1. Kadın Yazını ve Eril Tahakküm Dr. F. Bilge Atay'ın çalışması, kadın yazınının temelinde toplumsal cinsiyet sorununun yattığını vurgular. Kadın yazını, feminist düşüncenin bir uzantısı olarak, "kadınların eril düşünce çerçevesinde eril dil ile anlatılmasına bir karşı çıkıştır." (Ataseven, 2017, 92). Bu karşı çıkışın temelinde, Pierre Bourdieu'nun "eril tahakküm" olarak tanımladığı, toplumsal yaşamın her alanına, özellikle de dile ve yazına sinmiş olan erkek egemen yapının sorgulanması yer alır . Dilde Eril Tahakküm: Kaynak, dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda güçlü bir manipülasyon aracı olduğunu belirtir (Von Flotow, 1997, 8). Luce Irigaray'a göre, kadının baskılanması, "kadının erkek cinsine göre tanımının yapılmasında" yatmaktadır ve bu durum dili şekillendirir. Dolayısıyla, "eğer aynı dili kullanmaya devam edersek, aynı tarihi yeniden üretiriz. O eski öykülerin aynısını yeni baştan anlatırız" (Irigaray, 1985, 214). Bu nedenle, kadınların kendi dillerini oluşturması ve kendi bedenlerinin diliyle kendilerini yazıya dökmesi gerektiği savunulur (Cixous). Çeviride Eril Tahakküm: Çeviri, tıpkı kadın gibi uzun zamandır ikincil kabul edilmiştir. Rönesans dönemi dilbilimcisi John Florio'nun "bütün çeviriler mutlaka kusurlu olduğundan, kadın olarak kabul edilebilirler" ifadesi (Simon, 1996, 1), çeviriye olumsuz bir nitelik yüklendiğini ve kadınla özdeşleştirildiğini gösterir. Lori Chamberlain'e göre, yazmak "üretken ve eril", çeviri ise "ikincil ve dişil" bir faaliyet olarak yansıtılmıştır. Çeviride kullanılan cinsiyetçi dilin en ünlü örneği "Les belles infidèles" (sadakatsiz güzeller) sözüdür ki bu, çevirinin ya sadakatsiz ya da güzel olduğu anlamına gelir. 2. Ekofeminizm ve Şamanizm Bağlamında Kadın Yazını Atay'ın çalışması, feminizmin kapsamının her türlü tahakküm biçimine karşı bir duruş sergileyerek genişlediğini, özellikle de doğanın tahakküm altına alınması ile toplumsal cinsiyet sorunu arasındaki bağlantıyı ele alan ekofeminizmi vurgular. İkili Karşıtlıkların Reddi: Batı kültürü, kültür/doğa, akıl/doğa, erkek/kadın gibi ikili karşıtlıklar üzerine kuruludur ve bu karşıtlıklarda bir taraf egemen, diğeri ise değersiz kabul edilir. Ekofeminizm, bu ikilikleri sorgulayarak, insanın doğanın bir parçası olduğunu ve doğaya karşı bir üstünlük kurmaması gerektiğini savunur. Şamanizm ve Kutsal Dişi: Şamanizm, ekofeminist düşünceyle benzer bir noktada buluşur. Bu inanç sisteminde doğadaki her şeyin ruhu olduğuna inanılır, bu da ruh ve beden ikiliğini yıkar. Özellikle Sibirya ve Arktika bölgelerinde kadının mutlak gücünden bahsedilir; ilk şamanın kadın olduğu ve kadın şamanların daha güçlü olduğuna inanılır (Eliade, 2018; Bayat, 2017). Kadın, kutsal hayat ağacıyla, yerle ve suyla özdeşleştirilir, yaratıcılık, yaşamın döngüsü, başlangıcı ve sonu ile ilişkilendirilir. Orta Asya mitolojilerinde yer alan Umay Ana veya Mitolojik Ana (Yer-Su hamisi) gibi dişil varlıklar, ekolojik dengeyi koruma görevini üstlenir. Bu, eril düşüncenin aksine, doğayı ve kadını dünyanın merkezine koyan bir yaklaşımdır. 