Güvenlik çalışmaları : cilt II : güvenlik sektörleri ve sorunları
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Konu: Güvenlik Çalışmaları - II: Güvenlik Sektörleri ve Sorunları (BOOK2024112911120000000098.pdf) Tarih: 19 Mayıs 2024 Hazırlayan: [Adınız/Kurumunuz] 1. Giriş ve Kapsam Bu brifing belgesi, "Güvenlik Çalışmaları - II: Güvenlik Sektörleri ve Sorunları" başlıklı kitaptan (Hiperlink Eğitim İletişim Yayıncılık San. Paz. ve Tic. Ltd. Şti.) alıntılanan metinleri inceleyerek, modern güvenlik kavramının çok boyutlu doğasını, karşılaşılan çeşitli tehditleri ve bunlara yönelik yaklaşımları özetlemekte dir. Kitap, Türkiye'de "nispeten kısa bir geçmişe sahip olan Güvenlik Çalışmaları alanında mevcut olduğu değerlendirilen teorik ve pratik eksikliğin tamamlanmasına katkı sağlamak amacıyla" hazırlanmıştır. Dört ana bölüm altında incelenen güvenlik alanları; Siyasi-Askerî Güvenlik, Toplumsal Güvenlik, Ekonomik Güvenlik ve Çevresel Güvenlik başlıklarını içermektedir. 2. Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Olgular 2.1. Siyasi-Askerî Güvenlik ve Dönüşen Tehditler Bu bölüm, geleneksel askeri güvenlik anlayışının yanı sıra, modern dünyadaki yeni tehdit algılarını ve askeri güçlerin dönüşümünü ele almaktadır. Risk ve Kriz Yönetimi: Kriz yönetimi, özellikle 1962 Küba Krizi sonrası ABD Savunma Bakanı Robert McNamara'nın "Artık strateji diye bir şey yoktur, kriz yönetimi vardır" ifadesiyle ön plana çıkmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönemde kavramın kapsamı genişlemiş, küresel ve bölgesel istikrarı etkileyen sorunların çözümüne yönelik çabaları da içermiştir. NATO için kriz yönetimi, Soğuk Savaş sonrası dönemde "üç temel görevden biri hâline gelmiş ve müteakip stratejik konseptlerde ifade edilmiştir." Kriz Yönetimi Süreci: Risklerin analizi ve önceliklendirilmesi, kontrol amaçlı çözümlerin geliştirilmesi gibi adımları içerir. Tarihsel Örnekler: Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması (Avusturya Prensi Ferdinand'ın öldürülmesi sonrası krizin savaşa dönüşmesi) ve 1973 Arap-İsrail çatışması (ABD ve SSCB arasındaki yoğun kriz yönetimi faaliyetleri) gibi örnekler, kriz yönetiminin önemini ve bazen de başarısızlığını göstermektedir. BM ve NATO'nun Rolü: BM Barış Güçleri'nin kriz bölgelerindeki rolleri ve NATO'nun kriz yönetimi konseptiyle varlığını sürdürmesi vurgulanmaktadır. Silahlanma ve Silahsızlanma: Güvenliği sağlamanın en temel yöntemlerinden biri olan silahlanma, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Küresel Savunma Harcamaları: Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, 2019 yılında küresel savunma harcamaları 1917 milyar dolara ulaşarak Soğuk Savaş sonrası en yüksek seviyeye çıkmıştır. "ABD’nin başı çektiği bu savunma harcamalarında, Soğuk Savaş sonrasının en yüksek değerine ulaşıldığı görülmektedir." Silahlanma Nedenleri: Devletlerin iç ve dış politika dinamikleri, ekonomik faktörler, teknolojik gelişmeler (nükleer silahlar), bölgesel çatışmalar (silah ambargoları) ve bağımsız/milliyetçi politikalar silahlanmayı tetikleyen başlıca unsurlardır. Kitle İmha Silahları (KİS): Nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar, tahrip güçleri ve psikolojik etkileri nedeniyle özel bir yere sahiptir. Özellikle biyolojik silahlar, "çok küçük bir miktarın bile çok büyük etkiye sahip olabilmesi" ve "fakir devletlerin nükleer silahı" olarak tanımlanmaktadır. Tarihsel olarak zehirli kuyular, vebalı cesetlerin fırlatılması ve çiçek virüslü battaniyeler gibi biyolojik silah kullanımları görülmüştür. Uzay ve Kutup Bölgeleri: Uzay, ABD-Rusya-Çin arasındaki küresel güç mücadelesinin yeni alanı haline gelmiştir. "Uzay gücü, bir devletin uzayı kendi ulusal amaçları için kullanabilme yeteneğidir." Kutup bölgelerinde ise Arktik, yeraltı kaynakları ve deniz yolları nedeniyle jeopolitik rekabet alanı olarak öne çıkarken, Antarktika Antlaşması Sistemi ile "barış ve bilime adanmış bir doğal koruma alanı olarak