"Vural Ülkü'nün "DİL BİLİMİNE GİRİŞ" adlı eseri, dilbiliminin temel kavramlarını, dilin kökenini, gelişimini, sınıflandırılmasını, görünüm biçimlerini ve dilin farklı bilim dallarıyla ilişkisini detaylı bir şekilde incelemektedir. Kitap, dilbiliminin tarihsel süreçteki yerine, dilin toplumsal işlevlerine ve farklı diller arasındaki ilişkilere odaklanmaktadır. Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Gerçekler: Dilbiliminin Tanımı ve Tarihçesi: Dilbilimi, dillerin yapısını, tarihsel gelişimini, değişimle rini, yayılımını ve ilişkilerini ses, biçim, anlam ve cümle bilgisi açısından inceleyen bilim dalıdır. "Konusu dil olan, dillerin yapısını, tarih içinde gelişmesini ve geçirdiği değişiklikleri, dünyada yayılmasını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam ve cümle bilgisi bakımından genel veya karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalının adıdır" (Türkçe Sözlük). Bağımsız bir araştırma alanı olarak 19. yüzyıl başlarında Almanya'da Sanskrit bilgisi ve tarihî-karşılaştırmalı dil araştırmalarının gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Ferdinand de Saussure, yapısal (eş zamanlı) dilbiliminin öncüsü olarak "linguistique" kavramını yerleştirmiştir. Türkiye'de dilbilimi, Osmanlı döneminde bilimsel bir araştırma konusu olmamış, Atatürk'ün 1932'de Türk Dilini Tetkik Cemiyeti'ni (Türk Dil Kurumu) kurmasıyla bilimsel çalışmaların temeli atılmıştır. Dilin Mahiyeti ve İnsan Dili: Dil, insanlar arasındaki en önemli ve insana özgü iletişim aracıdır. "İnsanların en önemli ve insan türüne özgü iletişim aracıdır, bilgi ve haber değiş-tokuşuna hizmet eder, bunun yanında, düşünmenin organizasyonu konusunda, bilme ve duyguları ifade etme konularında işlevler yerine getirir." Dilin iki temel anlamı vardır: insanın dil yetisi (Frz. faculté de langage) ve belirli bir dil topluluğunda somutlaşan dilin kendisi (Frz. langue) ile somut iletişim olaylarındaki ifadesi (Frz. parole). Dilbilimci, gözlemleyebildiği şeyin "parole" olduğunu, "langue"nin ise bu gözlemlerden soyutlanarak elde edilen sistem olduğunu belirtir. Wilhelm von Humboldt, dilin bitmiş bir eser (ergon) değil, "sürekli ve yaratıcı bir zihin etkinliği" (energeia) olduğunu savunmuştur. Dil, bireysel bir yaratım değil, "birlikte eylem içinde olan bir topluluğun ihtiyaçlarından doğmuştur." Dinî metinlerde dilin kökeninin Adem'e bağlanması gibi masalsı görüşler bilimsel değildir. Düşünce ile dil diyalektik bir birlik oluşturur; düşüncenin gelişimi dilin mükemmelleşmesine, dilin mükemmelleşmesi de üretimin iyileşmesine yol açar. Hayvan Dilleri ve İnsan Dili Arasındaki Farklar: Hayvanların iletişim sistemleri ile insan dili arasında "sadece dereceli değil, ilkesel bir fark vardır." En önemli kanıt: "Sadece insan, kendi diliyle kendi dili hakkında bir şey söyleyebilir." Hayvanlar kendi dilleri hakkında soyutlama yapamazlar. Hayvan dillerinde soyut kavramlar (hak, hukuk, adalet vb.) bulunmaz. Hayvan sesleri boğumlanamaz (fonemlere ayrılamaz) ve hayvanlar dillerini bilinçli olarak değiştiremezler. Bu nedenle dilbiliminin araştırma konusu sadece insan dilidir. Dilin Kökeni Hakkındaki Teoriler ve Deneyler: Dilin kökeni hakkında bilimsel bir cevabı bulunmamaktadır. "WauWau" (ses taklidi), "au-au" (ünlemler), "Yo-he-ho" (ritmik çalışma sesleri) ve "la-la" (romantik duygular) gibi Jespersen'in alaycı