1. Giriş ve Tarihsel Arka Plan Urfa, tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, M.Ö. II. binyılın ikinci yarısında Hitit çivi yazısında "Hur Memleketleri" olarak geçen, daha sonra "Urhay", "Urha", "Urhey" ve "Urhe" gibi isimlerle anılan köklü bir şehirdir. Büyük İskender ve Bizans İmparatorluğu döneminde "Edessa" ismini alan şehir, Arap hakimiyetine girmesiyle "El-Cezire" ve "Diyar-ı Mudar" olarak adlandırılmıştır. Osmanlı döneminde "Ruha" veya "Reha" ismini koruyan bölge, günümüzde kullanılan "Urfa" ismini almıştır. Milli Mücadele'deki "şanlı direnişinden" dolayı 1984 yılında ismi resmen "Şanlıurfa" olarak değiştirilmiştir. 2. Sağlık Kurumları ve Personeli 1900-1950 yılları arasında Urfa'da sağlık hizmetleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar önemli değişiklikler ve gelişmeler göstermiştir. 2.1. Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı) Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, sağlık alanında halka daha iyi hizmet sunmak amacıyla "Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti" kurulmuştur. Bu vekâlet, 1945 yılından sonra "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı" adını almıştır. Bakanlığın görevleri arasında doğum oranını artırmak, çocuk ölümlerini azaltmak, bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek, tababet sanatlarını denetlemek, ilaç ve aşıları kontrol etmek, çocuk ve genç sağlığını korumak, okul ve işyeri hijyeni sağlamak, akıl hastaneleri ve rehabilitasyon merkezleri kurmak, göçmenlerin sağlık işleriyle ilgilenmek, hapishanelerin sıhhi durumunu denetlemek ve tıbbi istatistikler düzenlemek yer almıştır. Bu görevleri taşrada yürütmek amacıyla her ilde müdürlükler kurulmuştur, bunlardan biri de Urfa Sıhhat ve İçtimai Muavenet Müdürlüğü'dür. Urfa Sıhhat ve İçtimai Muavenet Müdürlüğü, 1923 yılında hizmet vermeye başlamıştır. Müdürlükte görev yapan bazı doktorlar şunlardır: Dr. Esat Bey: 1925'te atanmış ancak göreve başlamadan istifa etmiştir. Dr. Tahsin Bey: 1925-1929 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Şevki Bey: 1929-1931 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Şükrü Bey: 1931-1932 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Halit Bey: 1932-1936 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Fazıl Gökçeören: 1936-1939 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Hilmi Tamtürk: 1939 yılında görev yapmıştır. Dr. Ragıp Sünbül: 1940-1942 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Kemal Gülay: 1942-1944 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Atıf Ergündüz: 1944-1946 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Kazım Ömür: 1946-1947 yılları arasında görev yapmıştır. Dr. Şevki Kılıçcı: 1947 yılında göreve başlamıştır. 2.2. Urfa'da Sağlık Hizmeti Veren Hastaneler Urfa'da 1900-1950 yılları arasında çeşitli hastaneler faaliyet göstermiştir: Urfa Gureba Hastanesi (Hamidiye, Memleket, Millet veya Devlet Hastanesi): II. Abdülhamit'in emriyle 1905 yılında inşaatına başlanmış ve 11 ayda tamamlanarak halka hizmete açılmıştır. Başlangıçta 100 yatak kapasiteli iki katlı bir bina olan hastane, iki ameliyathane, kadın ve erkek bekleme salonları, doktor odaları, göz hastalıkları odası, hasta koğuşları, mutfak, kiler, hamam, eczane ve eczane deposu gibi bölümlerden oluşmuştur. Hastane, kuruluş yıllarında ciddi