güvence altına alınmıştır." Silahsızlanma Girişimleri: Milletler Cemiyeti, Lahey Barış Konferansları, Cenevre Protokolü, Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (BSS), Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (KSS) ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) gibi uluslararası anlaşmalar silahsızlanma çabalarını temsil etmektedir. Türkiye, NPT, CTBT, KSS, BSS gibi birçok önemli anlaşmaya taraftır ve Silahsızlanma Konferansı gibi forumlarda aktif rol almaktadır. Caydırma: Teori ve Pratik: Caydırma, bir tarafın istenmeyen bir eylemi yapmasını engellemeyi amaçlayan stratejik bir kavramdır. Tarihsel Gelişim: Soğuk Savaş döneminde nükleer rekabetin teorisi olarak kabul edilse de, kökenleri eski çağlara, hatta Michel Foucault'nun "Hapishanenin Doğuşu" kitabında işkencenin caydırıcı rolüne kadar uzanmaktadır. Caydırma Türleri: Amaç (esirgeme/cezalandırma), mekan (doğrudan/genişletilmiş) ve zaman (acele/genel) bakımından farklı türleri bulunmaktadır. Genişletilmiş caydırma, müttefikleri koruma taahhüdünü içerir ve "güvenirlik ve inandırıcılıkla ilişkilidir." Algının Rolü: Caydırmanın başarısı, saldırganın tehdidi algılamasına bağlıdır. Karar vericilerin bilişsel ve psikolojik özellikleri, önyargıları ve grup dinamikleri bu algıyı şekillendirir. Modern Zorluklar: Siber saldırılar, devlet dışı aktörler ve "asimetrik caydırma" (zayıf aktörlerin güçlüleri caydırmak için kullandığı dolaylı stratejiler, örn. sivilleri kalkan olarak kullanma), modern caydırma yaklaşımları için yeni zorluklar sunmaktadır. Bilgi Savaşımı: Bilginin bir güç vasıtası olarak kullanılması, savaşların tarihi kadar eskidir. Bilgi Çağı ile birlikte "bilginin demokratikleşmesi", devlet dışı aktörlerin kapasiteleri ve bilgi ile güç arasındaki iç içe geçmişlik, bilgi savaşımını ön plana çıkarmıştır. Askeri Doktrinler: ABD (FM 100-6, JP 3-13) ve NATO (AJP 3.10) gibi aktörler, bilgi harekâtı doktrinleri geliştirmişlerdir. Savaşın Evrimi: Toffler'in "üçüncü dalga"sı (bilgi toplumu) veya Lind'in "dördüncü nesil savaş"ı (vekâlet savaşları, akıllı sistemler, siber ve elektronik harp) gibi yaklaşımlar, modern savaşın değişen doğasını açıklar. Bilgi Savaşımı Uygulamaları: Taarruzi (istihbarat, aldatma, psikolojik harekât, siber saldırılar) ve savunmacı (koruma, saptama, tamir, tepki) bilgi savaşımı faaliyetleri bulunmaktadır. "Askerî alanda taarruzî bilgi savaşımı bu uygulamaları ile ... [harekât güvenliği, aldatma, psikolojik harekât, elektronik savaşım, fizikî taarruz/imha, özel bilgi harekâtın ve bilgi-sayar ağ (cyber) saldırıları] başlıca uygulamalarıdır." Siber Güvenlik: Siber saldırılar (pasif dinleme, veri çalma, ağlara müdahale) ve bilgisayar ağ operasyonları, bilgi savaşımının önemli bir bileşenidir. Geleceğin savaşlarında "akıllı savaş modeli"ne doğru evrilme öngörülmektedir. Kalkışma ve Kalkışmaya Karşı Koyma: Kalkışma hareketleri, Birinci Dünya Savaşı sonrası ulusal özgürlük hareketleriyle ivme kazanmıştır. Tarihsel Örnekler: T. E. Lawrence'ın Arap ayaklanması, 1917 Bolşevik devrimi, İrlanda Bağımsızlık Savaşı ve Çin Komünist devrimi önemli örneklerdir. Özellikle Mao Zedong'un "On Guerilla Warfare" adlı eseri, "siyasi hedefler ile askeri mücadelenin birbiriyle iç içe olması ve de halkın bu tür hareketlerin başarıya ulaşmasındaki rollerini" vurgulamıştır. Modern Kalkışmalar: 11 Eylül saldırıları sonrası hız kazanan literatür, kalkışmaların "daha küresel ve ulus-ötesi bir hal almasının" ve İnternet'in "sanal sığınak" görevi görmesinin önemini vurgular. ABD'nin Afganistan ve Irak müdahaleleri, modern kalkışma ve karşı koyma stratejileri için yeni fırsatlar sunmuştur. Terörizm ve Terörizmle Mücadele: Terörizm, dünya genelinde devletlerin güvenlik politikalarına yönelik ortak bir tehdit olarak kabul edilmektedir. Tanım Zorluğu: Terörizmin sürekli değişen dinamik yapısı nedeniyle ortak bir tanımına ulaşılamamaktadır. Ancak "terörizmin bir araç olarak kullanılması bu kavramın en yaygın yönüdür." Tarihsel Kökenler: Roma yönetimine isyan eden Sicarii, Nizari İsmaililerin suikastları ve 16. yüzyılda Arnavutluk'taki Osmanlı'ya direnen gruplar gibi erken örnekleri vardır. 