isimler verdiği popüler teoriler bilimsel temele dayanmamaktadır. Firavun Psammerih ve II. Friedrich gibi hükümdarların çocuklarla yaptığı "zalim deneyler", dilin doğuştan gelmediğini, toplum içinde öğrenildiğini göstermiştir: "Dil, insanın içinde doğuştan mevcut değildir, toplum içinde öğrenilir." Marrizm: Nikolay Yakovleviç Marr'ın "sal, ber, jon ve roş" gibi ilk dört hecenin karışmasından bütün dillerin oluştuğu ve dilin toplumsal üst yapının bir ürünü olduğu tezi bilimsel dayanağı olmadığı için reddedilmiştir. Güneş-Dil Teorisi: Türkiye'de 1930'larda Dr. Hermann Kvergitsch'in "Aaa" ünleminin Türkçenin birinci derece kökü olduğu ve bütün dillerin Türkçe kökenli olduğu fikriyle ortaya çıkmıştır. Atatürk'ün desteğiyle Türk Dil Kurumu tarafından geliştirilen bu teori, "her dildeki her kelime, Türkçe kökenlidir" iddiasını taşımıştır. Ancak bu teori de günümüzde "eskimiş" olarak kabul edilmektedir. Dil Edinimi ve "Kurt Çocuklar": Çocukta dil edinimi, peltek konuşma, tek kelimelik cümleler, kelime yığını, çekimlere başlama ve bağımlı cümleler kurma gibi evrelerden oluşur. "Kurt çocuklar" ve "Tarzan" gibi hikâyeler bilimsel olarak dilin öğrenmeyle kazanıldığını, içgüdüsel olmadığını kanıtlamıştır; bu çocuklar dil öğrenememiştir. Dilin Karakteristik Bileşenleri: Dilin iki ana bileşeni vardır: kelime hazinesi (söz varlığı) ve dil bilgisi (gramer). Kelime Hazinesi: Bir dildeki bütün kelimeleri kapsar. Kelime hazinesi, sürekli değişim ve büyüme halindedir. Endüstri, tarım, bilim, sanat gibi alanlara özgü terimler kelime hazinesini zenginleştirir. Temel kelime hazinesi (Grundwortschatz): Günlük hayatta kullanılan ve değişime az uğrayan, vazgeçilmez kelimelerdir (anne, baba, su, ağaç vb.). Ortalama 2000 kelimelik bir temel kelime hazinesiyle bir dildeki metinlerin %80-90'ının anlaşılabileceği hesaplanmıştır. Yabancı kelimeler (Fremdwort ve Lehnwort): Dillerin etkileşimi sonucu alınan kelimelerdir. Fremdwort, dilin telaffuz, yazım ve çekim sistemine tam uyum sağlayamamış kelime iken; Lehnwort, tam uyum sağlamış ve yerlileşmiş kelimedir. Peter von Polenz, Almanya'yı "yabancı kelimeler sözlükleri ülkesi" olarak nitelemiştir. Goethe'nin "Bir dilin gücü, yabancı olanı reddetmesinde değil, özümsemesinde görülür." sözü bu konudaki önemli bir fikri yansıtır. Çeviri kelimeler (calque): Yabancı bir ifadenin kelime kelime çevrilmesiyle (gökdelen - sky-scraper) veya anlam aktarımıyla (peninsula - yarımada) oluşur. Uluslararası kelimeler (Internationalismus): Çeşitli kültür dillerinde aynı veya benzer biçimde kullanılan kelimelerdir (atom, demokrasi, televizyon). Genellikle Grekçe veya Latince kökenlidir. Uzmanlık dilleri ve özel diller (Sondersprachen): Belirli meslek, ilgi veya yaş gruplarına özgü kelime hazineleridir. Konuya odaklı uzmanlık dilleri (bilim dilleri) ile gruba odaklı özel diller (argolar, karşı diller) arasında farklar bulunur. Özellikle Nasyonal Sosyalizm döneminde Almanya'da dil özleştirmesi hareketinin antisemitik bir karakter kazanması ve Yahudi kökenli kelimelere savaş açması, dilbilimsel ve ideolojik hataların bir örneği olarak gösterilir. Lehçeler ve ağızlar: Dilin coğrafi veya sosyal kökene bağlı farklılaşmış biçimleridir. "Bölgesel lehçeler, ortak dilin bozulmuş veya gelişmemiş biçimleri değil, ortak dilden önce bağımsız olarak gelişmiş birimler şeklinde değerlendirilmektedir." Yeni