Macar Askeri Ataşesi İmre Nemeth’in raporu (1932) [Ankara’dan İstanbul’a]
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Türk-Macar İlişkilerinin Kökenleri ve Gelişimi: Köklü Geçmiş: Türk-Macar ilişkileri, tarihin en eski dönemlerinden itibaren köklü bir geçmişe sahiptir. Farklı din ve yaşam tarzlarına rağmen bu iki toplum bir arada yaşamış ve ortak tarihi gerçekleri paylaşmıştır. Macar Turancılığı ve Doğuya Yöneliş: Avrupalı devletlerin dışlayıcı tutumu nedeniyle Macarlar, kökenlerini araştırmak için doğuya yönelmişlerdir. 1870 yılında Budapeşte'de Türkoloji Enstitüsü'nün kurulması bu ilginin bir göstergesidi r. Osmanlı'ya Sığınan Macarlar: Imre Tököly, Ilona Zrínyi, Ferenc Rákóczi ve Lajos Kossuth gibi önemli Macar şahsiyetler, Avusturya'ya karşı başarısız bağımsızlık hareketlerinin ardından Osmanlı Devleti'ne sığınmışlardır. Osmanlı'nın bu mültecileri koruması, Macar kamuoyunda Türklere karşı sempati oluşturmuştur. I. Dünya Savaşı'nda Kader Birliği: Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun İttifak bloğunda yer almasıyla Türkler ve Macarlar cephelerde omuz omuza savaşmışlardır. Savaş sonunda her iki ülke de kaybeden tarafta yer almış ve ağır bedeller ödemiştir (örn. Macaristan'ın Trianon Antlaşması ile toprak kayıpları). Türk Kurtuluş Savaşı'na Macar Desteği: Türk Kurtuluş Savaşı, Macaristan'da büyük bir ilgiyle takip edilmiş ve Batılı devletlere güvenilmemesi gerektiği fikrini pekiştirmiştir. Macar Turancıları, Türk Milli Mücadelesini desteklemiş ve Avrupa kamuoyunu bilgilendirmeye çalışmışlardır. Bela Horvath'ın 1928'deki sözleri bu desteği vurgulamaktadır: "Türklerin olağanüstü bir hamle ile dünya tarih sahnesine muhteşem geri dönüşü, bizim acılar içinde kıvranan mazlum ulusumuzun kararan gökyüzünde parlayan bir umut yıldızı gibidir." Cumhuriyet Dönemi'nde Parlak İlişkiler: Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh!" parolasıyla Türk-Macar ilişkileri en parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Atatürk, "Eğer bu iki halk tarih boyunca bir kere yan yana gelip akrabalıklarının farkına varsaydı, Doğu Avrupa tarihi çok farklı olurdu. Yüzyıllarca dinî nedenlerle başlayan ve her iki tarafa da zarar veren savaşların yerini dostluk almalıydı" diyerek bu ilişkilere verdiği önemi belirtmiştir. Kurumsal İlişkiler: 1923 yılında Türk-Macar dostluk antlaşması imzalanmış, büyükelçilikler açılmış ve 1935'te Ankara Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Hungaroloji Enstitüsü kurulmuştur. Kalkınma Sürecinde Macar Uzmanlar: 1930'lu yıllarda Atatürk'ün davetiyle mimar, mühendis, bilim insanı, işçi gibi binleri aşan Macar, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınmasına hizmet etmek üzere Türkiye'ye gelmiştir. Aksakallı Havabakan Antal Réthly (Türk meteorolojisinin öncüsü) ve János Máté (Atatürk çiftliğinin baş bahçıvanı) bu uzmanlardan bazılarıdır. Imre Németh de bu dönemde görev yapan bir askeri ataşedir. 