1. İlham Veren Beton Mimarlığı (Didem BAŞ YANARATEŞ) Betonun Yanlış Anlaşılması ve Gerçek Potansiyeli: Beton mimarlığı, betonarmenin yaygın kullanımı nedeniyle genellikle yanlış anlaşılmış veya arka planda kalmıştır. Oysa betonun malzeme olarak özgün nitelikleri ve taşıyıcı sistem olarak betonarmenin sağladığı yapısal olanaklar, farklı mimari tasarım yaklaşımlarını gerektirir. Makale, beton mimarlığının, betonarme yapı mimarlığı ile karıştırılmasından doğan önyargıya karşı, bir yapı ürününün il ham veren bir mimarlığa doğru biçimleniş mantığını betonun kendi özellikleriyle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Betonun Tarihsel Gelişimi ve Devrim Yaratan Etkisi: Antik Romalılar tarafından keşfedilen ve Portland çimentosu ile 19. yüzyılda yeniden popülerleşen beton, mimarlıkta devrim yaratmıştır. Özellikle demirle birleşerek betonarmeyi oluşturmasıyla, mimarinin alışılagelmiş formlarını ve boyutlarını değiştirmiş, yeni mekanlar ve yapı türlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yirminci yüzyılda beton, ucuzluğu ve hızlı uygulanabilirliği sayesinde yaygınlaşmış ve modern kent yaşamını şekillendirmiştir. Brüt Beton ve Brutalizm Akımı: Modern Mimarlığın yükselişiyle birlikte, betonun mimaride dürüstçe görünür kılındığı brüt beton mimarlığı ve Brutalizm akımı güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. Louis Kahn ve Mies Van Der Rohe gibi öncü mimarlar, malzemenin olduğu haliyle, süslemeden ve kaplamadan kullanılmasını savunmuşlardır. Ancak günümüz yapılarında beton yüzeylerin ince bir çimento derisi veya kaplama ile gizlendiği, betonun gerçek kompozit doğasının manipüle edildiği belirtilmiştir. Brüt Betonda "Parmak İzleri": Brüt betonun yüzeyindeki doku, kalıbın izlerini taşıyarak, "tıpkı parmak izleri gibi söküldükten sonra bile, bir zamanlar orda olanın tanıklığını yapmaktadır". Bu durum, kalıcı kalıplama (Roma betonunda olduğu gibi) ve geçici kalıplama (kalıbın izlerini bıraktığı modern yapılar gibi) olarak iki farklı biçimlendirme davranışını ortaya koyar. İlham Veren Mimar Örnekleri:Tadao Ando (Uzakdoğu): Ando'nun yapılarında brüt betonun temiz ve keskin kalıp ustalığı ile saf geometri ön plana çıkar. Beton kitleler net çizgilerle boyutlandırılmıştır. Ando, doğal ışık ve suyu dramatik bir şekilde kullanarak mekanlara ulvi bir his verir. Yapılarında doğal unsurları (ağaç, taş, su) betonun yapay kayaç ortamıyla uyumlu bir şekilde iç içe geçirir, bu da Zen Felsefesi'nin sade ve yalın görünümünü somutlaştırır. Işık Kilisesi ve Hyogo Vilayet Sanat Müzesi gibi eserleri bu yaklaşımın önemli örnekleridir. Carlo Scarpa (Avrupa): Scarpa, bir cam zanaatçısı olarak, beton yapılarındaki her detayı incelikle tasarlamıştır. Ando'ya benzer şekilde su öğesini ve doğal çevre uyumunu kullanır. Brion Ailesi Abide Mezarı'ndaki beton su havuzu ve Querini Stampalia Çeşmesi'ndeki farklı dokudaki beton ve doğal taş kullanımı, onun zanaatkar yaklaşımını sergiler. Behruz Çinici (Türkiye): Çinici, Carlos Scarpa'nın detaycı zanaatkâr mimarlığına benzer bir beton mimarlığı dili kullanmıştır. ODTÜ Kampüs yapılarında suyun doğal bir öğe olarak kullanımı ve beton yüzeylerle doğal kaya peyzaj öğelerinin bir aradalığı, onun eserlerinde beton mimarlığının ilkelerini yansıtır. TBMM Cami Kompleksi de saf geometrinin yalın hatları ve doğal su öğesi kullanımıyla ilham veren bir örnek olarak sunulmuştur. Sonuç: Beton mimarlığı, malzemenin özüne dayalı biçimlendirme ilkeleriyle farklı coğrafyalarda ortak bir dil kullanan mimarlar aracılığıyla ilham veren bir karakter sergilemektedir. Betonun kitlesel, ağır, dolu, kayaç ifadeleri, doğal unsurlarla olan birlikteliği ve saf geometriyi izleyen uyumlu karakteristiği ile betonarmenin sıva ve kaplama altında gizlenen yapısal özelliklerinden çok farklı bir estetik sunar. 2. Kadıköy’ün Örüntüsünde Kamusallık ve Alternatif Sahneler (Devran BENGÜ) Kamusallık ve Kamusal Alan Kavramı: Makale, kamusallık kavramını kamusal alanı besleyen bir özellik olarak ele almaktadır. Kamusal alan, tüketim ortamlarının dışında yer alan ve iletişimsel üretkenliğin varlığını gerektiren, kamusal öznenin gelişimine katkıda bulunan temel niteliklere sahip bir mekandır. Sanatın, özellikle tiyatro sanatının, kamusal öznenin gelişimindeki rolü ve kamusal alana hizmet eden bir araç olarak önemi vurgulanmıştır. Kadıköy'ün Kamusallık Ortamı: Kadıköy, Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde orta sınıfın ve ilk Türk burjuvazisinin filizlendiği, kültürel etkinliklerin yoğunlaştığı nadir semtlerden biridir. Yerel idare ile semt sakinleri arasında var olan dayanışma, güçlü bir kültür potansiyeli yaratmıştır. Kadıköy'ün tarihi kent merkezi ve çevresi, yoğun eski konut stoku sayesinde yerel nüfus sürekliliğini sağlamakta ve bu da kamusallığın sürekliliği için önemli bir temel dinamiktir. Kentsel Dokunun Kamusallığa Etkisi: Kadıköy'deki kısa blok kullanımlarına sahip ızgara sistemi ve girift sokak dokusu, farklı perspektiflere, köşe dönüşlerine ve çoklu kullanımlara olanak tanır. Bu yapı, ticaret ve farklı işlevlerin çeşitliliğini artırarak kamusallığın canlılığına katkıda bulunur. Enformel kaldırım hayatı, dinlenme, sohbet ve yemek için kullanılan yarı açık mekanlar, Kadıköy'de sokak alanlarının kamusal mekanlar olarak kabul gördüğünün önemli göstergeleridir. Alternatif Sahne Mekanları: Kadıköy tarihi kent merkezinde, eski bina stoğunda yer alan farklı işlevlerin dönüştürülmesiyle yapılandırılan "yeni nesil tiyatro mekanları" tespit edilmiştir. Bu alternatif sahneler, kapitalist üretim süreçlerinden farklılaşan kendi özgün üretim dinamiklerine sahiptir. Sanatçıların kişisel sermaye ve emekleriyle gelişen bu mekanlar, devlet desteği veya büyük sponsorluklar olmadan varlıklarını sürdürürler. Alternatif Sahnelerin Kadıköy Kamusallığına Entegrasyonu: Bu yeni nesil mekanlar, Kadıköy'ün mahalli örüntüsündeki kamusallık ile bütünleşmektedir. Belediyenin yayalaştırma politikaları ve kültürel etkinlikleri desteklemesi, sokakların ve yarı açık mekanların kullanımını teşvik etmesi, alternatif sahnelerin bu kamusallığa eklemlenmesine yardımcı olmaktadır. "Küçük Nicelikler İçeren ‘Ortalama Dışı’ İpuçları" Olarak Alternatif Sahneler: Jacobs'un teorisine atıfta bulunularak, alternatif sahnelerin Kadıköy'ün tarihsel