Kuramdan uygulamaya ekonomi ve sosyal bilimlerde akademik araştırmalar : I
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Suriye'nin Enerji Coğrafyası (Muazzez HARUNOĞULLARI) Ana Temalar ve Önemli Bilgiler: Enerjiye Artan Küresel Talep ve Jeopolitik Rekabet: Dünya genelinde büyüyen ekonomilerin enerjiye olan ihtiyacı ve talebi her geçen gün artmaktadır. Hidrokarbon kaynaklar, özellikle petrol ve doğal gaz, küresel birincil enerji tüketiminin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu durum, Orta Doğu gibi zengin enerji kaynaklarına sahip bölgelerde "dış güç odaklarının kendi menfaatleri doğrultusunda çıkarttıkları/b esledikleri krizlerin merkezi haline gelmesine" neden olmuştur. Alıntı: "Günümüz enerji kullanımının yaklaşık %83’ünü oluşturan hidrokarbon kaynaklar içinde petrol ve doğal gazın payı %56 civarındadır." Alıntı: "Dünya petrol ve doğal gaz rezerv ve üretiminde Orta Doğu ilk sırada yer almaktadır. Bu zengin kaynaklar nedeniyle bölge, 1800’lerin son çeyreğinden günümüze kadar gelinen zaman dilimi içinde, dış güç odaklarının kendi menfaatleri doğrultusunda çıkarttıkları/besledikleri krizlerin merkezi haline gelmiştir." Suriye'nin Enerji Kaynakları ve Ekonomik Önemi: Suriye, petrol ve doğal gazın yanı sıra fosfat, krom, mangan cevherleri, asfalt, demir cevheri, kaya tuzu, mermer ve alçıtaşı gibi çeşitli doğal kaynaklara sahiptir. Enerji sektörü, özellikle petrol ve doğal gaz, "Suriye ekonomisi için stratejik bir öneme haizdir" ve hükümetin gelirine önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Alıntı: "Fosil yakıtların yanı sıra yenilenebilir enerji kaynakları (özellikle hidroelektrik) açısından da zengin olan Suriye’nin en önemli gelir kalemini, sahip olduğu orta derecedeki doğal gaz ve daha büyük rezervleri olan petrol oluşturmaktadır." İç Savaşın Enerji Sektörüne Etkileri: 2011'de başlayan Suriye İç Savaşı, ülkenin enerji sektörünü derinden etkilemiştir. Esad rejiminin enerji kaynakları üzerindeki kontrolünü kaybetmesiyle üretimde büyük düşüşler yaşanmıştır. Uluslararası petrol şirketleri faaliyetlerini durdurmuş, keşifler sekteye uğramıştır. Terör örgütleri DEAŞ ve PKK/YPG, "ülkedeki önemli petrol ve doğal gaz kaynak alanları üzerinde birbirleriyle çatışmış, enerji sahaları gruplar arasında farklı tarihlerde el değiştirmiştir." Alıntı: "İç savaş başlamadan önce Doğu Akdeniz bölgesinde önemli enerji üreticilerinden biri konumunda olan Suriye’de Esad rejimin 2011’den sonra ülkeyi yönetme kabiliyetini ve petrol-doğal gaz kaynak alanları üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ile devletin enerji üretiminde büyük düşüşler ve kayıplar yaşanmıştır." Golan Tepeleri'nin Jeopolitik Önemi: Golan Tepeleri, jeopolitik konumu ve su-enerji kaynakları bakımından önemlidir. İsrail'in 1967 Arap-İsrail Savaşı'nda işgal ettiği ve 1981'de ilhak ettiği bu bölgedeki petrol ve doğal gaz arama çalışmaları, Suriye İç Savaşı'nın başlamasıyla hız kazanmıştır. ABD'nin 2019'da İsrail egemenliğini tanımasıyla Suriye, "zengin bir enerji rezerv alanını kaybetmiştir." ABD'nin Enerji Kaynakları Üzerindeki Etkisi: İç savaş sonrası DEAŞ'ın etkisinin kırılmasıyla ABD'nin bölgedeki PYD/YPG terör örgütünü destekleyerek Suriye'nin petrol yataklarının büyük bir kısmını kontrol etmeye başladığı belirtilmiştir. Özellikle El-Omar petrol sahası ve Conoco gaz tesisi gibi önemli enerji varlıkları bu kontrol altındadır. Alıntı: "ABD, ülkenin en büyük petrol sahası olan el-Omar da dâhil olmak üzere tüm Suriye petrol ve gaz potansiyelinin %95’ini içeren ülkenin kuzeydoğusundaki petrol yataklarını YPG/SDG