1. Cumhuriyet Türkiye’sinin Din ve Din Eğitimi Politikalarının Nirengi Noktası Kaynak, Türkiye’nin din ve din eğitimi politikalarının şekillenmesinde temel belirleyicinin, Türk toplumunun dini ihtiyaç, eğilim ve taleplerinden çok, ülkeyi yöneten siyasi elitin hedef, kaygı ve ideallerinin, uluslararası konjonktürün, anlaşmaların ve yasaların olduğu vurgusunu yapmaktadır. Bu durum, özellikle din ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerinin, yönetici elitin ideolojik ve siyasi yönelimlerini y ansıtacak şekilde yapılandırılmış olmasından anlaşılmaktadır. Ana Fikir: Türkiye’nin din politikaları, halkın dini ihtiyaçlarından ziyade siyasi elitin ideolojik hedefleri doğrultusunda şekillenmiştir. Kanıt: "Türkiye’nin din ve din eğitimi politikaları Türk toplumunun, dini hayatın ve dindar insanların ihtiyaç, eğilim ve taleplerinden çok Türkiye’yi yöneten siyasi elitin hedef, kaygı ve idealleri, uluslararası konjonktür, anlaşma ve yasalar çerçevesinde şekillenmiştir." (s. 11) 2. Yönetici Elitin Laiklik Anlayışı ve Politikaları Cumhuriyet Türkiye’sinde laiklik, yönetici elit tarafından merkezi bir konumda ve tahkim edici bir anlayışla işlevsel kılınmıştır. Ancak Türkiye’deki laiklik anlayışı ve uygulamaları, Batılı örneklerden farklılaşmıştır. Tarihsel Kökenler: Laikleşme süreci, Osmanlı'nın Tanzimat dönemine kadar uzanmaktadır. Ancak Cumhuriyet ile birlikte laiklik, anayasal bir ilke olarak benimsenmiş ve güçlendirilmiştir. Türkiye'ye Özgü Laiklik Anlayışı: Kaynak, Türkiye'deki laikliğin, Batı'daki sekülerizm kavramıyla birlikte düşünüldüğünde farklı anlam alanları taşıdığını belirtir. Devletin din ve siyaset ayrımından ziyade, dinin devlet tarafından denetimi ve yönlendirilmesi söz konusudur. Ana Fikir: Yönetici elitin laiklik anlayışı, dini alanı hiçbir zaman özerk bırakmamış, aksine kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda dini kontrol altında tutmuştur. Kanıt: "Türkiye’de laikliğin algılanma ve uygulanması, rejimleri değişik kimi Batılı ülkelerdeki laiklik uygulamalarından farklı olup, hiçbiriyle tam bir benzerlik göstermez." (s. 47) ve "Devlet idaresi dini alanı hiçbir zaman özerk bırakmamıştır. Diğer bir ifadeyle yönetici elit/zihniyet, modernleşme adına Batılı devletleri örnek aldığı halde Batılı anlamda din ve siyaset ayrılığını öngören bir laikliği benimsememiştir." (s. 48) Laikliğin Araçsallaştırılması: Laiklik, modern/batılı/çağdaş bir devlet inşa etme amacına hizmet eden bir araç olarak kullanılmıştır. Din/İslam, modernleşmenin önünde bir engel olarak görülmüştür. Kanıt: "Cumhuriyet’in kurucu kadroları yeni Türkiye’yi bir modernleşme projesi olarak tasarlamış, bu amaca yönelik hemen hiçbir aracın kullanılmasından kaçınmamıştır. Modernleşme sürecinin en önemli hamlesi ise siyasal örgütlenme tarzında dini anlayış ve kurallardan uzaklaşılarak laikliğin benimsenmesidir." (s. 46) ve "laiklik anlayışının Cumhuriyet yöneticileri için tali bir mesele olduğu, esas meselenin, modernleşme/çağdaşlaşma olduğu ve bu hedefinin önünde dinin bir