dokusundaki karma kullanım yapısı içinde yerel esnafla yakın ilişki kurduğu gözlemlenmiştir. Bu mekanlar, kentsel canlılığın dengelenmesini sağlayan "küçük nicelikler içeren ‘ortalama dışı’ ipuçları" olarak değerlendirilebilir. Kadıköy Tiyatrolar Platformu ve Kamusal Alan Gelişimi: Yeni nesil tiyatro gruplarının oluşturduğu Kadıköy Tiyatrolar Platformu, kendi sorunlarını aşmak ve yerel halkla bütünleşmek amacıyla projeler geliştirmektedir. Bu projeler (örneğin "Benim Komşum Tiyatro"), yerel halkın kente dair söz hakkı istemesine ve katılımcı pratiklere yönelmesine zemin hazırlayarak kamusal alanı güçlendiren iletişimsel ve eylemsel deneyim alanları yaratmaktadır. Kamusallığın Temel Bileşenleri: Kadıköy'de kamusal alanı besleyen bir kamusallığın oluşmasında dört temel bileşen grubu belirlenmiştir: Toplumsal Örüntü: Sosyo-kültürel ortam ve sosyo-ekonomik ortam. Mekansal İlişkiler: Kentsel mekansal doku ve mimari mekansal doku. Kamusal Kültür Üretimi İlişkileri: Sivil toplum ve ekinsel üretim, Belediye ve ekinsel üretim. Sonuç: Kadıköy'deki alternatif sahne mekanları, yerel kamusallığın temel unsurları ve bileşenleri ile bütünleşerek, kamusal alanı besleyen bir "ekinsel üretim" ortamı yaratmaktadır. Bu bütüncül yaklaşım, yerel idari birimlerde kamusal alanı zenginleştirecek yeni mekansal üretimlerin ortaya çıkması için önemli bir potansiyel sunmaktadır. 3. Kentsel Isı Adasının Nedenleri, Etkileri ve Azaltılması İçin Alınabilecek Önlemler Üzerine Bir İnceleme (Ülger BULUT KARACA) Kentsel Isı Adası (KIA) Tanımı ve Önemi: Kentsel Isı Adası (KIA), kentsel alanların kırsal çevrelerinden daha sıcak olması fenomenidir. Bu durum, iklimsel konforun yanı sıra enerji korunumu açısından da büyük önem taşımaktadır. Özellikle büyük kentlerde, küresel iklim değişikliğinin yerel bir yansıması olarak ciddi bir problemdir. KIA Çeşitleri: KIA'lar atmosferin farklı katmanları ve yüzeyleri için farklı özellikler gösterir. "Yüzeysel KIA" kentsel alandaki yüzey sıcaklığının, "atmosferik KIA" ise kentsel alandaki hava sıcaklığının kırsal bölgelerden daha yüksek olması durumunu ifade eder. Atmosferik KIA, yüzeydeki ısı adalarına göre daha az değişiklik gösterir ve genellikle gün batımından sonra daha belirgin hale gelir. KIA'nın Oluşum Nedenleri:Daha Az Bitki Örtüsü Nedeniyle Düşük Evapotranspirasyon: Kentsel alanlarda bitki örtüsünün azalması, toprak neminin azalmasına ve evapotranspirasyon (bitkinin su tüketimi ve buharlaşma ile birlikte su toplamı) sürecinin düşmesine neden olur. Bu durum, yüzey ve hava sıcaklıklarının artmasına yol açar. Düşük Albedo Nedeniyle Güneş Radyasyonunun Soğrulması: Kentsel yüzeyler (çatılar, yollar, kaldırımlar) genellikle kırsal alanlardakinden daha düşük albedoya (güneş enerjisini yansıtma yüzdesi) sahip koyu renkli malzemelerden oluşur. Bu, güneş enerjisinin daha fazla soğurulmasına ve yüzey sıcaklıklarının artmasına neden olur. Hava Akışını Engelleyen Engebeler/Yükseltiler: Kentsel alanlardaki yüksek binalar ve düzensiz topografya, "kentsel kanyon" etkisi yaratarak hava akışını kısıtlar. Bu durum, hava kirleticilerinin yoğunlaşmasına ve ısı tutulumunun artmasına sebep olur. Yüksek Miktarda Antropojenik (İnsan Kaynaklı) Isı Yayımı: Endüstriyel faaliyetler, motorlu taşıtlar, kentsel büyüme ve yapılaşma gibi insan kaynaklı aktiviteler, atmosfere ısı yayarak KIA oluşumuna katkıda bulunur. Binaların ısıtma ve soğutma amaçlı enerji tüketimi de önemli bir antropojenik ısı kaynağıdır. KIA'nın Etkileri: KIA, insan sağlığı ve konforunun yanı sıra bitki gelişimi, hava ve su kalitesini de olumsuz etkiler. Özellikle yaz aylarında ısı stresi, hastalık ve ölümlere neden olabilir. Artan sıcaklıklar, binaların soğutma enerjisi ihtiyacını artırır, bu da fosil yakıt tüketimini ve sera gazı emisyonlarını yükseltir. KIA'yı Azaltmaya Yönelik Önlemler:Kentsel Tasarım ve Kent Geometrisi: Kentsel planlamada binalar arası boşluklar ve rüzgar rotaları dikkate alınarak hava akışı sağlanmalı, bu da KIA etkisini azaltmaya yardımcı olabilir. Kentsel Yüzey Malzemeleri: Yollar ve kaldırımlar gibi kentsel yüzeylerde yüksek albedo değerine sahip (açık renkli) ve geçirimli kaplama malzemeleri kullanılmalıdır. Bu, güneş ışınlarının yansımasını artırarak ve evapotranspirasyonu destekleyerek serinletici etki yaratır. Bitki Örtüsü ve Ağaçlandırma: Kentsel yeşil alanların artırılması, ağaçlandırma yapılması, gölge sağlayarak ve evapotranspirasyon yoluyla sıcaklığı düşürerek KIA etkilerini azaltmada en etkili stratejilerden biridir. Ağaçlar aynı zamanda CO2 emilimini de sağlar. Serin Çatılar ve Bitkilendirilmiş Çatı Sistemleri: Çatılar, kentsel yüzey alanının önemli bir kısmını oluşturduğundan, yüksek albedo değerli serin çatı malzemelerinin veya bitkilendirilmiş (yeşil) çatı sistemlerinin kullanılması KIA etkisinin azaltılmasında etkilidir. Yeşil çatılar, ısıyı emerek ve havayı filtreleyerek ortamı serinletir. Sonuç: KIA'nın azaltılması için kentsel geometriyi değiştirmeye ve antropojenik ısıyı azaltmaya yönelik tasarım ve planlama stratejilerine odaklanılmalıdır. Plansız kentleşme yerine planlı büyüme ve kentsel dönüşüm, bu etkilerin azaltılması için önemli fırsatlar sunabilir. 4. Binalardan Kaynaklanan Karbon Salımlarının Azaltılması İçin Mimari Tasarım Stratejileri (Kemal Ferit ÇETİNTAŞ) Küresel Isınma ve Binaların Rolü: Küresel ısınma ve iklim değişikliği, sera gazı salımları nedeniyle insan yaşamını tehdit eden en önemli sorunlardır. Binalar, dünyadaki sera gazı salımlarının önemli bir kısmından sorumludur, çünkü konfor koşulları için harcanan enerji genellikle fosil yakıtlardan sağlanır. Bu durum, binaların yüksek miktarda karbondioksit (CO2) salımı gerçekleştirmesine neden olur. Binaların Yaşam Döngüsü ve Karbon Salımı: Binalar, yaşam süresi boyunca (yapı öncesi, yapı ve yapı sonrası evreler) kaynak kullanımı ve enerji tüketimine bağlı olarak karbon salımı yapmaktadır. Yaşam döngüsü yaklaşımı, bir ürünün veya hizmetin tüm aşamalarındaki çevresel etkilerini değerlendirir. Yapı Öncesi Evre: Ham madde temini, malzeme üretimi, şantiyeye nakliye ve inşaat sürecini kapsar. Malzemelerin "gömülü enerjisi" ve üretim sırasındaki karbon salımı, bu evrenin en önemli etkileridir. Malzeme seçimi (düşük oluşum enerjili malzemeler), malzeme miktarının azaltılması (kompakt