güçleri aracılığıyla kontrol ederek bölgede faaliyetlerini sürdürmektedir." Alıntı: "BM Genel Sekreterliği ve Güvenlik Konseyi Başkanı’na göre Suriye petrol ve doğal gaz sektörü ABD’nin uygulamalarından ötürü (yasa dışı yollar dahil olmak üzere) doğrudan veya dolaylı olarak 107,1 milyar dolar zarara uğramıştır." Suriye'nin Enerji Geleceği ve Öneriler: Suriye, enerji ihracatçısı olmasa da coğrafi konumu nedeniyle önemli bir enerji geçiş ülkesi olma potansiyeline sahiptir. İç savaş nedeniyle altyapısı büyük ölçüde zarar görmüş ve uluslararası yaptırımlar enerji talebinin karşılanmasını zorlaştırmıştır. Yeniden inşa süreci için rejimin uluslararası işbirliğine, özellikle Türkiye gibi komşu ülkelerin desteğine ihtiyacı olduğu vurgulanmıştır. 2. Araç (Kastamonu) İlçesinin Köy Yerleşme Özellikleri (Hüsameddin ECE & Güzin KANTÜRK YİĞİT) Ana Temalar ve Önemli Bilgiler: Yerleşme ve Coğrafi Etkileşim: İnsanların barınma ve faaliyetlerini sürdürme ihtiyacının karşılandığı yerleşmelerin oluşumunda coğrafi şartlar (topografya, iklim, su kaynakları, güvenlik, ulaşım, ekonomik faaliyetler) etkili olmaktadır. Kırsal yerleşmeler doğal ortamdan daha fazla etkilenirken, kentsel yerleşmeler beşeri faktörlerden etkilenir. Araç İlçesi'nin Coğrafi Konumu ve Tarihi: Kastamonu iline bağlı 1.442,3 km2 yüzölçümüne sahip Araç ilçesi, Batı Karadeniz Bölümü'nde yer almaktadır. Tarihi MÖ 1132 yılına dayanan ilçe, kervanların önemli uğrak noktası olması nedeniyle "kıyı ve iç bölgeler arasında bağlantı vazifesi görmesinden dolayı Araç adını almıştır." Nüfus ve Ekonomik Durum: 2021 yılı verilerine göre 17.920 nüfusa sahip ilçeye bağlı 119 köy bulunmaktadır. İlçenin büyük bölümü ormanlarla kaplıdır. Kısıtlı tarım alanlarında buğday yetiştirilse de göç nedeniyle zirai faaliyetler azalmaktadır. Sanayi ve turizm faaliyetlerinin sınırlı olması "genç nüfusun göç etmesine" neden olmakta, bu da doğurganlık oranının ve nüfusun azalmasına yol açmaktadır. Köy Adlarının Toponimik Analizi: İlçedeki köy adlarının %43,7'si fiziki coğrafya özelliklerine (sular, konum, bitkiler, yer şekilleri, kayaçlar, toprak), %56,3'ü ise beşeri coğrafya özelliklerine (cemaat/topluluk, eski yerleşmeler, kişi adları, ekonomik faaliyetler, yapı/yapıtlar, dönemsel yerleşmeler, alet/edevat) göre verilmiştir. "Cemaat ve toplulukla ilgili" köy adları (%37) en büyük grubu oluşturmaktadır. Kuruluş Yerleri ve Yükselti: Köylerin büyük çoğunluğu (%94) "yamaçlarda" kurulmuştur. Sırtlarda 15 köy, vadide 8 köy ve ovada 2 köy bulunmaktadır. Yerleşmelerin yoğunlaştığı yükselti basamağı 750-1000 metre arası olup (53 köy), en fazla kır nüfusu (4.550 kişi) 500-750 metre aralığındaki 28 köyde yaşamaktadır. Yerleşme Dokuları: Köy yerleşmelerinin dokuları incelendiğinde, toplu yerleşme sayısının daha fazla olduğu (82 köy) ve dağınık yerleşmelerin yaygın olmadığı tespit edilmiştir. 30 köy gevşek dokulu, 7 köy ise dağınık dokuludur. Yüzölçümü ve Nüfus Yoğunluğu: En büyük alana sahip köy 37.66 km2 ile Ulucak, en küçük alana sahip köy ise 1.36 km2 ile Aşağıoba'dır. İğdir köyü 1404 kişi ile en kalabalık, Değirmençay ve Üçpınar ise 20'şer kişi ile en az nüfuslu köylerdir. Kırsal Meskenler: Geleneksel meskenler, yörede kolay bulunabilen ahşap ve taş malzemelerden, genellikle iki katlı olarak inşa edilmektedir. Alt katlar tarımsal ekipman ve hayvan barınağı olarak kullanılırken, üst katlar yaşam alanıdır. Son yıllarda ise ulaşım ve imkanların artmasıyla "fabrikasyon malzeme kullanılarak yapılmış modern evlere rastlamak da mümkündür." Sonuç ve Öneriler: Araç ilçesinde topoğrafya şartları nedeniyle fazla sayıda köy yerleşmesi bulunmaktadır, ancak göçler nedeniyle nüfus azalmaktadır. Parçalanmış arazilerin ekonomik özelliklerini koruması, tarımsal ürün çeşitlendirmesi, hayvancılık potansiyelinin değerlendirilmesi, doğru arazi kullanımı ve turizm potansiyelinin geliştirilmesi gibi öneriler sunulmuştur. 