19. yüzyılda sanayileşme ve kentleşme ile işçi hareketleriyle ilişkilendirilmiştir. Devlet Terörizmi: Adolf Hitler ve Joseph Stalin gibi liderlerin siyasi muhaliflerini yok etmek için terör eylemleri gerçekleştirmeleri, devlet terörizminin önemli örnekleridir. Modern Terörizm ve Küreselleşme: 1970'ler ve 1980'lerde diplomatlara ve sivillere yönelik saldırılarla zirveye ulaşan devlet terörizmi, 1979 Sovyetlerin Afganistan işgali sonrası radikal İslamcı grupların yükselişiyle yeni bir boyut kazanmıştır. "Günümüz dünyasında kültürel ve dini faktörlerin terör örgütlerinin varlığında otoriter politik yönetimler ve ulus devlet kavramlarının çok daha etkin olduğunu görüyoruz." Terörle Mücadele Yöntemleri: BM Küresel Terörle Mücadele Stratejisi dört ana unsur içermektedir: terörizmin yayılmasına yardımcı olan koşullara yönelik tedbirler, terörle mücadele, devletlerin uyguladığı terörizmi önleme ve BM'nin rolünün güçlendirilmesi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğünü sağlama. İstihbarat (HUMINT, SIGINT, IMINT) ve askeri güç kullanımı, terörle mücadelede önemli araçlardır. Özel Askeri ve Güvenlik Şirketleri (ÖAMS): Tarihsel olarak paralı askerlerin kullanımı antik çağlara kadar uzansa da, modern ÖAMS'ler 1990'larda Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle yaygınlaşmıştır. Yaygınlaşma Nedenleri: Soğuk Savaş sonrası askeri harcamaların azalması ve orduların küçülmesi, profesyonel asker havuzu oluşması, askeri teknolojideki gelişmeler ve "vatandaşlık-askerlik bağı arasındaki gevşeme" başlıca nedenlerdir. Verilen Hizmetler: Saldırı/savunma muharebesi, askeri danışmanlık, eğitim, istihbarat, mayın imha gibi geniş bir yelpazede hizmet sunmaktadırlar. Tartışmalar ve Kaygılar: ÖAMS'lerin yaygınlaşması, "orduların özelleştirildiğine dair bir kaygıyı da beraberinde getirmiştir." Ulusal çıkarlara hizmet edip edemeyecekleri, devletin varlığını tehdit edip etmeyecekleri ve uluslararası hukuka uygunlukları tartışma konusudur. BM, ÖAMS'lerin faaliyetlerini düzenlemeye yönelik taslaklar hazırlasa da, düzenlemeler genellikle "tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır." 2.2. Toplumsal Güvenlik ve Genişleyen Kapsam Bu bölüm, geleneksel devlet merkezli güvenlik anlayışının ötesine geçerek bireyi ve toplumu merkeze alan yaklaşımları incelemektedir. İnsani Güvenlik: Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle ortaya çıkan bir kavram olup, geleneksel güvenlik anlayışının aksine bireyi merkeze alır. Kavramsal Kökenler: 1982 Palme Komisyonu (ortak güvenlik), Brandt Komisyonu (yoksulluk, gıda, enerji gibi insani konular), Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nun "Ortak Geleceğimiz" raporu ve Johan Galtung'un yapısal şiddet kavramları, insani güvenlik yaklaşımının temelini oluşturmuştur. Geniş Tanım: UNDP'nin 1994 İnsani Gelişme Raporu'nda insani güvenlik "yedi güvenlik kategorisinde" (ekonomik, gıda, sağlık, çevresel, kişisel, toplumsal, siyasi güvenlik) ele alınmıştır. Kofi Annan, kavramı "korkudan, yokluktan ve aşağılanmaktan kaçınma" şeklinde üç boyutlu olarak tanımlamıştır. Devletlerin Yaklaşımı: Kanada (korkudan kaçınma boyutuyla, kara mayınları, hafif silahlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi konulara odaklanarak) ve Japonya (yokluktan kaçınma boyutuyla, çevresel bozulma, insan hakları ihlalleri, organize suçlar gibi geniş bir yelpazede) insani güvenliği dış politika teması olarak benimsemiştir. Eleştiriler: Kavramın "genişlik ve belirsizlik" taşıması, politika yapıcılar için öncelik belirlemede zorluk yaratması ve Kopenhag Okulu tarafından "güvenliğin arzu edilen bir şey olarak görülmesi tehlikesini güçlendirmesi" gibi eleştiriler bulunmaktadır. Güncel Önemi: BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile ilişik şekilde, yetersiz beslenme, sağlık hizmetlerine erişim eksikliği, yoksulluk, doğal afetler gibi sorunlar bağlamında insani güvenlik hala önemli bir potansiyele sahiptir. Toplumsal Cinsiyet ve Güvenlik: Uluslararası güvenlik literatüründeki maskülen baskınlığı eleştiren feminist yaklaşımlar, 1970'li yıllardan itibaren disipline eklemlenmiştir. Feminist Yaklaşım: Güvenliğin, "sistemin en alt öğesinden başlayan, bireyleri ve temel ihtiyaçlarının yerel memnuniyetini dikkate alan bir politik ekonomi modeli" ile sağlanabileceğini savunur. Şiddet ve Savaşın Cinsiyeti: Modern savaş teknolojileriyle cephe ve gerisi arasındaki mekânsal farklılaşmaların ortadan kalkması ve uluslararası şiddet ayrımlarının bulanıklaşması, toplumsal cinsiyete duyarlı bakış açılarıyla sistemin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. "Toplumsal cinsiyet anlayışı çerçevesinde, güvenlik yokluğu anlamında şiddetin bir sistem sorunu olduğunu, artık, modern devletin dışlayıcı biz / onlar tutumu ile beslenen hiyerarşik farklılıklar açısından analizlerin tamamen yetersiz kaldığını görmek gerekmektedir." UNSCR 1325: BM Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı Kararı (Kadınlar, Barış ve Güvenlik), kadınların silahlı çatışmalardan korunması ve barış süreçlerine katılımlarının sağlanması açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Güvenlikleştirme Bağlamında Uluslararası Göç ve İnsani Güvenlik: Uluslararası göç, özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası "güvenlikleştirme" politikalarının odağı haline gelmiştir. Teorik Arka Plan: Agamben'in "olağanüstü hal ve çıplak insan ('homo sacer')" kavramları, Esposito'nun "topluluk ('communitas')" ve "bağışıklık ('immunitas')" konseptleri ve Arendt'in "hak sahibi olma hakkı" kavramları üzerinden mültecilerin dışlanması ve maruz kaldıkları şiddet tartışılmaktadır. "Mülteciler 'zoe'nin alanına itilmiş ve ulus devletlerin güvenlik tek-nolojileri ile birlikte ulus devletler tarafından sınır politikaları ve ev 'domos'un politikası ile birlikte biyopolitik yönetimselliğe tabi hale gelmişlerdir." Göç ve Güvenlik İlişkisi: 11 Eylül sonrası düzensiz göç, Batılı devletler tarafından potansiyel teröristlerin girişi olarak bir güvenlik meselesi haline getirilmiştir. Madrid (2004), Londra (2005) ve Paris (2015) gibi terör saldırıları, AB ülkelerinin göçü güvenlik bağlamında ele almalarına yol açmıştır. Uluslararası Örgütlerin Rolü: UNHCR (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği) siyasi göçmenliği düzenlerken, IOM (Uluslararası Göç Örgütü) "insanca ve düzenli bir göçü desteklemek" amacıyla hareket etmektedir. IOM'un "insani sınır yönetimi (Humanitarian Border Management-HBM)" yaklaşımı, göçmenlerin karşılaştığı riskleri göz önünde bulundurarak sınırların korunmasını hedeflemektedir. Ancak IOM'un ulus devlet merkezli politikaları ve insan hakları ihlalleri konusundaki etkin mekanizmalarının yetersizliği eleştirilmektedir. Mültecilerin Maruz Kaldığı Şiddet: Yasa dışı göç yollarında (Akdeniz, İran-Türkiye sınırı, Sahara Çölü) ölümler, cinsel istismar, organ kaçakçılığı, zorla çalıştırma ve insan kaçakçıları tarafından uygulanan şiddet gibi vakalar sıklıkla yaşanmaktadır. Frontex (AB Sınır Güvenliği Birimi) ve İtalya'nın "Mare Nostrum" operasyonu gibi önlemler alınsa da, ölümler ve istismarlar devam etmektedir. Yunanistan'ın mültecileri geri itme (push-back) uygulamaları da ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Suç ve Güvenlik: Suç, hukuk sisteminde anlam kazanan, toplumca tasvip edilmeyen bir davranış olarak hem ulusal hem de uluslararası düzeyde güvenlik kavramıyla iç içedir. Uluslararası Suçlar: Soykırım, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar gibi "insanlığın barış ve güvenliğini etkileyen" suçlar ile korsanlık, uçak kaçırma, organize suçlar veya terörizmin finansmanı gibi "uluslararası korunan yararları etkileyen" suçlar ve dolandırıcılık, kalpazanlık gibi uluslararası ceza hukuku