engel olarak görüldüğü ifade edilebilir." (s. 49) Dine Karşı Laiklik: Türkiye’deki laiklik, din dışı, hatta din karşıtı bir ideoloji olarak algılanabilir. Dini bilgi, geleneksel bilgi yapıları ve gündelik hayatın reddi söz konusudur. Kanıt: "Bir amaç olarak yönetici elitin/zihniyetin laikliği, bir inanç, bilgi kaynağı, otorite biçimi, yaşam tarzı ve dünya görüşü olan dini/İslam’ı bütün unsurlarıyla ortadan kaldırmak, en azından yerinden etmek, zayıflatmak, dini unsurların bir-birleriyle olan irtibatlarını koparmak, değiştirmek ve sonuç itibariyle onun yerine geçmek isteyen dindışı, din karşıtı bir ideolojidir, hatta bir ‘din’dir." (s. 53) Demokrasi ve Laiklik Paradoksu: Halkının önemli bir kesimi Müslüman olan Türkiye'de demokrasi açısından laiklik ve din arasında çatışmalar yaşanmıştır. Laiklik, demokrasinin önüne geçirilerek, dini değerlerin yükselmesi ve siyasi alanda güç kazanması engellenmeye çalışılmıştır. Kanıt: "Türkiye’nin yönetici eliti, kendi pragmatik anlayışları doğrul-tusunda, dinle/İslam’la radikal bir mücadelede bulunmuştur." (s. 56) ve "Nihayet Türkiye’de demokrasi ilkesinin, laikliğin yanında arka planda kalması ve Cumhuriyet’in altı kuruluş ilkesi arasında yer almaması da söz konusu paradoksla, la-ikliğin demokrasiye tercih edilmesiyle ilişkilidir." (s. 57) 3. Yönetici Elitin Din Anlayışı ve Politikaları Yönetici elitin din politikaları, Kurtuluş Savaşı dönemindeki dinin istismarından, sonraki dönemlerde dinin "vicdan meselesi" olarak nitelenmesine ve Diyanet aracılığıyla kontrol altına alınmasına kadar geniş bir yelpazede seyretmiştir. Dinin Vicdani Bir Mesele Haline Getirilmesi: Yönetici elit, dini devlet ve siyaset alanından uzaklaştırarak bireyle Tanrı arasında bir "vicdan meselesi" olarak konumlandırmıştır. Kanıt: "Cumhuriyet elitinin din politikalarında beliren ikinci bir refleks, dinin devlet/siyaset alanından dışlanarak, bireyle Tanrı arasında ‘vicdani bir mesele’ olduğunun öne sürülmesi sure-tiyle vicdanlara itilmesi/paranteze alınması siyasasının gü-dülmesidir." (s. 70) Dinin İşlevselleştirilmesi ve Kontrol Altına Alınması: Yönetici elit, dinin toplumsal işlevselliğinden yararlanmak amacıyla onu kontrol altına almış, yeniden yorumlamış ve ideolojik bir aygıt olarak kullanmıştır. Kanıt: "Dinin kontrol altına alınarak yeniden yorumlanmasından hedeflenen ikinci bir amaç ise dinin, siyasi rejimin açık bir teminatı olarak, gerek Doğu bloğu üzerinden gelen Marksist dalgaya gerekse toplumsal zeminden gelebilecek dini muhale-fet ve direnişlere karşı etkin bir kalkan veya bir filtre olarak kullanılmasıdır." (s. 73) Resmi Din Anlayışının Oluşturulması: Yönetici elit, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar aracılığıyla "akılcı", "çağdaş" ve "Batılılaşmayı destekleyen" yeni bir resmi din anlayışı oluşturmaya çalışmıştır. Bu anlayışta din, Batı bilim ve teknolojisinin transferine uygun bir toplumsal seferberliği desteklemelidir. Kanıt: "Yönetici elit dini/İslâm’ı, devletin denetimi altına sokarak alabildiğine akılcı kalıplar