maddi sıkıntılar yaşamış, belediyeden ve hükümetten yeterli destek alamamıştır. Milli Mücadele döneminde İngiliz ve Fransız işgal kuvvetleri tarafından karargah olarak kullanılmış, bu süreçte hasar görmüş ve yağmalanmıştır. Cumhuriyet döneminde "Memleket Hastanesi" adıyla faaliyetlerini sürdürmüş, 1945 yılında ise "Millet" veya "Devlet Hastanesi" olarak isimlendirilmiştir. Hastanenin 1926-1940 yılları arasında bütçesi ve tedavi edilen hasta sayısı artış göstermiştir. Ancak 1940'lı yıllarda doktor ve tıbbi cihaz (röntgen gibi) eksiklikleri nedeniyle eleştirilere maruz kalmıştır. Önemli Personel: Dr. Agop Beşliyan Efendi (ilk hekimlerden, 1909), Muhtar Bey (müdür, 1907), Eczacı Eksanfon Patridis Efendi (1907), Eczacı Mihail Todori Efendi (1909), İbrahim Hakkı Efendi (operatör, 1909), Dr. Halit Yaman (baştabip, 1935), Dr. Haluk Cezmi Orun (kadın hastalıkları mütehassısı, 1949), Dr. Müfit Hekimoğlu (dahiliye mütehassısı, 1949). Hastanede ayrıca gayrimüslim eczacılar (Arkiri Efendi, Karakin Efendi) ve diğer sağlık personeli de görev yapmıştır. Urfa İsviçre-Alman Hastanesi: 1897 yılında Dr. Josephine Therese Zürcher liderliğinde, Alman ve Amerikan misyoner kuruluşlarının desteğiyle kurulmuştur. Başlangıçta bir evden dönüştürülen hastane, bölgede büyük bir sağlık ihtiyacını karşılamıştır. "Faaliyete geçtiği tarihten itibaren ilk yedi hafta içerisinde 2.022 kişi muayene edilmiş 32 hastanın ise ameliyatı gerçekleşmiştir." İlk yıllarda hasta profilinin büyük çoğunluğunu Ermeniler oluştururken, Müslüman hasta oranı daha düşüktü. "Kürt kesimi hastanenin kurulduğu ilk andan itibaren bütün nimetlerinden faydalandığı gibi ilk beş yılda Türkler arasında yataklı tedavi gören hastanın olmadığı dikkati çekmektedir." Dr. Hermann Christ ve Dr. Andreas Vischer gibi isimler hastanenin gelişiminde önemli rol oynamıştır. 1913 yılında yeni bir hastane binasının temeli atılmış, ancak I. Dünya Savaşı ve işgal dönemlerinde hastane misyonerlik faaliyetleri ve siyasi olaylarla iç içe geçmiştir. İngiliz işgali sırasında hastane, işgal kuvvetleri tarafından üs olarak kullanılmıştır. Dr. Jakop Künzler, bu dönemde hastanenin faaliyetlerini sürdürmeye çalışmıştır. Mali yetersizlikler ve personel eksikliği nedeniyle 1922 yılında kapanmıştır. Önemli Personel: Johannes Lepsius (kuruluşunda etkili), Dr. Josephine Therese Zürcher (kurucu doktor), Dr. Hermann Christ (1898-1904), Dr. Andreas Vischer (1904-1914, 1919-1922), Dr. Jakop Künzler (1914-1922), Eczacı Abraham Attarian (hekim asistanı ve eczacı). Urfa Askeri Hastanesi: Osmanlı döneminde kurulmuş ve Cumhuriyet döneminde de faaliyetlerini sürdürmüştür. Hastanede Başhekim, Operatör, Dahiliye, Göz ve Cilt Hastalıkları Hekimleri, Bakteriyologlar ve Diş Hekimleri gibi çeşitli uzmanlık alanlarından doktorlar görev yapmıştır. Askeri doktorlar, mesai saatleri dışında sivil halka da hizmet vermiştir. Örneğin, Yüzbaşı Salih Dörtbudak ve Binbaşı Hüseyin Safi Bey kendi muayenehanelerinde veya Halkevinde ücretsiz muayeneler yapmıştır. Önemli Personel: Binbaşı Salih Haşim (Başhekim, 1918-1922), Binbaşı Muhtar Tüzün (Başhekim, 1922-1923), Yüzbaşı Abdülkadir Uluğ (Operatör, 1923-1926), Yüzbaşı Salih Dörtbudak (Operatör, 1933-1935), Binbaşı Hüseyin Safi Bey (Başhekim, 1934-1935). Urfa Trahom Mücadele Hastanesi ve Dispanseri: Trahom hastalığı, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Urfa'da yaygın olan önemli bir bulaşıcı hastalıktı. "Körler Diyarı" olarak nitelendirilen komşu Adıyaman'da da benzer hastaneler kurulmuştur. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından 1925 yılında Güneydoğu Anadolu bölgesinde trahomla mücadele başlatılmış ve 1933 yılında Urfa Trahom Mücadele Hastanesi ve Dispanseri açılmıştır. Başlangıçta 15 yatak kapasiteli olan hastanenin yatak sayısı 1939-1940 yıllarında 20'ye çıkarılmıştır. Ayrıca, 1937 yılında kırsal kesimlere hizmet vermek amacıyla 6 adet Köy Tedavi Evi açılmıştır. Hastane, ilaçlama, muayene ve ameliyat gibi yöntemlerle trahomla mücadele etmiştir. Hastanenin yıllık yiyecek ve yakacak ihtiyaçları ihale yoluyla karşılanmıştır. Hastane, 1970'li yıllara kadar aktif olarak hizmet vermiştir. Önemli Personel: Dr. Burhanettin Adnan Sayrun Bey (başhekim, 1949-1961), Dr. Ramiz Erden Bey, Dr. Cafer Bayramoğlu. 2.3. Urfa Halkevi'nin Sağlık Alanındaki Görev ve Faaliyetleri 1934 yılında açılan Urfa Halkevi, toplumla ilgili birçok alanda olduğu gibi sağlık alanında da önemli faaliyetler yürütmüştür. Halkevine bağlı Sosyal Yardım Şubesi, kimsesiz, yaşlı, engelli ve hastalara yardımcı olmuştur. Doktor ve eczacı bulundurmanın yanı sıra, fakir vatandaşlara ücretsiz muayene hizmeti sunmuştur. Haftanın belirli günlerinde farklı doktorlar (Dr. Kemal Gülay, Dr. Fuat Tonguç, Dr. Muzaffer Akaltun, Dr. Müfit Hekimoğlu, Dr. Hasan Basri Yücesoy) ücretsiz muayene yapmıştır. Halkevi, poliklinik hizmetleri de sunmuş ve "376 yoksul vatandaş tedavi edilmiş ve 291 kişinin ise ilaç ihtiyacı karşılanmıştır." Halkevi toplantılarında röntgen cihazı ve doğumevi ihtiyacı gibi sağlık sorunları dile getirilmiştir. 2.4. Urfa'da Sağlık Hizmeti Veren Eczaneler ve Sağlık Personeli Osmanlı'nın son dönemleri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında eczaneler yaygın olmadığından aktarlar önemli bir rol oynamıştır. Şehrin ilk eczanesi, 1897'de Alman Misyoner Hastanesi'ne bağlı olarak Abraham Attarian tarafından işletilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise yeni eczaneler açılmıştır. Şifa Eczanesi - Boncuklu Eczanesi (1919-1954): Mehmet Zeki Anlağan tarafından 1919 yılında açılmıştır. Mehmet Zeki Bey, Fransız işgaline karşı Milli Mücadele'de sağlık hizmeti sunmuş, ardından Urfa'da kalarak eczanesini kurmuştur. Eczane, sinekleri kovmak için kapısına asılan boncuklardan dolayı "Boncuklu Eczanesi" olarak da anılmıştır. Mehmet Zeki Bey, "Fakir babası idi…", "Çok kişiden ilaç parası almazmış." sözleriyle anılan, hayırsever bir kişilikti. Eczacılık dışında öğretmenlik de yapmış ve Urfa halkına birçok alanda hizmet etmiştir. 1954 yılında Diyarbakır'a taşınana kadar faaliyetini sürdürmüştür. Yeni Eczanesi (Yeni-Moda Eczanesi): Halil Nejat Sezer tarafından 1928-1934 yılları arasında Birecik ilçesinde hizmet vermiştir. Halil Nejat Bey, eczacılık dışında Karaman Orta Mektebi'nde müzik öğretmenliği de yapmıştır. 1937 yılında İstanbul'a taşınarak Moda'da "Yeni" adıyla eczanesini açmıştır. Musa Kazım Yazgan Eczanesi: Musa Kazım Yazgan tarafından 1924 yılında Urfa'da açılmış ve 1937 yılına kadar faaliyet göstermiştir. Arabi Katibizade ailesine mensup olan Musa Kazım Bey, babasının hakimlik görevi nedeniyle farklı coğrafyalarda eğitim almıştır. Urfa Halkevi başkanlığı ve Cumhuriyet Halk Partisi Urfa İl Başkanlığı gibi görevlerde de bulunmuştur. Borcunu ödeyemeyen fakir hastalarına karşı anlayışlı bir tutum sergilediği belirtilmiştir. Nural Eczanesi: Veysi Ziya Nural tarafından Cumhuriyet'in ilk yıllarında hizmet vermiştir. Veysi Ziya Bey, daha sonra çocuklarının eğitimi için eczanesini Gebze Darıca'ya taşımıştır. Memduh Vecdi Timur Eczanesi: 1950'li yıllarda şehir merkezinde açıldığına dair bilgiler bulunmaktadır. 