"Sürdürülebilir Afet Yönetimi ve İletişimi" başlıklı kitaptan alınan alıntılara dayanarak hazırlanmıştır. Kitap, Türkiye'nin afet gerçekliğini ve afet yönetimi ile iletişiminin önemini çeşitli perspektiflerden ele almaktadır. Özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrası oluşan durum ve bunun afet yönetimi sistemine, iletişime ve toplumsal psikolojiye etkileri üzerinde durulmaktadır. Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Gerçekler: 1. Türkiye'nin Afet Gerçekliği ve Depremsellik: Türkiye, k armaşık ve dinamik tektonik yapısı nedeniyle sık sık depremlerin yaşandığı, sismik aktivitesi yüksek bir bölgededir. Ülke topraklarında son bir asırda 6 ve üzeri büyüklükte 230'dan fazla yıkıcı deprem meydana gelmiş ve 130 bini aşkın vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri: Bu depremler, modern sismolojik araçlarla kaydedilen en büyük kıtasal depremlerden biri ve en büyük kıtasal deprem çifti olarak tarihe geçmiştir. Maksimum yer değiştirme yaklaşık 9 metredir. Her iki depremde de kırılma hızları süper-shear hızında (>4 km/s) gerçekleşerek geniş bir coğrafi alanda güçlü yer hareketine ve hasarın artmasına neden olmuştur. İlk deprem (Mw 7.7) Pazarcık'ta, ikinci deprem (Mw 7.6) Elbistan'da meydana gelmiş, ikinci deprem ilkinin tetiklemesiyle bağımsız olarak gerçekleşmiştir. Depremler 11 ili etkilemiş, 50.000'den fazla ölüm ve yaklaşık 100.000 yaralı ile ağır bir bilanço yaratmıştır. Yapısal hasarların nedenleri arasında düşük kaliteli beton, tasarım hataları, yetersiz donatılar, düşük standartlarda ve yasadışı yapılaşma, ranta dayalı kentleşme gösterilmiştir. Kültürel miras eserleri de ciddi zarar görmüştür. Deprem sonrası Kocaeli Üniversitesi Yerbilimleri ekibinin saha gözlemleri, kent merkezlerinin alüvyon yumuşak zemin üzerine kurulmasının hasarı artırdığını ve yerleşim yerlerinden geçen fay hatları ile sıvılaşmanın yapıların ağır hasar almasına yol açtığını tespit etmiştir. Sahada ilk müdahalenin çoğunlukla yerel halk tarafından gerçekleştirildiği, ancak organizasyon ve koordinasyon eksiklikleri nedeniyle sorunlar yaşandığı gözlemlenmiştir. 2. Afet Yönetim Sistemi ve Gelişimi: Afet yönetimi, afet öncesi, sırası ve sonrasında kurum ve kuruluşların etkin çalışmasını gerektiren dinamik bir yönetim şeklidir ve süreklilik gerektirir. Küresel anlamda afetlerle mücadele 1960'lı yıllara dayanmaktadır. Birleşmiş Milletler'in Yokohama Stratejisi, Hyogo Eylem Planı (2005-2015) ve Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi (2015-2030) gibi uluslararası belgeler, afet dirençli topluluklar oluşturmayı hedeflemektedir. Sendai Çerçevesi, afet riskini anlamayı, yönetişimi güçlendirmeyi, risk azaltmaya yatırım yapmayı ve etkin müdahale için hazırlık çalışmalarını geliştirmeyi önceliklendirmektedir. Türkiye'de Afet Yönetiminin Gelişimi:1999 Gölcük depremi, Türkiye'nin afet yönetimi politikalarının geliştirilmesi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Bu deprem sonrası, 2009 yılında Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kurulmuştur. Türkiye Afet Yönetimi Strateji Belgesi (TAYSB), risk odaklılık, katılımcılık, yerelden yönetim, sürdürülebilir kalkınma ile bütünlük, sürekli gelişim, esneklik ve millilik gibi temel ilkeleri benimsemiştir. Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP): Afet ve acil durumlara müdahalede görev alacak çalışma gruplarının ve koordinasyon birimlerinin rol ve sorumluluklarını tanımlar. 2022'de güncellenmiştir. Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP): Afet risklerini önleme ve azaltmaya odaklanan ulusal bir plandır. 2022-2030 yıllarını kapsamaktadır. Hazırlık aşamasında tüm paydaşların katılımı temel prensip olarak benimsenmiştir. Türkiye Afet Sonrası İyileştirme Planı (TASİP): Afetten etkilenmiş toplumun ihtiyaçlarının en kısa sürede karşılanması ve hayatın hızlı bir şekilde normale dönmesi hedefini taşımaktadır. Halen hazırlık aşamasındadır. 