Türkçede pekiştirme edatları
Yazar:İpek, Birol
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Olgular: 1. Edat Terimi ve Tanımları: Temel Sınıflandırma: Sözcük türleri, eski Yunan gramercilerinden itibaren günümüze kadar "isim, fiil ve edat" olarak üç ana grupta sınıflandırılmıştır. Edatlar, anlamlı sözcüklerden (isim ve fiiller) ayrı ele alınır. Arapça Kökeni: Arapçada "harf" terimi, edat anlamına gelir. Bitişme Kuramı (Agop Dilaçar): Edatların ortaya çıkışı, dillerin gelişiminde ileri sürülen "bitişme kuramı" ile yakından ilişkilidir. Dilaçar bu kuramı şöyle açıklar: "Kavram ve gramer bağıntısı gereği olarak sık sık yan yana gelen kelimelerden bazısı, zamanla bağımsızlığını yitirerek ve kendi öz anlamından boşanarak yalnız gramer bağıntısı kurmaya yarayan 'boş kelimeler' durumuna gelmiştir. Bizde bunun karşılığı edat’tır. Gramerde buna 'yardımcı kelime' denir." Kullanım Özelliği: Edatlar tek başına kullanılmazlar; isim veya isim soylu sözcükler ve fiillerle birlikte kullanılırlar. Uzun süre anlamlı sözcüklerle bir arada kullanılan edatlar zamanla birleşerek yeni edatlar oluşturabilirler (örneğin: "dağ ol" > "değil"). Edatların Görevleri:Tek başına anlamı olmayan, ancak anlamlı sözcüklerle birleşerek anlam kazanan sözcüklerdir. Cümle içinde sözcük veya sözcük grupları arasında ilişkiyi sağlarlar. Hal eklerine benzer işlevler üstlenebilirler. Cümle içinde tek başlarına öge olamazlar; birlikte kullanıldıkları unsurla beraber cümlenin bir ögesi olurlar. 2. Edatların Sınıflandırılmasına Yaklaşımlar: Necmettin Hacıeminoğlu'nun Onlu Sınıflandırması: Çekim, bağlama, kuvvetlendirme, karşılaştırma-denkleştirme, soru, çağırma-hitap, cevap, ünlem, gösterme ve tekerrür edatları. Ayrıca yapı ve menşe bakımından da fiilden türeyenler, isimden türeyenler, yapısı ve menşei bilinmeyenler, taklidi söz mahiyetinde olanlar ve yabancı asıllı olanlar olarak beş gruba ayırır. Muharrem Ergin'in Üçlü Sınıflandırması: Gramer vazifeli kelimeler olarak edatları; Bağlama Edatları, Ünlem Edatları ve Son Çekim Edatları olarak üçe ayırır ve bu grupları kendi içlerinde alt başlıklara böler. Tahsin Banguoğlu'nun Yapısal Sınıflandırması (Takılar İçin): Kök olan takılar, isimden türeme takılar, fiilden türeme takılar, yer-yön adlarından takılar. 3. Pekiştirme Kavramı ve Yöntemleri: Tanım: Arapça kökenli "tekit" terimiyle karşılanan pekiştirme, Türk dilinin önemli bir cephesini oluşturur. Anlatıma güç ve aşırılık katma amacıyla kullanılır. Pekiştirme Edatlarının Özellikleri:Cümledeki yeri, pekiştirdiği cümle veya sözcüklerin başında mı, sonunda mı kullanıldığı ve hangi görevde olduğu önemlidir. Her pekiştirme edatının kaynağı, kökeni, yapısı, ses bakımından geçirdiği değişmeler ve benzer ek veya sözcüklerden farklılıkları incelenir. Pekiştirme edatları, doğrudan doğruya bir cümleyi kuvvetlendirir, anlama incelikler katar. Vurgu ve ses tonuyla cümleye farklı anlamlar yükleyebilirler. Bazıları ek gibi kullanılabilir ve ses uyumuna uyabilir. Pekiştirme Yöntemleri:Seslerle Yapılan Pekiştirme:Vurguyla