Gerçek oyun : denemeler
Yazar:Yılmaz, Bülent
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

"Gerçek Oyun" - Bülent Yılmaz Denemelerinden Ana Temalar ve Önemli Fikirler Giriş Bülent Yılmaz'ın "Gerçek Oyun" adlı deneme kitabı, toplumsal, kültürel, psikolojik ve etik birçok konuya eleştirel ve derinlemesine bir bakış sunmaktadır. Kitap, yazarın gözlemleri, kişisel deneyimleri ve akademik birikimleriyle harmanladığı denemeler aracılığıyla okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve kendi iç dünyasıyla yüzleşmeye davet etmektedir. Temelinde insan, toplum, bilgi, eğitim, dil ve etik değerler gibi ka vramlar yer almaktadır. Ana Temalar ve Önemli Fikirler 1. Etik Duyarlılık ve "Küçük Görünen Büyük Şeyler" Yazar, "Kaplumbağaya Atılan Tekme ya da “Küçük Görünen Büyük Şeyler” Üzerine" denemesinde, günlük hayattaki küçük eylemlerin derin etik anlamlar taşıyabileceğini vurgular. Bir ziraat mühendisinin kaplumbağaya vurduğu tekme metaforu üzerinden, umut ve mücadele ile iyilik ve duyarlılık temalarını işler. Mühendisin kaplumbağayı geri çevirmesi, hatayı anlayıp düzeltmenin ve inceliğin bir göstergesi olarak sunulur. Yılmaz, "Hayat bir incelikler, duyarlılıklar uğraşısıdır... İyi insan ayrıntıda ortaya çıkar. Çok küçük şeyler aslında kişiliğimizi, karakterimizi yansıtan büyük ipuçlarıdır." diyerek, basit gibi görünen davranışların insanlık değerlerimizin aynası olduğunu belirtir. Bu, hayatın ve kişiliğin küçük ayrıntılarda gizli olduğu fikrini öne çıkarır. 2. Bilgi, Bellek ve Eleştirel Okuma Kültürü "Okuduğunu Unutmak, Kısaca “Okunutmak!”" ve "Bilgi Kültürü Üzerine" denemelerinde bilgi edinme, bellekte tutma ve nitelikli okumanın önemi üzerinde durulur. Yazar, okunanların büyük bir kısmının unutulmasının doğal olduğunu ancak önemli olanın bilgiyi uzun süreli belleğe taşıyabilmek olduğunu belirtir. Bunun için tekrar etme, not alma, düşünme, araştırma, başkalarıyla paylaşma ve eleştirel/analitik okuma gibi yöntemler önerilir. Yılmaz, "Çok sayıda kitap okumak değil, eleştirel/içselleştirici/derin okumalar yapmak daha önemlidir." vurgusunu yapar. Bilgi kültürünü ise "bireylerin ve toplumların bilgi ile ilişkisinin düzeyi ve niteliği" olarak tanımlar ve nitelikli bir bilgi kültürünün bilim, sanat, felsefe ve teknolojinin gelişimi için zorunlu olduğunu savunur. Ezbere dayalı bilgi kullanımının üretken olmadığını, eleştirel bilgi kullanımının ise zihinsel kapasiteyi geliştirdiğini ifade eder. 3. Toplumsal Kimlikler ve İnsan Olma "Toplumsal Kimliklerimizin Anlamı ve Değeri" ve "İnsani Kimlikle Elele" denemeleri, bireylerin çeşitli kimliklerini (sosyal, kültürel, mesleki vb.) "iyi insan" olma sürecine yaptıkları katkı üzerinden değerlendirir. Yazar, kimliklerin değerinin, insanlaşmaya olanak yaratmalarıyla ilişkili olduğunu belirtir. "Toplumsal kimliklerimiz insanileşmemiz için olanaklar yaratmaları ve bunu sağlayacak “insani değerler” üzerinde inşa edilmiş olmaları durumunda anlam ve değer kazanır." görüşünü sunar. En önemli kimliğin "insan kimliği" olduğunu vurgular ve bu kimliğin sevgi, saygı, hoşgörü, adalet, eşitlik gibi etik değerlerle yoğrulması gerektiğini ifade eder. İnsani kimlikle el ele gitmeyen diğer kimliklerin eksik ve sağlıksız olacağını belirtir. 