3. Türkiye’de Katastrofik Risklere Yönelik Oluşturulan Sigorta Havuzlarının Teknik Yapıları Üzerine Değerlendirme (Muharrem UMUT) Ana Temalar ve Önemli Bilgiler: Sigorta ve Risk Transferi: Sigorta, bireylerin ve şirketlerin karşılaşabilecekleri riskleri bir sigorta şirketine devrederek olası zararlardan korunması anlamına gelen bir risk transfer yöntemidir. Özellikle 2019'daki pandemi (COVID-19) sigortaya olan ihtiyacı artırmıştır. Katastrofik Riskler ve Sigorta Havuzlarının Gerekliliği: Bazı durumlarda sigorta şirketleri, hasar şiddeti yüksek (deprem, sel, patlama, tarım, nükleer, terörizm gibi felaketler) katastrofik riskler için teminat sunmakta yetersiz kalır veya çekingen davranır. Bu gibi durumlarda "kamu otoritesi piyasaya müdahale ederek veya düzenleme yaparak söz konusu sigortalara yönelik havuzlar veya planlar oluşturmaktadır." Alıntı: "Katastrofik riskler denilen doğal afet, terörizm, deprem, tarımsal felaketler, şiddetli fırtına, sel baskınları gibi risklere karşı teminat sunmak için kurulan havuzlar..." Türkiye'deki Sigorta Havuzları: Türkiye'de bugüne kadar altı adet sigorta havuzu uygulaması başlatılmıştır: Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK): 1999 Marmara depremi sonrasında kurulmuş, Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) teminatı sunan bir kamu tüzel kişiliğidir. "Belediye sınırları içinde bulunan konutlara ödenebilir düzeylerdeki primler karşılığında ZDS teminatı sunmaktadır." DASK'ın yıllık toplam hasar ödeme kapasitesi yaklaşık 40 milyar TL düzeyine yükseltilmiştir. Ancak 2021 sonu itibarıyla sigortalılık oranı %52 olup, "oldukça yüksek bir sigortasızlık oranı mevcuttur." Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM): 2005 yılında Devlet Destekli Tarım Sigortaları Kanunu ile kurulmuştur. Kâr amacı gütmeyen, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşu iş birliğinin bir örneğidir. Bitkisel ürün sigortası, kuraklık verim sigortası, sera sigortası, hayvan hayat sigortaları gibi çeşitli ürünler sunar. Devlet, prim desteği sağlayarak sistemin sürdürülebilirliğini destekler. TARSİM kapsamında 2021 yılında 2,5 milyondan fazla poliçe düzenlenmiş ve 2,5 milyar TL'lik hasar ödemesi yapılmıştır. Ancak sigortalılık oranı yaklaşık %20 ile "oldukça düşüktür." Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası: 2014 Soma maden kazası sonrasında maden sektöründeki riskleri azaltmak amacıyla 2015'te getirilmiştir. Üretim ve üretim hazırlığı faaliyetinde bulunan personeli maden kazalarına karşı teminat altına alır. Primleri işverenler tarafından ödenir ve "havuz benzeri bir uygulama olan ve Türk Reasürans bünyesinde oluşturulan 'Özel Riskler Yönetim Merkezi'ne (Merkez) aktarılmaktadır." 2021 yılı itibarıyla poliçe sayısı 1.728 olup, sigortalılık oranı "yaklaşık %21 ile yine çok düşük seyretmektedir." Riskli Sigortalılar Havuzu (Trafik Sigortası) Devlet Destekli Ticari Alacak Sigortası Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dünya Örnekleri: Dünya genelinde de katastrofik riskler (deprem, sel, terörizm, nükleer) ve riskli sigortalılar için havuz uygulamaları yaygındır (ABD'de deprem ve sel havuzları, İngiltere'de nükleer sigorta havuzları, Fransa ve Malezya'da oto sigorta havuzları gibi). Bu havuzlar genellikle sigorta şirketlerinin