Pekiştirme: Bir sesin veya hecenin diğerlerine göre daha belirgin ve baskılı söylenmesi (şiddet, yükseklik, süre ile). "Bu sevimsiz olaylar karşısında adamcağız mahvoldu." veya "Amma da yaptınız, dedi, siz hiç mi hasta görmediniz?" örneklerinde olduğu gibi duygu veya maksadı belirtir. Vurgunun doğru yapılmaması anlam değişikliğine yol açabilir. Edat kullanıldığında vurgu genellikle edattan önceki sözcüğe atılır: "Elazığ’a Ahmet bile geldi." Sözcükteki Sesi İkiz Hale Getirerek Pekiştirme: Konuşma sırasında söylenenin pekiştirilmesi amacıyla ünsüzlerin ikizleşmesi (ünsüz ikizleşmesi). Ünsüz Türemesiyle Pekiştirme: Türkçede sözcüklerde pekiştirme amacıyla ünsüz türemesi. Eckmann, ünsüz türemelerinin bir kısmının metne ve ifadeye bağlı olarak pekiştirmeden kaynaklandığını belirtir (örn. "sapan" > "sapant"). Ünlü Uzaması: Konuşma sırasında anlamı belirginleştirmek, kuvvetlendirmek istenen sözcükte vurgu artırılarak hecedeki ünlünün uzatılması (örn. "ya’’zzık", "güze’’l", "Hîç aldırma", "Tâ uzaklardan"). Sözcüklerle Yapılan Pekiştirme:Sözcük Tekrarıyla Pekiştirme: "Yavaş yavaş toparlandım." Zarflarla Pekiştirme (Berkitme Zarfları): Sıfat ve fiillerde vasfın veya kılışın yoğunluğunu artıran zarflar (örn. "Büsbütün haksız", "Besbelli unutmuş", "Dosdoğru yürürsün"). Zarflarla yapılan ikilemeler de bu gruba girer. Zamirlerle Yapılan Pekiştirme: Özellikle dönüşlülük zamirlerinin kişi zamirleriyle birlikte kullanımı, anlatıcının kimliğini, rolünü ve eylemlerini ön plana çıkarır. Anlamı kuvvetlendirir ve ifadeye güç katar. Sözdizimi Düzeyinde Yapılan Pekiştirme (Devrik Cümle): Türkçenin söz dizimsel esnekliği sayesinde cümledeki ögelerin yerinin değiştirilmesiyle anlamda pekiştirme yapılabilir. "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözü devrik bir vecizedir. Ömer Naci Soykan, bir cümlenin (örn. "Erol geçen yıl Avrupa’dan bir araba getirmişti.") 120 farklı söz dizimi biçiminde yazılabileceğini ve anlamın değişmediğini belirtir. 4. Türk Lehçelerinde Pekiştirme Edatları (Örnekler ve Analizler): Çalışma, çeşitli Türk lehçelerinden pek çok pekiştirme edatını alfabetik sırayla detaylı bir şekilde incelemektedir. Bazı önemli örnekler ve çıkarımlar şunlardır: A / E: Türkiye Türkçesi ağızlarında, Azerbaycan, Kırgız, Gagavuz, Türkmen, Yeni Uygur, Karakalpak, Nogay, Hakas ve Karaçay-Malkar Türkçelerinde yaygın. Emir cümlelerinde emri kibarlaştırma, yumuşatma ("Gelsen e"), şaşırma, anımsama, sevinme, acıma, üzülme, kızma gibi duyguları güçlendirme görevindedir. "Alırsın a!", "Göreceksiniz ya!" gibi örneklerle pekiştirme işlevi gösterir. ACEB / ACABA: Aslen Arapça kökenli, kuvvetlendirme ve soru edatı olarak kullanılır. "Acep yavrumun da ili kış m’ola?" AL: Azeri, Kazak, Karakalpak Türkçelerinde "işte, buyurun" anlamında pekiştirme edatıdır. ARTIK: Türkiye, Türkmen, Kazak, Altay, Hakas Türkçelerinde "fazla, üstünlük, daha iyi, başka" gibi anlamlarda kullanılır. "Artık bu yalancı dünyayı beğenmiyorum." ASLÂ: Farsça kökenli, olumsuzluk anlamını pekiştiren bir edat. "Onun