4. Düşünme Eylemi ve Akıl Sağlığı "Akıl Hastanesi Bahçesine “Düşünen Adam” Heykeli Koymak!" denemesi, Türkiye'deki yaygın bir yanlış algıyı sorgular: Çok düşünmenin akıl sağlığını bozacağı inancı. Yazar, Rodin'in "Düşünen Adam" heykelinin bir akıl hastanesinin bahçesine yerleştirilmesini eleştirerek, bu durumun düşünmenin tehlikeli görüldüğü toplumlardaki yansıması olduğunu öne sürer. Kant'ın "Bilmeye Cüret Et!" sözüne atıfta bulunarak, düşünmenin aklı bozmak yerine onardığını ve insanın kendisini gerçekleştirmenin yegane yolu olduğunu savunur. "Düşünmek ruh sağlığının bozulmasına değil iyileşmesine neden olur. Düşünmek insanın kendisini gerçekleştirmesinin biricik yoludur." ifadeleriyle düşünmenin önemini vurgular. 5. Dilin Gücü ve İletişimdeki Rolü "Fren Balatası, İletişim ve Dil" ve "Klavye Sürçmesi!" denemeleri dilin insan hayatındaki merkezi rolünü ve iletişimdeki önemini ele alır. Yazar, fren balatası metaforunu kullanarak dilin iletişimdeki "fren" işlevini açıklar. "İnsanın iletişim freni, fren balatası dildir." diyerek, dilin doğru kullanılmasının ve gerektiğinde kendini tutmanın büyük iletişim kazalarını önleyebileceğini vurgular. "Klavye Sürçmesi!" denemesi, dijital iletişimdeki otomatik düzeltmelerin dilin toplumsal kullanımdaki yaygın eğilimleri yansıttığını ve "zamlar" kelimesinin "zamanlar" yerine çıkmasının toplumdaki ekonomik konuşmaların yoğunluğunu gösterdiğini ironik bir dille belirtir. 6. Popüler Kültürün Etkileri ve Dejenere Olan Dil "Bir Popüler Kültür Nesnesi Olarak Küfür" ve "Bi’ tık!" denemelerinde yazar, popüler kültürün dil üzerindeki olumsuz etkilerini ve dilin dejenerasyonunu sorgular. Küfürlü konuşmanın özellikle gençler arasında yaygınlaşmasını ele alarak, bunun "sözlü şiddet" olduğunu ve "popüler kültür küfrü"nün bir "özgürlük ve özgüven gösterisi" olarak algılanmasının sorunlu olduğunu belirtir. Küfrün, kadını nesneleştiren eril bir dil olduğunu ve kadınların bu dili kullanmasının tuhaf ve saçma olduğunu dile getirir. "Bi’ tık!" denemesinde ise "birazcık" veya "biraz" yerine "bi’ tık" gibi özensiz kullanımların dilin yozlaşmasına yol açtığını vurgular. "Dil insanın vatanıdır, onu vatan gibi korumak gerekir." diyerek dilin kimlik ve kültür için hayati önemini hatırlatır. 7. Eğitim, Özgüven ve Toplumsal Sorumluluk "Ben Bir Hiçmişim!" ve "Balığın Ağaca Tırmanma Becerisini Ölçmek” ve Sınavların Değersiz Hissettirme İşlevi" denemeleri eğitim sistemini ve çocukların/gençlerin özgüven gelişimindeki sorunları merkeze alır. Yazar, suça karışmış gençlerin "Ben bir hiçmişim!" demesinin, toplumun ve ailelerin onlarda yarattığı özgüven eksikliğinin bir sonucu olduğunu belirtir. Eleştirinin yapıcı olması gerektiğini, genellemelerden kaçınılması gerektiğini vurgular. Sınavların öğrencilerin değerini ölçmekte yetersiz kaldığını ve onların kendilerini "başarısız" hissetmelerine neden olduğunu eleştirir. Einstein'ın "Herkes dâhidir. Ama bir balığı ağaca tırmanma becerisiyle değerlendirirseniz hayatı boyunca bir aptal olduğuna inanarak yaşar!" sözünü alıntılayarak, her çocuğun farklı yetenekleri olduğunu ve bunların keşfedilmesi gerektiğini savunur. 