1. İş Yerinde Ruminasyon (BOOK2024112911120000000107.pdf, Bölüm 1) Bu bölüm, iş yerinde ruminasyon kavramını, nedenlerini ve sonuçlarını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Ruminasyon, "çalışanların ruh sağlığı ve genel iş yeri dinamikleri üzerindeki derin etkisi nedeniyle son yıllarda büyük ilgi görmektedir." Temel olarak, işle ilgili "sıkıntılı düşüncelere tekrarlayan ve pasif bir şekilde odaklanma" olarak tanımlanır (Nolen-Hoeksema vd., 2008: 404). Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Tanım ve Kapsam: İş yerinde ruminasyon, bireyin işten ayrılma ve zihinsel refahını sürdürme becerisini engelleyebilecek işle ilgili sorunlara, zorluklara veya çatışmalara "tekrarlayan, uzun süreli odaklanma" olarak açıklanır (Nolen-Hoeksema vd., 2008: 404). Bu, sadece geçici bir zihin durumu olmayıp, hem bireyler hem de kuruluşlar için geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilecek kalıcı bir sorundur. İkili Etki: Ruminasyonun önemi, "çalışanların psikolojik refahını etkilemesi ve aynı zamanda örgütsel sonuçları da etkilemesi" nedeniyle çok önemlidir. Psikolojik olarak anksiyete, depresyon ve tükenmişlik ile bağlantılıdır (Sonnentag ve Fritz, 2007: 205). Örgütsel düzeyde ise üretkenliği, iş tatminini ve iş yeri uyumunu etkiler. Bileşenler: İş yerinde ruminasyon genellikle iki ana bileşenden oluşur: Reflektif düşünce: Sorunları çözmek için bilinçli çaba sarf etme. Kaygılı düşünce: Sorunlar üzerine sürekli ve kontrolsüz düşünme eğilimi (Querstret ve Cropley, 2013: 317). Nedenler: Ruminasyonun çeşitli nedenleri vardır ve bunlar bireysel, örgütsel ve bağlamsal faktörler olarak kategorize edilebilir: Bireysel faktörler: Nevrotiklik ve presenteeism gibi kişilik özellikleri (Muris vd., 1997: 319; Flett vd., 2007: 1387). Örgütsel faktörler: Aşırı iş yükü, zaman baskısı, rol belirsizliği, sosyal destek eksikliği ve rekabetçi örgüt kültürü (Sonnentag ve Fritz, 2007: 206; Flett vd., 2007: 1389). Bağlamsal faktörler: Ekonomik istikrarsızlık, iş güvensizliği ve iş ve başarıya ilişkin toplumsal normlar (Greenhalgh ve Rosenblatt, 1984: 439; Sonnentag ve Fritz, 2007: 210). Sonuçlar: Ruminasyonun hem bireysel hem de örgütsel düzeyde ciddi sonuçları vardır: Bireysel sonuçlar: Depresyon, anksiyete, tükenmişlik, bilişsel işlev bozukluğu, uyku bozuklukları ve fiziksel sağlık sorunları (Nolen-Hoeksema vd., 2008: 409; Querstret ve Cropley, 2013: 315). Örgütsel sonuçlar: Düşük motivasyon, artan devamsızlık ve presenteeism, iş tatminsizliği, azalan örgütsel bağlılık, gergin iş yeri ilişkileri ve artan işgücü devir oranları (Sonnentag ve Fritz, 2007: 213; Flett vd., 2007: 139-140). Teorik Temeller: Ruminasyon, çeşitli psikolojik teorilere dayanmaktadır: Tepki Tarzları Teorisi (TTT): Susan Nolen-Hoeksema tarafından geliştirilmiştir ve bireylerin strese ve olumsuz duygulara verdikleri tepkilerin ruminasyonun gelişiminde ve sürdürülmesinde önemli bir rol oynadığını öne sürer. Ruminasyonun depresyonun hem başlangıcında hem de sürdürülmesinde önemli bir etken olduğu gösterilmiştir (Nolen-Hoeksema, Wisco ve Lyubomirsky, 2008: 400). Kaynakların Korunması Teorisi (Conservation of Resources Theory): Stevan E. Hobfoll tarafından geliştirilmiştir ve bireylerin kaynaklarını (zaman, enerji, sosyal destek) elde etme, muhafaza etme ve koruma çabalarını inceler. Kaynak kaybı veya tehdidi durumunda ruminasyonun bir başa çıkma mekanizması olarak ortaya çıkabileceğini, ancak kronikleştiğinde kaynakları daha da tükettiğini belirtir (Hobfoll, 1989: 513). Amaca Yönelik İlerleme Teorisi (Goal Progress Theory): Bireylerin hedeflerine ulaşma süreçlerinde karşılaştıkları engeller ve stresler üzerine sürekli düşünmelerinin ruminasyona yol açabileceğini belirtir. Bu durum, bireylerin iş hedeflerine odaklanmasını zorlaştırır ve iş memnuniyetini düşürür (Austin ve Vancouver, 1996: 338). Sonuç: İş yerinde ruminasyon, hem bireysel refah hem de kurumsal sonuçlar üzerinde önemli etkileri olan karmaşık bir olgudur. Destekleyici bir çalışma ortamının teşvik edilmesi, sağlıklı iş-yaşam dengesinin desteklenmesi, stres yönetimi ve ruh sağlığı desteği için kaynak sağlanması gibi müdahalelerle olumsuz etkileri azaltılabilir. 