3. Urfa'da Bulaşıcı Hastalıklar ve Mücadele Yöntemleri Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Urfa'da ve genel olarak Güneydoğu Anadolu bölgesinde birçok salgın hastalık etkili olmuştur. Bunun başlıca nedenleri arasında uzun süren savaşların getirdiği maddi sorunlar, sağlık altyapısının yetersizliği, sağlıksız beslenme koşulları, komşu ülkelerle coğrafi yakınlık ve akrabalık ilişkileriyle oluşan bulaşma riski yer almaktadır. 3.1. Sıtma Hastalığı (Malarya) "Sıtma" kelimesi İtalyanca "male" (fena/kötü) ve "aria" (hava) kelimelerinin birleşimiyle "Malarya" olarak adlandırılmıştır. Hastalığın bataklık alanlarda "fena hava" solunmasıyla yayıldığına inanılmıştır. Hastalığa neden olan tek hücreli parazitler, Anofel sivrisinekleri aracılığıyla bulaşır. Türkiye'de görülen yerli türü P. Vivax (benign) iken, P. Falciparum (malign) türü genellikle tropikal bölgelerde görülür. Urfa'da da yaygın olan sıtma ile mücadele için Osmanlı döneminde (1916) ücretsiz Kinin dağıtılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise 1924 yılında Refik Saydam liderliğinde "Sıtma Mücadele Komisyonu" kurulmuş ve 1928'de Adana Sıtma Enstitüsü açılmıştır. Urfa'da, özellikle Suruç, Viranşehir ve Halfeti gibi ilçelerde sıtma vakaları artış göstermiş, bu nedenle 50 yataklı Memleket Hastanesi ve iki gezici sağlık ekibi görevlendirilmiştir. 1940'lı yıllarda sıtma mücadelesi komisyonu kurularak Halkevleri ve özel hastanelerin de katılımıyla Kinin ve Atabirin gibi ilaçlar kullanılmıştır. Karakoyun deresinin ilaçlanması ve bataklıkların kurutulması gibi önlemlerle başarı sağlanmıştır. "Urfa’da Sıtma Savaşı İyi Sonuçlar Veriyor" başlığıyla ulusal basına da yansımıştır (1942). 3.2. Çiçek Hastalığı Poksviradae grubunda yer alan variola virüsü nedeniyle oluşan, yaş ve cinsiyet fark etmeksizin her bireyde görülebilen, yüzünde izler bırakan, ateşli ve bulaşıcı bir hastalıktır. Virüs, genellikle hasta bireyin eşyaları veya doğrudan temas yoluyla bulaşır. Osmanlı döneminde de görülen çiçek hastalığına karşı aşı uygulamaları yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde (özellikle 1930'lu yıllarda) aşılamaların artırılmasıyla hastalığın etkisi azalmıştır. Doğumdan sonra bebeklere ve her beş yılda bir otuz yaşına kadar aşı yapılması zorunlu hale getirilmiştir. Ancak 1929'da Urfa, Antep ve Mardin'de yeniden salgınlar görülmüş, birçok kişi hayatını kaybetmiştir. 1939-1945 yılları arasındaki II. Dünya Savaşı, sağlık konularının geri plana itilmesiyle çiçek salgınının tekrar artmasına neden olmuştur. "Umumi Hıfzıssıhha Kanunu" çerçevesinde aşılar devlet sağlık kuruluşlarında ücretsiz yapılmıştır. Hastalığın Suriye'den bulaştığına dair haberler de mevcuttur (1948). 