1. Kıbrıs'ın Jeopolitik ve Stratejik Önemi Kıbrıs, Akdeniz'in Sicilya ve Sardinya'dan sonra üçüncü büyük adası olup, "Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının ve bu kıtalardan gelen ticaret yollarının kesiştiği bir coğrafyada yer alması" (PELER, s. 373) nedeniyle tarih boyunca büyük stratejik öneme sahip olmuştur. Adanın coğrafi konumu, "900 km kuzey batısındaki Yunanistan'ı her yerine burnunu sokacak kadar ilgilendirirken 70 km kuzeyindeki Türkiye'yi ilgilendirmezse, ilgilendirmemesi istenirse, eşyan ın tabiatına aykırı bir durum ortaya çıkar" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 3). Bu durum, adanın Doğu Akdeniz hâkimiyeti için sürekli bir mücadele alanı olmasına yol açmıştır. Adanın adı da bu stratejik önemle bağlantılıdır. Filolojik incelemelerde Kıbrıs isminin Hint-Avrupa veya Sami kökenli olmadığı, M.Ö. 3. binyılda önemli bir bakır üreticisi olması nedeniyle "bakır" kelimesinden türediği anlaşılmıştır: "Cyprius, Cuprinus 'bakır' kelimelerinden 'Cyprum' ismi açığa çıkmıştır." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 30). Eskiçağ uygarlıklarında "Yadnana", "Ya", "Asi" ve "Alaşiya" gibi isimlerle anılan Kıbrıs, Hitit, Mısır, Asur ve Miken uygarlıkları için "Bakır Ülkesi" olmuştur (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 30). 2. Erken Dönem Kıbrıs Yerleşimleri ve Kültürel Gelişim Kıbrıs'ta insanlık tarihi Epi-Paleolitik Çağ'a (MÖ 10. binyıl) kadar uzanmaktadır. Akrotiri gibi merkezlerde cüce hayvan fosilleri ve taş aletler bulunmuştur. Neolitik dönemde Akanthou - Tatlısu (MÖ 8200'ler) gibi yerleşimler, mimari ve küçük buluntu yönünden zengindir. Khirokitia (MÖ 7-6. Binyıl), kendine özgü çakmaktaşı endüstrisi ve nüfusunun kısa kafalılığı ile dikkat çekmektedir. Khirokitia'nın "kamu güvenliğini sağlamak adına yerleşimi çevreleyen bir 'savunma duvarına' sahip olması, organize olmuş bir topluluğa işaret eder" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 20). Bu dönemde Kıbrıs, "küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar, hububat ve baklagil üretimi, çeşitli formlarda süslü taş kaplar" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 20) ile göreceli olarak yüksek bir refah seviyesine sahipti. Bakır madenciliği Tunç Çağları'nda adanın ekonomisinde büyük rol oynamış, ancak aynı zamanda ormanların yok olmasına neden olmuştur: "1 kg bakır elde etmek için 300 kg odun kömürüne ihtiyaç vardır. Bu antik dönemde 200.000 ton bakır elde etmek için 150.000 metre kare ormanlık alanın yok edildiği anlamına gelmektedir. Kıbrıs’ın bugün ağaç yönünden fakir bir ada olması, onun çok eski madencilik sanayisinin bir sonucudur." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 25). Tunç Çağı'nda ortaya çıkan Pseudo-megaron tipi evler, halkın daha rahat ve müreffeh bir hayat sürdüğünü göstermektedir. 3. Büyük Medeniyetlerin Kıbrıs Üzerindeki Egemenlikleri ve İlişkileri Kıbrıs, tarih boyunca Hititler, Mısırlılar, Fenikeliler, Asurlular ve Persler gibi büyük medeniyetlerin egemenliği altına girmiştir. 3.1. Hititler ve Alaşiya Geç Tunç Çağı'nda Kıbrıs, Hitit, Mısır ve Ege Dünyası ile siyasal ilişkilerin arttığı bir dönem yaşamıştır. Bu belgelerde Kıbrıs için "Alaşya" isminin kullanıldığı bilinmektedir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 26). Hititlerin Alaşiya'dan vergi aldığı ve burayı stratejik bir bölge olarak gördüğü anlaşılmaktadır. "Mulliiara’nın bana ulaştırdığı [haber] şöyledir: 'Ben Madduwatta’ya bir tablet verip şöyle söyledim. Onun majestesi Alaşia kenti hakkında şöyle söyledi. Alaşia ülkesi majesteme ait olduğundan Alaşia ülkesi majesteme vergi verdiğinden sen niçin ona sürekli saldırdın?'" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 36). 3.2. Mısır ve Alaşiya İlişkileri Mısır-Alaşiya ilişkileri üç dönemde incelenmiştir. Yeni Krallık Dönemi'nde (MÖ 1550-1070) başlayan bu ilişkiler, "Alaşiya’nın bakır, krom, demir ve gemi kerestesi maddeleri yönünden zengin olması ve limanları sayesinde denizciliğin gelişmiş olması bu adanın tarihte önemli bir rol oynamasına sebep olmuştur" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 50). Amarna Mektupları, bu iki ülke arasındaki diplomatik yazışmaların önemli bir kanıtıdır. Mısır firavunu ile Alaşiya kralının birbirlerine "kardeşim" diye hitap etmeleri, o dönemdeki güç dengesini göstermektedir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 57). M.Ö. 1200'lü yıllarda yaşanan Deniz Kavimleri Göçü sonrası, III. Ramses döneminde Mısır, Kıbrıs'ı ele geçirmiş ve buraya yerel idareciler tayin etmiştir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 54). Daha sonraki dönemlerde, özellikle II. Amasis döneminde Kıbrıs, Pers tehlikesine karşı alınmış ve vergiye bağlanmıştır. Bu dönemde Kıbrıs'ın üst düzey aileleri Mısır kıyafetleri ve yılanlı taçları kullanmaya başlamış, kültürel etkileşimler artmıştır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 57). 3.3. Asurluların Kıbrıs Üzerindeki Hâkimiyeti Asur İmparatorluğu da Kıbrıs'ın stratejik ve ekonomik önemini fark etmiş ve ada üzerinde hâkimiyet kurmuştur. II. Sargon'un yıllıklarında Kıbrıs'tan "Yadnana" veya "Ya" olarak bahsedilmiş ve adanın "denizin ortasında yedi günlük yolculuk mesafesinde" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 80) olduğu belirtilmiştir. Sargon, adadaki yedi kraldan haraç aldığını ifade etmiştir. Asarhaddon döneminde de Kıbrıs, Asur kontrolünde kalmış ve adadaki on kraldan "denizin ortasındaki Yadnana’nın on kralı" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 83) şeklinde söz edilmiştir. 3.4. Pers Dönemi ve Kültürel Etkileşimler Kıbrıs, M.Ö. 525 yılında Pers İmparatorluğu'nun egemenliği altına girmiştir. Herodotos ve Ksenophon'un eserleri, Kıbrıs'ın Pers hâkimiyetine girişinin Kyros zamanında olduğunu göstermektedir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 93). Persler, satraplık sistemi kurarak adayı yönetmiş ve garnizonlar tesis etmişlerdir. Paphos'taki bir garnizon evi ve Vouni Sarayı, Pers mimarisinin adadaki izlerini taşımaktadır. Vouni Sarayı'nın "doğal bir kayalık üzerine yerleştirilmesi" ve anıtsal merdivenleri, Pers saray mimarisinin özelliklerini yansıtmaktadır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 106-107). Kıbrıslılar, Perslere karşı Ionia Ayaklanması'na katılmış, ancak bu mücadeleler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Pers döneminde basılan sikkeler, adanın Pers standartlarına uygun olarak para darbettiğini göstermektedir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 96). 4. Dinî İnançlar ve Kültürel Geçişler Kıbrıs'ın tarih boyunca çok çeşitli dinî inançlara ev sahipliği yaptığı görülmektedir. 4.1. Boğa Kültü ve Boynuzlu Tanrı Kıbrıs'ta M.Ö. 1200 yıllarına tarihlenen Enkomi Boynuzlu Tanrısı heykeli, adada Boğa Kültü'nün varlığını göstermektedir. Bu heykel, "bronz bir kaydede insan benzeri olarak bir tanrıya dönüştürmüştür" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 71). Boğa kültünün Orta Asya, Ön Asya ve Akdeniz çevresi tarımının temelini oluşturduğu ve bu bölgede yayılım gösterdiği belirtilmektedir. Kıbrıs'ın Boynuzlu Tanrısı'nın kökeninin Orta Asya'ya dayandığı iddia edilmektedir: "boynuzlu taçın Orta Asya’dan güneye inip Mezopotamya’ya yerleşmesi ve oradan da batıya doğru yayılım göstermesi, Neolitik Çağ’dan itibaren dini simgeselliğin kesintisiz aktarımını sergilemektedir." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 74). 4.2. Hıristiyanlığın Yayılması Hıristiyanlık gelmeden önce Kıbrıs halkı, Aphrodite, Athena, Artemis, Apollon, Zeus gibi pagan tanrılara ve Yahudilik dinine inanmaktaydı (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 158). Aziz Pavlus ve Barnabas'ın misyonerlik faaliyetleri ile Hıristiyanlık adada yayılmaya başlamıştır. Kıbrıs Kilisesi'nin kurulması Markos ve Kition Piskoposu Aziz Lazarus gibi figürlerle bağlantılıdır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 162). M.S. 48 yılında Roma Prokonsülü Sergius Paulus'un Hıristiyanlığı kabul etmesiyle "Kıbrıs Kilisesi resmen kurulmuş oldu ve dünyadaki kilise hareketlerine de fikrî öncülük etti" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 177). 4.3. Barnabas İncili ve Tartışmalar Barnabas İncili'nin varlığı ve içeriği tartışma konusu olmuştur. Papa Gelasius tarafından M.S. 496 yılında apokrif inciller arasına alınmıştır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 175). Müslümanlar tarafından İsa'nın peygamberliğini vurgulayan gerçek İncil olarak kabul edilirken, Hıristiyanlar tarafından inkâr edilmiştir. "Günümüzde dolaşımda olan Barnaba İncili ise Latince çeviriden diğer dillere çevirilerden ibarettir. Yani gerçek Barnaba İncili ya saklanmaktadır ya da imha edilmiştir." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 181). Aziz Barnabas'ın mezarının Kıbrıs'ta bulunması, adayı inanç turizmi açısından önemli kılmaktadır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 181). 5. Kıbrıs'ta Yahudi Varlığı Kıbrıs'ta Yahudi varlığı, M.S. 48 yılında Judaea eyaletinde yapılan nüfus sayımında bölgede yaklaşık 2,5 milyon Yahudi yaşadığı tespiti yapılmasına dayanmaktadır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 349). M.S. 115-117 yılları arasında yaşanan Yahudi isyanı, Roma İmparatoru Trayanus tarafından kanlı bir şekilde bastırılmış ve adadan Yahudilerin girişi yasaklanmıştır: "Kıbrıs, Yahudilerden arındırılıp Roma senatosu kararı gereğince bir daha adaya Yahudilerin alınması yasaklandı. Böylece Kıbrıs’a asırlarca herhangi bir Yahudi’nin girilmesine izin verilmedi." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 316). Osmanlı fethi sonrası, adada Yahudi nüfusunun artırılmasına yönelik çabalar olmuş, ancak bu durum "Nasi’nin planından ziyade Osmanlı iskân siyasetinin (şenlendirme politikasının) bir tezahürüdür" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 359). İngiliz döneminde de Yahudi göçmenler Kıbrıs'ta kamplarda kalmıştır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 364). 6. Fenikeliler, Asurlular ve Persler Döneminde Ticari İlişkiler Fenikeliler, Demir Çağı'nda Kıbrıs'ta koloni kurma faaliyetleri yürütmüşlerdir. Fenike adı, "Grekçe mor anlamına gelen phoinix (Φοῖνιξ) kelimesinden türetilmiştir" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 122). Fenike krallıklarının Doğu Akdeniz'deki ticari canlılığı, Asur emperyalizminin hedefi haline gelmiştir. Asurlular, Kıbrıs'ı ticari çıkarlar için ele geçirmiş ve adadaki krallıklardan haraç almıştır. Pers İmparatorluğu'nun egemenliği altında da Kıbrıs, Akdeniz ticaret yolları üzerinde önemli bir rol oynamıştır. 