teminat verme zorunluluğu olmayan durumlarda kamu otoritesi tarafından kurulur ve yönetilir. Düşük Sigortalılık Oranları ve Öneriler: Türkiye'deki DASK, TARSİM ve Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası gibi havuzlarda sigortalılık oranlarının düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, katastrofik hadiselerde sigortacılık sektörünün zarar karşılama kapasitesini olumsuz etkileyebilir ve toplumsal güveni zedeleyebilir. Kamu otoritesinin, zorunlu sigortalarda "sigortasızlığı caydırmak için önlemleri alınması ve gerekirse müeyyideler konulması," ihtiyari sigortalar için ise "ek teşvikler sunulmasına yönelik ilgili sigorta genel şartları, tarife ve talimatlarında mevzuat değişikliği yapılması ve uygulamaya konulması elzemdir." 4. Tüketicilerin Çevre Sorumlu Tüketim Davranışlarının Demografik Özelliklerine Göre Değerlendirilmesi (Ateş BAYAZIT & Hilal ABACI) Ana Temalar ve Önemli Bilgiler: Çevre Sorunlarının Artışı ve Bilinçlenme: Hızlı nüfus artışı, ekonomik entegrasyonlar ve artan tüketim miktarları, çevre sorunlarının (hava, su, toprak kirliliği, iklim değişikliği, orman tahribatı) ciddi boyutlara ulaşmasına neden olmuştur. 1970'lerden itibaren hükümetler, kuruluşlar, üreticiler ve tüketiciler "çevreyi koruma adına girişimlerde bulunmaya başlamışlardır." Yeşil Ürün ve Yeşil Tüketici Kavramları: "Yeşil ürün," canlılara zarar vermeyen, çevreyi kirletmeyen, doğal kaynakları az tüketen, geri dönüştürülebilir veya geri dönüştürülmüş içerikli ürünler olarak tanımlanır. "Yeşil tüketici" ise çevresel kaygılarının etkisiyle satın alma davranışını biçimlendiren, çevreyi koruma sorumluluğunu üstlenen ve gerekirse çevreci ürünler için daha fazla ödeme yapmaya hazır bireylerdir. Alıntı: "Canlılara zarar vermeyen, çevreyi kirletmeden ve doğal kaynakları daha az tüketen, geri dönüşüme ya da geri dönüştürülmüş içerikli, ambalaj miktarı kısıtlanmış veya zararlı etkilerini azaltan daha az toksik bileşen ihtiva eden ürünlere “yeşil ürün” denmektedir." Araştırmanın Amacı ve Metodolojisi: Çalışma, Çankırı ilinde yaşayan 18 yaş ve üzeri tüketicilerin demografik özelliklerine göre çevre sorumlu tüketim davranışlarındaki değişimleri incelemeyi amaçlamaktadır. Nicel araştırma yöntemi kullanılmış, 422 gönüllü tüketici ile anket yapılmıştır. Anket, Haytko ve Matulich'in (2008) "Çevre Sorumlu Tüketim Davranışı Ölçeği"ni temel almaktadır ve dört faktör (Çevresel Farkındalık ve Düşünceler, Çevresel Duygusal Tepkiler, Çevresel Eylemde Bulunma, Çevresel Duyarsızlık) belirlenmiştir. Demografik Özelliklerin Tüketim Davranışlarına Etkisi:Cinsiyet: Tüketicilerin çevre sorumlu davranışları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir. Kadınlar, çevresel farkındalık, duygusal tepkiler ve eylemde bulunma faktörleri açısından erkeklerden daha hassas ve çaba gösterir niteliktedir. Erkekler ise çevresel konularda daha duyarsızdır. Hipotez 1 (H1): Tüketicilerin çevre sorumlu tüketim davranışları ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık mevcuttur. Kabul edilir. Medeni Durum: Medeni duruma göre çevre sorumlu tüketim davranışlarında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Hipotez 2 (H2): Tüketicilerin çevre sorumlu tüketim davranışları ile medeni durumları arasında anlamlı bir farklılık mevcuttur. Kabul edilemez. Yaş: Yaşa göre farklılıklar sadece çevresel duyarsızlık faktöründe 18-24 yaş ile 35-44 yaş grupları arasında anlamlı farklılıklar sergilemektedir; genç yaş grubu daha duyarsız bulunmuştur. Hipotez 3 (H3): Tüketicilerin çevre sorumlu tüketim davranışları ile yaşları arasında