Çeviri yorumbilimi : çevirmenin anlama süreci
Yazar:Akın, Ayla
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Giriş ve Genel Bakış Çeviri, yüzyıllardır süregelen bir tartışma konusu olmasına rağmen, Ayla Akın'ın "Çeviri Yorumbilimi: Çevirmenin Anlama Süreci" adlı eseri, modern çeviribilim perspektifinden yorumbilim ve çeviri arasındaki ilişkiye kapsamlı bir bakış sunmaktadır. Bu çalışma, özellikle Türkiye'de alandaki bu boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Metin, çeviri eyleminin sadece dilsel bir aktarım değil, aynı zamanda derin bir anlama ve yorumlama süreci olduğunu vurgular. Yorumbilim, gelenekse l ve felsefi olmak üzere iki ana kola ayrılsa da, bu kitap daha çok anlama olgusunun kendisini ele alan felsefi yorumbilim üzerinde durmaktadır. Çeviri, özünde bir metni anlama ve anlaşılan metni başka bir kültüre aktarma sürecidir. Bu süreç, metnin yorumlanmasını ve çevirmen aracılığıyla kaynak metin ile erek kültür arasında bir iletişim, kültürel ve toplumsal bir eylemi içerir. Yorumbilimsel çeviri çalışmaları, özellikle kaynak metni anlama sürecine odaklanır ve bu edimin çeviri eyleminden ayrı düşünülemeyeceğini savunur. Kitap, üç ana yorumbilim dönemini inceler: Birinci Yorumbilim Dönemi (Antik Çağdan Romantik Döneme): Kaynak metnin yorumlanmasının merkezde olduğu, metnin nesnel anlamasının mümkün olduğuna inanılan dönem. İkinci Yorumbilim Dönemi (Romantik Dönemden 20. Yüzyılın 70'lerine): Yazarın öznelliğinin ve sınırlı ölçüde çevirmenin öznelliğinin öne çıktığı bir dönem. Üçüncü Yorumbilim Dönemi (Anti-hermenötik Bakış Açısı): Çevirmenin yorumundan bağımsız bir anlamın olmadığını kabul eden, amaç ve okur beklentilerinin çevirmenin yorum sürecini belirlediği anlayışı. 2. Friedrich Schleiermacher'in Çeviri Makalesi ve Yorumbilimsel Bakış Açısı Friedrich Schleiermacher'in 1813 tarihli "Über die verschiedenen Methoden des Übersetzens" (Çevirinin Farklı Yöntemleri Üzerine) makalesi, çeviri yorumbiliminin temel dayanağı olarak kabul edilir. Schleiermacher, bu çalışmasında diliçi (intra) ve dillerarası (inter) anlama süreçleri arasında bir fark gözetmez; ona göre her anlama bir çeviridir ve her çeviri bir anlamadır. Ana Fikirler ve Tespitler: Metin Türleri Ayrımı: Schleiermacher, çeviriyi günlük ve sanatsal/bilimsel metinler olarak ayırır. Günlük Metinler (Dolmetschen): Ticaret ve siyaset gibi alanlardaki çeviriler olup, "neredeyse sadece mekanik bir iştir." "Her iki dili orta derecede bilen herkes yapabilir." Sanatsal/Bilimsel Metinler (Übersetzen): Gerçek çeviri olarak kabul edilir ve bir sanat olarak görülür. Bu tür çevirilerde amaç, "kaynak dilin düşüncesini ve yazarın dilini/üslubunu erek metne yansıtmak ve dolayısıyla erek okura yeni ve farklı bir şey sunmaktır." İki Çeviri Yöntemi: Schleiermacher, çevirmenin görevinin ya "okuru yazara götürmek" (yabancılaştırıcı çeviri yöntemi) ya da "yazarı okura götürmek" (yerlileştirici çeviri yöntemi) olduğunu belirtir. Yerlileştirici Yöntem: Erek okurun yabancı olan kültürel olguları kendi kültüründekilerle değiştirmesi veya yok etmesi anlamına gelir, bu da "erek okuru sanatsal veya bilimsel yönden geliştirecek ve ufkunu genişletecek