ihlalleri olarak üç grupta ele alınır. Suç Algısı ve Gerçeklik: ABD'deki kamuoyu araştırmaları, insanların en çok siber suçlardan endişe duyduğunu, ancak en yaygın suçun mala karşı işlenen suçlar olduğunu göstermektedir. "Algılarımızda inşa edilen İtalya’da suçun yaygın olduğu yönünde iken ABD’den az olduğu veya İsveç’de suç işlenmiyormuş gibi düşünülmesine rağmen cinsel suçların bile geçen seneden daha fazla artıyor olması, aslında suça veya güvenliğe yönelik algıların inşa edilebilir olduğunu göstermektedir." Geleceğin Suçları: Sanal para, kamera sistemlerine izinsiz erişim, karşı elektronik sistemler (kalp pilleri, araç kilitleme), afet yaratma (nükleer santrallerin imhası, deprem tetikleme) gibi "yeni nesil suçlar" öngörülmektedir. Klasik suçlar (terörizm, etnik/dini çatışmalar, uyuşturucu, göç) gelişerek ve karmaşıklaşarak devam edecektir. Suçla Mücadelede Değişim: Suçlu profilleme programları (KAFES, COMPAS), MOBESE, Plaka Tanıma Sistemi (PTS) gibi teknolojik araçlar kullanılmaktadır. Gelecekte, "ulus ötesi suç ağlarının kolluk veya adli makamların zaaflarından istifade edeceği gerçeğinden hareketle ulusal ve uluslararası iş birliği ile koordinasyon birimlerine ihtiyaç olacağı düşünülmelidir." Siber casusluk, devletler için büyük bir tehdittir ve kamu-özel iş birliği gereklidir. Ulusal Güvenlik Sorunu Olarak Salgınlar: İnsanlık tarihi boyunca var olan salgınlar, 2020'deki COVID-19 salgınıyla birlikte ulusal güvenlik gündeminde daha fazla yer almıştır. Tarihsel Seyir: Bronz Çağı'ndan itibaren veba, tifo, çiçek, kolera gibi salgınlar insanlık tarihinde büyük yıkımlara yol açmıştır. "İspanyol Nezlesi (Gribi), 1818-1920 yılları arasında gerçekleştirdiği dört dalga ile dünya nüfusunun üçte birine bulaşmıştır. Tahminen 17 ilâ 50 -bazı kaynaklara göre ise 100- milyonun ölümüne neden olan virüs tarihin kaydettiği en büyük salgın olarak kabul edilmektedir." Salgınların Güvenliğe Etkileri: Bireysel (insani güvenlik tehdidi, yaşam hakkı, refah), toplumsal (sosyal huzursuzluk, yabancı düşmanlığı), devlet (yönetişim zayıflığı, askeri kapasite kaybı) ve uluslararası (küresel işbirliği zorlukları) düzeylerde etkileri bulunmaktadır. Salgınlar, "kıtlıkla beraber kategorik olarak askeri olmayan güvenlik (non-military security) tasnifi altında yer alan insani güvenlik kavramı içinde değerlendirilir." Biyolojik Silahlarla Etkileşim: Doğal salgınların yıkıcı etkisi, bazı devletlerin biyolojik silah programları başlatmasına neden olmuştur (örn. Sovyetler Birliği'nin tifüs salgını sonrası çalışmaları). Japonya'nın Çin'de yaptığı biyolojik silah deneyleri ve ABD ile Sovyetler'in KİS programları önemli örneklerdir. Biyolojik ajanların "çift kullanım" özelliği (tıp/ilaç ve silah) ve kolay elde edilebilirliği, terör örgütleri için cazip olmasını sağlamaktadır. 2.3. Ekonomik Güvenlik ve Karşılıklı Bağımlılık Ekonomik güç ile ulusal güvenlik arasındaki ayrılmaz ilişkiyi incelemektedir. Ekonomik Bağımlılık ve Karşılıklı Bağımlılık: Ekonomi, "varoluş mücadelesinin özü" olarak tanımlanmaktadır. Huntington, gelecekte ekonomik gücün devletlerin sistemdeki konumunu belirlemede artan önemini vurgulamıştır. Güç ve Zenginlik: Ekonomik güç, askeri güçle birlikte bir devletin gücünü oluşturan temel unsurdur. Marshall Planı, Avrupa'nın ABD'ye ekonomik ve siyasi bağımlılığını artırarak bu ilişkiye somut bir örnek teşkil etmiştir. Bağımlılık Teorisi: Marksist kökenli bu teoriye göre, gelişmekte olan ülkelerin (çevre) kalkınamaması, sanayileşmiş devletlere (merkez) hammadde satıp mamul ürün almaları nedeniyle sürdürülebilir bir az gelişmişlik durumuna yol açmaktadır. Karmaşık Karşılıklı Bağımlılık: Keohane ve Nye, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemi "karmaşık karşılıklı bağımlılık" dönemi olarak tanımlamışlardır; bu dönemde devletler, uluslararası ve ulus ötesi kurumlar birbiriyle ilişki içindedir. Ekonomik Yaptırımlar (EY): Ekonomik müeyyideler, güçlü devletler tarafından zayıf