuramı: Andrejevic'e göre, teşhir odaklı programlar, kıskanılacak hayat tarzlarını bir araç olarak sunarak insanları tüketime motive eder. Fiske'in "dahil etme kuramı", tüketimin karşıt anlamlarının bile kapitalist sisteme dahil edildiğini açıklar. Örneğin, yırtık kot pantolonlar bile egemen sistem tarafından popüler hale getirilerek tüketimi artırmıştır. Kaynağın Belirsizleşmesi: Umberto Eco'ya göre, günümüzde kaynağın belirsizleştiği bir durum söz konusudur; sadece ürün reklamları değil, bu ürünleri kullanan herkes birer "mesaj taşıyıcısı" haline gelmiştir. Moda, medyada ve bireylerin kendileri aracılığıyla yayılır. 10. Mimarlığın Araştırma Laboratuvarı Olarak Yeni Medya Tasarım ve Empati: Tasarım, başkasının gözünden bakabilme, empati yapabilme becerisidir ve çevrenin sistematik gözlemine dayanır. Medya, bireylere güvenli ortamlarından çıkmadan zor ulaşılabilir çevreleri gözlemleme imkanı sunar. Aydınlanma ve Deneysel Yöntem: Aydınlanma dönemi, antik bilgilerin sorgulandığı ve gerçek dünyanın işleyişine dair fikirlerin deneysel yöntemlerle sınandığı bir çağdı. Bilim insanları, doğayı gözlemeye dayalı sorgulayıcı yaklaşımlarla yeni bilgiler üretmiştir. Mimarlık ve Ar-Ge: Mimarlık, antik dönemden itibaren deneme yanılma yöntemine dayalı deneysel ve deneyimsel bir uğraş olmuştur. Mimar, var olmayanı inşa eden "yaratıcı kişi" olarak her zaman bir Ar-Ge etkinliği içindedir. "Mimarinin tanrısal güçle eş değer görülmesini Platon’un gerçek dünyaya ait felsefesinde neden mecaz olarak kullandığını açıklamadığını ileri sürer." (Karatani, 2010:54). Mimarlık ve Medyanın Evrimi: Mimarlığın medya ile ilişkisi, mitlerden yazılı medyaya, oradan da dijital ve yeni medyaya doğru evrilmiştir. Rönesans ile yazılı medyanın ortaya çıkışı, mimar kimliğine entelektüel bir anlam katmıştır. Yeni medya araçları, mimarlığın geleneksel temsil paradigmalarını değiştirerek sanal ortamlarda mimari inşa ve modellemeye olanak sağlamıştır. Mimari Temsillerin Gerçekliği: Mimari çizimler, mimarın zihnindeki kurgusal yapıları temsil ederek farklı gerçeklikleri yansıtır. Köksal'ın belirttiği gibi, mimari gösterim bilgisi, mimari gerçekliği belirleyip değiştirirken, kendi özerkliğini ilan eder ve bağımsız bir bilgi alanı oluşturur. Kitle İletişim Araçları ve Mimarlığın Yaratıcılığı: Kitle iletişim teknolojileri, mimarlık için de vazgeçilmezdir. Ferdinand Cheval gibi köy postacılarının bile, çevresindeki taşlardan ilham alarak kendi "ideal saraylarını" inşa etmeleri, yaratıcılığın medyadan bağımsız da gelişebileceğini gösterir. Ancak günümüzde, bilişim ve iletişim teknolojileri, veri akışını inanılmaz bir hızla gerçekleştirerek mimarların gözlem sahasını ve yaratıcılık potansiyelini genişletir. Yeni Medya Mimarlığı: Yeni medya, mimarlığın fiziksel koşullardan bağımsız sanal bir ortamda algıya dayalı inşasına doğru evrilmesini sağlamıştır. Bu, mimari düşünme yapılanması üzerinde deneysel araştırma sahası olarak önemli bir etkiye sahiptir. COVID-19 pandemisi gibi dönemlerde, yeni medya araçlarının yaratıcı düşünme süreçlerine etkisi daha da belirginleşmiştir. Csikszenmihalyi'nin "Sistemler Modeli" ve Mimarlık Medyası: Mimarlık medyası, kültüre etki yapabilme koşulları içinde, mimarın bilişsel değerleme haritasını oluşturmada bir Ar-Ge ortamı işlevi görür. Bu, mesleğin gözleme dayalı davranış araştırma sahası olmaktan çıkarak, ihtisas alanı olarak mimarinin kabul ettiği disiplin medyasının kültüre etki eden kodlarının tarandığı bir mesleki Ar-Ge ortamı olma özelliğine işaret eder. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!