8. Tarih Bilinci ve Geçmişten Ders Çıkarma "Tarihine Saygı" ve "Tarihsel Gecikme ya da “Treni Kaçırmak”" denemeleri tarih bilincinin önemine dikkat çeker. G. Koreli futbolcu Kim Min-Jae'nin Kore Savaşı'nda Türk askerlerinin yaptıklarına duyduğu saygı örneğiyle, ülkenin tarihini bilmenin ve değerini korumanın önemini vurgular. "Tarihsel Gecikme" denemesi, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e bilim alanındaki geri kalmışlıkları somut örneklerle ortaya koyar ve "treni kaçırma" metaforuyla bu gecikmelerin bedelinin ağır olduğunu belirtir. Bilimin evrensel bir güç olduğunu ve onu anlamayan toplumların sömürülmeye mahkum olduğunu ifade eder. 9. Sanat, Edebiyat ve İnsan Ruhunun Beslenmesi "Klasikler’in Arkabahçe’si", "Bibliyoterapi: Okumak İnsan Ruhuna İyi Gelir" ve "Sevgisizlik Çağının Yelkenlisi Olmak" denemeleri sanatın ve edebiyatın insan ruhu üzerindeki olumlu etkilerini ve iyileştirici gücünü vurgular. Klasik eserlerin okuyucuya "sırlar" açtığını ve "zamanı ve mekanı aşma" imkanı sunduğunu belirtir. Bibliyoterapinin (kitapla tedavi), okumanın ruhsal sorunları çözmede bilimsel bir yöntem olduğunu açıklar. "Okumak, ruhumuza iyi gelir ve bu yüzden de iyidir." diyerek, okumanın stres azaltıcı, bakış açısı genişletici ve düş gücünü geliştirici etkilerine değinir. "Sevgisizlik Çağının Yelkenlisi Olmak" denemesi ise sevginin ve sanatın insanları bir araya getiren, iyileştiren ve umut veren gücünü dokunaklı bir film örneği üzerinden anlatır. 10. İnsan Hakları ve Evrensel Değerler "İnsan Hakları: “İnsanız, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!”" denemesi, insan hakları kavramının felsefi temellerini ve evrensel niteliğini inceler. Yazar, insan haklarını "insan olabilmemizi, insanca yaşayabilmemizi sağlayacak gereklilikler ve zorunlu koşullar" olarak tanımlar. İnsan haklarının, insanın onurunu ve değerini koruyan etik ilkeler olduğunu vurgular. Savaşlar, göçler, açlık gibi evrensel sorunların insan hakları bağlamında düşünülmesi gerektiğini belirtir. İnsan haklarının bir ülkenin iç meselesi olmadığını, nerede çiğnenirse çiğnensin tüm insanlığı ilgilendirdiğini ifade eder. 11. Yozlaşma ve Gözden Kaçan Gerçekler "Gerçek Oyun!", "Dijital İletişimde Kural Yok mu?" ve "Günah Keçisi” Kültürü" denemeleri toplumsal yozlaşma, gözden kaçan gerçekler ve sorunlarla yüzleşmekten kaçınma eğilimlerini işler. "Gerçek Oyun!" denemesinde gece yarısı çöplerde kağıt toplayan çocukları görerek, dijital oyunlar çağında bile bazı "gerçek oyunlar"ın acımasız gerçekliğini vurgular ve toplumsal sorunlara karşı duyarsızlığı eleştirir. "Dijital İletişimde Kural Yok mu?" denemesi, dijital ortamdaki iletişimin de yüz yüze iletişimdeki gibi saygı ve nezaket kurallarına tabi olması gerektiğini savunur. "Günah Keçisi” Kültürü" denemesi, bireylerin ve toplumların kendi hata ve sorumluluklarını başkalarına yükleme eğilimini eleştirir. Bunun bir kaçış yolu olduğunu, sorunların gerçek nedenini görmeyi engellediğini ve toplumsal gelişimi gerilettiğini belirtir. Sonuç Bülent Yılmaz'ın "Gerçek Oyun" adlı eseri, modern insanın ve toplumların karşı karşıya olduğu temel sorunlara cesurca parmak basar. Yazar, okuyucuyu sadece bilgilendirmekle kalmaz, aynı zamanda etik duyarlılık, eleştirel düşünme, insani değerlere bağlılık ve toplumsal sorumluluk gibi konularda bir farkındalık yaratmayı hedefler. Kitap, bilginin, sanatın ve dilin insanlaşma sürecindeki vazgeçilmez rolünü vurgulayarak, "gerçek oyunun" yaşamın kendisi olduğunu ve bu oyunu daha anlamlı kılmak için sürekli bir çaba içinde olmamız gerektiğini hatırlatır. Denemeler, okuyucuyu kendi hayatlarını, toplumlarını ve evrensel değerleri yeniden düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eden birer ayna görevi görür. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!