2. Imre Németh'in Anadolu Gözlemleri (1932): Seyahat Güzergahı: Imre Németh, 3 Mayıs - 16 Mayıs 1932 tarihleri arasında Ankara, Kayseri, Sivas, Tokat, Amasya, Samsun ve Zonguldak gibi şehirleri ziyaret etmiştir. Toplam 2260 km yol kat etmiştir (trenle 1299 km, arabayla 300 km, gemiyle 661 km). Gözlemlerin Niteliği: Németh, raporunda ziyaret ettiği bölgelerin coğrafi yapısını, tarım alanlarını ve askeri yetkililerle yaptığı görüşmeleri kaydetmiştir. Ancak, çevirmenler onun gözlemlerini "Avrupa merkezci bir bakış açısıyla" ve "şarkiyatçılık ile sentezlenmiş yorumlarla" kaleme aldığını belirtmektedir. Tarım ve Ekonomi:Ankara-Kayseri tren yolculuğu boyunca "Tüm yol boyunca ekim yapılmayan arazi görmedim" ifadesi dönemin tarım politikasıyla örtüşmektedir. Kırsal bölgelerde, özellikle Samsun civarında tütün üretimi ve meyve yetiştiriciliği öne çıkmaktadır. Kayseri çevresi tahıl ve kamış üretimiyle ünlüdür. Samsun'da tütün fabrikası ve liman ekonomisine dair bilgiler verilmiştir. Fabrikada makinelerin yarısının çalıştığı ve işçi sayısının normalin altında olduğu belirtilmiştir. Genel olarak Anadolu halkının yoksulluğu ve sefaleti vurgulanmıştır. Sosyal Durum ve Halkın Ruh Hali:Németh, Sivas halkının "pis" olmasından ve coğrafyanın monotonluğuyla bağlantılı bir "bezginlik" içinde olduğundan bahsetmiştir. Çevirmenler bu durumu, Kurtuluş Savaşı sonrası yaşanan maddi ve manevi kayıpların getirdiği psikolojik süreçle açıklamaktadır. Kayseri'deki Türklerin Avrupa karşısında kendilerini aşağı gördükleri, küçük düşürülme veya komik bulunma kaygısı taşıdıkları belirtilmiştir. Şapka devrimine karşı yer yer olumsuz tutumlar gözlemlenmiştir. Halkın büyük kısmının içinde bulunduğu kötü durumun pek farkında olmadığı, yüzlerinde "monoton –memnuniyet olarak da kabul edilebilir– bir ifade" oturduğu belirtilmiştir. Şehirlerde hijyen eksikliği, banyo ve genel hamamların bulunmaması vurgulanmıştır. Mimari ve Şehir Yapısı:Kayseri'de Selçuklu kökenli çarşılar, oteller, Hormat Camii ve Kebrî Camii gibi tarihi yapılar incelenmiştir. Şehirlerin sokakları genellikle kötü asfaltlı, girintili-çıkıntılı ve aydınlatması zayıftır. Kayseri'de gelenekselciliğin ve modernizmin bir arada bulunduğu ifade edilmiştir. Askeri Gözlemler:Németh, Kayseri'deki Kolordu Komutanı Abdulhaman Nafiz Paşa ile görüşmüş ve Türk-Macar askeri iş birliği olasılıklarını dile getirmiştir. Türk gençlerinin Ludovika'da eğitim görmesi ve subayların karşılıklı komutası gibi konular gündeme getirilmiştir. Askerlerin disiplini ve ruhsal durumunun iyi olduğu ancak yaşlı subayların genç subayların nazik ve kafası dumanlı olmalarından memnun olmadıkları belirtilmiştir. Askerlik hizmeti iki yıl olup, yeni gelenler üç ayda sekiz-on kilo alacak kadar iyi beslenmektedir. Askerlerin hareketinin zayıf olduğu, "Türklerin hizmetin ciddiyeti konusunda kendilerine özgü düşünceleri olduğu" gözlemlenmiştir. Sivas'ta garnizonun yerel koşulları, 18. Piyade Alayı, 34. Piyade Alayı, 12. Topçu Alayı ve Tümen hastanesi hakkında bilgi verilmiştir. Ülkedeki kışlaların uygun olmadığı, erâtın çoğunun çadırlarda veya kışlalarda kaldığı kaydedilmiştir. "Bireysel hareket eden memurlar, sokakta ve halka açık yerlerde ihmalkâr davranırlar ve dikkatsizce giyinirler. Genç memurların davranışı çok ukalaca." Jandarma