anlamlı bir farklılık mevcuttur. Kısmen kabul edilir. Eğitim Seviyesi: Eğitim seviyesine göre farklılıklar çevresel duygusal tepkiler alt faktöründe lise ve dengi okullar ile lisans ve lisansüstü eğitim seviyesindeki gruplar arasında bulunmuştur; daha yüksek eğitimli bireyler daha fazla duygusal tepkiye sahiptir. Hipotez 4 (H4): Tüketicilerin çevre sorumlu tüketim davranışları ile eğitim durumları arasında anlamlı bir farklılık mevcuttur. Kısmen kabul edilir. Meslek: Mesleklere göre yapılan analizde çevresel duygusal tepkiler alt faktöründe kamu sektörü çalışanları ile ev hanımları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir; kamu sektörü çalışanları daha fazla duygusal tepkiye sahiptir. Hipotez 5 (H5): Tüketicilerin çevre sorumlu tüketim davranışları ile meslekleri arasında anlamlı bir farklılık mevcuttur. Kısmen kabul edilir. Aylık Hane Geliri: Gelir seviyesi 1501-3000 TL olan bireylerin, 4501-6000 TL olan bireylerden daha fazla çevresel duyarsızlık sergiledikleri sonucuna ulaşılmıştır. Hipotez 6 (H6): Tüketicilerin çevre sorumlu tüketim davranışları ile aylık hane gelirler arasında anlamlı bir farklılık mevcuttur. Kısmen kabul edilir. Sonuç ve Öneriler: Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için çevre sorunlarının minimuma indirilmesi ve tüketimin çevre dostu hale gelmesi büyük önem taşımaktadır. İşletmelerin bu araştırma sonuçlarından yararlanarak tüketicilerin tutum ve davranışlarını anlaması ve buna göre yeşil ürün/hizmet üretmesi önerilmiştir. Ayrıca benzer çalışmaların farklı illerde ve örneklem gruplarında yapılması veri tabanı zenginliği açısından faydalı olacaktır. 5. Maden Çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Farkındalıklarının İncelenmesi (Bülent AKSOY & Ömer TÜRKSEVER) Ana Temalar ve Önemli Bilgiler: İş Sağlığı ve Güvenliğinin Önemi: 21. yüzyılda güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı sağlamak, çalışma yaşamının öncelikli konularından biridir. İş sağlığı ve güvenliği (İSG), "meslek hastalıkları ve iş kazalarının sebep olduğu zararları asgariye indirmek amacıyla bilimsel ve deneysel (uygulama) araştırmalara dayalı proaktif ve reaktif önlemlerinin belirlenmesi ve uygulanmasına" verilen isimdir. Maden Sektöründeki Riskler: Madencilik sektörü, hem dünya genelinde hem de Türkiye'de iş kazaları ve meslek hastalıklarının yüksek olduğu iş kolları arasında yer almaktadır. İş kazası nedeniyle gerçekleşen can kayıplarının yaklaşık üçte biri bu sektörde meydana gelmektedir. ILO'ya göre küresel emek gücünün %1'i madencilik sektöründe istihdam edilirken, ölümle sonuçlanan iş kazalarının %8'i bu sektörde yaşanmaktadır. "Sektörün bu önemli özellikleri iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını da önemli kılmaktadır." Alıntı: "Devlet Denetleme Kurulu (DDK) 2011 yılı raporuna göre; dünya çapında madencilik sektöründe yaşanan iş kazalarında yılda 10.000 ila 20.000 kişi hayatını kaybetmektedir." Alıntı: "Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’ya göre küresel emek gücünün %1’i madencilik sektöründe istihdam edilmekte, ancak ölümle sonuçlanan iş kazalarının %8’i bu sektörde vuku bulmaktadır." Araştırmanın Amacı ve Metodolojisi: Bu çalışma, maden sektöründe çalışanların İSG konusundaki bilişsel düzeyleri ve tutumlarını çeşitli değişkenler açısından incelemeyi amaçlamıştır. Tarama modeli kullanılarak Türkiye'nin üç farklı bölgesindeki maden işletmelerinde çalışan 382 maden çalışanı ile yüz yüze anket yapılmıştır (Ankara, Zonguldak, Manisa ve Kahramanmaraş). Anket, kişisel bilgi formu ve İSG seviye belirleme ölçeğinden oluşmaktadır. Demografik Özellikler ve İSG Farkındalığı:Sektör: Özel sektörde çalışan madencilerin İSG'ye ilişkin görüşleri, kamu sektöründe çalışanlara göre daha olumlu bulunmuştur. Medeni Durum: Evli çalışanların İSG'ye ilişkin görüşleri, bekar çalışanlara göre daha olumlu bulunmuştur. Cinsiyet: Maden çalışanlarının İSG'ye ilişkin görüşleri cinsiyetlerine göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Yaş: İSG'ye ilişkin görüşler yaşa göre anlamlı farklılık göstermiştir. 