3.3. Tifüs Hastalığı Yunanca "sisli" veya "bulanık" anlamına gelen Tifüs, genellikle temizlik ve hijyene önem verilmeyen yerlerde (hapishaneler, mülteci kampları) görülür ve bitler aracılığıyla bulaşır. Osmanlı döneminde "Ta'un" olarak da anılmıştır. Urfa'da tifüs vakaları 1916 yılında Harran ilçesinde ve 1919 yılında genel olarak görülmüştür. Cumhuriyet döneminde savaş sonrası yaşam koşullarının iyileşmesi, aşılar ve bitlerle mücadele sayesinde tifüs vakaları azalmıştır. 1943 yılında yerel basında tifüsle mücadele hakkında bilgilendirici yazılar yayınlanmış, klorlama gibi dezenfeksiyon yöntemleri önerilmiştir. 1949 yılında Suriye ve Irak'tan Urfa ve Mardin'e bulaşan bir salgın yaşanmış, Sağlık Bakanlığı önlemler almıştır. 3.4. Trahom Hastalığı Yunanca "pürüzlü" anlamına gelen "trakos" kelimesinden türemiştir. Mısır'da yaygın olması nedeniyle "Mısır Göz Hastalığı" veya "Göz Uyuzu" olarak da bilinir. Göz kapakları altında sarı kabarcıklarla başlar, erken teşhis edilmezse körlüğe yol açabilir. Hijyen eksikliği ve yoksulluk nedeniyle Asya ve Afrika'da yaygındır. Urfa'da trahom, 1925 yılında %12 civarındayken, alınan önlemlerle 1927'de %3'e düşürülmüştür. 1930'lu yıllarda komşu ülkelerden bulaşmaya devam etmiştir. 1933-1940 yılları arasında Urfa'da bir Trahom Hastanesi, bir dispanser ve altı köy tedavi evi aktif olarak görev yapmıştır. Dr. Ramiz Erdem gibi baştabipler, hastalığın yayılmasını engellemek için halkı hijyen konusunda bilgilendirmiştir. 1941'de Almanya'da yeni bir ilaç bulunduğu haberi Urfa'da da duyurulmuştur. 3.5. Şark Çıbanı veya Urfa Çıbanı Hastalığı Leishmania paraziti nedeniyle oluşan, dişi tatarcık sinekleri aracılığıyla bulaşan paraziter bir hastalıktır. Genellikle ağız ve burun bölgelerinde çıkan lezyonlarla cüzzama benzerlik gösterir, bu yüzden "Beyaz Cüzzam" olarak da anılmıştır. Anadolu'da "Şark Çıbanı", "Urfa Çıbanı", "Antep Çıbanı" gibi isimlerle bilinir. Özellikle genç kadınların yüzünde iz bırakmasından dolayı Urfa'da "Gözellıh Yarası" olarak da adlandırılmıştır. Urfa'da köklü bir geçmişi olan bu hastalık, 495-506 yılları arasında Diyarbakır ve çevresinde de vakalara neden olmuştur. Cumhuriyet döneminde de özellikle Güneydoğu bölgelerinde yaygın olarak görülmüştür. 1927 Urfa Salnamesi'nde hastalık, vücudun açık yerlerinde küçük inci tanesi gibi başlayıp büyüyen, kızaran ve moraran bir yara olarak tanımlanmıştır. "Çocukların yüzlerinde yaptığı tahribat cidden mühimdir. Kadın ve kızların yüzlerinde çıktığı zaman tamamen müsemman balinkayz olduğunu ispat edecek şekilde iz bıraktığı ekseriyetle vakidir." Tedavide iyileşse de kalıcı izler bırakabilir. Diyarbakır'da bir eczacının bu çıban için ilaç icat ettiği haberleri yerel basında yer almıştır (1943). 3.6. Frengi Hastalığı Ortaçağ'dan itibaren toplum için büyük tehdit oluşturan bir hastalıktır, tıp dilinde "Syphilis" olarak adlandırılır. Genellikle cinsel yolla bulaşır. Hastalık, ilk kez Kristof Kolomb'un Amerika'dan Avrupa'ya döndükten sonra yayıldığına inanılmaktadır. Osmanlı döneminde (1890) Urfa'da hayvanlar arasında vakalar görülmüş, bunun üzerine bölgeye doktor ve baytar gönderilmesi talep edilmiştir. Cumhuriyet döneminde de Urfa gibi küçük vilayetlerde birkaç vakayla sınırlı kalmıştır. Dr. Şefik Arif'in 1921 tarihli çalışmasında, I. Dünya Savaşı sonrasında Urfa'da frengi vakalarının arttığı, ancak köylerde cinsel münasebetin yaygın olmaması nedeniyle askerden dönenler aracılığıyla yayıldığı ve vilayet genelinde %4 civarında seyrettiği belirtilmiştir. Tedavisinde cıva yerine "Gaiac", "İode", "Salvarsan", "Bismuth" ve "Arsenik" gibi ilaçlar kullanılmıştır. 