kelimeler (Neologismus): Toplumsal gelişmelerle ortaya çıkan yeni ürünleri, durumları adlandırmak için türetilen veya başka dillerden alınan kelimelerdir (bilgisayar, anayasa). Eski kelimeler (Archaismus): Kullanım dışı kalmış veya nadir kullanılan kelimelerdir (kanunuesasî, teşrinievvel). Atasözleri ve Deyimler: Toplumsal tecrübeleri yansıtan, kalıplaşmış sözlerdir. Deyimler, kelimelerin tek tek anlamlarından çıkarılamayan, donmuş anlam bütünlükleridir. Şahısların Kelime Hazinesi: Aktif (kullanılan) ve pasif (anlaşılan) kelime hazinelerine ayrılır. Kitap okumak, kelime hazinesini geliştirmenin en güzel yoludur. Dil Bilgisi (Gramer): Dilin ikinci temel bileşeni olup, kelimelerin cümleler halinde bir araya getirilmesini sağlayan kuralları içerir. Söz dizimi (Syntax) ve biçim bilgisi (Morphologie) gramerin yan alanlarıdır. Gramer kuralları, dilin istikrarını sağlayan, temel kelime hazinesi gibi yavaş değişen bir yapıya sahiptir. "Dilin gramer yapısı, temel kelime hazinesinden de sağlam ve istikrarlıdır." Dildeki Değişmeler: Dil, sürekli hareket ve gelişim içindedir. Bu değişimler seslerde, çekimlerde, kelime yapımında, kelime hazinesinde ve anlamlarda görülür. Ses değişimi (Lautwandel) ve anlam değişimi (Bedeutungswandel) dildeki başlıca değişim türleridir. Dildeki değişimler genellikle "bozulma" olarak algılanır, ancak bu kaçınılmaz bir süreçtir. "Bir dil, ancak toplum da durursa durur." Anlam değişmeleri: Anlam daralması (düğün için kullanılan "hochzeit" kelimesinin eski geniş anlamının daralması), anlam genişlemesi (herhangi bir yetişkin kadın için kullanılan "Frau" kelimesi), anlam kayması (eski anlamı "kesmek" olan "üzmek" fiilinin "üzüntü vermek" anlamı), anlam nakli (organ adlarının mecazi kullanımı), anlam iyileşmesi ("Marschall" kelimesinin rütbesinin yükselmesi), anlam kötüleşmesi ("Dirne" kelimesinin anlamının değişimi). Dilin Bilim Dalları: Tarihî dilbilimi (historische Sprachwissenschaft): Dilin zaman içindeki gelişimini inceler. Köken bilimi (Etymologie): Kelimelerin kökenlerini araştırır. Spekülasyona açık bir alandır. "Halk köken bilimi" (Volksetymologie), kelimelerin ses benzerlikleriyle yerlileştirilmesini ifade eder. Tarihî gramer (historische Grammatik): Dilin sistemini tarih içinde takip eder. Ses bilgisi (Fonetik ve Fonoloji): Seslerin fiziksel özelliklerini (fonetik) ve dil sistemindeki işlevlerini (fonoloji) inceler. Biçim bilgisi (Morphologie): Kelimelerin ve son ekler gibi anlam taşıyan en küçük birimlerin yapısını araştırır. Cümle bilgisi (Syntax): Kelimelerin cümleler halinde bağlanma kurallarını inceler. Metin dilbilimi (Textlinguistik): Cümleleri aşarak metinlerin özelliklerini konu alır. Kelime bilimi (Leksikoloji): Dilin kelime hazinesini ve gelişimini inceler. Anlam bilimi (Semantik): Dil birimlerinin anlamlarını araştırır. Özel adlar bilgisi (Onomastik): Şahıs ve yer isimleriyle ilgilenir. Adlandırma bilgisi (Onomasiologie): Belirli kavramlar için dilde kullanılan adları araştırır. Lehçe bilimi (Dialektologie): Dilin coğrafi yönünü, ağızları ve lehçeleri inceler. Dil psikolojisi (Sprachpsychologie/Psikolinguistik): Dil ve düşünce arasındaki psikolojik süreçleri araştırır. Dil sosyolojisi (Soziolinguistik): Sosyal grupların dil davranışlarını inceler. Dil didaktiği (Sprachdidaktik): Dil öğretimine odaklanır. Yeryüzündeki Diller