bir istisna olarak Batılı kavramlara göre tam uymasa da "tutum ve giyimleri ordudaki bireylerden çok daha üstündür." Altyapı ve Ulaşım:Demiryolu ve karayolu ağının düşük kapasitesi ve stratejik önceliklerle inşa edilmesi vurgulanmıştır. Ankara-Kayseri arası demiryolu Julius Berger adlı bir Alman bankacılık şirketi grubu tarafından inşa edilmiş ve 1928'de açılmıştır. Sivas-Kayseri arası demiryolu hattının inşaatı Belçikalı bir şirket tarafından başlamış, daha sonra Türk ortaklı "Küçük Asyalı İnşaat Şirketi" tarafından tamamlanmıştır (1930'da ulaşıma açılmıştır). Yolların çok kötü, inşaatın yüzeysel ve dayanıklı olmadığı belirtilmiştir. Ön Yargılar ve Oryantalist Bakış Açısı:Németh'in raporunda özellikle Amasya'da Ermeniler ve Rumlarla ilgili yaptığı yorumlar, "objektiflikten uzak ve tamamen ön yargılı olduğunu" göstermektedir. Türklerin Ermeniler tarafından zulüm gören değil, "zulmeden taraf olması yönündeki sözleri" çevirmenler tarafından eleştirilmiştir. Samsun'da gördüğü bir heykelin "asla bir Türk heykeltıraş tarafından yapılmış olma ihtimalini kabul etmemesi" onun Türklere olan bakış açısını yansıtmaktadır. Çocukların darp edilmesi olayını "Türkleri Avrupa'da onursuz olmakla itham ettiği" ifadesi kabul edilemez bulunmuştur. "Burada da yine sıradan doğu imajı var" gibi ifadeler, Németh'in şarkiyatçı yaklaşımını gözler önüne sermektedir. Hükümet ve Halk Arasındaki İlişki:Hükümet yetkilileri ve memurlarının "yabancı amirlerinden nefret eden" yerlileri küçümsediği, aralarında ruhsal ve duygusal bağ olmadığı belirtilmiştir. Cumhuriyetin getirdiği yeniliklerin yerel halk tarafından ya hiç benimsenmediği ya da "dişlerini gıcırdatarak" kabul edildiği ifade edilmiştir. Németh, uzun mesafeler, zayıf ulaşım ve halkın kaderci yapısı nedeniyle kırsal kesimlerde devrimci eylemlerin pek olası olmadığını düşünmektedir. Ancak şehirlerde güçlü ordunun bu tür hareketleri bastırabileceğini belirtmiştir. İmre Németh'in Raporunun Arkasındaki Niyetler: Çevirmenler, Németh'in "Macar Ataşesi olarak yıllarca hizmet etmek zorunda olduğum bu ülkeyi ve halkını tanımak için buraya geldiğimi söylüyorum" demesine rağmen, Fransa'ya sık sık atıfta bulunması, bazı şehirler için "gerilla savaşları için uygun" ifadesi ve demiryolu/karayolu ağlarının yetersizliği hakkındaki detaylı askeri değerlendirmeleri nedeniyle raporu hazırlamasının arkasında başka gerekçeler olabileceği konusunda "akıllarda soru işaretleri bırakmıştır." Sonuç: Imre Németh'in 1932 tarihli raporu, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin Anadolu'suna dair dışarıdan, ancak kısmen ön yargılı bir bakış açısı sunmaktadır. Rapor, o dönemin sosyo-ekonomik koşulları, altyapı durumu ve askeri organizasyonu hakkında önemli detaylar içermekte olup, Türk-Macar ilişkilerinin erken Cumhuriyet dönemindeki gelişimi ve Macar uzmanların Türkiye'nin kalkınmasındaki rolüne ışık tutmaktadır. Çevirmenler Esengül Argun ve Mustafa Kurt, bu eseri Türk tarih araştırmalarına yeni birincil bir kaynak olarak sunarak bilim dünyasına önemli bir katkıda bulunmuştur. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!