devletlerin iç ve dış siyasetini etkilemek için kullanılır (örn. ABD'nin Küba veya Irak'a yönelik ambargoları). EY'ler, işsizlik, fakirlik ve şiddet olayları gibi "insan güvenliğine ilişkin sorunlar" yaratabilir. Sürdürülebilir Ekonomik Kalkınma ve Güvenlik: Sürdürülebilir kalkınma, geleneksel güvenlik tehditlerinden çok farklı, az gelişmişlik, küresel fakirlik, düzensiz nüfus artışı ve çevre sorunları gibi konulara çözüm olarak görülmektedir. BM Milenyum ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA): BM'nin 2000'deki Milenyum Kalkınma Amaçları ve 2015'teki Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (17 farklı amaç), açlık, sefalet, salgın hastalıklar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çevre sorunları gibi alanlarda küresel ve ulusal düzeyde iyileşmeyi hedeflemektedir. Kırılgan Devletler Endeksi: Barış Fonu tarafından hazırlanan bu endeks, devletlerin fiziki kontrolü, meşru otoritesi, kamu hizmetleri ve uluslararası ilişki kurma yetenekleri üzerinden kırılganlığı tanımlar ve insani güvenlik kavramını benimser. Finansal Küreselleşme ve Finansal Güvenlik: Finans sektörü, son 30 yılda küreselleşmenin en çok etkilediği sektör olmuş ve finansal serbestleşme süreci hızlanmıştır. Finansal Krizler: 1982 Meksika, 1997 Asya, 1998 Rusya ve 2008 ABD ipotek krizleri gibi birçok ciddi finansal kriz yaşanmıştır. Finansal Güvenlik Tanımı: "Bir veya başka bir sistemin ekonomik güvenliği, tüm sistemin amacına ulaşma yeteneği sağlayan alt sistem duru-mu" olarak tanımlanmaktadır. Esneklik, hızla toparlanabilme ve içsel istikrar finansal güvenliğin temel özellikleridir. Uluslararasılaşmanın Zorlukları: Finansal düzenlemelerin uluslararasılaşması, denetimin karmaşıklığını artırmış ve "uluslararası spekülatif sermayenin bir ülkenin finansal piyasasına 'çok açılı' döviz kurundan, sermaye ve para piyasalarından saldırması için elverişli koşullar sağlamaktadır." Bu durum, uluslararası işbirliğini gerektirmektedir. Doğal Kaynaklar ve Güvenlik: Doğal kaynaklar, devletler arasındaki mücadelenin ve güvenliğin önemli bir unsuru olmuştur. Enerji Güvenliği: Fosil yakıtlar hala ana enerji kaynağı olsa da, çevresel bozulma ve iklim değişikliği nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarının (YEK) önemi artmaktadır. YEK, 2030'a kadar 30 milyon, 2050'ye kadar 42 milyon ek iş yaratma potansiyeline sahiptir. Petrol Piyasaları: Nisan 2020'de ham petrol fiyatlarının sıfırın altına düşmesi, salgın nedeniyle talebin azalması, Suudi Arabistan-Rusya fiyat savaşı ve ABD kaya petrol endüstrisi gibi faktörlerle açıklanmıştır. Uluslararası İlişkiler Teorileri ve Çevre: Realist okul, devlet merkezli askeri güvenliğe odaklanırken, Marksizm, liberalizm, inşacılık ve Kopenhag okulu gibi eleştirel teoriler, çevre felaketleri, küresel ısınma, açlık, yoksulluk, göç gibi yeni tehditleri de güvenlik kapsamına almıştır. Gıda Güvenliği: Günümüzde güvenlik kavramının genişletilmiş tanımına gıda güvenliği de girmektedir. Kavramsal Farklılıklar: "Gıda güvenliği" (food safety) gıdanın güvenli olmasını ifade ederken, "gıda güvencesi" (food security) gıdaya yeterli erişimi ifade eder. "Gıda egemenliği", gıdanın temel bir insan hakkı olması, toprak reformu, doğal varlıkların korunması gibi ilkelerle çiftçilerin kendi gıda sistemleri üzerinde kontrolünü vurgular. Açlık ve Yetersiz Beslenme: BM Dünya Gıda Örgütü (FAO) raporlarına göre, COVID-19 salgını nedeniyle açlık çeken insan sayısı artmıştır. "Dünyada yetersiz beslenen kişilerin sayısı 2019 yılında 650 milyon iken, bu sayı 2020 yılında 720-811 milyon arasına sıçramış." Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA 2): "Açlığı bitirmek, gıda güvencesine ve iyi beslenmeye ulaşmak ve sürdürülebilir tarımı desteklemek" olarak tanımlanmıştır. Bu hedefe ulaşmak için üretim ve verimlilik artışı, gıda israfının azaltılması, kırsalda istihdamın desteklenmesi gibi politikalar önerilmektedir. Gıda Tedarik Zinciri ve Engeller: Üretici ile tüketici arasındaki uzun zincir, aracıların yüksek kârları, gıda atıkları ve israfı (2019'da 931 milyon ton gıda atığı) gıda güvencesini engelleyen başlıca sorunlardır. Çözüm Önerileri: Kooperatifleşme, "yeni kuşak kooperatifçilik" ve "çiftlikten çatala" stratejisi gibi yaklaşımlar, gıda egemenliğini ve güvenliğini sağlamada anahtar rol oynamaktadır. Laboratuvarda gıda üretimi (yapay et) gibi teknolojik gelişmeler de tartışılmaktadır. 2.4. Çevresel Güvenlik ve Kentleşme Çevre sorunlarının güvenlik çalışmaları içindeki yerini, iklim değişikliği ve kentleşmenin güvenlik üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Çevre Sorunları ve Güvenlik Çalışmaları: Çevresel güvenlik kavramı, 1960'lardan itibaren artan çevre bilinci ve 1972 Stockholm BM İnsan Çevresi Konferansı gibi zirvelerle küresel politikanın bir parçası haline gelmiştir. DÇKK ve "Ortak Geleceğimiz": 1987 tarihli bu rapor, "doğal kaynakların azalmasının ya da sürdürülemez kalkınmanın yaratabileceği sorunların siyasal gerilim ve çatışmalara yol açabileceğini" vurgulayan ilk çalışmalardandır. Çevre-Çatışma İlişkisi: Robert Kaplan'ın "The Coming Anarchy" yazısı, artan nüfus, hastalıklar, ormansızlaşma, su kıtlığı gibi sorunların kitlesel göçleri ve çatışmaları tetikleme olasılığını iddia etmiştir. Toronto Grubu ve Zürih Güvenlik Çalışmaları projeleri, bu ilişkiyi akademik olarak incelemiştir. Genel bulgu, özellikle gelişmekte olan ülkelerde "kıt doğal kaynaklara eşitsiz erişim, nüfus baskısı, çevresel kıtlığa uyum mekanizmalarının başarısızlığı" gibi etmenlerin çatışmalara dolaylı katkıda bulunabileceğidir. İklim Değişikliği "Tehdit Çarpanı": İklim değişikliği, aşırı hava olayları, deniz seviyesinin yükselmesi, su kıtlığı, göçler gibi etkileriyle yoksulluk ve siyasal istikrarsızlık gibi sorunları ağırlaştırarak "bir tehdit çarpanı olarak işlev göreceğini" iddia eden çalışmalar bulunmaktadır. Suriye iç savaşı, kuraklığın çatışmalara katkıda bulunduğu bir örnek olarak gösterilmektedir. NATO da iklim değişikliğini "İttifak’ın güvenliğini etkileyen bir tehdit çarpanı" olarak kabul etmiştir. Antroposen ve Gezegenin Sınırları: İnsan faaliyetlerinin yerküre sistemini dönüştürücü gücünü ifade eden "Antroposen" kavramı, sanayi devrimiyle başlayan ve "Büyük Hızlanma" dönemiyle devam eden insan-çevre ilişkisindeki yıkıcı etkiyi tanımlar. "Gezegenin Sınırları" kavramı ise, insanlığın güvenli bir yaşam alanı için aşmaması gereken ekolojik limitleri (iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, azot döngüsü değişimi) belirler. İnsan-merkezci yaklaşımdan doğa-merkezci ekolojik güvenlik anlayışına geçişi ifade etmektedir. Kirlenme ve Güvenlik: Kirlilik, güvenlik üzerinde doğrudan ve dolaylı etkilere sahiptir. Hava Kirliliği: Sanayileşme ve kentleşme, hava kirliliğini artırmıştır. Hızlı kentleşme ve CO2 emisyonlarındaki artış, küresel ısınmaya yol açmaktadır. Hava kirliliğinin sağlık, ekonomik verimlilik ve gıda üretimi üzerinde olumsuz etkileri vardır. Toprak Kirliliği ve Bozunumu: Tarımsal üretkenliğin temelini oluşturan toprağın bozulması, gıda güvenliğini tehdit eder. Malthus'un nüfus teorisi, nüfus artışı ile gıda üretimi arasındaki dengesizliğe dikkat çekmiştir. "Dünya toprak yüzeyinin yaklaşık % 40’ı tarımsal faaliyetler için kullanılmaktadır." Su Kirliliği ve Kıtlığı: Tatlı su kaynaklarının sınırlı, eşitsiz dağılımı ve kirliliği, su güvenliğini tehdit etmektedir. Su kıtlığı, çatışmaları tetikleyebilir ve göçlere neden olabilir. "2025 yılına gelindiğinde, dünya nüfusunun yüzde 30’u su kıtlığı çeken bölgelerde yaşayacaktır." Çözüm Yolları: Küresel işbirliği, sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş, su yönetimi ve çevresel-mekânsal planlama gibi bütüncül yaklaşımlar gereklidir. Denizlerin Güvenliği: Denizler, uluslararası ticaretin ana ulaşım ağı olup, 21. yüzyılda önemi artmıştır. Güvenlik Algısının Değişimi: 11 Eylül saldırıları sonrası, denizlerdeki terörist saldırıları önleme endişesi