ve Sınıflandırma: Dünyada 3000 ila 7000 arasında dil konuşulduğu tahmin edilmektedir. Kesin bir sayıya ulaşılamamasının temel sebebi, dil ile lehçe arasındaki sınırın belirsizliğidir. Dillerin Eş Değerliliği: Bütün dillerin, kullanıcılarının toplumsal ve ruhsal isteklerini karşılaması açısından eşittir. "İlkel diller" diye bir kavramın bilimsel dayanağı yoktur; her dilin karmaşık bir grameri vardır. Kültür Dilleri: Bazı dillerin kültürel ve siyasal nedenlerle daha yaygın ve itibarlı olması, o dillerin içsel bir üstünlüğünden değil, "o dilleri kullananların siyasî, askerî, iktisadî ve kültürel gücüdür." Dillerin Sınıflandırılması:Tiplere göre (Tipolojik) sınıflandırma: Dillerin biçimsel benzerliklerine odaklanır (fonoloji, gramer, kelime hazinesi). Tek Heceli Diller (Analitik): Kelimelerde değişiklik olmaz, gramer ilişkileri kelime sırasıyla ifade edilir (Çince, Vietnamca). Çekimli Diller (Flektierende): Gramer ilişkileri kelimelerin iç yapısındaki değişikliklerle gösterilir (Latince, Yunanca, Arapça). Eklemeli Diller (Agglütinatif): Değişmeyen köklere ekler getirilerek anlam ve ilişki değişir (Türkçe, Fince, Macarca, Japonca). Gövdeleyici Diller (İnkorporeleyici): Zamirleri de kelime yapısına katan dillerdir (Eskimo dili). Akrabalığa göre (Genetik/Genealojik) sınıflandırma: Ortak bir ana dilden çıktığı varsayılan dil ailelerini araştırır. İki dilin akraba olduğu, en eski yazılı belgelerdeki kelimelerin sistematik karşılaştırması ve gramer yapılarının detaylı mukayesesiyle kanıtlanabilir. Yakın temaslar sonucu alınan kelimeler akrabalık göstergesi değildir. Hint-Avrupa Dil Ailesi: En ayrıntılı araştırılmış dil ailesidir. Avrupa'daki ve Hint-İran coğrafyasındaki dillerin çoğunu kapsar. "Indogermanisch" terimi Alman milliyetçiliği ve ırkçılığının etkisiyle kullanılmıştır, modern dilbilimde "Hint-Avrupa dili" (Indoeuropäisch) tercih edilir. William Jones, Franz Bopp gibi bilim insanları bu ailenin keşfinde önemli rol oynamıştır. Proto (Ön) Hint-Avrupa dili, yazılı belgesi olmayan, yeniden oluşturma (Rekonstruktion) yöntemiyle belirlenmiş bir ana dildir. Hint-Avrupalıların ana vatanı tartışmalıdır, ancak Kafkasların kuzeyi ve Doğu Avrupa'nın kuzeyi en çok üzerinde durulan alandır. Hititçe, Frizce, Lidya dili, Toharca gibi eski diller bu ailenin tarihsel üyeleridir. Hititçe'nin çözülmesi, Hint-Avrupa dilinin başlangıçta tek bir bütünlük içinde olmadığı görüşünü güçlendirmiştir. Fin-Ugor Dil Ailesi: Avrupa'dan Sibirya'ya uzanır, Fin-Ugor ve Samoyed kolları vardır (Fince, Macarca). Ural Dilleri: Ön Uralca'dan çıkmıştır, Fin-Ugor ve Samoyed kolları vardır. Altay Dilleri: Balkanlar'dan Kuzeydoğu Asya'ya yayılmıştır (Türk, Moğol, Tunguz dilleri). "Bu grubun en önemli dili, Türkiye’de 85 milyon kişinin, komşu bölgelerde de çok sayıda insanın konuştuğu Türkçedir." Eski Sibirya Dilleri: Genetik akrabalığı kanıtlanmamış dört grup dilden oluşur (Çukçişçe, Yukagirce, Ketçe, Gilyakça). Kafkas Dilleri: Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki bölgede konuşulan diller (Abhaz-Adige, Dağıstan, Kartvel grupları). Dravid Dilleri: Güney Hindistan ve Sri Lanka'da konuşulur (Telugu, Tamil, Kannada, Malayam). Çin-Tibet Dilleri: Çince ve Tibet-Birma dillerini kapsar. Çince'nin öğrenilmesini kolaylaştırmak için Latin harflerine dayalı "Pinyin" sistemi geliştirilmiştir. Afrika Dilleri: Kıtanın