Giriş: Dr. Gökmen Gezer'in "Untranslatability: Paradox of Translation: The Garden Paths in Translation" adlı eseri, çeviri çalışmaları alanında önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Yazar, doktora tezinden yola çıkarak çevrilemezlik kavramını teorik ve pratik boyutlarıyla derinlemesine incelemektedir. Kitap, çevrilemezliğin sadece dilsel bir sorun olmadığını, aynı zamanda kültürel, mutlak ve edebi boyutları olan disiplinlerarası bir fenomen olduğunu vurgulamaktadır. Gezer, eserin bir "çözüm sağlayı cı" olmaktan ziyade, çevrilemezlik kavramına dair "daha iyi bir anlayış sağlamayı" amaçladığını belirtmektedir (Gezer, 2023: x). Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Gerçekler: 1. Çevrilemezliğin Paradoksal Doğası: Kitabın temel argümanlarından biri, çevirinin hem "imkansız" hem de "gerekli" bir görev olduğudur. Bu paradoks, Paul Ricoeur'un "Yabancı metin, çeviriye karşı direncini heterojenliğine –aralıklı çevrilemezliğine– dillerin çeşitliliğinin teşvik ettiği şeye borçludur" (Ricoeur, 2006, akt. Gezer, 2023: i) sözüyle özetlenir. Gayatri Chakravorty Spivak da benzer şekilde "her anlamda çeviri gereklidir, ancak imkansızdır" der (akt. Gezer, 2023: 37). Bu durum, Babel Kulesi miti üzerinden tarihsel olarak ele alınır ve dillerin çoğulluğunun, çevirinin varoluş nedeni olduğunu ancak aynı zamanda onun tamamlanmasını sonsuza dek erteleyen bir paradoksu beraberinde getirdiğini vurgular: "Jacques Derrida'nın ifade ettiği gibi, Babel Kulesi'nin tamamlanması sonsuza dek ertelenmiştir (!)" (Gezer, 2023: 32). 2. Çeviri Paradigmasında Değişim ve Disiplinlerarasılık: Kitap, çeviri çalışmalarının tarihsel gelişimini ve modern dönemdeki paradigma kaymalarını inceler. Geleneksel olarak dilsel bir olgu olarak görülen çeviri, 1970'lerde "Kültürel Dönüş" ile birlikte daha geniş bir kültürel ve toplumsal bağlama oturmuştur: "Çevirinin dil ve kültür bağlamının ayrılmaz bir parçası olduğuna dair artan bir farkındalık, 1970'lerdeki kültürel dönüş sırasında ön plana çıkar" (Gezer, 2023: 42). Postmodernizmle birlikte güç ilişkileri, sansür, çevirinin amaçları ve sosyal ortam gibi konulara odaklanılmıştır. Kitap, çeviribilimin sadece dilbilimsel değil, aynı zamanda felsefi, sosyolinguistik, hermenötik, edebi ve semiotik yaklaşımları da kapsayan geniş bir disiplinlerarası yapıya sahip olduğunu belirtir: "Çeviribilim disiplini, çevirinin süreci üzerinde, hem çeviri ürününün hem de orijinal metnin bilişsel etkileriyle birlikte odak noktasını değiştirir" (Gezer, 2023: 56). 