2. Yerel Yönetim Çalışanlarının Örgütsel Güven Algısının Bilgi Uçurma Davranışı Üzerine Etkisi: Tokat/Erbaa Belediyesi Örneği (BOOK2024112911120000000107.pdf, Bölüm 2) Bu bölüm, örgütsel güven algısı ile bilgi uçurma davranışı arasındaki ilişkiyi Tokat/Erbaa Belediyesi çalışanları özelinde incelemektedir. Örgütsel başarının artırılmasında örgütsel güvenin kritik bir rol oynadığı vurgulanmaktadır. Güven eksikliğinin "bilgi uçurma davranışı" gibi örgüte zarar veren olumsuzluklara yol açabileceği belirtilmektedir. Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Örgütsel Güvenin Önemi: Örgütsel güven, "tüm çalışanların kendilerine ve birbirlerine karşı güvenleriyle ilgili olarak geliştiği ve örgütsel yapıda belirli bir düzeyde etkili olduğu" belirtilen önemli bir durumdur (Asunakutlu, 2002, s. 1). Yüksek güven, çalışanların yaratıcı düşünce ve becerilerini azami düzeyde kullanmalarını teşvik eder (Şamar-Yılmaz, 2013, s. 4). Güvenin Alt Boyutları: Örgütsel güven temel olarak üç alt boyuttan oluşur: Örgüte Güven: Çalışanların örgütlerine bağlılık hissetmelerini sağlayan temel faktörlerden biridir. Örgütsel adaletin sağlanması ile ilişkilidir (Kahveci, 2015, s. 46). Yöneticiye Güven: Yöneticilerin dürüstlüğü, çalışanların sorunlarıyla ilgilenmesi ve tutarlılığı ile ilgilidir (Yalçın, 2014, s. 4). Çalışma Arkadaşlarına Güven: Çalışanların birbirlerine, sözlerine ve eylemlerine inanması, etkileşimin tutarlı ve açık olmasına yönelik inançtır (Yalçın, 2014, s. 4). Bilgi Uçurma (Whistleblowing) Kavramı: "İş yerinde öğrenilmiş olan yanlışların açığa çıkarılması veya duyurulması" şeklinde ifade edilir (Aydın, 2003, s. 80). Bu davranışın temelinde meslektaşlara, örgüte ya da yöneticilere olan güvenin düşük olması yatmaktadır. Bilgi uçurma, örgütlerde "iç denetim mekanizması" konumundadır (Mercan vd., 2012, s. 175). Bilgi Uçurmanın Yasal Boyutları: Bilgi uçurma, işçinin sadakat borcuyla kesişir. "Bilgi uçuran çalışanın korunduğu" belirtilmektedir (Aydın, 2003, s. 79). Türk hukuk sisteminde, suç teşkil eden faaliyetlerin yetkili makamlara bildirilmesi genellikle yasalara aykırı değildir (Esen ve Kaplan, 2012, s. 40). Araştırma Bulguları:Katılımcıların yöneticiye güven, örgüte güven ve toplam örgütsel güven düzeyleri "katılıyorum" düzeyinde bulunmuştur. Ancak "çalışanlara güven" düzeyleri "kararsızım" düzeyinde çıkmıştır. Bu, katılımcıların iş arkadaşlarına güvenme konusunda tereddüt yaşadığını göstermektedir. Meşru ihbarcılık algı düzeylerinde, "işletme içi ihbar," "açık kimlikle ihbar" ve "resmi yollarla ihbar" düzeyleri "katılıyorum" olarak, "toplam meşru ihbarcılık" düzeyi "kararsızım" olarak, "işletme dışı ihbar," "gizli kimlikle ihbar" ve "gayri resmi yollarla ihbar" düzeyleri ise "katılmıyorum" olarak belirlenmiştir. Bu, çalışanların genellikle şeffaf ve resmi yollarla içeriden ihbarı tercih ettiğini, ancak gizli veya işletme dışı ihbara sıcak bakmadığını göstermektedir. Güvenin Bilgi Uçurmaya Etkisi: Örgütsel güven algısı ile meşru ihbarcılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. "Örgütsel güven algısı yüksek olan çalışanların herhangi bir ihbar sürecinde örgüte zarar vermeyecek ihbar türünü seçmelerinin yattığı