olan yabancı olguları, tamamıyla yok edecektir." Schleiermacher bu yöntemi nadiren uygulanan ve ustalık gerektiren bir sanat olarak görür. Yabancılaştırıcı Yöntem: Schleiermacher'in tercihi olan bu yöntem, erek dilin ve düşünce dünyasının ancak bu yolla "zenginleşeceği" düşüncesine dayanır. Bu yöntem, erek okura "yabancı olguları" sunarak onları yeni ve farklı düşünsel bakış açılarıyla karşılaştırır. Dilin Dinamik Yapısı: Schleiermacher'e göre dil durağan değildir, zamanla değişir ve yeni düşünceler yeni sözcüklerin türemesine yol açar. Anlamanın Yaklaşık Olması: Diyalektik görüşlerinde Schleiermacher, kesin bir anlamanın mümkün olmadığını, "anlama ve anlaşma, aynı zamanda da anladığına yönelik bilgi, ancak yaklaşık (approximativ) bir şekilde olabilir" der. Yorum, Çeviri ve Diyalektik İlişkisi: Schleiermacher, yorum, çeviri ve diyalektiği bir sürecin dönüşüm halleri olarak görür. "Auslegungs- und Übertragungskunst ist Auflösung der Sprache in Denken; Dialektik ist solche Auflösung des Denkens in Sprache, daß vollständige Verständigung dabei ist, indem man dabei immer die höchste Vollkommenheit, die Idee des Wissens im Auge hat. Daraus ist klar, daß beide nur miteinander werden." (Schleiermacher, 1977: 411). Çevirmenin Rolü: Çevirmenin, erek okurun anlama potansiyeline göre bir erek metin oluşturmak zorunda olduğunu savunur. 3. Çeviribilimde Yorumbilim Ekolü yüzyılın ikinci yarısından itibaren çeviribilim alanında birçok isim yorumbilimsel yaklaşımları benimsemiştir. Bu ekol, Schleiermacher'in görüşlerinden beslenerek gelişmiş ve çeviri sürecindeki anlama ve yorumlama boyutuna odaklanmıştır. Önemli Temsilciler ve Yaklaşımları: Fritz Paepcke: Modern çeviribilimde çevirinin yorumbilimsel yönünü ele alan ilk isimlerdendir. Schleiermacher'in yanı sıra Gadamer'in felsefi yorumbilimini de çeviriye yansıtmıştır. Çeviriyi "daimî kesinliğin yerini bakış açıları almıştır" cümlesiyle özetler ve metnin mutlak bir anlamı olmadığını savunur. Çeviri sürecini "kural ve oyun" arasında gerçekleşen yaratıcı bir etkinlik olarak görür. Ona göre her çeviri, çevirmenin kendi "anlama"sını öne çıkarır ve bu nedenle her yorumun belli bir zaman ve mekânda geçerliliği vardır. Radegundis Stolze: Paepcke'nin öğrencisi olan Stolze, yorumbilimsel yaklaşımlara bilimsel bir dayanak sağlamaya çalışmıştır. "Hermeneutisches Übersetzen" (1992) ve "Hermeneutik und Translation" (2003) adlı eserleriyle çeviri sürecine dilbilimsel kategoriler (tematik, anlambilim, sözlükbilim, edimbilim, anlatımbilim vb.) dahil etmiştir. Ona göre kaynak metinle erek metin arasında "anlamsal unsurların toplamı" açısından bir uyum (Stimmigkeit) olmalıdır. Stolze, anlam birliğine sürekli ulaşılmaya çalışıldığını ancak hiçbir zaman tam olarak ulaşılamayacağını belirtir. İşlevsel çeviribilimi, kaynak metin amacından uzaklaşan çeviri uygulamalarını merkezine yerleştirdikleri için eleştirir. Bilişsel bilim ve felsefi yorumbilim arasındaki paralelliklere dikkat çekerek, yorumbilimsel tespitlerin bilişsel çalışmalar tarafından onaylandığını savunur. George Steiner: "After Babel. Aspects of language and Translation" (1975) adlı eseriyle uluslararası