sözüne aslâ i’timâd olunmaz." BASA (BAZA): Kazan Tatar, Altay, Hakas, Şor, Tuva Türkçelerinde "daha, yine, yeniden, tekrar, sadece, ve de" gibi görevlerde kullanılır. Pekiştirme edatlarıyla birlikte kullanıldığında anlamı daha da kuvvetlendirir ("Ukıy-la basa"). BELKİ: Türkiye, Kazak, Başkurt Türkçelerinde "ihtimal, varsayım" anlamında pekiştirme edatıdır. BİLE: Farsça kökenli. Türkiye Türkçesi, Çağatay, Eski Anadolu Türkçesinde "dahi, hatta" anlamında pekiştirme edatı olarak kullanılır. "Bu haberi sağır sultan bile işitti." BİT: Çağdaş Türk lehçelerinde (Tatar, Başkurt, Kırım Tatar, Karakalpak) "ya, ki, daha, işte" görevlerinde pekiştirme edatıdır. "Başıma tay tipmegen bit." Edatın "indi" ve "soñ" edatlarıyla birlikte kullanımı da yaygındır ("Bilesiñ bit indi"). ÇAĶ (ÇAĞ): Kökeni tartışmalı (Türkçe mi Moğolca mı?). DLT'de "tam, işte, aynı" anlamında geçer. Eski Anadolu Türkçesi, Yeni Uygur, Özbek, Kırım Tatar, Nogay, Sarı Uygur Türkçelerinde "zaman, tam, sırf, yalnız, -e kadar" görevlerinde kullanılır. "Çak sabâha dek uyudum." ÇI / ÇU: DLT'de "hele" anlamında geçen bir pekiştirme edatıdır. Karahanlı, Kıpçak, Yeni Uygur, Özbek, Kırgız, Karaçay-Malkar, Altay, Hakas, Tuva, Çuvaş Türkçelerinde "zorlama, istek, soru, rica" gibi fonksiyonları katarak fiili kuvvetlendirir. ÇIN: Kazak, Tatar, Tuva Türkçelerinde "gerçek, hakikat" anlamında pekiştirir. "Çın baķtı tapķanday bop osı cerde-aķ." DA / DE: Türkçe'nin en yaygın pekiştirme edatlarından biridir. Kökeni üzerine farklı görüşler (takı>dakı>dağı>dahi>daha>da). Geniş anlam yelpazesine sahip: bağlama (ve, fakat), ilave, belirtme, kuvvetlendirme (sanki, acaba, bile, hatta), aşırılık, süreklilik, ısrar, karşıtlık, neden-sonuç, amaç, yeterlilik, olasılık. Özellikle "bir de", "böyle de", "değil de", "hem de", "hiç de", "nasıl da", "ne de", "öyle de" gibi kalıplar pekiştirme işlevini güçlendirir. Türk lehçelerinde de (Azeri, Gagavuz, Karakalpak, Kırgız, Kumuk, Türkmen, Hakas, Halaç, Yakut, Tatar, Kırım Tatar) çok yaygın ve çeşitli anlamlarda kullanılır. DEĞİL: Olumsuzluk anlamında kullanılır ve pekiştirme işlevi de vardır. "DLT"de "dağ ol" kökeninden geldiği belirtilir. "Değil mi" kalıbı onaylatıcı ve pekiştirici bir yapıdadır. ELBET / ELBETTE: Arapça kökenli, cevabı pekiştirmek için kullanılır, "kesinlikle, mutlaka". ELE: Kırgız Türkçesinde "hele, öylece, hâlâ, sadece, tek, yalnızca, da" anlamlarıyla aktarılabilir. Moğolcada da "ele" kuvvetlendirme edatı olarak geçer. EMES: Eski Uygur, Altay Türkçelerinde "değil" görevinde pekiştirme edatıdır. ERİNÇ: Göktürk ve Karahanlı Türkçesinde "şüphesiz, tabii ki, olmalı" gibi anlamlarda cümle sonu pekiştirme edatı. ERKİ: Göktürk, Uygur, Karahanlı, Çağatay Türkçelerinde "olasılık, tahmin, şüphe, acaba" görevinde pekiştirme edatı. EVET: Türkiye Türkçesinde olumlu cevabı pekiştirmek için kullanılır. Kİ: Farsça kökenli bir bağlaç olup, Türkçede pekiştirme görevi de üstlenir. "Çalış ki geçesin", "Sen ki beni tanırsın" gibi örneklerde kuvvetlendirme, aşırılık, coşku, şüphe, duraksama anlamları