düşünülebilir." Düşük örgütsel güvenin ise gayri resmi yollarla ihbar düzeylerini artırdığı tespit edilmiştir. Örneğin, örgüte güvenin işletme içi ihbar üzerinde %19, açık kimlikle ihbar üzerinde %23,7, resmi yollarla ihbar üzerinde %12,6 ve toplam meşru ihbarcılık üzerinde %6,2 etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç: Çalışma, örgütsel güvenin bilgi uçurma davranışı üzerinde önemli bir etkisi olduğunu göstermektedir. Özellikle çalışanların iş arkadaşlarına güven düzeylerinin artırılması ve bilgi uçurma süreçlerinin dikkatli yönetilmesi gerekmektedir. Örgütsel güvenin tesisi, ihbarcılık ve diğer olumsuz davranışların en aza indirilmesi için kritik öneme sahiptir. 3. Reklam Tasarımında Hikâye Anlatımı (BOOK2024112911120000000107.pdf, Bölüm 3) Bu bölüm, reklam tasarımında hikâye anlatımının önemini ve görsel unsurlarla birleşiminin hedef kitle üzerindeki etkisini incelemektedir. Dijital çağda görselliğin artan önemi ve hikayelerin tüketicinin ikna sürecindeki rolü vurgulanmaktadır. Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Tasarımın Tanımı ve Amacı: Tasarım, Latince "designare" kelimesinden türemiş olup "göstermek/belirtmek" ve "çizmek" anlamlarına gelir. Günümüzde "problem çözme, karar verme ve anlamlar oluşturma sürecidir." (Barnard, 2010, s. 92-93). İyi bir reklam tasarımı, "sanat yeteneğinin zekâ ile harmanlanması gerektiğini" savunur (Ivan Chermayeff). Tasarım Süreci: Dört adımdan oluşur: Tasarım problemini tanımlamak (Polat, 2013). Araştırma (Leonard ve Ambrose, 2012). Analiz ve sentez (Beckman ve Barry, 2007). Uygulama (Beckman ve Barry, 2007). Hikâye Anlatımının Rolü: Hikâyeler, "toplumsal değerler, normlar ve gelenekler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılır" ve "insanın anlamlandırma sürecinde merkezi bir rol oynar, zihni harekete geçirir ve kalbe ulaşarak motive eder" (Nemcokova, 2010; Serrat, 2008). Hikâye anlatımı, güven ve bağlılık geliştirir, bilgiyi paylaşır ve bakış açılarını yeniden şekillendirir (Sole ve Wilson, 2002). Görsel Unsurlar ve Metaforlar:İmge: Algılama ile ilişkili olup, nesnelerin soyut halden somut hale getirilmesidir (Gawain, 1999). Metafor: Eski Yunanca'da "öteye taşıma" anlamına gelen "metapherein" sözcüğünden türemiştir. Tasarımcılar duygu ve düşünceleri aktarmak için metaforu kullanır (Corbett ve Connors, 1999). Görsel Metaforlar: Reklam tasarımında sözel olanlardan daha etkilidir çünkü "görsel olanın gücü metaforla birleştiğinde daha güçlü sonuçlar yaratır" (McQuarrie ve Phillips, 2005). Dört kategoriye ayrılır: Değiştirme, Birleştirme, Yan Yana Koyma, Ayrıntılı-Görsel Metafor. Tipografi ve Renk:Tipografi: Yazının düzenlenmesiyle ilgilenir (Sarıkavak, 2009). Renk: Duygusal tepkiler yaratır ve görsel cazibeyi artırır. Reklamda renk kullanımı, hedef kitle üzerinde önemli bir etkiye sahiptir ve markanın kişiliğini yansıtır (Ambrose ve Harris, 2008, 2013). Kırmızı renk "dikkat çekicidir, enerji ve heyecan verir," yeşil renk ise "sağlığı, canlılığı, enerjiyi ve gücü" iletir (Akengin vd., 2017, s. 1083; Haşıloğlu ve Özpolat, 2019, s. 194). Hikâye Anlatan Reklam Tasarımları: Hikâyeler, tasarım inovasyonunda dikkat çekici ve etkili bir rol oynar; "kısa, öz ve duygusal olarak ikna edici olmalıdır" (Brown vd., 2005). Insight (içgörü), markanın tüketici ile aynı duygu ve değerleri paylaşmasını sağlayan bir iletişim yöntemidir (Batislam, 2010). Deneyimsel öğrenme teorisi, hikayelerin bilgi depolama ve deneyimlere anlam katma aracı olduğunu belirtir (Beckman ve Barry, 2009). Sonuç: Hikâye anlatımı, reklam tasarımında duygusal bağ kurma, marka bağlılığını artırma ve karmaşık mesajları basit bir şekilde iletme açısından hayati bir rol oynamaktadır. Tasarım sürecinde analiz ve sentez arasında köprü kurarak, kullanıcının ihtiyaçlarını ve gelecekteki iyileşmeleri ortaya çıkarır. 