3. Anlamın Doğası ve Çevrilemezliğin Kaynakları: Çevrilemezlik, "anlamın doğası" ve "dil felsefesi" ile yakından ilişkilidir. Wittgenstein, Quine ve Derrida gibi filozofların görüşleri, anlamın sabit ve tekil olmadığı, bağlama, yoruma ve hatta bilginin belirsizliğine bağlı olduğu fikrini destekler. Dilsel Görelilik (Sapir-Whorf Hipotezi): Dilin düşünceyi ve dünya görüşünü nasıl şekillendirdiğini açıklayan bu hipotez, çevrilemezliğin önemli bir nedenidir: "Whorf, dilin içinde yaşadığımız dünyanın bilişsel taksonomisini etkilediğine inanır ve zihnin deneyimlenen dünyayı, her biri geniş bir kaleidoskopik izlenim yelpazesi sunan bölümlere ayırdığını iddia eder" (Gezer, 2023: 80). Farklı dillerin farklı dünya görüşleri yaratması, tam eşdeğerliğin imkansızlığını ortaya koyar. Örneğin, Türkçe'deki "-mış" ekinin İngilizce'deki karşılığının sadece sözcüklerle değil, aynı zamanda anlamın farklı modalitelerle (çıkarım, aktarım) ifade edilmesi gerektiği belirtilir (Gezer, 2023: 80-81). Ontolojik Belirsizlik (Quine'ın Belirsizlik Tezi): Willard V.O. Quine'ın "gavagai" örneğiyle açıkladığı gibi, aynı uyarıcıya verilen farklı dilsel tepkilerin birden fazla doğru çeviriye yol açabileceği fikri, anlamın mutlak determinasyonunun imkansızlığını vurgular: "Quine, bu kaçınılmaz durumu, yani gösterenin farklı gösterilenlere işaret edebileceği olasılığını, iyi bilinen Gavagai örneği üzerinden açıklar" (Gezer, 2023: 90). Bu durum, çevirinin "nesnel geçerlilik veya doğruluktan çok farklı" (Gezer, 2023: 45) olduğunu gösterir. Postmodern Diskurs ve Anlamın Dağılması: Postmodernizm, "nesnel gerçekliğin, evrenselliğin ve nedenselliğin illüzyonlar olduğu" (Gezer, 2023: 92) fikrini merkeze alır. Derrida'nın "différance" kavramı, anlamın sabit olmadığını, sürekli ertelendiğini ve metinlerin yazarın kontrolünden bağımsız olarak çoklu yorumlara açık olduğunu öne sürer: "Derrida’ya göre, metinlerde yazarın niyetlerine ters düşen kavramlar sunmak anlam oluşturma sürecini başlatmaya yardımcı olur, ancak orijinal anlamı istikrarsız belirtilerle her zaman başka bir yerde olduğundan anlamlar her zaman zamansal ve mekansal olarak ertelenir" (Gezer, 2023: 95). Bu, çeviride "yazarın mutlak otoritesini" (Gezer, 2023: 97) ortadan kaldırır ve çeviriyi metinsel manipülasyon olarak konumlandırır. 4. Çevrilemezlik Yaklaşımları: Kitap, çevrilemezlik tartışmasını üç ana yaklaşıma ayırır: Evrenselci Yaklaşım: Dilsel evrensellerin varlığına inanır ve dilsel özellikler ve dilbilgisel işlevler sayesinde çevirinin her zaman mümkün olduğunu savunur: "Evrenselciler, çevirilerin evrensellerinin varlığına inanırlar ve eğer sözcük dağarcığı ve söylemde eşdeğerlilik, insan zihninin dilbilgisel özelliklerindeki dilbilgisel özellikler tarafından sağlanırsa, o zaman çevirinin her zaman mümkün olduğunu iddia ederler" (Gezer, 2023: 108). Ancak, Chomsky'nin derin yapıda evrensellik olduğunu kabul etse de, yüzey yapılar arasındaki farklılıkların çeviri sorunlarına yol açabileceği belirtilir: "Derinlerde yatan biçimsel evrensellerin varlığı, tüm dillerin aynı kalıba göre kesildiğini ima eder, ancak belirli diller arasında birebir bir yazışma olduğunu ima etmez" (Chomsky, 1965, akt. Gezer, 2023: 142). Monadist Yaklaşım: Her dil topluluğunun dünyayı kendi özgün bakış açısına