katar. KİNG: Eski Türkçe'den itibaren "tıpkı, aynı, tam, en, geniş, çok" görevlerinde anlamı güçlendiren bir edat. ĶINA (GİNA / GANA): Birçok Türk lehçesinde (Kazak, Kırgız, Kazan Tatar, Başkurt, Nogay, Çuvaş, Kumuk) "sadece, yalnız, ancak, tam, bütünüyle, azıcık" gibi anlamlarda pekiştirme edatıdır. Ayrıca isimlerden sonra kullanıldığında sevgi veya küçültme bildirebilir. ĶOY: Aslen "bırakmak" fiilinden gelen ve zamanla edatlaşan bir pekiştirme edatı. Azeri, Kazak Türkçelerinde "emir, ruhsat, izin, gereklilik" bildirir. "Goy onlar öz gızlarına ögüd versinler." ĶOP: Eski Türk Şiiri'nde "çok, kalabalık" anlamında pekiştirme edatıdır. LA / LE: DLT'de "işin tahakkukunu ve bitmesini gösteren" bir edat olarak Oğuzlarca kullanıldığı belirtilir ("Ol bardı la"). Bugün pek çok Türk lehçesinde (Tatar, Yeni Uygur, Kırgız, Türkmen, Hakas, Teleüt, Tuva, Başkurt) yaygın olarak "pekiştirme, vurgu, şaşkınlık, hitap, rica" anlamlarında kullanılır. MA / ME: Karahanlı, Harezm, Çağatay Türkçelerinde "ve, dahi, de, hatta" anlamlarında pekiştirme edatıdır. Modern lehçelerde (Kazan Tatar, Başkurt, Karaçay-Malkar, Teleüt) "al, işte, bak" gibi anlamlarda ünlem olarak da kullanılır. "Ne mene" gibi kalıplaşmış şekillerde "nasıl, ne türlü" anlamı katar. Mİ: Soru edatının yanı sıra "pek çok, beklenmezlik, şaşırma, yadsıma, zaman, koşul, diretme, neden-sonuç" gibi anlamlarda pekiştirme görevi yapar. "Güzel mi güzel bir yayla", "Çalıştı mı başarır." NE: Soru sözcüğünün dışında "ya, ne olur, ne var, ne kadar" anlamlarında pekiştirme edatı olarak kullanılır. OĶ: Göktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm, Çağatay Türkçelerinde ve birçok çağdaş lehçede "de, dahi, ise, fakat, ama, ya, tam, hemen" gibi anlamlarda kuvvetlendirme edatıdır. Özellikle zaman isimlerinden sonra gelerek zaman ifadesini çabuklaştırır ("kündüz oķ keldi"). İşaret sıfat ve zamirlerini pekiştirir. BİROK (BİRÖK): Eski Uygur ve Kazak Türkçelerinde "ama, lâkin, eğer" gibi bağlaç görevinde kullanılırken, aynı zamanda pekiştirme işlevi de görür. SAYIN: Kırım Tatar, Sibirya Tatar, Kumuk, Karaçay-Malkar, Nogay, Hakas, Şor, Çuvaş, Yakut Türkçelerinde "-dikçe, her zaman, hep" anlamlarında pekiştirme edatıdır. SOÑ: Bütün Türk dillerinde yaygın olan "son, nihayet" anlamının yanı sıra pekiştirme edatı olarak da kullanılır. ŞEKİLLİ: Kırım Tatar, Kırgız Türkçelerinde "gibi, sanki, herhalde" görevlerinde pekiştirme edatı. TA / TE (DAHI / DAĞI): Kökeni "tak-" fiilinden gelir. "Dahi, ve, daha, yine, ekleme, cezaya dahil olma" gibi anlamlarda pekiştirme edatıdır. Özellikle emir çekimli fiillerden sonra vurgu ve tonlamaya göre dilek, istek veya kızgınlık ifade edebilir. Tİ: Başkurt, Azeri, Kırgız, Kazan Tatar, Çuvaş Türkçelerinde "der, demiş, -diye" anlamlarında belirsizliği kuvvetlendirmek veya rivayet bildirmek için kullanılır. YA: Türkiye Türkçesi, Azeri, Türkmen, Kırgız Türkçelerinde "hatırlatma, kesin olumluluk/olumsuzluk, ısrar" gibi anlamlarda pekiştirme edatı. YAMU / YEMÜ: DLT'de "evet mi, emi" anlamında geçen bir pekiştirme