4. Siyasi Reklam Kampanyalarında Anlatı Yönteminin (Narrative Transportation Theory) Kullanılması ve Bir Örnek (BOOK2024112911120000000107.pdf, Bölüm 4) Bu bölüm, siyasi reklam kampanyalarında anlatı (hikâye) yönteminin nasıl kullanıldığını ve seçmen davranışları üzerindeki etkilerini incelemektedir. Reklamın ve siyasi iletişimin, modern toplumda bireylerin tutumlarını, davranışlarını ve tercihlerini şekillendirmedeki önemine değinilmektedir. Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Reklam ve Siyasi İletişim: Reklam, tüketicinin satın almasını teşvik eden ve haber endüstrisini destekleyen bir araçtır. Siyasi iletişim kampanyaları ise "insanların siyasi tutumlarını ve davranışlarını etkilemek için kullanılır" ve sadece bilgilendirme amacı taşımaz, aynı zamanda ikna etmeyi hedefler (O’Keefe, 2002, s. 5-7). Siyasi Kampanya ve Reklamcılık: Siyasi reklam, "propaganda ve ikna etmenin en eski biçimlerinden biridir" ve izleyicilerin tutumlarını, inançlarını ve duygularını belirli bir fikir veya kişiye yönlendirmeyi amaçlar. Modern pazarlama iletişimi prensiplerine dayanır ve politikacıların seçmenleri etkilemek için kullandıkları önemli bir araçtır (Dilber, 2012, s. 84). Siyasi Reklamcılığın Ticari Reklamcılıktan Farkları:Ticari reklamlar: Uzun vadeli stratejiyle ürün/hizmet tanıtır. Siyasi reklamlar: Belirli bir politik görüşü, adayı veya fikri desteklemek amacıyla seçim dönemlerinde yoğunlaşır. Yanıltıcı iddialara karşı kurallar daha esnek olabilir (Özkan, 2003, s. 6). Siyasi Kampanya İletişimi: Seçmenlerin oy verme davranışını etkilemek amacıyla stratejik olarak yürütülen süreçlerdir (Divanoğlu, 2017, s. 400). Kitle iletişim araçlarının gelişimi, siyasi mesajların daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır. İkna İçin Tanıtım İletişim Kampanyaları: Siyasi seçim kampanyaları, adayların amaçları ile seçmenlerin davranışları arasında bir bağlantı kurar. Bu kampanyalar; bilgi sağlama, fikir değerlendirmesi, karar verme sürecini hızlandırma ve seçmen katılımını artırma gibi işlevlere sahiptir (Uztuğ, 2003; Ezegwu vd., 2015, s. 5-9). Siyasi Kampanya Yaratıcı Strateji: Kampanya iletişimi hem uzun vadeli planlama hem de beklenmedik olayların etkisiyle ilişkilidir. Esneklik ve adaptasyon önemlidir (Strömbäck & Kiousis, 2014, s. 114). Siyasi iletişim kampanyalarında afişler, şarkılar, sloganlar, televizyon tartışmaları, sosyal medya içerikleri ve yüz yüze iletişim gibi unsurlar kullanılır (Çağlar & Özkır, 2015, s. 8). Seçmen Tercihleri ve Davranışları Üzerindeki Etkiler: Siyasi partiler, seçmen tabanlarını belirlemeli ve onların ihtiyaçlarına göre politikalarını şekillendirmelidir (Divanoğlu, 2017, s. 404-408). Doğrudan iletişim, dolaylı iletişimden daha etkili olabilir (Johann vd., 2018, s. 264-267). Olumsuz reklamlar adayların imajını zedeleyebilir ve seçmen tercihlerini değiştirebilir (Balcı, 2006, s. 144). Anlatı (Narrative) ve Anlatı Reklamcılığı: Anlatı, "içinde hikâye anlatılan bir ifade şeklidir" (Kıran & Kıran, 2003, s. 345). Anlatı söylemi, insanların dünya değiştikçe algılarının nasıl değiştiğini inceler. Hikâye anlatımıyla yapılan reklamlar, tüketicilerin dikkatini çekerek ve duygusal bağ kurarak etkili bir iletişim sağlar. "2023 Hedefleri" Politik Reklam Filmi Analizi: Reklam filmi, Recep Tayyip Erdoğan'ın görüntüsü ve seslendirmesi etrafında kurgulanmıştır. "Biz hayallerimizi Türkiye için kurduk. Türkiye için gerçekleştirdik" söylemi ile seçmeni kapsayan, parti çıkarının değil, ülke çıkarının ön planda tutulduğu vurgulanmıştır. Reklam, 22 şehir hastanesi, üniversiteye