Peter Stamm’ın romanlarında heterotopyalar
Yazar:Albayrak, Kadir
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Heterotopya Kavramı ve Peter Stamm Romanlarına Uygulanışı Foucault'nun Heterotopya Tanımı: Foucault, heterotopyaları ütopyaların karşıtı olarak, toplum içinde gerçekten var olan ancak diğer tüm gerçek mekânları hem temsil eden hem de tartışan ve tersine çeviren "karşı-mevki türleri" olarak tanımlar. Bu yerler "bütün yerlerin dışında olan yer çeşitleridir." Aynayı hem ütopik (gerçekte var olmayan mekânlar üretir) hem de heterotopik (benim bulunduğum yerde olmadığımı keşfettirir) olarak örnek g österir. İsviçre ve Darlık Duygusu: Peter Stamm'ın eserlerindeki figürlerin memleketlerinden veya yaşadıkları yerlerden farklı mekânlarda bulunmaları ve hareketleri, İsviçre'nin sahip olduğu coğrafi konumdan kaynaklanan bir "darlık duygusunun" edebi alanda figürler üzerinde de etkili olduğunu gösterir. Bu durum, figürlerin "içe dönüklük" ve "kaçma ve uzaklara gitme" özlemi gibi özellikler sergilemesine neden olur. Kriz ve Sapma Heterotopyaları: Foucault, kriz heterotopyalarını ("ilkel" toplumlarda ergenler, adet gören kadınlar gibi kriz durumundaki bireylere ayrılmış kutsal veya yasak yerler) ve sapma heterotopyalarını (davranışı normdan sapan insanların yerleştirildiği dinlenme evleri, psikiyatri klinikleri, hapishaneler) birbirinden ayırır. Mekânların İşlevi ve Değişimi: Heterotopyaların zaman içinde işlevlerinin değişebileceği vurgulanır. Mezarların şehir merkezinden dışına taşınması veya Hubert'in atölyesinin eski bir dokuma fabrikasında yer alması gibi örnekler, mekânların kullanım amacının zamanla değiştiğini gösterir. 2. Mekânın Poetikası ve Beden-Mekân İlişkisi Bachelard'ın Ev Tanımı: Gaston Bachelard'a göre "ev, insanın düşünceleri, anıları ve düşleri için en büyük bütünleştirici güçlerden biri"dir. Ev, "insanı gökten inen fırtınalara karşı koruduğu gibi, yaşamdaki fırtınalara karşı da ayakta tutar. Ev hem beden hem de ruhtur." Bu bağlamda, ev kapalı, korunaklı bir heterotopya olarak yorumlanabilir. Foucault'nun Ütopik Beden: Michel Foucault, bedeni "içine hapsolduğumuz bir ütopya karşıtlığı" olarak tanımlar. Beden, kaçışın mümkün olmadığı bir hapishane gibidir. Bedenimizin sınırlarından kurtulduğumuz bir dünya ütopya olabilir. Maske takmak, makyaj yapmak ve dövme yaptırmak bedeni bu dünyaya ait olmayan bir mekâna yerleştirerek onu ütopik hale getirme çabalarıdır. Schroer'in Beden ve Mekân Görüşü: Markus Schroer, bedeni mekân içinde varlık gösteren bir nesne olarak değil, "mekânsal sınıflandırma deneyimlerimiz için gerekli en önemli koşullardan biri" olarak görür. Beden, dış dünya ile iletişim kuran sınırlara sahip bir muhafaza alanıdır ve tıpkı mekân gibi bölünüp parçalanarak sınırlarını kaybedebilir. 3. Peter Stamm Romanlarındaki Mekânsal ve Ruhsal Dynamics A. "Böylesi Bir Günde" Paris: Bir Heterotopya Olarak Boşluk: Andreas'ın Paris'teki yaşamı, "Boşluk hayatıydı, hiçbir şeyin değişmesini istemediği, bu kentte geçirilmiş on sekiz yıldı." şeklinde tanımlanır. Bu boşluk, Andreas'ın kendini toplumdan izole ettiği bir heterotopya olarak görülebilir. Filmdeki Paris: Gerçekleşmiş Ütopya: Andreas'ın yaşadığı mahallede çekilen ve "kült statüsüne kavuşmuş" bir filmde tasvir edilen Paris, daha ütopik ve olumlu yanlarıyla yansıtılır. Bu kurgusal Paris, Foucault'nun tanımına göre gerçekleştirilmiş bir ütopyadır ve bu yüzden heterotopya olarak yorumlanabilir. Mekân ve Anı: Andreas'ın Paris'teki dairesi içsel derinlikten yoksunken, geçmişle bağ kuran not defterleri ve babasının çektiği fotoğraf gibi nesneler, anıları saklama işlevi görerek mekâna heterokronik ve kronotopik özellikler kazandırır. Okyanus: İçsel Uçsuz Bucaksızlık: Andreas'ın romanın sonunda Atlantik kıyısında Delphine'i ararken okyanusla buluşması, onun içsel derinliğini bulduğu ve sınırlayıcı mekânlardan kurtulduğu bir "varlık genleşmesi" anıdır. Okyanus, suyun metaforik olarak sınırları kaldıran özelliğiyle Andreas için rahatlama ve çözülme getirir. B. "Nacht ist der Tag" Gillian'ın Bedensel ve Mekânsal Değişimi: Gillian'ın trafik kazası sonrası yüzünü kaybetmesi ve geçirdiği estetik ameliyatlar, Foucault'nun "Ütopik Beden" ve Schroer'in beden-mekân ilişkisi teorileri bağlamında bedenin ütopyalaştırılması ve sınırlarının değişimi