formlar) ve yerel temin (nakliye karbonunu azaltma) bu aşamada önemlidir. Yapı Evresi (Kullanım Dönemi): Binanın inşa edildikten sonra ömrünü tamamlayana kadar kullanıldığı en uzun dönemi kapsar. Konfor koşullarının sağlanması için tüketilen enerji ve yakıt türü, bu evredeki karbon salımını belirler. Bakım ve onarımlar da bu döneme dahildir. Yapı Sonrası Evre: Binanın yıkılması, atıkların geri dönüştürülmesi ve/veya bertaraf edilmesi süreçlerini içerir. Bu evrenin toplam karbon salımındaki ağırlığı genellikle düşüktür. Karbon Salımını Azaltma Stratejileri:Pasif Tasarım: Binaların pasif sistem olarak tasarlanması, aktif sistemlere olan ihtiyacı asgari seviyeye indirerek enerji tüketimini ve dolayısıyla karbon salımını azaltır. İklim (sıcaklık, nem, rüzgar), kullanıcı davranışları (yoğunluk, aktivite), iç kazançlar (cihazlar) ve binanın fiziksel özellikleri (yer, mesafe, yön, form, kabuk özellikleri) pasif tasarımda dikkate alınmalıdır. Malzeme Seçimi: Düşük "oluşum enerjisi" ve "oluşum karbonu" değerlerine sahip malzemelerin tercih edilmesi, yapı öncesi evre karbon salımını önemli ölçüde azaltır. Örneğin, agrega ve saman balyası düşük oluşum enerjisine sahipken, polistren yalıtım malzemesi en yüksek oluşum enerjisine sahiptir. Bina Formu: Kompakt bina formları, kabuk alanını azaltarak malzeme miktarını ve dolayısıyla oluşum enerjisi ve karbonunu düşürür. Yerel Malzeme Kullanımı: Yapı malzemelerinin şantiyenin yakın çevresinden temin edilmesi, nakliye kaynaklı enerji tüketimi ve karbon salımını azaltır. İnşaat Yöntemleri: Yapım işlerinin niceliğinin azaltılması, detayların basitleştirilmesi ve demonteye uygun tasarımlar, inşaat sürecindeki enerji tüketimini düşürür. Yakıt Türü Seçimi: Enerji ihtiyacının sera gazı salımı düşük yakıt türlerinden (yenilenebilir enerji kaynakları gibi) karşılanması, kullanım dönemindeki karbon salımını önemli ölçüde azaltır. Yalıtım Kalınlığı ve Cam Seçimi: Yalıtım kalınlığının ve cam türünün (örneğin Low-E kaplı camlar) iklim bölgesine ve bina tipolojisine uygun olarak seçilmesi, enerji performansını ve karbon salımını doğrudan etkiler. Yanlış yalıtım uygulamaları, sıcak iklimlerde soğutma ihtiyacını artırarak karbon salımını yükseltebilir. Bakım ve Onarım: Dayanımı yüksek ve hizmet ömrü uzun yapı malzemelerinin tercih edilmesi, yenileme ihtiyacını azaltarak malzeme tüketimi kaynaklı karbon salımını önler. Yeniden Kullanım ve Geri Dönüşüm: Binaların hizmet ömrünü tamamladıktan sonra yenilenerek yeniden kullanılması veya demonteye uygun tasarlanarak yapı elemanlarının başka yapılarda tekrar kullanılması, atık oluşumunu ve yeni inşaatın neden olacağı karbon salımını engeller. Sonuç: Bina tasarımında estetik ve fonksiyonelliğin yanı sıra performans da dikkate alınmalıdır. Karbon salımını azaltmak için bütüncül bir yaşam döngüsü perspektifiyle yaklaşım esastır. Mevcut standartlar ve yönetmelikler, yaşam döngüsü enerji tüketimi ve karbon salımını dikkate alacak şekilde revize edilmelidir. Ülke özelinde veri tabanlarının oluşturulması ve performans analizlerinin yapılması, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik öneme sahiptir. 5. Bir Yer Kimliği Olarak Endüstri Mirasını Korumak: Güney Fransa “Sorgue Havzası” Örneği (Gülferah ÇORAPÇIOĞLU) Endüstri Mirası Tanımı ve Önemi: Endüstri mirası, endüstri devrimiyle birlikte ortaya çıkan ve zamanla kullanım dışı kalan yapıları, ekipmanları ve alanları kapsar. TICCIH (Uluslararası Endüstri Mirasını Koruma Komitesi) tarafından "tarihi, sosyal, mimari veya bilimsel değerleri olan endüstriyel kültür izleri" olarak tanımlanır. Bu mirasın korunması, estetik, belgesel, tarihi, teknolojik, ekolojik ve ekonomik değerleriyle birlikte ele alınmalıdır. Koruma Yaklaşımının Belirlenmesi: Endüstri mirası alanlarının korunmasında, atıl durumda kalmalarını önlemek ve yeniden işlevlendirilmeleri sırasında ortaya çıkabilecek sorunları (özellikle "somut olmayan değerlerin" göz ardı edilmesi) gidermek için koruma hedeflerinin niteliği önemlidir. ICOMOS Türkiye Bildirgesi'nde belirtildiği gibi, mirasın toplumsal yaşama katılması ve aidiyet duygusu yaratması sürdürülebilir korumanın bir kriteridir. L’Isle-sur-la-Sorgue Örneği (Güney Fransa):Tarihsel Bağlam: Fransa'nın güneyindeki Sorgue Nehri Havzası'nda yer alan L’Isle-sur-la-Sorgue, 12. yüzyıldan 20. yüzyıl ortalarına kadar hidrolik enerji kullanarak çeşitli endüstriyel üretimlerin (un, kağıt, halı, kumaş, iplik, mekanik atölyeleri) merkezi olmuştur. Özellikle yün endüstrisi ve "Avignon halıları" ile tanınmıştır. Endüstrinin Sonu ve Turizme Yönelim: 20. yüzyılın ortalarında, sanayi devriminin getirdiği teknik gelişime ayak uyduramayan şirketler kapanmış ve bölge turizme yönelmiştir. Günümüzde antika ticaretinde Avrupa'da üçüncü sırada olup, kültür turizmi faaliyetleriyle varlığını sürdürmektedir. Korumanın Sembolleri: Bölgenin endüstriyel geçmişine tanıklık eden 13 su çarkı, halen hareket halinde korunarak "bir portre çizerek yerin geçmiş endüstriyel kimliğini canlandırmaktadır". Bu çarklar, mirasın somut olmayan değerlerini günümüze aktaran bellek göstergeleridir. Eylem Planları ve Hedefler: Yerel yönetim, bölgenin doğal ve kültürel değerlerini koruyarak yaşam kalitesini geliştirmeye yönelik uzun vadeli eylem planları geliştirmektedir. Bu planların hedefleri arasında "bölge mirasının ve kimliğinin korunması, geliştirilmesi ve aktarılması", "sanat ve kültürün tanıtılması", "doğal alanların korunması" ve "yerel etkinliklerin geliştirilmesi" yer almaktadır. Sorgue Nehri'nin Rolü: Bölgenin endüstriyel kimliğini oluşturan Sorgue Nehri, kendi ekosistemiyle birlikte "Natura 2000" koruma ağı içinde yer almakta ve tarihi-coğrafi sembolik bir alan olarak korunmaktadır. Koruma Yaklaşımlarında Öneriler: Endüstri mirası alanlarının korunmasında, her alanın coğrafi özelliklerine, doğal ve kültürel değerlerine, geçim kaynaklarına ve üretim biçimine özgü analizler yapılmalıdır. Koruma, kamusal enerjilerle desteklenerek "kolektif kimliği güçlendirme, bölgenin imajını canlandırma ve bölge ekonomisine yenilikçi bir boyut kazandırma" hedefleriyle bütünleştirilmelidir. Sonuç: Koruma, sadece onarım değil, bir bölgenin geçmişini ve sürekliliğini sağlayan bütüncül bir süreç olarak ele alınmalıdır. Endüstri mirasının ekonomik değerini yitirse de bellek değerini sürdürebilmesi ve toplumla diyalog kurabilmesi için gerçekçi koruma yaklaşımları benimsenmelidir. Kültürü toplum hayatının merkezine koymayı hedefleyen eylem planları, sürdürülebilir miras koruma için kritik öneme sahiptir. Aksi takdirde, mekanın somut olmayan değerleri göz ardı edilerek kimliksiz bir koruma eylemi ortaya çıkacaktır. 