altında yeniden üretmenin daha işlevsel olabileceğini düşünmüştür." (s. 73) Türk-İslam Sentezi: Din, özellikle Türk milliyetçiliğiyle birleşerek bir "Türk-İslam sentezi" oluşturma çabalarına dahil edilmiştir. Bu durum, laiklik ilkesiyle çelişkili olsa da pragmatik nedenlerle benimsenmiştir. Kanıt: "Fakat zaman içinde din/İslam, Türk milliyetçiliğiyle birleşmiş ve yönetici elitin din politikalarının bir parçası haline gelmiştir." (s. 62) Dinin ve Dini Argümanların Yok Edilmesi: Özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve 28 Şubat süreci gibi dönemlerde, geleneksel dini yapılar ve anlayışlar "gericilik" olarak nitelenerek tasfiye edilmeye çalışılmıştır. Kanıt: "Dinin ve dine ait birçok argümanın yok edilmesi refleksini örnekleyen en sert uygulamalara daha çok Cumhuriyet’in ilk yıllarında ve ’28 Şubat Darbe Süreci’ olarak bilinen zaman aralığında rastlanmaktadır." (s. 79) 4. Yönetici Elitin Eğitim Anlayışı ve Din Eğitimi Politikaları Eğitim, Cumhuriyet'in yönetici eliti için modern ulus-devletin inşasında en önemli ideolojik araçlardan biri olmuştur. Tevhid-i Tedrisat Kanunu, bu amaca hizmet etmek üzere çıkarılmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu: 1924 yılında çıkarılan bu kanunla eğitimde birlik hedeflenmiş, ancak gerçekte geleneksel dini eğitim kurumları (medreseler) tasfiye edilerek modern, laik eğitim sistemi güçlendirilmiştir. Kanıt: "Tevhid-i Tedrisat’ın uygulamalarıyla modernleşme yolunda, dini eğitim veren medreseler ile batı bilimi ve onun modern kurumları arasında kurulabilecek bir uzlaşma yerine, yönetici elitin batılılaşmadan yana görüşleri merkeze alınmış ve sadece modern eğitim kurumlarının yaşatılması tercih edilmiştir." (s. 98-99) Din Derslerinin Kaldırılması ve Tekrar Getirilmesi: Tek parti döneminde din dersleri okul müfredatından çıkarılmış, ancak çok partili hayata geçiş ve uluslararası koşulların etkisiyle tekrar gündeme gelmiştir. Bu süreçte din dersleri, Komünizm gibi tehditlere karşı bir kalkan olarak görülmüş ve devlet denetiminde verilmesi hedeflenmiştir. Kanıt: "Söz konusu hedefin Batılılaşma vurgusuyla şekillenen modernleşme ve ilerlemeyle mümkün olabileceğine yönelik güçlü inanç (Subaşı, 2007), laikleşme uygulamalarıyla birleşerek hızlı bir şekilde meşrulaştırılmıştır." (s. 60) ve "Devlet din eğitimi ihtiyaç ve taleplerini karşılamadığı takdirde toplum, bir taraftan Komünizm gibi diğer taraftan tarikat ve cemaatler gibi zararlı fikir ve akımların etkisinde kalacaktır. Bu bağlamda özellikle ‘yanlış’ din anlayışlarına sa-hip, batıl inanç ve hurafelerle topluma etki eden dini grupların etkisini kırmak için devlet, dini eğitimini kendi denetiminde vermelidir." (s. 119) Din Derslerinin İçeriği ve Amaçları: Din dersleri, Cumhuriyet tarihi boyunca laiklik ve Atatürk ilkeleriyle ilişkilendirilmiş, resmi din anlayışını pekiştirecek şekilde düzenlenmiştir. Batıl inanç ve hurafelere karşı mücadele, akılcı ve modern bir İslam anlayışının sunulması hedeflenmiştir. Kanıt: "Din derslerinde fırsat düştükçe, dinî mahiyette gösterilmek istenilen batıl fikirler, yanlış kanaatler cerh edilecektir” ve “… hiçbir veçhile taassup fikri verilmeyecektir. Çocukların mek-tep haricinde din hakkında aldıkları yanlış fikir ve telkinler münasip surette tashih edilecektir." (s. 111) 5. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) Dersi Etrafındaki Tartışmalar DKAB dersleri, laiklik ilkesi, zorunluluğu, içeriği ve mezhepler üstü niteliği gibi konularda sürekli tartışmalara konu olmuştur. Laiklik ve Zorunluluk Tartışmaları: Laik bir ülkede din dersinin zorunlu olup olamayacağı temel tartışma konularından biridir. 1982 Anayasası ile zorunlu hale getirilmesi, tartışmaların seyrini dersin statüsü ve içeriği üzerine kaydırmıştır. Alevi Vatandaşların İtirazları: Alevi vatandaşlar, dersin doktriner yapısı ve kendileri üzerinde asimilasyon aracı olduğu gerekçesiyle itirazlarını dile getirmişlerdir. Kanıt: "Derslerin tartışmalara konu olan içeriğinden kasıt edilen ise derse ait programlarda öğretime konu edilen husus, konu ve kavram çerçevesi ile söz konusu çerçevenin ele alındığı bağlamlardır. Diğer bir ifadeyle içerik tartışmalarına konu olan husus, ders programlarında öğretime konu edilen İslam dinine ait konular ve bu konuların sunumuna yön veren politik, sosyal ve dini anlayışlardır. Dikkat çeken diğer bir husus ise derslerle ilgili itirazların laik/seküler çevreler yanında, bazı sünni çevreler tarafından da dile getirilmesidir." (s. 15) Batılı Yaklaşımlar ve Çoğulculuk: Avrupa Birliği uyum süreçleri ve küreselleşmenin etkisiyle, din derslerinde mezhepler üstü, dinler açılımlı ve çoğulcu bir yaklaşımın benimsenmesi yönünde değişiklikler yapılmıştır. Yetersizlik Eleştirileri: Birçok kesim, zorunlu DKAB derslerinin, İslam inancıyla bütünleşmiş bir dindar kimlik yetiştirmede yetersiz kaldığını, daha çok "din kültürü" bilgisi verdiğini savunmaktadır. Kanıt: "Hatta din eğitimi bilim alanında çalışan akademik çevre tarafından, DKAB dersinin böyle bir iddiasının olmadığı/olmaması gerektiği ifade edilmektedir. Örneğin Aydın, DKAB dersinin amacının, herhangi bir dinin dindarını yetiştirmek değil, herkesi dinler hakkında bilgilen-dirmek suretiyle din kültürü edinmelerini sağlamak oldu-ğunu ifade etmektedir (2017: 206)." (s. 168-169) 6. Seçmeli Din Derslerinin Gelişim Süreci ve Toplumsal Beklentiler 2012 yılında, zorunlu DKAB derslerine ek olarak seçmeli din dersleri (Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Temel Dini Bilgiler) müfredata dahil edilmiştir. Bu durum, Cumhuriyet tarihinde bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Amaç: Seçmeli din derslerinin temel amacı, toplumsal tartışmalara son vermek ve çocuklarına İslam merkezli dini eğitim aldırmak isteyen kesimlerin taleplerini karşılamaktır. Kanıt: "Seçmeli din derslerinin müfredata kazandırılmasından en önemli hedefin, toplumsal tartışmalara bir son vermek ve çocuklarına İslam merkezli dini bir eğitim aldırmak isteyen toplumsal kesimin taleplerini karşılamak olduğu ifade edilebilir." (s. 171) Toplumsal Beklentiler: Öğrenciler ve veliler, seçmeli din derslerinden daha iyi dini bilgi edinme, dindar bir kişilik geliştirme, Hz. Muhammed'in hayatını örnek alma, ibadetlerin mahiyetini ve pratiğini öğrenme gibi beklentilere sahiptirler. Özellikle veliler, çocuklarına İslam şuurunun ve kimliğinin kazandırılmasını talep etmektedir. Kanıt: "Veliler bu derste, ibadetlerin mahiyeti ve nasıl yapılacağı, ibadetlerin yapılma amacı, ibadete duyulan ihtiyaç, teoriden ziyade uy-gulamalı eğitime ağırlık verilmesi, dinî bilginin kapsamının genişletilmesi, çocuklara İslam ahlakının öğretilmesi, sorumluluk bilincinin, Müslümanlık bilincinin ve İslami kimliğin kazan-dırılması, çocukların günlük hayatını doğrudan ilgilendiren, ihtiyaç duydukları temel bilgilere ve konulara yer verilmesi, her Müslümanın bilmesi zorunlu olan şeylerin (helaller ve haramlar) ve itikadi konuların öğretilmesini talep etmektedir." (s. 189) Yeni Konu Açılımları: Seçmeli Temel Dini Bilgiler derslerinde, daha önceki müfredatlarda yer almayan Esmâ-i Hüsnâ, İslam ekonomisi, İslam hukuku, cihadın geniş anlamı, tesettür ve eğitim gibi konulara yer verilmiştir. Bu, ders içeriğinin İslam dininin farklı boyutlarını kapsamaya çalıştığını göstermektedir. Öğrenme Alanları Dağılımı: Temel Dini Bilgiler ders kitapları incelendiğinde, içeriğin ağırlıklı olarak inanç konularına, daha sonra sırasıyla ibadet, hukuk ve ahlak konularına yer verdiği görülmektedir. İslam hukukunun müfredatta önemli bir yer tutması, Türkiye'nin geçmiş din eğitimi tecrübesi açısından sıra dışı bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Kanıt: Grafik 1'e göre öğrenme alanlarının yüzdelik dağılımında inanç ve ibadet konuları ağırlıktadır, bunu hukuk ve ahlak takip etmektedir. "Bu bağlamda bir öğrenme alanı olarak hukuk konularının Temel Dini Bilgiler dersine konu edilmesi ve ön plana çıkarılması Türkiye tecrübesi bağlamında geç kalınmış ve doğru bir yaklaşımdır." (s. 205) Sonuç Cumhuriyet Türkiye'sinin din ve din eğitimi politikaları, kuruluşundan itibaren siyasi elitin modernleşme, Batılılaşma ve laiklik idealleri doğrultusunda şekillenmiştir. Bu süreçte din, hem bir kontrol aracı hem de pragmatik amaçlar için bir meşruiyet kaynağı olarak kullanılmıştır. Din dersleri, başlangıçta müfredattan çıkarılmış, ardından devletin denetiminde ve belirli ideolojik sınırlamalarla tekrar sisteme dahil edilmiştir. Özellikle 1982 Anayasası ile zorunlu hale getirilen DKAB dersleri, laiklik ilkesi ve mezhepsel farklılıklar nedeniyle tartışmaların odağında yer almıştır. 2012 yılında müfredata dahil edilen seçmeli din dersleri ise, toplumsal talepleri karşılama ve İslam dinini daha kapsamlı bir şekilde öğretme amacı taşımış, bu doğrultuda yeni konu açılımları (İslam hukuku, Esmâ-i Hüsnâ vb.) ve derinleşmiş içerikler sunmuştur. Bu gelişmeler, Türkiye'nin din eğitimi tarihinde önemli bir dönüm noktasını temsil etmekle birlikte, yönetici elitin din konusundaki genel yaklaşımının ve toplumsal beklentilerin karmaşık etkileşimini de gözler önüne sermektedir. ... Devamını Oku