erişim, elektronik kitap kullanımı, 500 bin yeni konut gibi "gelecek zamana ait verilen mesajlar uzun vadeye uyum sağlama kültürel boyutuna atıf yapmaktadır." Sonuç: Hikâye anlatımı, siyasi partilerin ve oluşumların seçmenleriyle duygusal bağ kurarak siyasi mesajlarını daha etkili bir şekilde iletmelerini sağlayan güçlü bir araçtır. Modern ekonomilerdeki doymuş pazarlar ve artan rekabet ortamında, markaların ve siyasi aktörlerin tüketicilerin/seçmenlerin zihninde yer edinmesi için hikâye anlatımına dayalı yaratıcı ve etkileyici reklam kampanyaları büyük önem taşımaktadır. 5. Sivil İtaatsizlik Olarak Akbelen Eylemleri: ‘‘Siyasi Partilerin Sosyal Medya Paylaşımlarına Yönelik Bir İçerik Analizi’’ (BOOK2024112911120000000107.pdf, Bölüm 5) Bu bölüm, Akbelen protestolarını sivil itaatsizlik bağlamında incelemekte ve siyasi partilerin bu eylemlere yönelik sosyal medya paylaşımlarının bir içerik analizini sunmaktadır. İklim değişikliği ve çevresel tahribatın toplumsal bilinç ve siyasi tepkiler üzerindeki etkileri vurgulanmaktadır. Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Protesto Hareketleri ve Siyaset: Modern demokrasilerde protesto hareketleri, "politikacılar için önemli bir fırsat olarak değerlendirilmektedir." Bu olaylar, toplumsal sorunları öne çıkararak politikacılara kendilerini öne çıkarma veya siyasi hedeflerini ortaya koyma fırsatı sunar (Downs, 1957; Burstein, 1999). Sosyal Medyanın Rolü: Sosyal medya, politikacıların "görüşlerini ve tercihlerinin yayılmasında kritik bir rol oynamaktadır." Politikacıların seçmenleriyle doğrudan iletişim kurmalarına ve geleneksel medya engellerini aşmalarına olanak tanır. Siyasetçilerin Protestolara Yönelik Yanıtları: Politikacılar genellikle üç ana iletişim stratejisi kullanır: görüş belirtme, tanıtım yapma ve kredi talep etme (Mayhew, 1974). Sosyal medya, bu stratejilerin yayılmasını kolaylaştırmıştır. Muhalefetteki politikacılar genellikle protesto olaylarına destek verme ve iktidardaki partiyi eleştirme eğilimindedir. Siyasi Manipülasyon ve Empati: Sosyal medya platformları, "siyasi manipülasyonun etkili bir şekilde yürütülmesi ve hızla yayılmasına olanak tanıyan ideal bir ortam" sunar. Manipülatif taktikler arasında yanıltıcı bilgi, sahte haberler ve komplolar yer alır (Lewandowsky vd., 2017). Empati ise çatışma sonucu ayrışan bireylerin "karşı tarafın karmaşık bakış açısını anlaması" için önemlidir (Gobodo-Madikizela, 2002). Sivil İtaatsizlik: "Baskıcı ve adaletsiz yasalar karşısında, şiddetsiz ve barışçıl bir direniş yöntemi olarak" tanımlanır. Devletin tamamına karşı çıkmaz, belirli haksız uygulamalara odaklanır ve evrensel adalet ilkelerini savunur (Demirel & Erdoğdu, 2017). Akbelen Protestoları: Muğla'da bir santralin maden alanını genişletmek amacıyla ağaçların kesilmesine karşı başlamış bir çevre mücadelesidir. Direniş, sadece ağaç kesimini durdurma amacı taşımamakta, aynı zamanda yerel halkın doğaya ve yaşam alanlarına sahip çıkma mücadelesi olarak öne çıkmaktadır (Dost, 2023). İkizköylü kadınların direnişi, geçmişteki benzer olayları hatırlatmaktadır. Araştırma Yöntemi ve Bulgular:Araştırma, nitel bir çerçeveye sahiptir ve Maxqda 2024 analiz yazılımı kullanılarak yapılmıştır. 