7. Türk Varlığı ve Lusignan Dönemi Türklerin Kıbrıs'taki varlığı, Osmanlı fethinden çok daha öncesine dayanmaktadır. Özellikle Lusignan Krallığı döneminde "Türkopoller" olarak adlandırılan Türk askerlerinin adada varlığı ve sosyal yaşama etkileri olmuştur. Lusignan kralları, 1192 yılından itibaren Türkopollere Kıbrıs'ta toprak dağıtmış ve kırsal alanların emniyetinden onları sorumlu tutmuştur (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 378). Haçlı Seferleri döneminde, İngiliz Kralı Richard'ın adayı ele geçirmesiyle Lusignan dönemi başlamıştır. Guy de Lusignan, Kıbrıs'ı "topraksız kalmış Haçlıları" (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 334) adaya davet ederek restore etmeyi amaçlamıştır. Lusignanlar döneminde Kıbrıs ekonomisi önemli ölçüde yükselmiştir. "1291 yılında tüm Suriye toprakları Haçlılardan alınarak, Orta Doğu ile Batı arasında ticaret merkezi Kıbrıs adası olmuştur." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 305). Şeker üretimi ve ticareti de bu dönemde önemli bir yer tutmuştur. 8. Memluk-Kıbrıs İlişkileri ve Osmanlı Etkisi Öncesi Dönem Memlukler, Haçlılarla mücadeleleri sonucunda Kıbrıs'ı stratejik bir hedef olarak görmüşlerdir. Sultan Barsbay döneminde (1422-1438) Kıbrıs'a seferler düzenlenmiş ve adanın fethedilmesiyle birlikte Kıbrıs Krallığı, Memluklere yıllık cizye ödemek zorunda kalan bir tabi devlet haline gelmiştir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 297). Bu dönemde Memlukler, Kıbrıs'ın iç işlerine müdahale etmeye başlamış ve adadaki taht kavgalarında etkili olmuşlardır. 9. Kıbrıs'taki Mezarlık Kültürü ve Sözlü Tarih Çalışmaları Kıbrıs'ta türbe ve türbe ziyaretleri, yaşamın ve inancın ayrılmaz bir parçasıdır. "Şehidi olmayan bir ailenin veya dedeleri arasında bir şehit olmayan Kıbrıslı neredeyse yok gibidir." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 393). Türbelerin iki temel işlevi olduğu belirtilmektedir: "kutsal kabul edilen mekânlarda edilen duaların kabul edileceğine dair inancın da etkesi olmalıdır. Normal vakitlerde ise türbeler Tanrı’ya ulaşmak için bir aracıdır." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 394). "Gürpınar/Ayia Marina" köyünde yapılan sözlü tarih çalışmaları, farklı dinlere mensup (Türk ve Maruni) ailelerin ortak yaşam hikayelerini ve 1963-1974 dönemindeki EOKA saldırılarına rağmen birbirlerini korumalarını ortaya koymaktadır (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 415). Bu çalışmalar, Kıbrıs'taki toplumsal uzlaşı ve kültürel mirasın korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Köydeki yaşlıların anıları, farklılıklar içinde bir arada yaşama ve dayanışmanın somut örneklerini sunmaktadır: "Biz Türklerle birbirimizi çok severdik. Çok iyi geçinirdik." (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 445). 10. Ermeni Varlığı ve İngiliz Dönemi Ermenilerin Kıbrıs'taki varlığı 6. yüzyıldan itibaren başlamıştır. Osmanlı fethi sırasında Ermeniler, Katolik baskısından bıkmış olmaları nedeniyle Osmanlı güçlerine destek vermişlerdir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 517). Birinci Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale Cephesi'nde esir alınan Türk askerleri Kıbrıs'taki Karakol esir kampına getirilmiş, Ermeniler de bu kampa yerleştirilmiştir (BOOK2024010813480000000006.pdf, s. 491). İngiliz dönemi boyunca, adadaki Ermeni toplumu ekonomik ve sosyal hayatta aktif rol oynamıştır. Genel olarak, sunulan kaynaklar Kıbrıs'ın sadece jeopolitik bir kilit nokta olmadığını, aynı zamanda binlerce yıldır farklı medeniyetlerin, kültürlerin ve dinlerin iç içe geçtiği, karmaşık ve zengin bir tarihsel dokuya sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Adanın Asyalı kökenlerine vurgu yapılması, özellikle Yunan ve Rum tarihçilerinin adanın kökenleri hakkındaki iddialarına bir yanıt niteliğindedir. ... Devamını Oku