çeviribilim camiasında en fazla dikkate alınan yorumbilimsel yaklaşımlardan birini sunmuştur. Steiner, çeviri sürecini dört aşamaya ayırır: Güven (initiative trust): Metnin çevrilmeye değer bir anlam taşıdığına dair inanç. Saldırganlık/Agresyon (aggression): Çevirmenin kaynak metni ele geçirme, adeta "bir istila, bir yağmalama" olarak tanımladığı evre. Özümseme/Asimilasyon (incorporation): Ele geçirilen kaynak kültür değerlerinin erek kültürde özümsenmesi. Restitüsyon/Dengeleme (restitution): Çevirmenin, önceki evrelerde yarattığı dengesizliği gidermeye çalıştığı, etik sorumluluk taşıyan son evre. Steiner'e göre, "her beşerî dil, dünyayı farklı bir şekilde kurar" ve çeviri, erek kültürü yabancı olanla zenginleştirmelidir. 4. İşlevsel Çeviribilimde Yorumbilimin ve Anlamanın Alımlanması İşlevsel çeviribilim, 1980'li yıllarda eylem kuramı üzerine temellenmiş ve çeviri eylemini teleolojik bir kavram olan "Skopos" (amaç) etrafında şekillendirmiştir. Ana Fikirler ve Tespitler: Skopos Kuramı (H. J. Vermeer ve K. Reiß): Çevirinin, kaynak metnin aksine, erek kültürün norm ve beklentileri tarafından belirlenen bir "amaç" (Skopos) ve "işlev" (Funktion) taşıdığını savunur. "Skopos her türlü çevirinin hâkimdir." (Reiß/Vermeer, 1984: 96). Çevirmen, dilsel göstergelerden ziyade, bir "kültür aracısı" olarak kabul edilir ve çeviri kararlarında belirleyici bir role sahiptir. Kaynak Metnin Rolü: İşlevselciler, kaynak metnin yok sayıldığı eleştirilerine maruz kalsa da, Vermeer çevirmenin çeviri görevini kabul etmesinin aynı zamanda kaynak metni anlamayı içerdiğini belirtir. Ancak kaynak metni anlamayı, alımlamanın sadece bir parçası olarak görür. Anlamanın Kültüre Özgülüğü: Vermeer, tıpkı davranışlar gibi, anlamanın da kültüre özgü olduğunu savunur. Anlamanın aktif bir süreç olduğunu, bilginin dış dünyadan temin edilmekten ziyade, "insanın kendisinin oluşturduğu bir olgu" olduğunu belirtir. Hans G. Hönig: Çevirmenin zihinsel süreçleri ve anlama edimiyle ilgilenen bir isimdir. Hönig, çevirmenin mesleki yeterliliğini artırmayı ve kuram-pratik arasındaki kopukluğu gidermeyi amaçlar. Çevirmen Olarak "Kültür Mühendisi": Hönig, çevirmeni sadece diller arası mesafeyi kaldıran değil, aynı zamanda iki kültür arasında "sağlam bir köprü" kuran bir "kültür mühendisi" olarak tanımlar. Anlama ve Refleks/Düşünüm: Hönig, çevirmenin anlama sürecini "dilsel refleks ve yöntemsel düşünümün karşılıklı etkileşimde bulunduğu bir süreç" olarak betimler. Kaynak metni anlama sürecinin, erek metne yönelik tasarımlarla paralel yürüdüğünü belirtir. Bu, Heidegger ve Gadamer'in anlama yaklaşımlarıyla benzerlik gösterir. Sezginin Rolü: Hönig, sezginin bilişsel süreçten tamamen bağımsız olmadığını, bilişsel sürecin sağladığı temel üzerinde gerçekleştiğini ve "bilişin, sezginin hizmetindedir" görüşünü savunur. Kontrol Edilebilir ve Edilemez Çalışma Alanları: Çeviri sürecini iki düzlemde ele alır: mikro dünya (kontrol edilebilir işlem alanı) ve makro dünya (kontrol edilemez işlem alanı). Kontrol edilemez alanın sezgisel süreçleri içerdiğini ve "kaotik ve düzenli agregattan oluşan 'düşünce' süreçleri" olduğunu belirtir. Makro Stratejiler: Çevirmenin bu