6. Sürdürülebilirlik ve Yerel Mimarlık, Türkiye-İran Konutları Üzerinden Karşılaştırmalar (Fatma Ceyda GÜNEY YÜKSEL, Azadeh REZAFAR) Sürdürülebilirlik ve Geleneksel Mimarlık İlişkisi: Sanayileşme, kentleşme ve küresel ısınma gibi modern dünya sorunları karşısında sürdürülebilir/geleneksel mimari yaklaşımları önem kazanmıştır. Geleneksel konutlar, endüstrileşme öncesi toplumların mimarisi olarak, iklim, coğrafya ve çevre koşullarından maksimum düzeyde yararlanarak yerel malzeme kullanımıyla inşa edilmiş ve yüzyıllarca konforlu ortamlar sunmuştur. Bu yapılar, sürdürülebilirlik ilkelerini içselleştirmiştir. Sürdürülebilirlik Kavramının Bileşenleri: Sürdürülebilirlik, ekonomi, toplum ve ekoloji/çevre olmak üzere üç temel bileşeni içerir. Sürdürülebilir mimarinin temel hedefi, yapılı çevrenin kalitesini artırarak olumsuz çevresel etkileri en aza indirmek, doğal ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak, yerel malzemeleri tercih etmek ve insan sağlığı ile konforunu sağlamaktır. Jeffery Cook'un tanımına göre sürdürülebilirlik, doğal sistemler ve insan kullanımları arasında denge, çevre bilinci, yenilenebilir malzeme kullanımı ve iklim ile mimari arasındaki ilişkileri dikkate alır. Yerel Mimari ve Sürdürülebilirlik: Yerel mimari (vernacular mimari), mimar veya uzmana gerek duyulmadan, toplumun ihtiyaçlarına göre, coğrafi, iklimsel ve kültürel koşullara yanıt olarak yapılmış yapılardır. Bu yapılar, esnek, geri dönüşümlü ve doğayla uyumludur. Kerpiç, taş, ahşap gibi yerel ve doğal malzemeler, ekonomik olmaları, kolay ulaşılabilir ve geri dönüşümlü olmaları, doğal ısı yalıtımı sağlamaları nedeniyle sıkça tercih edilmiştir. Yerel mimaride arazi eğimi, manzaraya yönelim, gün ışığı ve rüzgar kullanımı gibi fiziki şartlara uygun planlamalar yapılır. Avlular, sıcak-soğuk iklim koşullarına karşı koruma sağlarken, odaların mevsimsel kullanıma göre farklı konumlarda yerleştirilmesi enerji verimliliğini destekler. Türk Evi'nin Sürdürülebilir Özellikleri:Kültürel ve Sosyal Etkiler: Türk Evi, Anadolu'ya yerleşen Türklerin göçebe kültürden yerleşik hayata geçişiyle oluşmuş ve bölgesel farklılıklar gösterse de benzer aile yapısı ve kültürel etkilerle bir bütünlük sergilemiştir. Sokak ve Çevre İlişkisi: Mahremiyet kavramı, yüksek duvarlar, ağaçlar ve çalılar kullanılarak avlu ile sokak ilişkisinin sağlanmasını ve gölgelik alanlar oluşturulmasını desteklemiştir. Plan Şeması (Sofa ve Odalar): Türk Evlerinde "oda" ve "sofa" temel alanlardır. Sofa, iç ve dış mekan arasındaki geçişi ve odalar arası bağlantıyı sağlar. Sofa tipleri (sofasız, dış sofalı, iç sofalı, orta sofalı) iklim koşullarına göre şekillenmiştir. Soğuk iklimlerde iç sofalı planlar ısı koruması sağlarken, ılıman iklimlerde güneş etkisini azaltıp rüzgarı içeri taşımak amaçlanmıştır. Malzeme Kullanımı: Kerpiç, taş, ahşap gibi yerel, dayanıklı ve geri dönüşümlü malzemeler tercih edilmiştir. Cephe Özellikleri: Çıkmalar ve saçaklar, doğal havalandırma, aydınlatma, manzara yönelimi ve iklimsel koruma için önemli rol oynamıştır. İran Evi'nin Sürdürülebilir Özellikleri:İnsan Odaklı Tasarım: İran geleneksel mimarisi, insan karakteri, istekleri ve ihtiyaçlarına odaklanmıştır. İklimsel Uyum ve Orsi Kullanımı: Sıcak ve soğuk iklime sahip ülkede, mimari tasarımda "Orsi" gibi elemanlar iklimin olumsuz koşullarını engellemek için kullanılmıştır. İçe Dönüklük ve Avlu Kullanımı: Yüksek duvarlarla çevrili iç avlular, sıcak bölgelerde serin hava alımını sağlamak ve mahremiyeti korumak için etkili olmuştur. Avlulardaki havuzlar, ortamın nem dengesini sağlayarak serinletici etki yaratır. Malzeme ve Yapı İlkeleri: Tasarruf (enerji, malzeme), yapı bilgisi (estetik, dayanıklılık, işlevsellik), geometri (matematiksel ve geometrik uyum) ve yerellik (yerel malzeme ve üretim) gibi ilkeler ön plandadır. Mevsimsel Kullanım: Odaların yazlık ve kışlık kullanıma göre konumlandırılması, iklimsel değişikliklere uyum sağlamıştır. Karşılaştırma ve Ortak Noktalar: Her iki kültürün geleneksel konut mimarisi, iklimsel, coğrafi ve kültürel verilere bağlı olarak şekillenmiş birçok ortak noktaya sahiptir: İçe dönük planlama, avlu ve bahçe kullanımı, yüksek duvarlarla mahremiyetin sağlanması. Su öğesi (havuz, kuyu) ve bitkilendirme ile mikroklima yaratma. Güneş ve rüzgar yönüne göre odaların mevsimsel planlaması (yazlık/kışlık). Kerpiç, taş, ahşap gibi yerel, ekonomik, geri dönüşümlü ve çevreye uyumlu malzemelerin kullanımı. Doğal havalandırma ve aydınlatma sağlayan cumbalı pencereler. Toprak dam çatı örtüsü kullanımı (özellikle sıcak ve az yağışlı bölgelerde). Sonuç: Yerel mimari örnekleri, sürdürülebilir tasarım düşüncesiyle planlanmış yapılardır. Günümüzde bu anlayışın temel özelliklerinin analiz edilerek modern konut tasarımlarına uyarlanması, küresel çevre sorunlarının çözümüne katkı sağlayabilir. Türk ve İran geleneksel konut mimarisi, kullanıcı odaklı, insana ve doğaya saygılı tasarım yaklaşımıyla sürdürülebilir tasarıma ilham vermektedir. 