göre yorumladığını savunur, bu da diller arasında birebir karşılık gelmemesine neden olur. Bu yaklaşıma göre "hiçbir şey çevrilemez ve çeviri, verilen metnin kendine mal edilmesidir" (Gezer, 2023: 113). Bu durum, "semantik uyumsuzluk" veya "kültürel dünya görüşleri arasındaki uyumsuzluk"tan kaynaklanır (Gezer, 2023: 115). Camus'nün "Çevirmenler Babel Kulesi'ne saldıran cesur savaşçılardır" (akt. Gezer, 2023: 113) sözü, bu çetin mücadeleyi vurgular. Yapıbozumcu Yaklaşım: Çeviriyi orijinali dönüştürme ve/veya tamamlama aracı olarak görür. Derrida'nın "Çeviri her zaman ve sadece çevrilemezi çevirir" (akt. Gezer, 2023: 99) sözü, bu yaklaşımın temelini oluşturur. Anlamın sabit olmadığını ve sürekli ertelendiğini savunan bu yaklaşım, çeviride tam bir eşdeğerliğin imkansızlığını kabul eder ve "metnin her zaman yoruma açık" (Gezer, 2023: 124) olduğunu belirtir. 5. Çevrilemezlik Türleri ve Örnekleri: Kitap, çevrilemezliği dört ana başlık altında sınıflandırır ve örneklerle açıklar: Dilsel Çevrilemezlik: Fonolojik, morfolojik, sözcüksel, sentaktik ve metinsel/söylemsel düzeylerde ortaya çıkan zorlukları içerir. Catford, dilsel ve kültürel farklılıklar nedeniyle "her şeyin çevrilemeyeceğini" kabul eder (Catford, 1965, akt. Gezer, 2023: 138). Fonolojik Çevrilemezlik: Ses sisteminin özelliklerinin çeviride yansıtılamaması sorunudur. Onomatopoeia (yansıma sözcükler) ve kelime oyunları bu kategorinin başlıca örnekleridir: "Humpty Dumpty gibi kelimeler, ikonik bir işaretten ziyade ikonik bir dil birimine dönüşmüştür" (Gezer, 2023: 161). Morfolojik-Sözcüksel Çevrilemezlik: Sözcük düzeyinde eşdeğerlik eksikliğiyle ilgilidir. Kültüre özgü kelimeler (örneğin, Türkçe'deki "kirve") veya çok anlamlı kelimeler ("run") çeviri zorluklarına yol açar. Türkçe'deki "hilal" ve İngilizce'deki "crescent" örnekleri, aynı nesneye farklı kültürel anlamların yüklenmesinin çeviri sorunlarına neden olduğunu gösterir (Gezer, 2023: 177-179). Sentaktik Çevrilemezlik: Farklı dil türlerinin (örneğin, Türkçe'nin eklemeli, İngilizce'nin çekimli olması) neden olduğu yapısal farklılıkları inceler. "Bahçe at yarışı geçmiş at düştü" gibi "garden-path" cümleleri, dilsel belirsizliğin sentaktik bir örneğidir (Gezer, 2023: 183-184). Metinsel/Söylemsel Çevrilemezlik: Metin ve söylem düzeyindeki anlam kaybı veya tutarsızlıkları ele alır. Bir şaka veya deyimin, farklı kültürel ve pragmatik bağlamlarda aynı etkiyi yaratamaması bu türden bir çevrilemezliğe örnektir: "Konuşmacı, niyetini yerine getirmede veya gerekli bilgiyi aktarmada başarısız olmuş ve metinselliğin niyetliliği kriterini tehlikeye atmıştır" (Gezer, 2023: 215). Kültürel Çevrilemezlik: Kültüre özgü kavramların, geleneklerin veya deneyimlerin hedef dilde tam karşılığının bulunamamasıdır. "Scones spoil islands’ low-energy day" gibi bir gazete başlığı, kültürel olarak yüklü metoniminin çeviri zorluğunu gösterir (Gezer, 2023: 