kontrol edilemez alanlarda kaybolmaması için "makro stratejiler" edinmesi gerektiğini vurgular. Bu stratejiler, çevirmenin işinin genelini görmesini sağlar. Anlamanın Yaratımı: Hönig, anlamanın "şifre çözümü (dekodieren)" olmadığını, "kişinin kendi yaratımı (Kreation)" olduğunu belirtir. Her anlamanın öznel olduğunu ancak çevirinin keyfi bir eylem olmadığını savunur. Justa Holz-Mänttäri: "Translatorisches Handeln" (1984) adlı çalışmasıyla çeviri olgusunu eylem kuramı temelinde ele alarak, çevirmenin sosyal ve mesleki iletişim ağını gösterir. Çeviri sürecini, dilsel bir aktarım olmaktan öte, "çok daha geniş, kapsamlı ve devingen bir eylem dizgesi" olarak tanımlar. Üst amacı, çeviriyi başlatanın ya da işi verenin amacı olarak görür. 5. Çeviri-Yorumbilimi ve Çevirmenin Anlaması Çeviri-yorumbilimi, çevirmenin anlama sürecinin derinliğini kavramayı ve bu sürecin işleyişini sunarak çevirmenlere bilinç kazandırmayı amaçlar. Felsefi yorumbilimin, yazarı anlama ve tek anlamın mevcutluğu gibi ideallerden uzaklaştığını vurgular. Ana Fikirler ve Tespitler: Anlamın Oluşumu: Siever'in aksine, yorumbilim metinleri statik değil, aksine "dinamik" olarak görür. Anlam, metnin kendisinde sabit olarak bulunmaz, "ona yüklenir" (Vermeer). Gadamer, anlamın Dasein'ın kendini gerçekleştirmesi olduğunu ve Dasein'ın nesneye anlam yüklediğini belirtir. Oluş ve Düşünüm Yapısı: Gadamer'e göre anlama, düşünme ve dil arasındaki bağlantıdan kaynaklanan bir "oluş" karakterine sahiptir. Anlamanın dilsel karakterini "dil oyunu" olarak nitelendirir. Çevirmen, bu oyuna kendini teslim eder. Vermeer'in Anlama Süreci Aşamaları: Alımlama (pasif) → Önbilgilere yerleştirme = Bir-şey-olarak-tanıma (düşünümsel/aktif) → Amaçlı yorum → Anlama → (Anlaşma) → Değerlendirme. Vermeer, anlamayı aktif bir süreç olarak görürken, Gadamer anlamayı bir "rıza gösterimi" veya "pasif bir oluş" olarak ele alır. Heidegger'in Dasein Analizi: Heidegger, Dasein'ın dünyayla olan varlıksal ilişkisini ve bu bağlamda kendisini tanıma biçimlerini ortaya koyar. Anlama, Dasein'ın "bir-şey-olarak-bir-şey" yapısına sahiptir ve pratik deneyimlere dayanır. Çevirmen de kaynak metne, erek metni oluşturma amacı bağlamında bir "ilgi" (besorgen) ile yaklaşır. Fırlatılmışlık ve Tarihsellik: Heidegger'in "fırlatılmışlık" kavramı, Gadamer'in felsefi yorumbiliminde "tarihsellik" olarak karşılık bulur. İnsanın tarihselliği, içinde yaşadığı toplum ve kültür tarafından belirlenir ve önyargılarının oluşmasına yol açar. Çevirmen, kaynak metni kendi kültürü ve önbilgileri bağlamında anlar. Yorumbilimsel Olarak Anlama: Çevirmen, kaynak metinde anlama güçlükleriyle karşılaştığında, Heidegger'in bahsettiği "yorumbilimsel olarak anlama" aşamasına geçer. Bu, bir öğrenme süreci değil, "çevirmenin kendi anlamasının farkına varması" ve anladıklarının uygunluğunu denetleme imkanı bulmasıdır. Diyalog ve Eleştiri: Felsefi yorumbilim, anlamanın bir diyalog süreci olduğunu ve diyalogun, kişinin kendi anlamasına eleştirel bir gözle yaklaşmasını gerektirdiğini vurgular. Hönig'in çeviri sürecini "refleks ve düşünme arasında geçen bir diyalog süreci" olarak yorumlaması, felsefi yorumbilim yaklaşımlarını