olarak yorumlanabilir. Gillian'ın "Bütün duygular, rahatlamalar, kızgınlıklar, matemler sadece gerçekleştirilemeyen olasılıklardı. Başkalarının, hemşirelerin ve gazetelerde gördüğü yüzler bile biçimsiz ve anlamlandırılamaz görünüyordu." ifadesi, bedensel değişimin algısını nasıl etkilediğini gösterir. Dağ: Kutsal Bir Kaçış Mekânı: Gillian'ın kazadan sonra yerleştiği dağ kasabasındaki otel ve dağ, onun için bir "Zufluchtsort" (kaçış mekânı) ve korunaklı bir heterotopya haline gelir. Dağlar, "Hiçbir şey dağlar kadar güvenli, sağlam ve güçlü görünmez. Gökyüzüne ulaştıklarından sonsuz oldukları ve hatta eski çağlarda tanrıların burada yaşadıklarına inanılırdı." ifadeleriyle kutsal bir mekân olarak konumlandırılır. Sanatın Yıkıcı Gücü: Hubert'in Gillian'ın çıplak fotoğraflarını çekmesi ve bu fotoğrafların Matthias'ın ölümüne ve Gillian'ın yüzünü kaybetmesine neden olması, sanatın yok edici ve tehlikeli gücünü vurgular. Sanat, "Agnes" romanında olduğu gibi, iz bırakma arzusundan hayatları tehdit eden bir araca dönüşebilir. C. "Agnes" Üst Kurmaca ve Aşkın İdealleşmesi: Anlatıcının Agnes ile olan gerçek ilişkisinin, üst kurmacadaki hikâyede daha mutlu ve idealize edilmiş bir şekilde yansıtılması, Foucault'nun ayna metaforuyla açıklanan heterotopik bir unsurdur. Gerçekte kaybettikleri çocuklarının hikâyede yaşıyor olması, ideal bir ütopyanın gerçekleşmiş halidir. Chicago Gökdelenleri: Modern Heterotopyalar: Anlatıcının Chicago'daki Doral Plaza'da oturduğu daire ve şehrin gökdelenleri, "karanlık bir kale gibi tek başına duran kocaman bir bina" olarak tasvir edilerek, Panoptikon'u andıran bir gözetim mekânı ve dış dünyadan izole olmuş heterotopyalar olarak yorumlanır. Penceresi açılmayan daire, dışarıya kapalılık ve ulaşılmazlık özelliklerini pekiştirir. Ulusal Park: Kontrollü Doğa Heterotopyası: Agnes ve anlatıcının kamp yaptığı Ulusal Park'taki terk edilmiş alanlar, devlet müdahalesiyle "doğa koruma alanı" ilan edilerek dış dünyadan izole edilmiş bir heterotopya oluşturur. Burası, doğanın döngüsünü temsil eden ancak aynı zamanda vahşi ve tehlikeli (locus terribilis) özellikler barındıran bir alandır. 4. Stamm'ın Edebiyat Anlayışı ve Üslubu Mekânın Önemi: Peter Stamm'a göre "her metnin bir mekâna sahip olması gerektiğini" ve "Mekân içinde metin saydamlaşır ve görünür hale gelir." Mekânlar, figürlerin duygu dünyasını sergilemek amacıyla bir edebi iletişim aracı olarak kullanılır. Gezgin Figürler ve Kimlik Arayışı: Stamm'ın figürleri genellikle "yolculuğa çıkar" ve "kendi iletişim yeteneklerini, bağımsızlıklarını ve yalnızlıklarını deneyleyebilecekleri uzak yerlere yaparlar." Bu hareket, kimlik ve mutluluk arayışı, yabancılaşma ve yersiz-yurtsuzluk gibi kavramlarla ilişkilidir. Figürler, küresel dünyaya uyumlu bir şekilde seyahat ederler ancak geri dönebilecekleri bir yurtları da vardır. Lakonik Üslup: Stamm'ın "kısa ve öz sadece önemli olanın anlatıldığı cümleler"den oluşan dilsel üslubu, metinlerinde boşluklar ve belirsizlikler yaratır. Bu lakonik anlatım, okuyucunun hayal gücünü harekete geçirerek hikâyeyi kendi iç dünyasında tamamlamasına olanak tanır. "Mutluluk noktalarla resmedilir, mutsuzluksa çizgilerle, dedi. Eğer mutluluğumuzu anlatmak istiyorsan Seurat gibi çok küçük noktalar yapmalısın. Ve bunun mutluluk olduğu ancak uzaktan bakıldığında anlaşılmalı." (AG, s. 69) alıntısı bu üslubu destekler. Sonuç Kadir Albayrak'ın incelemesi, Peter Stamm'ın romanlarının mekân teorileri, özellikle de Foucault'nun heterotopya kavramı bağlamında zengin bir okuma sunduğunu göstermektedir. Stamm'ın figürleri, İsviçre'nin coğrafi ve kültürel konumuyla ilişkili "darlık duygusu"ndan kaçarak, kendilerini modern metropollerin veya izole doğa alanlarının heterotopik mekânlarında bulurlar. Bedenin bir mekân olarak algılanması ve sanatın hem yaratıcı hem de yıkıcı gücü, bu mekânların ve figürlerin varoluşsal durumlarını daha derinlemesine anlamamızı sağlar. Stamm'ın lakonik üslubu ve bilinçli boşlukları, okuyucuyu aktif bir şekilde metinle etkileşime sokarak, anlatılan dünyaları kendi zihinlerinde tamamlamaya teşvik eder. Genel olarak, Stamm'ın romanları, bireyin modern dünyadaki yalnızlığı, kimlik arayışı ve mekânla kurduğu karmaşık ilişkiyi heterotopik bir çerçevede ele almaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!