57 adet "YouTube" sosyal platformunda yer alan siyasal aktörlerin siyasi söylemleri analiz edilmiştir. Üst Kategoriler:Suçlama (%27.32): Siyasi partiler en çok "hükümeti ve hükümeti destekleyen partileri suçlama" (%28.00) ve "muhalefeti suçlama" (%18.00) gibi söylemler kullanmıştır. Eylemcileri "provokasyon yapmakla itham etme" (%14.00) de önemli bir yer tutmuştur. Pozisyon Alma (%25.14): Partilerin büyük bir kısmı "eylemi destekleyen açık bir tutum sergilemiş" (%32.61) ve "eylemin haklı olduğuna dair pozisyon belirlemiş" (%30.43). "Tarafsız veya arabulucu bir rol üstlenme" (%0.00) hiç gözlemlenmemiştir. Tanıtım/Reklam Yapma (%14.75): En belirgin strateji "parti politikalarının eyleme karşı tavrını tanıtma" (%66.67) olmuştur. Çevreci Söylemi Sahiplenme (%10.38): Partilerin "çevreci politikalarını öne çıkarma" (%36.84) ve "çevre savunucularıyla dayanışma içinde olduğunu gösterme" (%26.32) çabaları gözlemlenmiştir. Eylemi Meşru Göstermeye Çalışma (%9.29): "Eylemcilerin haklı görülen taleplerini destekleme" (%58.82) ve "eylemin hukuki ve anayasal bir hak olduğunu savunma" (%41.18) öne çıkmıştır. Eylemi Marjinalize Etme (%8.20): En sık "eylemcileri radikal veya marjinal gruplar olarak tanımlama" (%46.67) ve "eylemi ulusal güvenliğe tehdit olarak sunma" (%26.67) stratejileri kullanılmıştır. Çözüm ya da Alternatif Sunma (%2.19): Muhalefet partileri (%75.00) hükümete göre (%25.00) daha fazla çözüm odaklı söylem geliştirmiştir. Kredi Talep Etme (%2.19): Siyasi partiler, "eylemin sonuçları üzerinden parti başarısını öne çıkarma" (%75.00) eğiliminde olmuştur. Barışçıl Eylem Çağrısı Yapma (%0.55): Partiler, "protestoların yasal çerçevede kalmasını teşvik etme" (%75.00) çağrısına ağırlık vermişlerdir. Sonuç: Akbelen eylemleri, siyasi partilerin sosyal medya üzerinden yoğun bir şekilde konumlandığı ve etkileşime girdiği bir platform sağlamıştır. Partiler, genellikle kendi politik duruşlarını güçlendirmek amacıyla suçlama, pozisyon alma ve tanıtım yapma stratejilerini benimsemişlerdir. Çalışma, sivil itaatsizlik eylemlerinin medyadaki yansıması ve toplum üzerindeki etkileri hakkında derinlemesine bir anlayış sunmaktadır. 6. Yaşlıların Boş Zaman Aktiviteleri Üzerine Bir Araştırma (BOOK2024112911120000000107.pdf, Bölüm 6) Bu bölüm, yaşlılık dönemindeki bireylerin boş zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini, hangi aktivitelere katıldıklarını ve bu süreçte karşılaştıkları zorlukları araştırmaktadır. Küresel ve Türkiye'deki yaşlı nüfus artışının, bu konunun önemini artırdığı vurgulanmaktadır. Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Yaşlılık ve Boş Zaman: Yaşlılık, bireyin "fiziksel ve zihinsel yönden bağımsız olduğu dönemden bağımlılığa geçtiği dönem" olarak belirtilir (Ölüç, 2007: 3). Emeklilik sonrası boş zamanların artmasıyla birlikte, yaşlı bireylerin bu zamanları nasıl değerlendirdikleri önem kazanmaktadır. Boş Zaman Kavramı: "Bireyin yaşadığı zorlukların üstesinden gelme, ona karşı gelme ve kendini aşma zamanıdır" (Austin ve Crawford, 2001: 8). Aynı zamanda bireyin kendisi için planladığı ve istediği gibi kullandığı bir vakit olarak tanımlanır (O’Sullivan, 2006: 8). Yaşlılıkta Boş Zamanın Önemi: Yaşlıların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumaları için aktif bir yaşam sürdürmeleri önemlidir. Boş zaman aktiviteleri, depresyonun olumsuz etkilerine karşı koruyucu bir tampon görevi görebilir ve bireylerin kendini toplumdan uzaklaştırmasını engelleyebilir (Unger vd., 1997: 154). Teorik Yaklaşımlar:Telafi Edici Hipotez: Bireylerin boş zamanlarında rutinlerinin tam tersi faaliyetlere yönelmek istemesi. Aşinalık Hipotezi: Bireylerin bildikleri rutin aktiviteleri sürdürmeyi tercih etmesi. Kişisel Topluluk Hipotezi: Boş zaman aktivitelerinin iş veya iş dışı arkadaşlar, aile ve eşlerle olan ilişkiler tarafından şekillendirilmesi (Burch, 2009). Süreklilik Teorisi: Bireylerin yaşlanmaya bağlı değişimlere uyum sağlamak için daha erken dönemlerdeki alışkanlıkları ve yaşam tarzlarını yaşlılık dönemine taşıması (Atchley, 1989). Aktivite Teorisi: Yaşlı bireylerin üretici olması ve sosyal aktivitelere katılması gerektiğini savunur (Demirbilek, 2005: 233). Sosyo-Duygusal