somut biçimde çeviriye aktaran önemli bir yaklaşımdır. Çevirmenin Sorumluluğu ve Kaygısı: Çevirmenin mesleki sorumluluğu, kaygı (Sorge) duygusunu beraberinde getirir. Çevirmen, işini ideal bir ortamda gerçekleştiremeyebilir ve çeşitli dış etkenlerin etkisi altında kararlar alabilir. Heidegger'in "kaygı" (Sorge) kavramı, çevirmenin erek metni oluşturma sürecindeki sorumluluğunu ve yönelimini açıklar. Çevirmenin "korkuları ve bu korkularının sebebi" gösterilmelidir. Açıklık ve Empati: Çevirmenin kaynak kültüre ve metne karşı "açık olma ve onu anlama çabası", mesleğin sağlıklı sürdürülmesi için önemlidir. Bu, yabancı kültüre karşı özel bir tutumu gerekli kılar (açıklık, empati, hoşgörü). 6. Sonuç ve Önemli Çıkarımlar Bu çalışma, çeviribilimde yorumbilimsel ekolün gelişimini, özellikle Almanya'da Fritz Paepcke ve Radegundis Stolze gibi isimlerle birlikte bir kuram haline gelmesini vurgulamaktadır. Aynı zamanda, çeviri yorumbiliminin sadece Schleiermacher'in "yabancılaştırma yöntemi" ile sınırlı kalmaması gerektiğini, felsefi ve kültürel yorumbilimin tespitlerinden faydalanması gerektiğini savunur. Önemli Çıkarımlar: Felsefi Yorumbilimin Merkeziliği: Çeviri, sadece dilbilimsel bir aktarım değil, felsefi yorumbilim bağlamında bir anlama ve yorumlama sürecidir. Heidegger ve Gadamer'in yaklaşımları, çevirmenin anlama ediminin derinliğini ve karmaşıklığını ortaya koyar. Çevirmenin Dinamik Rolü: İşlevsel çeviribilim, çevirmeni pasif bir dil aracıcısından çok, aktif bir "kültür aracısı" ve karar verici bir "uzman" olarak konumlandırır. Ancak bu dinamik rolün ardında, çevirmenin kendi "haleti ruhiyesi" (duygusal durumu), önbilgileri, tarihselliği ve mesleki kaygıları yatar. Anlamın Öznel ve Dinamik Yapısı: Metinlerin tek ve sabit bir anlamı yoktur; anlam, okuyucu/çevirmen tarafından oluşturulur ve duruma, amaca ve kültürel bağlama göre değişir. Her anlama, çevirmenin kendi "deneyimi"dir. Kuram ve Pratiğin Bütünleşmesi: Çeviri eğitimi, sadece mikro stratejiler (dilbilimsel teknikler) sunmakla kalmamalı, aynı zamanda çevirmen adaylarına makro stratejiler, kendi zihinsel süreçleri hakkında bilinç ve mesleki sorumluluk kazandırmalıdır. Diyalog ve Eleştirellik: Çeviri, hem metinle hem de çevirmenin kendi iç dünyasıyla bir diyalog sürecidir. Bu diyalog, eleştirel bir tutumu ve kendi anlamasını sorgulamayı gerektirir. Çevirmenin Sorumluluğu ve Etiği: Çevirmenin sorumluluğu sadece erek metnin işlevsel olmasını sağlamakla sınırlı değildir; aynı zamanda kaynak metne saygı göstermek, onu özenle çözümlemek ve kendi kararlarını gerekçelendirebilmek de bu sorumluluğun önemli bir parçasıdır. Aşırı özgüven veya özgüven eksikliği, bu sorumluluğu olumsuz etkileyebilir. Sonuç olarak, çevirinin mekanik bir "kültürel kod değişimi" olarak algılanmasının önüne geçmek için, çevirmenlerin anlama süreçlerinin felsefi ve kültürel boyutlarının derinlemesine anlaşılması ve eğitimde buna yer verilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu, çeviribilimin bir "zanaat" bilgisinden öte, "aklı başındalık" (phronesis) bilgisi gerektiren bütüncül bir meslek olduğunu vurgular. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!