en fazla dil çeşitliliğine sahip bölgesidir (Niger-Kongo, Nil-Büyük Sahra, Khoisan, Hami-Sami dilleri). Hami-Sami Dilleri: Arapça, İbranice gibi Sami dilleri ve Berber, Kuşit dilleri gibi Hami dillerini içerir. Arapça, 150 milyon insanın ana dili ve geniş bir bölgede uluslararası iletişim dilidir. Dil Kümesi (Sprachbund): Ortak ana dilden gelmeseler de uzun süreli temaslar sonucu sistematik benzerlikler gösteren diller (Balkan dilleri). Yalnız Diller (isolierte Sprache): Başka herhangi bir dille yapısal veya tarihsel ilişki kurulamayan diller (Japonca, Korece, Bask dili, Sümerce). Yapma Diller (artificial language): Uluslararası iletişim amacıyla yapay olarak oluşturulmuş dillerdir. Esperanto, Ido, Volapük gibi yüzlerce deneme olsa da hiçbiri evrenselleşememiştir. "Hiçbiri bir halkın dili olamadığı için yaşamaları mümkün değildir." BASIC English gibi doğal bir dilin basitleştirilmesi çabaları da başarısız olmuştur. Pidgin ve Kreol Dilleri: Pidginler, farklı dil konuşan gruplar arasında ticari veya diğer iletişim ihtiyaçları için ortaya çıkan basitleştirilmiş karma dillerdir (Chinook, Lingua franca). Kreol dilleri ise Pidginlerin bir topluluğun ana dili haline gelmesiyle oluşur ve daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Yazı: İnsanlık ve kültür tarihinin en büyük buluşlarından biridir. Tarih, yazının kullanılmaya başlanmasıyla başlatılır. Yazı sistemleri birbirinden bağımsız olarak farklı zamanlarda ve coğrafyalarda (Mezopotamya, Mısır, Çin, Orta Amerika) ortaya çıkmıştır. Resim yazısı: En eski biçimdir, her kelimeye bir işaret kullanılır. Çivi yazısı: Sümerlerin icadı olup M.Ö. 4. binden kalmadır. Sami kökenli Akkadlar ve Hititler gibi medeniyetler de kullanmıştır. Mısır Hiyeroglifleri: M.Ö. 3000 dolaylarında ortaya çıkmıştır. Alfabe yazısı: Fenikeliler tarafından geliştirilmiştir, sadece ünsüzleri içeriyordu. Yunan Alfabesi: Fenike alfabesinden türemiş ve ünlülerle zenginleştirilmiştir. Latin Alfabesi: Yunan alfabesinden alınıp geliştirilmiştir ve bugün de yaygın olarak kullanılmaktadır. Rünik Alfabe: Kuzey Avrupa Germenleri tarafından kullanılan bir yazı sistemidir. Göktürk Alfabesi: Orhun ve Yenisey yazıtlarında kullanılmıştır, Türkçenin ilk yazılı belgeleridir. Kiril Alfabesi: Yunan alfabesinden Slav dilleri için geliştirilmiştir. Yazı Malzemeleri: Papirüs, parşömen (Pergamon'da icat edildiği söylenir) ve kâğıt (Çin'de icat edildi) gibi malzemeler kullanılmıştır. Yazım (İmla) Standartları: Bir dilin sistemli bir şekilde yazıya geçirilmesiyle ilgilidir. Fonetik ilke: Konuşulduğu gibi yazmayı esas alır (Türkçe, Macarca). Etimolojik ilke: Kelimelerin kökenine bağlı kalarak yazmayı esas alır, söyleyişle yazım arasında farklar yaratabilir (İngilizce, Fransızca). Almanya'da yazım reformları uzun süreli tartışmalara konu olmuştur. Noktalama işaretleri de zamanla gelişmiştir. Telaffuzda Birlik Sağlama Çabaları: Özellikle Almanya gibi lehçe farklılıklarının belirgin olduğu ülkelerde telaffuz birliği önemlidir. Almanya'da bölgeler arası telaffuz farklılıkları çok büyüktür. Radyo ve televizyon gibi iletişim araçları, lehçe farklarının azalmasına ve ortak dilin yerleşmesine katkı sağlamıştır. Bu detaylı inceleme, dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve tarihsel birçok katmanı barındıran canlı bir organizma olduğunu vurgulamaktadır." ... Devamını Oku