artmıştır. IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) ve ISPS Kodu (Uluslararası Gemi ve Liman Tesisleri Güvenlik Kodu) gibi düzenlemeler yapılmıştır. Deniz Güvenliğine Yönelik Tehditler: Deniz haydutluğu, silahlı soygun, deniz terörizmi, insan ticareti, göçmen/silah/uyuşturucu kaçakçılığı, yasa dışı göç, yetkisiz balıkçılık (IUU) ve deniz kirliliği başlıca tehditlerdir. "Deniz haydutluğu ve silahlı soygun, mevcut deniz güvenliği tehditlerinin başında gelmektedir." Uluslararası İşbirliği: BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), deniz haydutluğuyla mücadelede devletlerin işbirliği yükümlülüğünü vurgular. NATO gibi örgütler, deniz güvenliği alanında üye devletler arasında işbirliğini sürdürmektedir. Kentsel Güvenlik: Hızlı kentsel büyüme, düzensiz sosyoekonomik gelişme ve insan güvenliği arayışı, kentsel güvenliğe yönelik tehditleri artırmaktadır. Kent Tanımlamaları: Nüfus, yönetsel örgüt sınırları veya sosyolojik özelliklere göre farklı kent tanımlamaları bulunmaktadır. "Metropoliten bölge" ve "megalopolis" gibi kavramlar, kentleşmenin genişleyen coğrafi ölçeğini ifade eder. Kentsel Suç ve Şiddet: Dünya genelinde suç oranları artarken, özellikle Latin Amerika ve Afrika'da kentsel alanlardaki suç ve şiddet daha ciddi boyutlardadır. "Gelişmekte olan ve gelişen ülkelerdeki kent sakinlerinin yüzde 60’ının suç mağduru olurken Afrika ve Latin Amerika ve Karayipler’de suç mağdurlarının yüzde 70’e ulaştığı görülmüştür." Mülkiyet Güvensizliği ve Gecekondular: Yaklaşık 1 milyar gecekondu sakini, dünya genelinde mülkiyet güvensizliği ve zorunlu tahliye tehdidi altındadır. Doğal Afetler ve Kentsel Alanlar: Kentler, hızlı ve kaotik kentleşme, ekonomik zenginliklerin yoğunlaşması ve yetersiz altyapı nedeniyle afetlere karşı savunmasızdır. Trafik kazaları, kentsel alanlardaki önemli can kaybı nedenlerinden biridir. "Her yıl dünya genelinde 1 milyondan fazla insanı ölümüne sebep olan trafik kazaları kentsel alanlarda insan yaşamında ve geçim kaynaklarında büyük kayıplara neden olmaktadır." 3. Sonuç ve Genel Değerlendirme Sunulan kaynaklar, güvenlik kavramının Soğuk Savaş sonrası dönemde "devletin bekası" odaklı geleneksel askeri yaklaşımdan, "insanın ve toplumun güvenliği"ni merkeze alan çok boyutlu ve genişletilmiş bir anlayışa evrildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu evrim, küreselleşme, teknolojik gelişmeler, çevre sorunları, göç hareketleri, terörizm ve salgın hastalıklar gibi yeni nesil tehditlerin ortaya çıkmasıyla ivme kazanmıştır. Brifingdeki ana temalar, güvenlik sorunlarının birbiriyle iç içe geçmişliğini ve karmaşıklığını vurgulamaktadır. Örneğin, iklim değişikliği (çevresel güvenlik), su kıtlığı ve gıda güvensizliği (insani güvenlik) gibi sorunları tetikleyerek çatışmalara yol açabilmekte (siyasi-askeri güvenlik), bu da yasa dışı göçleri ve insan kaçakçılığını (toplumsal güvenlik) artırabilmektedir. Siber saldırılar (bilgi savaşımı) ise hem askeri hem de ekonomik sistemler için ciddi tehditler oluşturmaktadır. Metinler, "güvenlik" ve "suç" algılarının, medyadan ve toplumsal dinamiklerden nasıl etkilenebildiğini de gözler önüne sermektedir. Geleceğe yönelik öngörüler, suçun daha organize, eğitimli ve teknoloji odaklı bir yapıya bürüneceğini, dolayısıyla ulusal ve uluslararası düzeyde daha güçlü işbirliği mekanizmalarına ihtiyaç duyulacağını işaret etmektedir. Genel olarak, kitap, güvenlik çalışmalarındaki teorik ve pratik boşlukları doldurmaya yönelik önemli bir çaba olarak öne çıkmaktadır. "Güvenlik konusu topyekûn ele alınmalı, barış, savaş, politika, teknoloji, sağlık, çevre, nüfus, medya, internet, yoksulluk, silahlanma gibi parametrelerin güvenlik konusuna dâhil edilmesi gerekmektedir. Burada devamlı ön planda düşünülmesi gereken insandır." Bu bütüncül yaklaşım, 21. yüzyılın dinamik ve karmaşık güvenlik ortamında karşılaşılan sorunlara çözüm bulma potansiyeli taşımaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!