3. Metinlerarasılık ve Kadın Yazını Çevirisi Çalışma, her metnin diğer metinlerle bağlantılı olduğunu ve bir "alıntılar mozaiği" (Kristeva, 1969) olduğunu belirten metinlerarasılık kuramının kadın yazınındaki önemini inceler. Palimpsest ve Örgü Metin: Metinlerarasılık, "palimpsest" kavramıyla somutlaştırılır; yani eski metinlerin tamamen silinmeyip, yeni metinlerin altında izlerini sürdürmesi, böylece metinlerin çokluğunu ve katmanlılığını göstermesi. Kadın yazını, eril simgesel dilde dişil semiyotik dilin var oluşu olarak bir palimpsest örneğidir. Metinler, tıpkı bir doku veya örgü gibi, farklı katmanlardan ve altmetinlerden oluşur. Kadın Yazınında Metinlerarasılık: Kadın yazını, baskın eril söylemin dağıtıldığı ve dönüştürüldüğü bir metinlerarası bağlamdır. Luce Irigaray'ın "taklit" önerisi, kadınların eril dili değiştirerek kullandığını ifade eder. Feminist çeviri, kadın dilinin gelişimine katkı sağlamak amacıyla geleneksel ve kuralcı eril dilin yıkılmasını hedefler. Çevirmen/Okurun Rolü: Çevirmen, metinlerarası ilişkiler ağında önemli bir rol oynar. Metni sadece aktaran değil, aynı zamanda "üretici bir eylem" gerçekleştiren, anlam üretimine katılan bir **"okur"**dur (Manguel, 2014). Bir palimpsest okuması yaparak metindeki altmetinleri ve gizli katmanları keşfetmek, çevirmenin görevidir. Yeniden Yazım Olarak Çeviri: André Lefevere'e göre, çeviri **"en belirgin ve en etkili 'yeniden yazım' örneği"**dir. Feminist çeviri, ataerkil dilin bir eleştirisi olarak, metni kadını görünür kılacak şekilde manipüle ederek yeniden yazmayı amaçlar. Çevirmen, kaynak metindeki kadın sesinin duyulması için stratejiler kullanır ve metin üzerindeki "manipülasyonu açıkça ortaya koyar." (Godard, 1989, 50). Çeviride "Öteki" Olarak Kadın Yazını: Kadın yazını, eril dilin egemen olduğu yazınsal alanda marjinal "öteki" olarak konumlanır. Antoine Berman'ın "yabancının sınanması" kuramına göre, çeviri, yabancı metindeki kültürel farklılıkların erek metne aktarılmaması, yani "yerlileştirme" ile sonuçlanabilir (Venuti, 1995). Bu, kaynak metindeki farklılıkların silinmesi ve metnin erek kültürde "doğallaştırılması" anlamına gelir. 4. Uygulama ve Bulgular: "Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları – Su" ve "Düğümlere Üfleyen Kadınlar" Çevirileri Çalışmada, Buket Uzuner'in "Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları – Su" (çev. Alexander Dawe ve Clare Frost) ve Ece Temelkuran'ın "Düğümlere Üfleyen Kadınlar" (çev. Alexander Dawe) romanlarının İngilizce çevirileri incelenmiştir. Antoine Berman'ın "farklılaştırıcı eğilimler" kategorileri kullanılarak çeviri kararları analiz edilmiştir. Yazarların Yaklaşımı: Her iki yazar da (Buket Uzuner biyolog ve çevrebilimci, Ece Temelkuran gazeteci) toplumsal cinsiyet ve doğa katliamı gibi ekofeminist konulara duyarlı, eserlerinde güçlü kadın karakterlere yer veren, siyasi duruş sergileyen ve yazınsal aktivizm yapan figürlerdir. Özellikle Ece Temelkuran, kitaplarında yer alan müzik seçimlerinde bile kadın sanatçıları tercih ettiğini belirtmiştir. Çevirmenlerin Yaklaşımı: Her iki kitabın çevirisinde yer alan Alexander Dawe, kendisini feminist olarak tanımlasa da, çevirilerinde "akıcı ve