edatı. YİNE / YENE: Eski Türkçe'den itibaren "tekrar, yeniden, de, dahi, buna rağmen" anlamlarında pekiştirme edatıdır. ZİNHAR: Farsça kökenli, olumsuz emirlerde "asla, sakın" anlamında pekiştirme edatı. Daha Az Kullanılan Pekiştirme Edatları:AHA: Türkiye Türkçesi'nde "işte, işte burada" anlamında ünlem edatı olarak kullanılır ve pekiştirme işlevi görür. ALAK: Kıpçak Türkçesinde "iyice, epeyce" anlamında kuvvetlendirme edatı. BAT: DLT'de "çabuk etmeyi, aceleyle gitmeyi" anlatan bir sözcük olarak pekiştirme edatı olabileceği düşünülür. BE: Tuva Türkçesinde soru ekinin yanı sıra pekiştirme görevinde kullanılır. ÇÜGLE: Tuva Türkçesinde "sadece" anlamında pekiştirme edatı. DEZE: Altay ve Şor Türkçelerinde "ise, gibi" anlamında pekiştirme edatı. EKEŞ: Kazak Türkçesinde "bile, dahi" anlamında pekiştirme edatı. ELDE: Kazak Türkçesinde "yine" görevinde tekerrür ve kuvvetlendirme edatı. GİTTİ / GİTSİN: Türkiye Türkçesinde "bir işi sonuçlandırma dileği" (gitsin) veya "gerçekleşmeyen bir konuyu anlatma" (gitti) anlamında kullanılır. HANİ: Türkiye Türkçesinde "anımsatma, sitem, bari" anlamlarında pekiştirme işlevi görür. HARIN: Hakas Türkçesinde "işte!, ya!, iyi ki!" anlamında ünlem edatı ve pekiştirici olarak kullanılır. Hİ / HİY / HEY: Türkmen Türkçesinde soru ve olumsuz haber cümlelerinde anlamı güçlendirme işlevi görür. HİÇ: Farsça kökenli, olumsuz ve soru cümlelerinde anlamı pekiştirir. IŞKAŞ: Tuva Türkçesinde "gibi" anlamıyla pekiştirme edatıdır. MUHAKKAK: Arapça kökenli, "şüphesiz, elbette" anlamında pekiştirme edatı. OGANA: Karaçay-Malkar Türkçesinde "hemen, çabucak" anlamında pekiştirme edatı. TAMAN: Türkiye Türkçesi ağızlarında "hani, işte, az önce, tabii ki" anlamlarında pekiştirir. TERİZLİ: Karakalpak Türkçesinde "gibi, sanki" anlamında pekiştirme edatıdır. TİKLĚ: Eski Türkçe'de "e kadar, gibi" anlamında eşitlik ve aynılık bildirerek pekiştirme yapar. TİZEÑ: Hakas Türkçesinde "ise" anlamında pekiştirme işlevi görür. TÖSLĖ: Sibirya Tatar Türkçesinde "gibi" anlamı katarak pekiştirme yapar. Ü / YÜ: Özbek Türkçesinde eklendiği fiillere "alay etme, aşağılama, memnuniyetsizlik" ifadesi katarak pekiştirir. VALLAHİ: Arapça kökenli, yemin yoluyla pekiştirme işlevi görür. YOK: Türkiye Türkçesi ve lehçelerinde "hayır" anlamına ek olarak pekiştirme işlevi de görür. ZİYADE: Türkiye Türkçesi ve Kırım Tatar Türkçelerinde "haddinden fazla, -den çok" anlamında pekiştirme yapar. Sonuç: Bu çalışma, Türkçedeki edatların, özellikle pekiştirme edatlarının zenginliğini ve çeşitli Türk lehçelerindeki kullanım çeşitliliğini gözler önüne sermektedir. Edatlar, dilin ifade gücünü artıran, anlamı belirginleştiren ve iletişimde derinlik sağlayan önemli dilbilgisel unsurlardır. Kökenleri ve zaman içindeki gelişimleri, Türk dilinin tarihsel ve coğrafi yayılımı hakkında da değerli bilgiler sunmaktadır. Özellikle vurgu, sözcük tekrarı, zarflar ve devrik cümleler gibi farklı pekiştirme yöntemleri, Türkçenin ifade esnekliğinin temelini oluşturur. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!