Seçicilik Teorisi: Yaşlılık dönemindeki geri çekilmelerin evrensel olmadığını ve duygusal kazanımları nasıl elde edeceklerini optimize ettiklerini belirtir (Carstensen vd., 1999: 168). Boş Zaman Aktivite Çeşitleri: Literatürde farklı sınıflandırmalar mevcuttur (Lynd ve Lynd, 1929; Donald ve Havighurst, 1959; Tezcan, 1993). Sanatsal, entelektüel, sosyal, pratik ve fiziki aktiviteler olarak kategorize edilebilir. Yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına göre yormayacak, dinlendirecek, duygusal olarak iyi hissettirecek ve yalnızlıkla mücadele etmelerini sağlayacak aktiviteler önemlidir (Tezcan, 1982: 181). Araştırma Bulguları (Burdur İli Örneği): 10 yaşlı katılımcı ile yapılan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerden elde edilmiştir. Sosyalleşme Algısı: Katılımcılar çoğunlukla sosyalleşmeyi "arkadaşları ile sohbet etmek/zaman geçirmek" ve "sosyalleşmek için bazı yerlere gitmek (park, çarşı, pazar)" olarak algılamıştır. Bazıları sosyalleşmeyi "çalışma olarak görmek" veya "çocukları, torunları ve akrabaları ile zaman geçirmek" olarak da ifade etmiştir. Pandemi dönemi sonrası sosyalleşmede tereddütler gözlemlenmiştir. Boş Zaman Aktivite Çeşitleri: En çok "televizyon izlemek, sosyal medyada zaman geçirmek" olarak belirtilmiştir. İkinci sırada "arkadaşlarla, aileyle zaman geçirmek (torunlara bakmak/ilgilenmek, arkadaşlarıyla zaman geçirmek için faaliyet üretmek)" gelmektedir. Ayrıca "günlük işler" ve "dini faaliyetler" de önemli yer tutmaktadır. Yapmak İsteyip Yapamadıkları Aktiviteler: En dikkat çekenler "eskiye özlem duyma" (gençlik zamanlarına) ve "hastalık dolayısıyla aktiviteye katılamama" olmuştur. Arkadaşlarla Yapılan Etkinlikler: Katılımcılar en çok "arkadaşlar ile gezmek/yürüyüş yapmak/parka gitmek", "hasta ziyaretine gitmek/baş sağlığına gitmek" ve "sohbet etmek ve zaman geçirmek için uğraşı bulmak" gibi aktiviteleri yapmaktadır. Boş Zamanlarda Vakit Geçirilen Kurumlar: En çok "cami" cevabı verilmiştir, bu da dini faaliyetlerin ve sosyalleşmenin birleştiği bir alan olduğunu göstermektedir. Aktivite Sonrası Hisler: Çoğunlukla "mutluluk hissi"ne kapıldıkları belirtilmiştir. Aile ve arkadaşlarıyla vakit geçirmek, yalnızlık korkularını azaltmaktadır. Aktivitelere Gelir Ayırma: Katılımcıların çoğunun geliri düşük olduğu için aktivitelere az veya hiç para ayıramadığı gözlemlenmiştir. Yüksek gelirli olanlar daha fazla harcama yapabilmektedir. Yurt İçi ve Yurt Dışı Gezilerine Katılım: Katılımcıların tamamına yakını hayatları boyunca hiç geziye katılamadığını belirtmiştir. Bazıları ise yurt içi gezilere katılabildiğini söylemiştir. Beklentiler: Yaşlı bireylerin en büyük beklentisi "devletten maaşlarının artırılması" olmuştur. Belediyelerden ise "yaşlılara yönelik uygun park alanları, sosyal alanlar, yaşlı buluşma yerleri" ve "çeşitli sosyal aktiviteler" beklenmektedir. Ailelerinden "daha çok ziyaret ve anlayış" beklenirken, toplumdan "saygı" beklentisi öne çıkmaktadır. Sonuç: Yaşlı bireylerin boş zaman aktiviteleri, gelir durumu, sağlık durumu ve sosyalleşme ihtiyaçları ile yakından ilişkilidir. Demografik özelliklerin aktivite tercihlerinde belirgin bir farklılık yaratmadığı gözlemlenmiştir. Çalışma, yaşlıların yaşam kalitesini artırmak için sosyal destek, uygun aktivite olanakları ve ekonomik iyileştirmelerin önemini vurgulamaktadır. 