30-39 ve 40-49 yaş grubundaki çalışanların İSG farkındalıkları daha olumlu bulunurken, 50 yaş ve üzeri grupta en düşük farkındalık gözlenmiştir. Eğitim Durumu: Ortaokul mezunu çalışanların İSG'ye ilişkin görüşleri, okuma yazma bilmeyen, lise ve üniversite mezunu çalışanlara göre daha olumlu bulunmuştur. Çalışma Süresi: Farklı kıdeme sahip maden çalışanlarının İSG farkındalık düzeyleri benzer bulunmuştur. Görev: Maden işçilerinin (çalışanların) İSG'ye ilişkin görüşleri, operatör ve diğer görevlerdeki çalışanlara göre daha olumlu bulunmuştur. Genel İSG Algısı ve Eğitimler:Çalışanların büyük çoğunluğu (%80'i) 6331 sayılı İSG Kanunu'nu yeterli ve uygulanabilir bulmaktadır. Madenlerdeki temel İSG eğitimlerinin yerine akademik eğitimlerin önleyici yaklaşımlar için daha etkili olacağı düşünülmektedir (%80'den fazlası katılıyor). Çalışanların önemli bir kısmı (%70'ten fazlası) "madende oluşabilecek tehlike ve riskler", "uyarı, ikaz ve mesleki güvenlikler", "sorumluluklar" ve "görev yetki ve sorumlulukları" hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir. İSG eğitimlerinin daha sık yapılması gerektiği ve sadece sınıf ortamında değil, "İşbaşında da pratik olarak gösterilmesi gerekmektedir" görüşü yaygındır (%83'ten fazlası katılıyor). Sonuç ve Öneriler: Araştırma, maden çalışanlarının İSG konusunda genel olarak yüksek bilgi düzeyine sahip olduğunu göstermekle birlikte, farklı demografik gruplar arasında bazı farkındalık farklılıkları olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle 2022 Bartın maden kazası gibi olayları önlemek için işletme yöneticileri ve çalışanlar arasında uyum içinde bir kurum kültürü oluşturulması ve düzenli risk analizi yapılması önerilmiştir. 6. İklim Değişikliğine Uyum Kapsamında Sürdürülebilir Su Kaynakları Yönetimi İçin Sapanca Gölü Havzası’nda Kuraklık Risk Analizi (Derya Evrim KOÇ & Ayşe ATALAY DUTUCU & Beyza USTAOĞLU) Ana Temalar ve Önemli Bilgiler: Küresel Su Sorunu ve İklim Değişikliğinin Etkisi: Artan dünya nüfusu su tüketimini artırırken, iklim değişikliği de sıcaklık ve yağış koşullarını değiştirerek kuraklık sorununu şiddetlendirmektedir. Kuraklık, ekonomik sorunlar, doğal dengenin bozulması, göç, yetersiz beslenme, açlık ve orman yangınları gibi "canlı hayatını tehdit eden boyutlara ulaşmaktadır." Alıntı: "İklim değişikliği genellikle hidrolojik süreçleri hızlandırarak kuraklığın daha hızlı ve şiddetli hale gelmesine neden olmaktadır." Alıntı: "Kuraklık başta insanlar olmak üzere dünya üzerindeki bütün doğal yaşamı tehdit eden bir doğal afettir." Kuraklığın Tanımı ve Çeşitleri: Kuraklık, yağış değerlerinin uzun yıllar boyunca gerçekleşen normal seviyelerinin altına düşmesi olarak tanımlanır. Meteorolojik, tarımsal, hidrolojik ve sosyo-ekonomik kuraklık olarak dört ana çeşidi vardır. Başlangıç ve bitişinin belirsiz olması, kümülatif etkisi ve birden fazla kaynağı etkilemesi, kuraklığı diğer afetlerden ayırır. Sapanca Gölü Havzası'nın Önemi ve Tehditler: Marmara Bölgesi, WRI'ya göre 2040 yılında en fazla su stresi yaşayacak bölgelerden biridir ve "mutlak su kıtlığı" riski altındadır. Sapanca