okunaklı bir İngilizce" oluşturmaya öncelik vermiştir. Röportajlarında, Tanpınar çevirisinde "eski dili modern dile dönüştürdüklerini" ve "metindeki boşlukları doldurduklarını, metnin editörlüğünü yaptıklarını" itiraf etmiştir. Bu durum, çevirmenin "yazarın sesini, tarzını yansıtacak şekilde içeriği korumak" amacının yanı sıra, kendi yazarlık yeteneğini sergileme ve metni "düzeltme" eğilimini ortaya koyar. Clare Frost da "smooth and refine" (pürüzsüzleştirme ve inceltme) sözcüklerini kullanarak, çeviride "yabancı maddelerden arındırılmış, pürüzsüz ve saf" bir metin elde etme arzusunu dile getirmiştir. Farklılaştırıcı Eğilimler (Berman): Çalışma, çevirmenlerin bilinçli veya bilinçdışı olarak kaynak metindeki kadın yazını ögelerini ve metinlerarası ilişkileri dönüştürdüğünü ortaya koymuştur. Mantıklı Kılma: Kaynak metindeki sözdizimsel yapıların, özellikle düzensiz ve parçalı cümlelerin, erek metinde daha düzenli ve mantıksal bir akışa kavuşturulması. Bu, "metnin çokkatmanlı yapısına müdahale etmekte, erek metinde çizgisellik yaratmaktadır." Örneğin, "prenses ve prensler" sıralamasının "prens ve prensesler"e dönüşmesi, eril hiyerarşiyi sürdürür. Anlamı Açığa Vurma: Kaynak metinde örtük olarak bırakılan anlamların erek metinde açıkça belirtilmesi, okurun algısını yönlendirerek çokanlamlılığı azaltır. Metni Genişletme: "Mantıklı kılma" ve "anlamı açığa vurma" eğilimlerinin etkisiyle metnin hacminin artırılması. Bu, metnin anlamsal derinliğine müdahale eder ve ritmini değiştirir. Görkemli Kılma: Kaynak metindeki "biçimsiz" (kadın yazınında sıra dışı) ifadelerin erek metinde daha "okunaklı" ve "görkemli" (standart) cümlelere dönüştürülmesi. Bu, kadın yazınındaki çokanlamlılığı silerek metni sıradanlaştırır. Örneğin, "üzülünce hep yaptığı gibi gülümsedi" ifadesinin "As always she wore a smile on her face despite her sadness" (Üzüntüsüne rağmen her zaman yüzünde bir gülümseme vardı) şeklinde aktarılması, klişe bir anlatıma dönüşümü gösterir. Nitel İndirgeme: Kaynak metindeki dilsel zenginliklerin ve sıra dışı ifadelerin standart dil kullanımlarına indirgenmesi. Bu, kadın dilinin silinmesi anlamına gelir. Örneğin, "Amira yeniden memelerine kavuşuncaya kadar" gibi kadın bedenine vurgu yapan bir ifadenin "Amira kendine gelene kadar" şeklinde aktarılması. Nicel İndirgeme: Kaynak metindeki bazı sözcüklerin veya metinlerarası göndermelerin erek metne hiç aktarılmaması. Bu, metnin çokkatmanlı ve çokanlamlı yapısını zayıflatır. Örneğin, "femme fatale" ve Anna Karenina gibi feminist edebiyatla bağlantılı metinlerarası ögelerin çeviride yer almaması. Ritimleri Farklılaştırma: Noktalama işaretlerinin ve cümle yapısının değiştirilmesiyle metnin ritminin değiştirilmesi, çizgisel okumayı teşvik eder. Gizli Gösterenler Ağını Çözme: Metindeki örtük anlam ağlarının ve kadın yazınına özgü simgelerin (örn: "karnının dibi" yerine "midesinin köşesi" gibi) erek metinde silinmesi veya değiştirilmesi. Sistematik Yapıyı Farklılaştırma: Kaynak metnin dilbilgisel ve anlatısal yapısının erek metinde standartlaştırılması, örneğin şimdiki zaman kipinin geçmiş zaman kipinde öykülemeye dönüştürülmesi. Yerel