7. Genişletilmiş Gerçeklik Uygulamaları Hazırlayan Tasarımcılar İçin Temel Kullanıcı Deneyimi Prensipleri (Elif GÜRÇINAR) Genişletilmiş Gerçeklik (XR) ve Kullanıcı Deneyimi (UX): XR teknolojileri (Sanal Gerçeklik - VR, Artırılmış Gerçeklik - AR, Karma Gerçeklik - MR) tasarımcılar için yeni fırsatlar ve zorluklar sunmaktadır. Bu teknolojilerde insan-bilgisayar etkileşimi (HCI) geleneksel 2D ekranlardan farklı olarak 360 derecelik, 3D bir dünya sunar. Bu nedenle kullanıcı deneyimi (UX) prensiplerinin XR'a adapte edilmesi gerekmektedir. UX, kullanıcının bir ürünle etkileşime girdiği andan itibaren tüm duygusal ve işlevsel deneyimi kapsar. XR Teknolojileri Tanımları:Sanal Gerçeklik (VR): Etkileşimli, üç boyutlu, bilgisayar tarafından oluşturulan dijital bir ortamda sürükleyici bir etki sağlamak için kullanılan teknolojidir. Kullanıcıyı tamamen sanal bir dünyaya taşır. Artırılmış Gerçeklik (AR): Gerçek dünyayı sanal verilerle zenginleştirir; kullanıcı gerçek dünyayı görürken üzerine bindirilmiş sanal nesnelerle etkileşim kurar. Karma Gerçeklik (MR): AR ve VR'nin birleşimi olarak, kullanıcıların dijital bir ortamın yansıtıldığı gerçek ortamı algılamalarını ve etkileşim kurmalarını sağlar. XR Teknolojisinin Kullanım Alanları: XR teknolojileri 2026'da 463,7 milyar ABD Doları değerine ulaşması beklenen hızla büyüyen bir piyasaya sahiptir. Başlıca kullanım alanları: İş Sahası ve Kabiliyet Geliştirme Eğitimleri: İşçilerin sahaya girmeden eğitim alması, karmaşık montaj hatlarında yeni çalışanların eğitilmesi, ordu ve uzay teknolojisi gibi yüksek maliyetli eğitimlerde bütçe tasarrufu. (Ör: Boeing pilot eğitimi, Airbus mühendis eğitimi). Eğlence: AR ve VR oyunları, konserler, sergiler, spor karşılaşmaları gibi etkinliklerde yeni deneyimler yaratır. Kampüs ve Eğitim: Eğitim deneyimlerini zenginleştirerek sınıfların ve kampüs ortamlarının sanal deneyimlere ve disiplinler arası iş birliklerine uygun hale getirilmesi. Sağlık: Hastalar, yaşlılar, çocuklar ve engelliler için erişim sorunlarını aşma, doktorlara operasyon sırasında destek ve eğitim (Ör: Alder Hey Hastanesi'nde cerrahi operasyonlarda Microsoft Hololens kullanımı). Kültür: Turistik aktiviteler, sergiler, müze deneyimleri (Ör: Cleveland Sanat Müzesi'nin Art lens uygulaması). Pazar: Mobilya ve iç dekorasyon ürünlerinin pazarlanması, e-ticaret (Ör: IKEA Place uygulaması). Kullanıcı Deneyimi (UX) ve Kullanıcı Arayüzü (UI) Tasarımı:UX: Kullanıcının bir ürünle etkileşime girdiği ilk andan itibaren tüm duygusal, işlevsel deneyimi kapsar. İyi bir UX, kullanıcının ihtiyaçlarını zahmetsizce karşılar, sade ve anlaşılır bir iletişim kurar ve deneyimden keyif almasını sağlar. UI: UX tasarımının görsel kısmıdır, uygulamanın grafik düzeni ve insan-cihaz arasındaki etkileşimi inceler (düğmeler, metinler, görüntüler). UI tasarımcıları ara yüzün nasıl görüneceğine karar verirken, UX tasarımcıları nasıl çalıştığını belirler. XR'da Kullanıcı Deneyimi Tasarımı Prensipleri:Akıcılık ve Gerçekçilik: Fiziksel dünyayı inceleyerek ve kullanıcı davranışlarını gözlemleyerek en doğal etkileşimi oluşturmaya çalışmak. Derinlik, aydınlatma, gölge, perspektif ve ses efektleri ile gerçekliği güçlendirmek. Hızlı Prototip Üretimi: Fikir aşamasından itibaren hızlı ve basit VR prototipleri hazırlayarak erken geri dönüş almak ve hatalardan öğrenmek. 3 Boyutta Çalışmak: VR ortamında doğru oran ve boyut algısı için 2D tasarım araçları yerine 3D ortamda çalışmaya erken başlamak. Kullanıcı Davranışlarına Göre Deneyimler Tasarlamak: VR uygulamalarının uzun süreli kullanıma uygun olması, kullanıcı güvenliği ve psikolojik rahatlığı için gerekli önlemlerin alınması. 360° Deneyim: Kullanıcının etrafındaki 360 derecelik alanda çalışırken birincil ve ikincil görüş alanlarını dikkate alarak objeleri yerleştirmek. DoF (Serbestlik Derecesi): Uygulamanın işlevine göre 3-DoF (rotasyon) veya 6-DoF (rotasyon ve öteleme) cihaz seçimi. Baş ve Boyun Rahatlığı: Kullanıcının boyun hareketini kısıtlamayacak, başını fazla hareket ettirmesine gerek kalmayacak bir tasarım yapmak. Birincil görüş alanının (yaklaşık -15 ila +15 derece) dikkate alınması. Göze ve Odak: Göz yorgunluğunu engellemek için 3D objelerin ve UI elemanlarının ideal mesafelerde (2-3 metre) yerleştirilmesi, yazı boyutları, kontrast, aydınlatma gibi özelliklerin dikkatlice ayarlanması. Kol Mesafesi: Ortalama kol uzunluğu (50-70 cm) dikkate alınarak önemli giriş komutlarının yerleştirilmesi. Gezinti (Locomotion) Yöntemleri: VR ortamında sınırlı fiziksel alanda sanal dünyayı keşfetmek için yerinde yürüme, ışınlanma, kumanda ile hareket etme, yönlendirilmiş yürüme gibi tekniklerin kullanılması. Motion Sickness (Hareket Hastalığı): Ufuk çizgisini sabit tutmak, dengeli zemin hissi vermek, dönüş hızları arasındaki farkı minimize etmek gibi prensiplerle mide bulantısı ve baş dönmesini engellemek. Açısal Boyut ve Mesafeden Bağımsız Milimetre (dmm): VR'da UI elemanlarını düzenlemek ve okunaklı hale getirmek için Google tarafından geliştirilen dmm ölçüsünü kullanmak. VR'da Ara Yüz Tasarımı: UI elemanlarının bir küre düzlemine oturtularak yerleştirilmesi, derinlik, kontrast ve gölgelendirme kullanımıyla anlaşılırlığı artırmak. AR'da Kullanıcının Ortamını Kavramak: MAR uygulamalarında ortamın, çevrenin ve dijital datanın orantısı, ilişkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Kullanıcının hareketleri önceden planlanmalı ve AR kullanım alanları (masa, oda, dünya ölçeği) belirlenmelidir. Doğal Etkileşim Tasarımı: Görsel ve işitsel geri dönüşler sağlamak, kullanılabilir yüzeyleri belirginleştirmek ve objelerle doğal etkileşimi desteklemek. Ekranda Denge ve 3D Ara Yüz Tasarımı (MAR): Küçük mobil ekranlarda 2D ara yüz elemanlarını minimumda tutmak ve 3D ara yüz elemanlarını tercih etmek. MR'da Tasarım: Sanal objeler için renk, ışık ve malzemelerin dikkatlice düşünülmesi, uygulamanın hedeflenen sistemine (FOV farkları) göre görsel öğelerin boyutu ve yerleşiminin ayarlanması. El etkileşimi veya kumanda kullanımı. UX Tasarım Süreci: Projenin başarısı için kullanıcı araştırması, paydaş görüşmeleri, kullanılabilirlik testleri ve belgeleme gibi yöntemler izlenmelidir. Hedef kitlenin belirlenmesi, birincil ihtiyaçların saptanması ve anketler, tasarım sürecinin önemli adımlarıdır. Sonuç ve Öneriler: XR uygulamalarında akıcı, güvenli ve kullanılabilir deneyimler yaratmak için UX prensiplerinin teknolojilere adapte edilmesi kritik öneme sahiptir. Tasarımcıların sürekli deneme-yanılma yoluyla ilerlemesi, sanal sahneleri ve etkileşim yöntemlerini her adımda test etmesi tavsiye edilir. 