1949 yılında Urfa'da frengi hastalığına karşı mücadele için bir dispanser açıldığına dair haberler de mevcuttur. 3.7. Verem Hastalığı Tıp dilinde "Mycobacterium Tuberculosis Bovis (MTB)" olarak isimlendirilen verem, halk arasında "Tüketim Hastalığı", "İnce Hastalık", "Beyaz Ölüm" gibi isimlerle anılmıştır. Sığırdan insanlara bulaştığı düşünülmektedir. Akciğer, lenf düğümleri, kemik ve eklem, böbrek ve bağırsak veremi gibi beş farklı şekilde ortaya çıkabilir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye genelinde yılda yüz binlerce kişiyi etkileyen veremle mücadele için 1923'te "İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti Hayriyesi" gibi dernekler kurulmuştur. BCG aşısı ilk kez 1927'de kullanılmıştır. Urfa'da da verem vakaları tespit edilmiş, özellikle kasabalarda yaşayan kadınlar arasında yaygınken kırsal kesimde daha az görülmüştür. "Verem Hastalığı İle Savaş Derneği"nin kurulması gibi çabalarla halk bilinçlendirilmeye çalışılmıştır. 3.8. Veba Hastalığı Arapça kökenli "veba", ölümcül veya salgın hastalık anlamına gelir. Osmanlı arşiv belgelerinde "Ta'un" olarak isimlendirilmiştir ve ölümcül olan türüne "Kara Veba" denilmiştir. Fareler ve pireler aracılığıyla bulaşır. Tarihte üç büyük veba salgını dalgası yaşanmıştır (Jüstinyen Vebası, Kara Veba ve 1896'da başlayan dalga). Osmanlı İmparatorluğu'nda da önemli salgınlar görülmüştür. Urfa'da 19. yüzyılın sonlarında (1890) kolera ile birlikte veba vakaları görülmüştür. Cumhuriyet döneminde, özellikle 1947 yılında Suriye sınırında bulunan Akçakale ilçesinde veba salgını yaşanmış, 13 vaka görülmüş ve çoğu ölümle sonuçlanmıştır. Sınır kapıları kapatılmış, karantina uygulamaları yapılmış, D.D.T. ilaçlamaları ve aşılamalarla mücadele edilmiştir. 3.9. Kolera Hastalığı Terimin kökeni Hipokrat'ın çalışmalarına dayanmaktadır ve genellikle Hindistan ile Asya'nın güney ve güneydoğu ülkelerinde görülmüştür. Osmanlı'da "kolera", "illet-i kolera" gibi isimlerle anılmıştır. Kirli su ve gıda yoluyla bulaşır. Osmanlı döneminde (1890) Urfa sancağında kolera vakaları ve ölümleri kaydedilmiş, gerekli önlemler alınmıştır. Cumhuriyet döneminde (1947) komşu Suriye'de başlayan kolera salgınına karşı Urfa'da da önlemler alınmış, sınır kapıları geçici olarak kapatılmış, hava ve kara iletişimi durdurulmuştur. Ancak Suriye'deki hastalığın etkisini kaybetmesiyle yasaklar kaldırılmıştır. 3.10. Kızamık Hastalığı Çocukluk çağında ekzantemlerle seyreden, genç ve yetişkinlerde ise komplikasyonlar şeklinde ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. Burun akıntısı, öksürük ve ateşle başlar. İslam bilgini Razi (9. yüzyıl) kızamığın varlığını ilk bildirenlerdendir. Osmanlı döneminde (1891) Urfa'da kızamık nedeniyle ölümler görülmüş, özellikle kimsesiz ve yoksul çocuklara belediye hekimleri tarafından ücretsiz tedavi sağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde de salgın durumunda olduğu bilinmektedir. 1946 yılında Urfa'da 47 kızamık vakası ve 9 ölüm kaydedilmiştir. Hastalıkla mücadelede karantina, ücretsiz tedavi ve okul taramaları gibi yöntemler uygulanmıştır. 