232). Nike'ın "Just Do It!" sloganının Japonya'da "Minohodoshirazu" (yerini bilmemek) olarak çevrilmesi, kültürel çatışmanın ve çeviri başarısızlığının çarpıcı bir örneğidir: "Bu, dilsel görelilik ilkesinin somut bir tezahürüdür; farklı dillerdeki çeşitli kültürel kavramlar, deneyimlenen dünyanın bilişsel taksonomisini etkileyebilir, burada dil düşünceleri sınırlayabilir ve belirleyebilir" (Gezer, 2023: 237). Mutlak Çevrilemezlik: Sansür, ideoloji, güç ilişkileri, travmatik deneyimler ve kutsal metinlerin çevirisi gibi faktörlerle ilişkilidir. Galatasaray'a uygulanan sansür örneği, çevirinin ideolojik manipülasyon aracı olarak nasıl kullanılabileceğini gösterir: "Haberin mesajı bozulmuş ve çeviri, medyadaki kapı bekçiliği veya seçici çerçeveleme prosedürlerinin bir tezahürü olarak belirli bir kitlenin sosyal gündemi ve çıkarlarıyla daha tutarlı olacak şekilde filtrelenmiştir" (Gezer, 2023: 259). Primo Levi'nin Holokost deneyimlerini anlatan eserlerinin çevrilemezliği, dilin travmatik deneyimleri ifade etmedeki yetersizliğini vurgular: "Diller toplama kamplarındaki deneyimi ifade edecek kelimelerden yoksunsa, o zaman insan nasıl ifade edilemez olanı yazar? Sonra onu nasıl çevirir?" (Arnds, 2012, akt. Gezer, 2023: 260). Edebi Çevrilemezlik: Şiir, roman gibi edebi metinlerin estetik değerlerinin, biçimlerinin ve çok katmanlı anlamlarının başka bir dile tam olarak aktarılamaması sorunudur. "Edebi bir eserin başka bir dile, yeni bir sosyal bağlama çevrildiğinde veya taşındığında, anlam ve değerin evliliği bozulur çünkü dil ve kelime kendini bulur" (Gezer, 2023: 266). Jakobson, şiiri "tanım gereği çevrilemez" olarak nitelendirir ve sadece "yaratıcı bir transpozisyon"un mümkün olduğunu savunur (Jakobson, 1959, akt. Gezer, 2023: 287). James Joyce'un "Finnegans Wake"i, dilsel denemeleri, kelime oyunları ve çok dilliliği nedeniyle çevrilemezliğin en çarpıcı örneklerinden biridir: "Finnegans Wake'in çok katmanlı dili, çoğulcu yorumlayıcı çerçevesinin ortaya çıkmasıyla mümkün kılınır" (Gezer, 2023: 292). Sonuç: Dr. Gökmen Gezer'in çalışması, çevrilemezliğin karmaşık ve çok yönlü bir olgu olduğunu, sadece dilsel engellerden değil, aynı zamanda kültürel farklılıklardan, ideolojik müdahalelerden ve bireysel deneyimlerin benzersizliğinden kaynaklandığını göstermektedir. Kitap, çeviriyi "hem mümkün hem de imkansız" (Gezer, 2023: 264) olarak konumlandıran paradoksal bir "Janus yüzlü" (Gezer, 2023: 301) gerçeklik olarak sunar. Nihayetinde, çevrilemezlik, çeviri sürecinin doğasında var olan bir kısıtlama olarak kabul edilmeli, ancak aynı zamanda çevirinin yaratıcılığını ve dönüşümsel gücünü ortaya çıkaran bir fırsat olarak görülmelidir. Gezer, "anlaşılabilirlik ediminin bir yorum, ya da çevirinin baştan sona bir yorum olduğunu" (Gadamer, akt. Gezer, 2023: 304) belirterek, çevrilemezliğin aslında "geri alınamaz bir imkansızlık" olduğunu ifade eder. ... Devamını Oku