8. Mevcut Konut Stokunda Ekolojik Rehabilitasyon Yaklaşımları (Selda KABULOĞLU KARAOSMAN) Küresel İklim Krizi ve Binaların Rolü: Küresel iklim değişikliği ve ısınma, 21. yüzyılın en büyük sorunlarından biridir. Binalar, dünya enerjisinin yaklaşık yarısını tüketerek sera gazı emisyonlarının önemli bir kısmından sorumludur. Bu nedenle, iklim değişikliğini önlemek için binaların enerji verimliliğini artırmaya yönelik politikalar ve programlar önceliklidir. Nüfus Artışı ve Konut Stokunun Önemi: Hızla artan dünya nüfusu (2050'ye kadar 9,7 milyar bekleniyor) için konut sağlamak, geleceğin kritik sorunlarından biridir. Uzmanlara göre mevcut tüketim hızıyla 2050'de iki gezegene ihtiyaç duyulacaktır. Bu durum, yeni konut yapımı yerine mevcut konut stokunun ekolojik rehabilitasyonunun önemini vurgular. Ekolojik Rehabilitasyon Kavramı: Mevcut konutları yıkmak yerine ekolojik rehabilitasyon veya dönüşüm yoluyla yeniden kullanılabilir hale getirmek, doğal kaynakları ve gezegeni koruyan önemli bir sürdürülebilir yaklaşımdır. Bu, doğal kaynakların korunmasına, yaşam kalitesinin artırılmasına ve kullanıcı sağlığı ile konforunun gözetilmesine odaklanır. Van Der Ryan'ın Ekolojik Tasarım Stratejileri: Ekolojik tasarım üç kritik strateji sunar: Koruma (Conservation): Tüm kaynakları (enerji, su, malzeme, toprak) verimli kullanarak israfı en aza indirmek. Yeniden Oluşum (Regenerate): Doğal çevreyi korumak, habitatı yeniden yaratmak, yeşil alanları artırmak ve ekosistemleri onarmak. Yönetim (Management): Mevcut ve gelecek nesiller için sağlıklı bir yapılı çevre oluşturmak, düzenli geri bildirimlerle sürekli iyileştirme sağlamak. Ekolojik Rehabilitasyonun Faydaları:Konut mirasını koruma. Konutları iklim değişikliklerine adapte etme ve olumsuz etkilerini azaltma. En az çevresel etkiye sahip olma (ekolojik ayak izini azaltma). Ekolojik taşıma kapasitesini artırma. Kullanım değişikliğine ve gelecekteki ihtiyaçlara uyarlanabilir, esnek alanlar üretme. Daha düşük işletme maliyetleri (enerji ve su verimliliği). Kullanıcı konforu ve sağlığı (doğal havalandırma ve aydınlatma). Konut kalitesini artırma. Ekolojik Rehabilitasyon Süreci ve Yaklaşımları:Programlama: Mevcut durum analizi (restorasyon, hacim azaltma, enerji kullanım hedefleri belirleme). Mevcut konutun restorasyonu: Yeni inşa etmek yerine var olanı kullanmak ekolojik bir yaklaşımdır. Mimari ve kültürel değerlerin korunarak sürdürülebilir çözümlerin entegre edilmesi gerekir. Konutların hacimlerinin azaltılması: Kaynak kullanımını düşürmek için kullanıcı yoğunluğunu düşünerek asgari koşullarda çözümler üretilmelidir. Enerji kullanım hedeflerinin azaltılması: Tasarım sürecinin başında pasif sistemler, ısı yalıtımı ve yenilenebilir enerji sistemleri entegrasyonu ile enerji verimliliği planlanmalıdır. Kaynakları Değerlendirme: Konut çevresindeki doğal kaynakları tespit edip rehabilitasyonda kullanmak (ekolojik taşıma kapasitesini artırma, yağmur suyu toplama sistemleri entegrasyonu). Gri alanları azaltıp yeşil alanları artırmak (yeşil çatılar, dikey bahçeler). Var Olan Strüktürlerle Çalışma: Her konut için ayrı ayrı ele alınan rehabilitasyon çalışmaları, mevcut strüktürleri dönüştürerek konutun gerçek potansiyelini kullanmayı amaçlar. John Todd'un "bir evin gerçek potansiyelinin neredeyse hiç kullanılmadığı" varsayımından yola çıkılır. Konut planlarını küçültmek; "yavaş konut" yaklaşımı: Gereksiz enerji tüketimini ve sera gazı emisyonlarını azaltmak için verimli ve ekonomik, uygun boyutlarda tasarımlar yapılmalıdır. Konutları iklim değişimlerine adapte etmek: Düşük karbon emisyonları için adaptasyon stratejileri (cephelerde açık renkler, yeşil çatılar, bina zarfının yalıtımı, Low E çift camlar, su tasarrufu) uygulanmalıdır. Kullanıcı Konforu; Doğal Havalandırma Sağlamak: Doğal havalandırma olanakları yaratılmalı, olumlu rüzgarlar içeri alınmalı, olumsuzlar engellenmelidir. İç mekan hava kalitesi ve virüs iletim riskini azaltmak için havalandırma kritik öneme sahiptir. Uygulama; Malzeme ve Yenilikçi Çözümler: Düşük toksisiteli, geri dönüştürülebilir malzemeler kullanılmalı, kaynaklardan çıkarılma ve işleme süreçlerinde harcanan gömülü enerji dikkate alınmalıdır. Yeşil teknolojiler yerine uygun stratejilerle yenileme ve onarım öncelikli olmalıdır. İşletme ve Konut Kullanıcılarının Davranışları: Malzeme ve bakım gereksinimlerini basitleştiren sistemler hedeflenmeli, kaynak kullanımını azaltan işletim sistemleri kullanılmalıdır. Kullanıcı davranışları (konfor tercihleri, bilinçli tüketim) enerji tüketimini etkilediği için kullanıcıların enerji verimliliği konusunda bilinçlendirilmesi ve motive edilmesi gerekir. Dönüşüm; Esneklik ve Adapte Edilebilirlik: Gelecekteki değişen ihtiyaçlara uygun esnek, adapte edilebilir konut tasarımları (hareketli bölücü duvarlar, sökülüp takılabilir sistemler) yapılmalıdır. Konutun hizmet ömrüyle uyumlu malzeme kullanımı ve kolay sökme/yıkım için önceden planlama yapılmalıdır. Mevsimlik ve günlük işletmeler düşünülmelidir. Sonuç ve Değerlendirmeler: Mevcut konutların ekolojik rehabilitasyonu, karbon nötrlüğü, gezegenin geleceği ve kullanıcı konforu açısından kritik öneme sahiptir. Mimarlar, doğal sistemlerle uyumlu, insan merkezli konut dönüşümlerini gerçekleştirebilir. Konut politikaları, yasalar ve standartlar da bu süreçte etkili olmalı, kullanıcı davranışları sürdürülebilir yaklaşımlara yönlendirilmelidir. 9. Dokuma ve Mimarlık İlişkisinin Sayısal Potansiyellerinin Araştırılması (Defne Gül KAYAOĞLU) Dokuma ve Mimarlığın Kökeni ve Güncel Durum: Dokuma ve mimarlık, ilk çağlarda barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla aynı zamanlarda ortaya çıkmıştır. Ancak günümüzde dokuma, mimaride genellikle sadece cephede kaplama elemanı olarak kullanılmakta, bağlama, taşıma, yüzey oluşturma gibi yapısal özelliklerinden faydalanılmamaktadır. Bu durum, Vitruvius Prensipleri ile temeli atılan çağdaş mimari tutumla çelişmektedir. Tarihsel Bağlantı: Gottfried Semper, "Mimarinin Dört Öğesi" eserinde, mimarinin kökeninin tekstilin ortaya çıkmasıyla örtüştüğünü belirtir. Frei Otto da ilk insan konutlarının dokunarak inşa edildiğini savunur. "Teknoloji" ve "tekstil" terimlerinin Latince 'texere' (dokuma, bağlama, inşa etme) kökünden gelmesi bu güçlü bağı destekler. Mimarlık ve dokuma, tasarımda geometrik kompozisyon ve yük dağılımı amaçlarını karşılamaları açısından zorunlu disiplinlerdir. Günümüz Mimarisinde Dokumanın Estetik Kullanımı: Güncel mimari projelerde dokuma, genellikle estetik bir unsur olarak cephe kaplamalarında veya desenlerde kullanılır, ancak yapısal birleştirme yöntemi olarak değil. Örnekler:Zaragoza Aragon Pavyonu (Expo 2008): Bölgenin tipik hasır sepet örgüsünden esinlenilmiş, dalgalı camlar dikmeler üzerine oturtulmuş. Pekin Ulusal Stadyumu ("Kuş Yuvası", 2008): Bükülmüş çelik ağlardan oluşan çatısı nedeniyle "kuş yuvası" olarak adlandırılmış. Şangay Dünya Fuarı İspanya Pavyonu (2010): Geleneksel hasır sepet örgülerinin gelişimini gösteren cephe tasarımı. Centre Pompidou Metz (2010): Geleneksel bambu şapka ve Asya sepetlerinden esinlenerek altıgen ve eşkenar üçgenlerden oluşan bir desen kullanılmış. Bu yapıda, üç eksenli ahşap desen hem estetik hem de yapısal işlev görür, ancak geleneksel dokuma sistemindeki bileşenlerin tamamen iç içe geçme ve yükü dağıtma özelliği eksiktir. Dokumanın Sayısal Potansiyelleri ve İleri Çalışmalar: Hesaplamalı mimari tasarım, dokuma ve örme tekniklerinin dijital ortamda yeniden yorumlanarak hızlı prototipleme ile üretilmesini kolaylaştırmıştır. Bu çalışmalarda dokumanın yapısal konfigürasyonlarının tasarımlarda aktif rol oynaması önemlidir. Phillip Beasley gibi araştırmacılar, dokuma ürünlerinin geniş ölçekli, kafes benzeri, gerilime dayalı yapısının yeni teknik yenilik alanları açtığını ve geleneksel binaların yoğun kütlelerini daha verimli sistemlerle değiştirdiğini belirtirler. Umut Veren Yaklaşımlar: Dokuma, basit düğümleme kurallarıyla karmaşık desenler oluşturabildiği ve güzelliği işlevinden geldiği için modern mimari ilkeleriyle uyumludur. Hem süsleme hem de yapısal konfigürasyon aynı kuraldan aynı anda gelebilir. Örnek Projeler:Rizal Muslim'in "Ethnocomputation" (2014): Geleneksel örme tekniklerinin sayısal ortamda analizi ve sentezi yoluyla yeni tasarımlar üretmek ve zanaatkârları hesaplamalı tasarım yöntemleri konusunda eğitmek üzerine odaklanmıştır. Chaturvedi, Colmenares ve Mundim'in "Knitectonics" (2011): Geleneksel örme sistemleri üzerinden optimize edilmiş, uyarlanabilir mimari çözümler sunarak dijital üretim sistemlerini keşfetmeyi amaçlamıştır. Xing vd. "Spülenkorb": Matematiksel şeritlerin geometrik bir kopyası olarak formun düşünülerek, örme yazılımı kullanılarak üretildiği bir projedir. Zaha Hadid Mimarlık ve ETH Zurich'in "KnitCandella" Pavyonu: Üç boyutlu örme tekstil teknolojisi sayesinde ince beton kabuk ve örme sisteminin birlikte çalışarak organik formlar oluşturduğu, pahalı kalıp süreçlerine ihtiyaç duymadan betonun şekillendirilmesini sağlayan yenilikçi bir çalışmadır. Sonuç: Araştırma projeleri, dokuma ve örme tekniklerini sayısal ortamda yorumlayarak, harici taşıyıcı sisteme ihtiyaç duymayan yenilikçi, karmaşık mimari mekanlar elde etmeyi amaçlar. Bu çalışmalar, dokuma sistemlerinin mimariye sağladığı esneklik ve hızlı üretim gibi avantajları günümüz teknolojileriyle güncelleyerek sürdürülebilirliğini sağlamakla ilgilidir. Önder Küçükerman'a göre, dokuma ürünlerinin endüstriyel tüketime dönüşmesini önleyecek yaratıcı yollar geliştirmek önemlidir. Tasarımcılar, geleneksel üretim tekniklerindeki yerleşik algoritmaların farkında olmalı ve bunları tasarım sürecine dahil etmelidir. 10. Görme Biçimlerinin Kurduğu Temsiller ve Mimarlıklar (Nazmiye NURDOĞAN) Mimarlıkta Görsel Temsil ve Görme Biçimleri: Bu çalışma, mimarlıkta görsel temsilin, mimariye dair bilgiyi aktarma olanaklarını "görme biçimleri" ekseninde tartışmaktadır. Görme biçimi, kişinin belleğinde yer edinmiş etkin bir algılama-yorumlama çerçevesi olarak tanımlanmıştır. Temsiller, bu görme biçimi aracılığıyla kişisel perspektifleri kullanma olanağı sunabileceği gibi, kendi gerçekliğini dayatarak gerçeğin yerini tuttuğu izlenimini de verebilir. Temsilin Algılanması ve Yorumlanması: Algı, yaşamı bilmek demektir. Temsil, algı kanalıyla yaşam ve zihin mekanı arasında yer alır; hem dünyayı nasıl algıladığımızın bir yorumu (dışsallaştırma) hem de algılayışımızı etkileyen bir araçtır (içselleştirme). Bellek, geçmiş deneyimlerden gelen temsillerle algıyı etkiler. Görme biçimi, zihindeki temsilin biçimlenmesini sağlar ve temsil, gerçeklikle birlikte algılanmaya ve onu dönüştürmeye başlar. Görme Biçimleri ve Temsillerin Etkisi: Temsiller, farklı görme biçimleriyle, temsil araçlarının ve ortamlarının olanak ve kısıtları üzerinde oluşur. Berger'in yağlıboya resim ve güncel reklam karşılaştırması gibi, yaygın görme biçimleri ortak algılama-yorumlama durumları yaratır ve mülk sahibi olma arzusunu tetikleyebilir. Görme odaklı bir kültürde, mimarlık, izlenen bir ekrana veya güzel bir poza dönüşme tehlikesi taşır, eylemsel ve yaşamsal yönü göz ardı edilebilir. Temsiller ve Mimarlıklar Arasındaki İlişki: Temsil, gündelik yaşamın algılama-yorumlama eylemlerinin sunduğu "gerçeklik" durumlarını farklı biçimde görme, dönüştürme veya yaşamsallaştırma potansiyeline sahiptir. Colomina, mimarlığın gerçekliğini başka bir mimarlık eylemine bölme potansiyelini Ariadne'nin Theseus'a Labirent'ten kurtulması için verdiği ip yumağı örneğiyle açıklar. Plan, mekanın eşzamanlı algılanmasını sağlarken, ip mekansal deneyimi zamansallaştıran bir araçtır. Farklı iletişim biçimleri (konuşma, çizim, fotoğraf, film) kendi önyargı, eğilim ve sınırlarıyla gerçeğin farklı algılanmasına yol açar. Temsil Gerçeklik İlişkisinde Pozlaşan Durumlar:Durağan Nesne ve Poz Veren İnsan: Mimarlıkta ve diğer görsel sanatlarda "görme" ile algılanan temsiller, genellikle "durağan" nesneyi veya "poz veren" insanı yakalar, yaşamsal olanın sadece kalıntıları temsile yerleştirilir. Bu, yaşamın seçilmiş pozlar etrafında durağanlaşmasına ve kişinin temsilin izleyicisi konumuna yerleşmesine neden olur. Simetri İlişkisi: Mimarlıkta çizimin sonuç ürünü belirleyici bir tasarım aracı olarak kullanılması, sanal ile gerçek durum arasında bir simetri ilişkisi kurulmasına örnek olarak gösterilebilir (Palladio'nun çizimleri, Dürer'in perspektif makineleri). Bu görme biçiminde, temsilin gerçeğin ölçüsel bir kopyası olması beklenir. Bağlamdan Kopma: Temsil edilmesi amaçlanmayan ögeler arka plana dönüştürülerek, temsilin odağı kolayca fark edilir hale gelir. Bu durum, mimarlığın estetiğin ve arzunun nesnesi haline geldiği bir algı yaratır. Mimari yapılar, çevresiyle ilişkisiz, yaşamsallaşmayan objeler olarak plastik yönleriyle tartışılmaya başlanır. Parçasal-Yaşamsal Temsil: Bu çalışma, temsil-gerçeklik simetrisinin kırıldığı, "parçasal-yaşamsal temsil" olarak adlandırılan bir potansiyeli araştırmaktadır. Patt'e göre temsil, parçasıdır, karşılıklı bağlanmaya ihtiyaç duyar ve bunu yaratır. Parçasal olan, eksik olan, her zaman başka şeyleri beraberinde getirir, ilişki kurar ve zihinsel gerçeklik ile fiziksel gerçekliğin aralığına yerleşir. Hareket Yaratma: Parçasal temsilin