7. Çalışan Annelerin İşe Yabancılaşmalarının İşten Ayrılma Niyeti Üzerine Etkisi (BOOK2024112911120000000107.pdf, Bölüm 7) Bu bölüm, çalışan annelerin işe yabancılaşma düzeylerinin işten ayrılma niyetleri üzerindeki etkisini Ankara'daki Hizmet-İş sendikası üyesi kadın çalışanlar özelinde araştırmaktadır. Kadınların çalışma yaşamındaki çoklu rolleri ve karşılaştıkları zorluklar vurgulanmaktadır. Ana Temalar ve Önemli Fikirler: Çalışan Kadınların Rolleri ve Zorlukları: Kadınların sahip olduğu "birden fazla rol" (anne, eş, evlat, çalışan) ve toplumun önyargıları nedeniyle iş ve özel yaşamda erkeklere göre daha dezavantajlı oldukları belirtilmektedir. Eğitim eşitsizliği, cinsel/psikolojik taciz, iş bulma/yükseltilmede eşitsizlik, kayıt dışı çalışma, iş-aile yaşam çatışması, çocuk bakımı ve ev işleri gibi sorunlar kadınların istihdam edilebilirliğini olumsuz etkilemektedir. Annelik ve Yasal Haklar: 4857 sayılı İş Kanunu (md. 74) ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu (md. 104) gebelik ve doğum sonrası kadınlara izin hakları tanımaktadır. Ancak doğum sonrası artan sorumluluklar, yeni role alışma süreci ve çocuğa olan bağımlılık, işe geri dönen anneler için psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. İşe Yabancılaşma Kavramı: "Bireyin kendi benliğine veya başkalarına yönelik olan, genel olarak sosyal ilişkilerde belirlenen, psikolojik ve sosyolojik bir olgu" olarak tanımlanır (Şimşek vd., 2012: 54). Seeman, yabancılaşmayı beş boyutta ele almıştır: Güçsüzlük: Bireyin yetki ile durumun uyuşmaması ve elinden hiçbir şeyin gelmediğini düşünmesi (Seeman, 1959: 784). Anlamsızlık: Bireyin olayları anlama duygusunun belirsiz olması (Seeman, 1959: 786). Normsuzluk: Sosyal normların bozulduğu veya davranış kurallarının etkisiz olduğu durum (Seeman, 1959: 787). Yalıtılmışlık: Bireyin sosyal ilişkilerinde sıcaklığının, güvenliğinin veya yoğunluğunun azalması (Seeman, 1959: 788). Kendine Yabancılaşma: İşin özündeki anlamın veya çalışma gururunun kaybı (Seeman, 1959: 790). İşten Ayrılma Niyeti Kavramı: "Bir kişinin bireysel isteği doğrultusunda sosyal sistemin üyelik sınırlarından çıkma eğilimi" (Gaertner, 2000: 479) olarak tanımlanmaktadır. İş tatminsizliği, örgütsel baskılar, ücret, iş performansı, rol netliği, örgütsel bağlılık, terfi fırsatları gibi faktörler işten ayrılma niyetini etkiler (Cotton ve Tuttle, 1986: 57). İşten Ayrılma Niyetini Etkileyen Faktörler:Dışsal Faktörler: İstihdam/iş algısı, işsizlik oranı, sendikaya katılım oranı. İş ile İlgili Faktörler: Ücret, iş performansı, rol netliği, görev tekrarı, örgütsel bağlılık, iş tatmini, terfi fırsatları. Bireysel Faktörler: Yaş, kıdem, cinsiyet, eğitim, medeni durum, yetenek ve zekâ. Araştırma Bulguları: Ankara'da Hizmet-İş sendikasına üye 95 çalışan anne üzerinde yapılan nicel bir araştırma, işe yabancılaşma ile işten ayrılma niyeti arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Demografik Bulgular: Katılımcıların büyük çoğunluğu 31-50 yaş aralığında, üniversite mezunu ve 5-8 yıl kıdeme sahiptir. %62.1'i çocuk bakımında destek almakta, %83.2'si ise ücretli izne ek olarak ücretsiz izin almamaktadır. İşe Yabancılaşma ve İşten Ayrılma Niyeti İlişkisi: Analiz sonuçlarına göre, "çalışan annelerin işe yabancılaşması ile işten ayrılma niyetinde %59,7 oranında pozitif bir etkinin olduğu" ortaya konulmuştur. Bu, annelik rolünün getirdiği sorumlulukların, işe adapte olma zorluklarının ve çocuk bakımıyla ilgili belirsizliklerin işe yabancılaşmayı tetikleyerek işten ayrılma niyetini artırdığını göstermektedir. Sonuç: Çalışma, çalışan annelerin işe yabancılaşma düzeylerinin işten ayrılma niyetleri üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu doğrulamaktadır. Annelik rolüyle birlikte artan sorumluluklar, iş-aile dengesizliği ve psikolojik sorunlar, çalışan annelerin işten uzaklaşma eğilimini güçlendirmektedir. Bu durumun önüne geçmek için yasal izin sürelerinin artırılması, kreş/yuva olanaklarının sağlanması gibi kurumsal desteklerin önemi vurgulanmaktadır. ... Devamını Oku