3.11. Tifo Hastalığı Anadolu'da "Kara Humma" olarak bilinen tifo, Salmonella sınıfında yer alan Eberth Basili ile oluşan, ağız yoluyla besinlerle bulaşan bir lenfa sistemi enfeksiyonudur. Kirli su, süt, besin maddeleri ve sinekler aracılığıyla yayılır. Osmanlı döneminde Urfa'da ve Siverek gibi sınır bölgelerinde tifo vakaları görülmüş, hastalığın Suriye'den gelen muhacirler aracılığıyla bulaştığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet döneminde (1935) Urfa'da tifo vakası görülmüş, Dr. Muzaffer Bey halkı kirli su kaynaklarından uzak durmaları konusunda uyarmıştır. Londra ve Paris'te yeni ilaçlar ve serumlar bulunduğu haberleri yerel basında yer almıştır. 1949 yılında Urfa'da tifo aşısı yapılmaya başlanmıştır. 3.12. Difteri Hastalığı Günümüzde "Difteri" veya "Kuşpalazı" olarak isimlendirilen hastalık, tarihte "Karabakma", "Kızılağrı", "Kuşboğan" gibi farklı isimlerle anılmıştır. Üst solunum yollarında oluşan akut bulaşıcı bir bakteriyel enfeksiyondur. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Urfa'da da difteri vakaları görülmüş ancak ciddi bir problem haline gelmediği belirtilmiştir. Çocuklarda ölüm vakalarına neden olabilen hastalıkla mücadelede aşı ve serum etkili olmuştur. Aşının çiçek aşısının aksine iki doz şeklinde uygulanması gerekmektedir. 3.13. Grip Hastalığı İnfluenza virüslerinin yol açtığı solunum yolu hastalığıdır. Her yaş grubunda görülebilir ve erken tedavi edilmezse ölümlere neden olabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında etkisini gösterir. A, B, C ve D olmak üzere dört farklı türü bulunur. 20. yüzyılda üç salgın dalgası halinde görülmüş, en şiddetlisi 1918'deki "İspanya Gribi" olmuştur. Urfa'da da grip vakaları görülmüştür. 1935 yılında komşu Gaziantep'te vaka görülmezken, Urfa'da birkaç vaka tespit edilmiştir. 4. Urfa'da Geleneksel Tıp (Alternatif Tıp) İnsanoğlunun var olduğu günden itibaren hastalıklarla mücadele etmek için doğanın sunduğu bitkilerden faydalanma geleneği "Geleneksel Tıp", "Alternatif Tıp" veya "Tamamlayıcı Tıp" olarak adlandırılmıştır. Urfa, medeniyetlerin beşiği olması nedeniyle geleneksel tıbbın köklü bir geçmişe sahip olduğu bir bölgedir. 4.1. Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Dönemde Urfa'da Geleneksel Tıp Modern tıbbın gelişmemiş olduğu ilk çağlarda, insanlar doğal yöntemlerle tedavi aramışlardır. İslam dininde de hacamat gibi geleneksel tedavi yöntemlerinin yeri vardır. Modern tıbbın ilerlemesine rağmen, özellikle kırsal kesimlerde, eğitim seviyesinin düşük olması, modern tıp hizmetlerinin yetersizliği ve dini inançlar nedeniyle geleneksel tıp yöntemleri varlığını korumuştur. Dünya Sağlık Örgütü, geleneksel tıbbı "farklı kültürlere özgü teori, inanç ve tecrübelere dayanan, tedavi yöntemlerinin izahı yapılabilen ya da yapılamayan, tedaviyi uygulayan kişinin deneyimleri sonucunda edindiği bilgi, tecrübe ve becerilerinin bütününe verilen isimdir" şeklinde tanımlamıştır. 4.2. Cumhuriyet Döneminde Urfa'da Uygulanan Geleneksel Tedavi Yöntemleri ve Uygulayıcılar Cumhuriyet döneminde modern tıp gelişse de Urfa halkı geleneksel tıp uygulayıcılarına başvurmaya devam etmiştir. Deneme-yanılma, usta-çırak ilişkisi veya "el verme" yöntemiyle yetişen halk hekimleri tarafından uygulanan yöntemler şunlardır: Hacamat Yöntemi (Kan Aldırma Yöntemi): İslam dininde Hz. Muhammed tarafından da uygulandığı ve tavsiye edildiği bilinen bir tedavi yöntemidir. Urfa'da da "sünnet" olarak kabul edilmiş ve "hacamatçı" olarak bilinen kişiler tarafından uygulanmıştır. Attarlık (Aktarlık) - Bitkisel Tedavi Yöntemleri (Fitoterapi): Aktarlar, bitkisel ilaçlar ve baharat satan kişilerdir. İslam dünyasında İbn-i Sina gibi önemli alimlerin bitkisel tedaviye ilişkin çalışmaları bulunmaktadır. Urfa'da aktarlar, bölgede yetişen hornuf, hava civa otu, tarçın, rezene, gelincik, nar kabuğu, kekik, zencefil gibi bitkilerden doğal ilaçlar hazırlamıştır. Attar İsa Demirkol gibi isimler, halk arasında güven duyulan ve ilaçları ucuz fiyata sunan önemli aktarlar olmuştur. Geleneksel Ebelik: Cumhuriyet'in ilk yıllarında diplomaya sahip ebe sayısı yetersiz olduğundan, özellikle kırsal kesimlerde doğum operasyonları geleneksel ebeler tarafından gerçekleştirilmiştir. Geleneksel ebeler, doğum yapacak kadının göbeğine sabun sürme, kuşak ve muska hazırlama, dua okuma gibi çeşitli yöntemler uygulamışlardır. Örneğin, Harran ilçesinde Vadha ve gelini Fatma Arlak, bu görevi sürdürmüştür. Urfa'da doğumevi eksikliği ve diplomaya sahip ebe yetersizliği nedeniyle anne ve çocuk ölümleri yüksek olmuştur. Halk Hekimliği Yöntemi (Şeyh, Seyit, Hoca, Hurafeci): Şeyh, Seyit ve Hoca gibi kişiler, dini bilgiler çerçevesinde ruhsal sorunları veya maddi durumu iyi olmayan hastaları tedavi etmeye çalışmışlardır. Halk arasında peygamber soyundan gelmeleri nedeniyle "Seyit" olarak adlandırılan bu kişilere güven duyulmuştur. "Derdi Allah verir. Dermanı da o verecektir." ilkesiyle hareket etmişlerdir. Ali Aslıhan ve Aynzeliha Kaya gibi isimler, bu alanda hizmet vermiştir. Günümüzde, bu makamların maddi çıkar için suiistimal edildiği eleştirileri de dile getirilmiştir. Kırık ve Çıkıkçılık: Halk hekimleri tarafından kırık, incinme ve burkulma gibi vakaların tedavisinde kullanılan geleneksel bir yöntemdir. Ortopedi uzmanlarının yaptığı tedaviye alternatif olarak ev ortamında kırıkçı veya çıkıkçılar tarafından uygulanmıştır. 5. Sonuç 1900-1950 yılları arasında Urfa'da sağlık hizmetleri, Osmanlı'nın son dönemlerinden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar zorlu bir gelişim süreci geçirmiştir. Modern tıbbın kurumlaşması ve yaygınlaşması için "Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti" önderliğinde hastaneler (Gureba Hastanesi, Trahom Hastanesi, Askeri Hastane), dispanserler ve eczaneler kurulmuştur. Ancak bu kurumların maddi sıkıntılar, personel eksikliği ve savaşlar nedeniyle tam kapasiteyle hizmet veremediği görülmüştür. Bölgede sıtma, çiçek, tifüs, trahom, şark çıbanı, frengi, verem, kolera, kızamık, difteri ve grip gibi birçok bulaşıcı hastalık yaygın olarak görülmüş, bu hastalıklarla mücadelede aşı kampanyaları, ilaç dağıtımı, dezenfeksiyon ve karantina uygulamaları yapılmıştır. Halkevleri de sağlık hizmetlerinin halka ulaştırılmasında önemli bir rol oynamıştır. Modern tıbbın yetersiz kaldığı durumlarda ise halk, "aktarlık", "hacamat", "geleneksel ebelik" ve "halk hekimliği" gibi geleneksel tıp yöntemlerine başvurmuştur. Urfa'nın kırsal yapısı, eğitim seviyesinin düşüklüğü ve modern sağlık kurumlarına erişim zorluğu, geleneksel tıbbın varlığını sürdürmesindeki temel etkenler olmuştur. Bu dönemde yaşanan gelişmeler, Urfa'daki sağlık altyapısının temellerini atmış ve sonraki yıllarda daha modern sağlık hizmetlerinin önünü açmıştır. Ancak kaynaklar, geleneksel tıbba olan ilginin Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren azalmaya başlamasına rağmen, günümüzde de devam ettiğini belirtmektedir. ... Devamını Oku