yaşamsallaşması için "hareket" yaratılmalıdır. Bu hareket, ardışık imgeler (sinemada olduğu gibi) veya mimari temsillerde diyagramlar, sinematografik diziler, kolajlar aracılığıyla sağlanabilir. Önemli olan, aracın biçimi değil, ögeler arasında hareketi yaratan gerilimi barındırabilmesidir. Çelişki: İkilik (The Continuous Monument): Superstudio'nun The Continuous Monument projesinde mimarlığın anıtsallığı, mimarlık-doğa ikiliği arasındaki gerilim üzerinden kurulur. Kolaj-çizim tekniğiyle üretilen temsilde, doğa bağlamının detaylı gerçekliği ile mimari yapının dev bir gridle kaplanması arasındaki çelişki, temsilin dışsallaştıran bir ivme kazanmasını sağlar. Çelişki: Arzu (Exodus or The Voluntary Prisoners of Architecture): Exodus projesinde bağlam kenttir. İnsan katmanı ve insan gözü, kolajların anlatısında belirleyici olmuştur. Kent ile mimarlığın çelişkili birlikteliği, insan ve mimari yapının karşıtlığı görünür kılınır. Proje, farklı gerçekliklerin aynı temsil düzlemine düştüğü hissini uyandırarak, metin ve temsil aracılığıyla anlamın katmanlaşmasını sağlar. Sonuç: Parçasal/Yaşamsal Temsilin Olanakları: Parçasal mimari temsil, gerçekliğe dair imgeleri zenginleştirmeli ve algılama-yorumlama süreçleri içinde yer almalıdır. Mimari temsilin zamansallaşabilmesi için hareketi yaratması gerekir. Bu hareket, çelişki, arzu, ikilik veya belirsizlik gibi stratejilerle sağlanabilir. Farklı görsel diller ve bakışlar aynı anda kullanılarak, temsilin gerçeğin eşdeğeri olduğu yanılgısı ortadan kaldırılabilir. Böylece mimari temsil, görme biçimini gerçekliğe aktarabilmiş ve mimari temsil-gerçeklik ilişkisinde yaratıcı bir aralık açabilmiştir. 11. İmalat Alanlarının Dönüşümünde Bir Araç Olarak Sürdürülebilirlik İndeksi (Gülşen Pelin OLCAY, Sezen TARAKÇI) Sürdürülebilir Kentleşme ve İmalat Alanlarının Dönüşümü: Sanayileşmeyle birlikte kentlerde yaşanan nüfus artışı, plansız kentleşme ve doğal kaynakların bilinçsiz tüketimi, sürdürülebilirlik kavramını gündeme getirmiştir. Özellikle ekonomiye ve çevreye önemli etkileri olan imalat alanlarının dönüşüm kararları, kentlerin sürdürülebilirliğinde kritik rol oynamaktadır. Türkiye'de kentsel dönüşüm süreçlerinde bilimsel araçların yetersizliği, kararların takdir yetkisiyle alınmasına neden olmaktadır. Sürdürülebilirlik İndeksi: Çok boyutlu sürdürülebilirlik kavramını ölçmek için çeşitli değişkenleri bir araya getiren sürdürülebilirlik indeksleri kullanılmaktadır. Bu indeksler, kentsel dönüşüm uygulamalarında daha bilimsel kararlar alınması için bir araç olarak işlev görebilir. Göstergeler, bilimsel, teknik, kolay anlaşılır, ölçülebilir, değişikliklere hassas ve güncellenmeye müsait olmalıdır. Birleşmiş Milletler'in (BM) 2030 yılına kadar ulaşılması hedeflenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı (SKA) bu konuda kapsamlı bir çerçeve sunar. Uluslararası Deneyimlerde İmalat Alanlarının Dönüşümü:Genel Eğilimler: Sanayinin kent dışına çıkmasıyla boşalan sanayi alanları, genellikle konut, ticaret, bilgiye dayalı üretim, rekreasyon, kültür ve yaratıcılık gibi hizmet sektörüne yönelik fonksiyonlara dönüşmektedir. İtalya Örneği (Sanayi Bölgeleri - ID): İtalya'daki sanayi bölgeleri, esnek üretimin ve ekonomik büyümenin sembolü olmuş, ancak küreselleşme ve yeni teknolojiler karşısında yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Prato gibi tekstil bölgeleri, üretimden tasarım, moda, pazarlama ve dağıtım gibi yerel sistemlere dönüşürken, Milano Bicocca gibi bölgeler kültür temelli dönüşümle araştırma, eğitim, hizmet ve konut faaliyetlerine yönelmiştir. Almanya Örneği (Ruhr Bölgesi ve Leipzig): Almanya'daki Ruhr bölgesi, sanayi sonrası dönüşümde sanayi mirasını yeni bir şey yaratmak yerine bölgenin ekonomik, sosyal ve mekânsal yapılanmasında önemli bir yapı taşı olarak kullanmıştır. Ancak işsizlik ve sosyal entegrasyon sorunları yaşanmıştır. Leipzig, sosyalist ekonomiden kapitalist ekonomiye geçişle büyük iş kayıpları yaşamış, ancak turizm, bilim ve araştırma fonksiyonlarıyla dönüşüm hedeflemiştir. Türkiye'de Kentsel Dönüşüm Yaklaşımı ve İmalat Alanları:Afet Risk Odaklı Dönüşüm: Türkiye'de kentsel dönüşüm, özellikle depremlerin etkisiyle afet riski azaltımı aracı olarak gündeme gelmiş, ancak hızlı büyüyen kentlerde yükselen arsa fiyatları ve yeni yüksek yoğunluklu yapılaşma talepleri de bu süreci hızlandırmıştır. Yasal Çerçeve ve Takdir Yetkisi: 2012 tarihli 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", merkezi ve yerel yönetimlere geniş takdir yetkisi vermektedir. Bu durum, kentsel dönüşüm kararlarının bilimsel verilerden çok piyasa dinamiklerine göre alınmasına neden olmaktadır. Danıştay kararları, hazırlanan raporların gözlemsel ve genel bilgiler içerdiğini belirtmektedir. İstanbul Örneği: İstanbul, sanayinin geliştiği önemli bir kent olmaya devam etmekle birlikte, imalat alanlarının kent merkezinden dışarı çıkarılmasına yönelik politikalar da uygulanmaktadır. Basın Ekspres Aksı ve çevresi gibi bölgelerde sanayi alanları, rezidans konut, iş merkezi ve alışveriş merkezlerine dönüşmektedir. Bu dönüşümde plan kararları ve 6306 sayılı yasa etkili olmaktadır. Kültür Odaklı Projeler: İstanbul'daki bazı kentsel dönüşüm projelerinde kültür kavramı öne çıkmaktadır (örneğin Haliç). Ancak bu projelerin, kapitalizm kültürünün büyümesine ve kültürün metalaşmasına neden olabileceği endişesi vurgulanmaktadır. Kültür temelli yaklaşımların kentsel kalkınmada itici güç olabilmesi için diğer kentsel politikalarla bütünleşmesi gerekir. Sürdürülebilirlik İndeksinin Geliştirilmesi Önerisi: Türkiye'de imalat alanlarının dönüşümünde, karar vericilere yol gösterici olacak bir sürdürülebilirlik indeksinin hazırlanması önerilmektedir. Bu indeks, yerelliğin ön planda tutulduğu, doğal kaynakların koruma-kullanma dengesi içinde olduğu, planlama ve tasarımda iklim ve topografya bilgisinin göz önüne alındığı ve sera gazı salımlarını azaltmaya dönük stratejileri içeren sürdürülebilirlik ilkelerine dayanmalıdır. Sonuç: Sürdürülebilirlik indeksinin kentsel dönüşüm karar süreçlerinde kullanılması, kentlerin sürdürülebilir kalkınması için kritik öneme sahiptir. Bilimsel araçların geliştirilmesi ve uygulanması, dönüşüm kararlarının daha şeffaf, etkin ve sürdürülebilir olmasını sağlayacaktır. ... Devamını Oku