Dil Ağlarını "Farklı"laştırma: Kaynak metindeki yerel ve sözlü dil ifadelerinin erek metinde standartlaştırılması veya marjinalleştirilmesi. Örneğin, "Vallahi" gibi ünlemlerin düzgün cümlelere dönüştürülmesi. Deyimleri Standartlaştırma: Kaynak metindeki deyim ve atasözlerinin erek metinde standart eşdeğerleriyle aktarılması, yazarın yaratıcı dilini sıradanlaştırır. Örneğin, "kendi ayakkabılarımın üstündeydim" ifadesinin "kendi ayaklarımın üzerindeydim"e dönüşmesi. Dil Katmanlarını İndirgeme: Tüm bu eğilimler sonucunda kaynak metindeki dilsel çeşitliliğin ve çoksesliliğin erek metinde homojenleştirilmesi. 5. Sonuç ve Öneriler İnceleme sonucunda, çevirmenlerin kaynak metinlerdeki kadın yazını ögelerini ve metinlerarası ilişkileri, akıcı ve okunaklı bir erek metin oluşturma hedefiyle dönüştürdüğü görülmüştür. Bu durum, Berman'ın "farklılaştırıcı eğilimler" olarak adlandırdığı, çevirinin doğasında bulunan manipülasyonu ortaya koymaktadır. Bu manipülasyon, kaynak metnin "yabancılığını" azaltarak, eril-merkezli standart dil normlarına uygun hale getirilmesine yol açmıştır. Çevirmenin Bilinçdışı Etkisi: Çevirmenlerin ifadelerindeki belirsizlikler (örn. "çok fazla detayın gözü rahatsız etmiş olabileceği", "İngilizce bir dengini bulamamışım") Freud'un "dil sürçmesi" veya "kalem sürçmesi" kuramıyla açıklanabilir. Bu durum, çevirmenin bilinçdışındaki baskın ideolojilerin ve önkabullerin çeviri kararlarını etkilediğini göstermektedir. Yerlileştirme ve Asimilasyon: Çevirmenlerin akıcılığa verdiği önem, çevirinin "yerlileştirme" yoluyla kaynak metindeki farklılıkların silinmesine, dolayısıyla "asimile edici" bir etki yaratmasına neden olmuştur (Venuti, 1995). Bu, "eril-merkezli bir çeviri" olarak yorumlanabilir (Atay, Ataseven, 2018). Öneri: Yabancılaştırıcı Çeviri: Bu tür asimilasyonun önlenmesi için, standart dil ve akıcı çeviri yöneliminden uzaklaşarak, kaynak metindeki farklılıkların ve yabancılığın korunduğu "yabancılaştırıcı" bir yeniden çeviri önerilmektedir. Venuti'ye göre, yabancılaştırıcı çeviri, etno-merkezciliğe ve emperyalizme karşı bir direniş niteliğindedir, çünkü "heterojen bir söylemi besleyerek, standart dili ve saygın yazının kapılarını onlara yabancı olana, standart altında kabul edilene, marjinal olana açarak, azınlıkta ve güçsüz olanı öne çıkarır" (Venuti, 1998, 11). Çevirinin Rolü: Çeviri, sadece bir aktarım değil, anlamın yeniden üretildiği bir alandır. Kadın yazınında olduğu gibi politik bir duruş sergileyen metinlerin çevirisi, bilinçli bir bakış açısı gerektiren politik bir eylemdir. Bu, hem kaynak metnin kültürel ortamını besler hem de erek kültürde toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini güçlendirir. Sonuç olarak, Dr. F. Bilge Atay'ın çalışması, kadın yazınının ve çevirisinin, eril tahakküme karşı bir mücadele alanı olduğunu ve bu alandaki çeviri kararlarının kültürel ve ideolojik sonuçları olduğunu göstermektedir. Kadın yazınının çeviride kendi "kadın kokusunu" koruması için, "indirgemeci olmayan", farklılıkları benimseyen ve yabancıyı asimile etmeyen bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. ... Devamını Oku