6 Şubat 2023 Depremleri Sonrası Durum: Depremler, Türkiye'nin afet yönetimi ve kentsel planlama alanındaki zafiyetlerini bir kez daha ortaya koymuştur. Merkezi yönetimde alınan kararların bazı aksaklıklara yol açtığı, yerel düzeyde yetki ve idare ile teknik ve kurumsal kapasitenin artırılması gerektiği vurgulanmıştır. 3. Afetlerin Psikolojik Etkileri: Travma, İkincil Travmatizasyon ve Tükenmişlik: Afetler, yalnızca doğrudan maruz kalan kişileri değil, onların yakınlarını, yardım eden profesyonelleri ve dolaylı olarak etkilenen geniş kitleleri de ruhsal açıdan etkiler. Ruhsal Travma ve Birincil Bozukluklar:Travma, kişinin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü sarsan olaylar olarak tanımlanır. DSM-5'e göre travmatik olaya doğrudan tanıklık etme, yakınlarının başına geldiğini öğrenme veya mesleği nedeniyle travmatik olayın ayrıntılarıyla tekrarlayıcı bir şekilde karşılaşma da travmatik stres belirtilerine yol açabilir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), akut stres bozukluğu ve uyum bozuklukları, travma ile ilişkili başlıca bozukluklardır. İkincil Travmatizasyon ve Tükenmişlik:İkincil travmatizasyon, travma mağdurlarıyla temasta bulunma veya travmatik olayı öğrenme sonucu ortaya çıkan etkilenimdir. Özellikle arama kurtarma görevlileri, sağlık çalışanları, ruh sağlığı uzmanları, gazeteciler gibi sahada çalışan profesyoneller risk altındadır. İkincil travmatik stres belirtileri, TSSB belirtileriyle paralellik gösterir: yeniden yaşantılama, kaçınma, duygudurum ve bilişte olumsuz değişiklikler, aşırı uyarılma. Tükenmişlik ve merhamet yorgunluğu da travma mağdurlarıyla çalışan kişilerde görülebilen durumlardır. Tükenmişlikte iş performansında düşüş, merhamet yorgunluğunda ise duygusal etkilenme baskındır. Bu durumlar öngörülebilir olduğu için korunma stratejileri (daha az vaka ile çalışmak, rotasyon, süpervizyon, eğitim, düzenli uyku ve egzersiz, sosyal destek) önem taşımaktadır. 4. Afet Kültürü ve İletişim Boyutu: Afet kültürü, afet algısının nasıl üretildiği ve davranışa dönüştüğüyle ilgili düşünceyi şekillendiren ortak uygulamalar, görüntüler, anlatılar ve söylemler repertuarıdır. Türkiye'deki Afet Kültürü: Türkiye'de müdahale odaklı bir afet kültürü olduğu, ancak risk odaklı bir kültürün gelişmediği belirtilmektedir. "Türkiye'nin bir afet ülkesi" söylemi yerine "afete dirençli ülke Türkiye" söyleminin kullanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Afet İletişim Ekolojisi: Afet durumlarında bilgi akışına dahil olan paydaşların (devlet kurumları, STK'lar, acil müdahale ekipleri, halk ve medya) karmaşık ağını ifade eder. Afet iletişim ekolojisinde sürdürülebilir ağ bağlantıları ve afet aktörleri arasında geliştirilen dolaylı etkileşimler, risk odaklı topluluk kimliği ve kültürü geliştirmede, kırılganlıklara ilişkin farkındalık artırmada ve topluluk bağlarını yeniden inşa etmede önemlidir. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrası yapılan tespitler, risk odaklı afet kültürünün henüz gelişmediğini, yardımlaşma ve gönüllü dayanışmanın ön planda olduğunu ancak örgütlü çalışmaya gereksinim duyulduğunu göstermiştir. Deprem zamanında iletişim ağında yaşanan kopukluklar, güvensizliği ve kaygıyı artırmıştır. Dezenformasyon, kutuplaşma ve nefret söylemleri, dijital medya okuryazarlığının önemini vurgulamıştır. 