Gölü, Marmara Bölgesi'nin önemli tatlı su kaynaklarından biridir ve İstanbul ile Ankara gibi büyük şehirlere yakınlığı nedeniyle artan nüfus, ikincil konutlar ve turizm faaliyetleri gibi "geçici nüfus baskısına maruz kalmaktadır." Aşırı tüketim ve kirlilik, gölün korunması gerekliliğini artırmaktadır. Metodoloji: Çalışmada, Sapanca Gölü Havzası'nda kuraklık risk analizi için 1961-2019 yılları arası aylık toplam yağış ve ortalama sıcaklık verileri ile 2020-2098 yıllarını kapsayan RCP 4.5 ve RCP 8.5 iklim senaryoları kullanılmıştır. Thorntwaite Su Bilançosu ve Standartlaştırılmış Yağış İndisi (SYİ) yöntemleri kullanılmıştır. Günümüz Kuraklık Koşulları (1961-2019):Thorntwaite Yöntemi: Sakarya ve Kocaeli meteoroloji istasyonları "yarı nemli (C2) iklim tipi" içine girmektedir. Kocaeli'de kurak dönem (Haziran-Eylül) Sakarya'ya göre (Temmuz-Eylül) daha uzun olup, kuraklıktan etkilenme olasılığı daha fazladır. SYİ Yöntemi: 1977, 1985 ve 2007 yılları her iki istasyonda da nemli dönemin en az olduğu yıllardır. 1989 yılı, her iki istasyon için de en şiddetli kuraklıkların yaşandığı yıllardan biridir. 2014 yılının ilk yarısı da kuraklık derecelerinin yüksek olduğu bir dönemdir. Uzun dönemli SYİ analizlerinde (24 aylık), şiddetli ve çok şiddetli kuraklıkların sürelerinin daha belirgin olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle 1977 Haziran'dan 1979 Ağustos'a kadar Sakarya'da şiddetli kuraklıklar yaşanmıştır. Gelecek Kuraklık Koşulları (2020-2098):İklim projeksiyonlarına göre gelecekte de kısa ve uzun dönemli kuraklıklar yaşanacağı öngörülmektedir. MPI-ESM-MR modelinin RCP8.5 senaryosuna göre, 2075-2098 periyodu en belirgin kurak koşulların yaşanacağı dönem olarak gösterilmektedir. 2075 yılı ve sonrasında daha şiddetli kuraklıkların yaşanması beklenmektedir. Tartışma ve Sonuç: Sapanca Gölü Havzası'nda nüfus artışı, sanayi ve turizm faaliyetleri suya olan talebi artırırken, yanlış kullanım ve iklim değişikliği su kaynaklarının azalmasına neden olmaktadır. Gelecekte su sıkıntısını önlemek için "suyun bilinçli kullanımı, alt havza bazında planların oluşturulması ve su ayak izimizin en aza indirilmesi gerekmektedir." 7. Türkiye’de Yağış Rejimindeki Dönemsel Değişkenliğin (1961-1990 / 1991-2020) Faktör Analizi İle Belirlenmesi (Şule MUTAR & Beyza USTAOĞLU) Ana Temalar ve Önemli Bilgiler: İklim Değişikliği ve Yağış Rejimleri: 20. yüzyılın sonundan itibaren insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkisiyle küresel iklimde belirgin değişiklikler yaşanmaktadır. Sıcaklık artarken, "yağış tutarı ve yağış rejimlerinde değişkenlikler görülmektedir." Bu durum, özellikle su kaynakları ve tarımsal üretim açısından olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Yağış Rejimi ve Bölgesel Farklılıklar: Yağış rejimi, yağışın yıl içinde aylara ve mevsimlere göre dağılımını ifade eder ve yağış etkinliği açısından önemlidir. Türkiye'de Karadeniz, Akdeniz ve Karasal (Kontinental) olmak üzere üç ana yağış rejim tipi bulunmaktadır. Yağışların yıl içindeki dağılışı, bir bölgenin fiziki (akarsu rejimleri, toprak tipleri, bitki örtüsü) ve sosyo-ekonomik (tarımsal yöntemler, ürünler) özelliklerini belirlemektedir. Araştırmanın Hipotezi ve Metodolojisi: Çalışmanın hipotezi, "İklim değişikliğine bağlı olarak Türkiye’de yağış rejimi ve bölgelerinde dönemsel değişkenlik var mıdır?" sorusuna yanıt aramaktadır. 108 istasyona ait aylık yağış verileri kullanılarak, 1961-1990 ve 1991-2020 olmak üzere iki ayrı 30 yıllık referans dönem ile bir de uzun dönem (1961-2020) analiz edilmiştir. Faktör analizi yöntemi (SPSS IBM 22) kullanılarak yağış rejimleri ve bölgeleri tespit edilmiştir. 