5. Medyanın Rolü ve Afet Haberciliği: Medya, afetlerle ilgili doğru bilgiye erişimi sağlama, toplumu bilinçlendirme ve hazırlıklı olma konusunda kritik bir araçtır. Ancak reyting kaygısı ve ticari çıkarlar nedeniyle etik değerlerin ihlal edildiği durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Direnç Odaklı Gazetecilik: Sadece yıkım ve kaosa odaklanmak yerine, felaketler sırasında ve sonrasında bireylerin, toplulukların ve yardım çabalarının ortaya koyduğu dayanıklılığı vurgular. Güç, cesaret ve umut hikâyelerine yer vererek kamu bilincini ve eğitimini teşvik eder. Gazeteciler, afetlerde doğrudan hedef alınabilmekte ve travmatik hikâyeler aktarırken psikolojik etkilere maruz kalabilmektedir. Etik ikilemler yaşanabilmektedir. Afet haberlerinde yaygın olan çerçeveler arasında ekonomi, suçlama, çatışma, öngörü, yıkım, çaresizlik ve dayanışma bulunmaktadır. Medyanın afet haberlerinde çözüm odaklı pozitif çerçevelere yer vermesi toplumsal direncin artmasına katkı sağlamaktadır. Dijital medya ve sosyal medya, afet haberlerinin hızla yayılmasını sağlamış, ancak yanlış bilgi ve sahte haber riskini de artırmıştır. Çocuk Odaklı Habercilik: Afetlerde çocukların haberleştirilmesi özel bir hassasiyet gerektirir. Çocuklar genellikle "savunmasız ve korunması gereken varlıklar" gibi söylemlerle haberleştirilmekte, mahremiyetleri ve kimlikleri göz ardı edilmektedir. 6 Şubat depremleri haberlerinde çocukların yüzlerinin/bedenlerinin ve kimliklerinin açıkça verilerek mahremiyetlerinin yok sayılması, affedilmez etik ihlallerden biri olarak belirtilmiştir. Kamu yararı ikinci plana itilerek izleyiciyi ekranda tutma stratejisinin tercih edildiği görülmüştür. Çocuk odaklı habercilik, çocukların nesne konumunda değil, özne konumunda olması gerektiğini ve çocuk haklarını temel alması gerektiğini vurgular. 6. Engelli Bireyler ve Medya Temsili: Engelli bireyler, afet durumlarında erişilebilirlik, tıbbi araçlara ulaşım ve geçici yaşam alanlarının erişilebilir olmayışı gibi ek zorluklarla karşılaşmaktadır. Medyada yer alan yanlış veya damgalayıcı temsiller de engellilerin afet durumlarında yaşadıkları sorunlar arasındadır. "Yaşadıkça Engelliler Haber Portalı"nda incelenen 6 Şubat depremleri haberleri, bedensel engelliliğin sıklıkla dramatize edilen bir durum olarak ya da ilham verici hikâyelerin odak noktası olarak işlendiğini göstermiştir. Analiz edilen medya metinlerinde, bedensel engelli bireyler pasif, acınası veya aşırı kahramanlaştırılmış (ilham verici) figürler olarak gösterilmektedir. Bu durum, engelli bireylerin toplumda yaşayan gerçek bireyler olduğu ve tüm vatandaşlarla eşit haklara sahip olduğu gerçeğini gözden kaçırmaktadır. Medikal malzeme temini, erişilebilir yaşam alanları gibi temel hakların "hediye" veya "lütuf" gibi sunulması, engellilerin toplumsal sorumluluğunun göz ardı edildiği algısını güçlendirmektedir. 7. İletişim Fakültelerinde Afet İletişimi Eğitimi: Gelecekteki afet habercilerinin yetişmesinde ve afet iletişimi yönetiminin geliştirilmesinde eğitimin altı çizilmiştir. Türkiye'deki iletişim fakültelerinin eğitim müfredatlarında afet iletişimi, kriz iletişimi ve afet haberciliği gibi konulara yeterli oranda yer verilip verilmediği, öğrencilere ne düzeyde bilgi ve beceri kazandırılmasının hedeflendiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Afet öncesinde kitlelerin bilinçlenmesinde, akut dönemde panik yaratmadan doğru haber akışının sağlanmasında ve afet sonrasında iyileştirme faaliyetlerinde iletişimin kilit öneme sahip olduğu vurgulanmıştır. Sonuç: Kaynaklar, Türkiye'nin afet riskine karşı hazırlık ve yönetim sisteminde önemli zafiyetleri olduğunu, 6 Şubat depremlerinin bu durumu bir kez daha gün yüzüne çıkardığını göstermektedir. Afet yönetiminin bütüncül, risk odaklı ve sürdürülebilir bir yaklaşımla ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Medyanın afet iletişimindeki rolü hayati olmakla birlikte, etik ihlaller, sansasyonelleştirme ve dezavantajlı grupların yanlış temsili gibi sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelmek için medya profesyonellerinin eğitimi ve toplumsal bilinçlendirme büyük önem taşımaktadır. Afetlerin bir kader değil, önlenebilir/zararı azaltılabilir olgular olduğu bilinciyle hareket edilmesi ve bu yönde eğitim, planlama ve uygulama faaliyetlerinin hızlandırılması gerekmektedir. ... Devamını Oku