1961-1990 Referans Dönemi Sonuçları:Bu dönemde 3 ana faktör (yağış rejimi bölgesi) belirlenmiştir: Akdeniz Yağış Rejim Bölgesi (61 istasyon): Ocak, Şubat, Mart, Kasım ve Aralık aylarında yoğun yağış alan, kış yağışlı Akdeniz iklim şartlarını yansıtan istasyonları kapsamaktadır. Karasal Yağış Rejim Bölgesi (35 istasyon): Nisan ve Mayıs aylarında en fazla yağış alan, ilkbahar yağışlı karasal iklim şartlarının egemen olduğu istasyonları kapsamaktadır. Karadeniz Yağış Rejim Bölgesi (12 istasyon): Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında en fazla yağış alan, her dönem yağışlı ancak sonbahar dönemi maksimum yağışlı Karadeniz iklimini ifade etmektedir. 1991-2020 Referans Dönemi Sonuçları ve Dönemsel Değişkenlikler:Bu dönemde de 3 ana faktör grubu ortaya çıkmıştır, ancak istasyonların bu gruplara dağılımında belirgin değişiklikler gözlenmiştir: Akdeniz Yağış Rejim Bölgesi (54 istasyon): Bir önceki döneme göre istasyon sayısı azalmıştır. Edirne, Kırklareli, Kumköy, Sarıyer, Tekirdağ ve Yalova gibi istasyonlar ilk dönemde Akdeniz özelliği gösterirken, bu dönemde Karadeniz Yağış Rejimi özelliklerine geçiş yapmıştır. Burdur, Akşehir, Kütahya ve Yozgat ise Akdeniz'den Karasal rejime kaymıştır. Karasal Yağış Rejim Bölgesi (37 istasyon): Bir önceki döneme göre istasyon sayısında artış olmuştur. Kütahya, Yozgat, Burdur ve Akşehir gibi istasyonlar Akdeniz'den karasal özellik göstermeye başlamıştır. Muş ve Karaman ise Karasal'dan Akdeniz'e doğru bir eğilim göstermiştir. Karadeniz Yağış Rejim Bölgesi (17 istasyon): Bir önceki döneme göre istasyon sayısında artış olmuştur. Akdeniz'den Karadeniz'e geçiş yapan istasyonlar (Edirne, Kırklareli, Sarıyer, Tekirdağ, Yalova, Kumköy) bu artışta etkili olmuştur. Kocaeli istasyonu ise Karadeniz'den Akdeniz Yağış Rejimi özelliklerine doğru bir değişim göstermiştir. Uzun Dönem (1961-2020) Ortalamaları: Bu dönem, her iki referans dönemin karma özelliklerini yansıtmaktadır. Bazı istasyonlar önceki dönemdeki eğilimlerini sürdürürken, bazıları yeni dönemin özelliklerini göstermiştir. Örneğin, Kumköy 1991-2020 dönemindeki Karadeniz eğilimini sürdürmüştür. Farklılaşma Gösteren İstasyonların Mevsimsel Dağılışı:Akdeniz'den Karadeniz'e Geçiş (Kırklareli, Yalova, Kumköy, Edirne, Sarıyer, Tekirdağ): Bu istasyonlarda kış yağışlarında azalma, sonbahar ve/veya yaz yağışlarında artış gözlenmiş ve yağışların mevsimlere daha düzenli dağıldığı tespit edilmiştir. Kumköy ve Sarıyer'de son dönemlerde ekstrem yağışlarda artış Karadeniz özelliğini desteklemektedir. Karadeniz'den Akdeniz'e Geçiş (Kocaeli): Kocaeli'de kış yağışlarında azalma, sonbahar yağışlarında belirgin bir azalış gözlenerek Akdeniz özelliğine geçiş belirtileri bulunmuştur. Akdeniz'den Karasal'a Geçiş (Burdur, Akşehir, Kütahya, Yozgat): Bu istasyonların yağış eğilimleri Akdeniz'den Karasal rejime doğru değişmiştir. Karasal'dan Akdeniz'e Geçiş (Karaman, Muş): Bu istasyonlar Karasal özellikten Akdeniz özelliğine doğru bir değişim göstermiştir. Sonuç: Çalışma, Türkiye'de yağış rejimlerinin dönemsel değişkenlik gösterdiğini ve iklim değişikliğinin bu farklılaşmada etkili olduğunu kanıtlamıştır. Özellikle Akdeniz Yağış Rejimi'nin, Karasal ve Karadeniz yağış rejimlerine doğru değişim eğilimi gösteren istasyonlar barındırdığı belirlenmiştir. Bu durum, Türkiye'nin farklı bölgelerinin iklim değişikliğinden farklı şekillerde etkilendiğini ve gelecekteki su yönetimi ve tarımsal planlamalar için bu bölgesel değişimlerin dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!