Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Olgular: 1. Oryantalizm: Güç İstenci, Bilgi ve Hegemonya Olarak Batı'nın Doğu Algısı Tanım ve İdeolojik Yapı: Oryantalizm, Batı'nın Doğu kökenli toplumların yaşamını, kültürünü, inançlarını ve tarihini akademik düzeyde incelediği, ancak özünde ideolojik yaklaşımları barındıran (Işık, 2020, s. 137) bir alandır. Batı, Doğu'yu kendisine hizmet edecek biçimde algılayarak onu güçsüz ve geri kalmış olarak tanımlamış, kendi kimliğini ve merkezi güç imajını bu karşıtlık üzerinden inşa etmiştir (Bulut, 2002, s. 14). Güç İstenci ve Hakikat Manipülasyonu: Oryantalizm, Nietzsche'nin "güç istenci" kavramıyla ilişkilendirilerek, Batı'nın egemenlik arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Edward Said'e göre, "Hakikatler, ne oldukları unutulan şeylere dair yanılsamalardır" (Said, 2017, s. 215). Batı, bilgiyi aktarmasıyla kontrolü ele almış ve kendi yarattığı "hakikati" benimsetmiştir. Sömürgecilik ve Ekonomik İstekler: Sanayi Devrimi ve kapitalizm, Batı'nın sömürgeci yaklaşımını desteklemiştir. Doğu'nun zenginlikleri, Avrupa'nın sermayesini artırmış ve gücüne güç katmıştır. Bu süreçte Oryantalist söylemler, Doğu'yu "çağ dışı, iktidarsız, akılcılıktan yoksun" olarak tanımlamıştır. Foucault ve İktidar-Bilgi İlişkisi: Foucault'nun söylem tanımı, iktidarın bilginin arkasına gizlendiğini ifade eder. Oryantalizm de, Doğu üzerinde yapılan değerlendirmelerle gizli iktidarın gölgesinde temsillerini oluşturmuş, bu söylemler ideolojik yapıları şekillendirmiştir. "Metinler yalnızca bilgi üretmekle kalmaz, betimlemek üzere ortaya çıktıkları gerçekliğin kendisini de yaratabilirler" (Said, 2017, s. 104, 105). Voltaire gibi aydınlar, İslam'ı olumsuz nitelemelerle tanımlayarak Batı'nın iktidarını meşrulaştırmıştır. Kültürel Hegemonya ve Yabancılaşma: Marx'ın üretim ilişkileri teorisi bağlamında, Batı'nın ekonomik üstünlüğü, Doğu'nun fikri üretimlerini de denetimi altına almasına yol açmıştır. Bu durum, Doğu coğrafyasının Batılılaşma arzusuyla kendisine yabancılaşma sürecini başlatmış ve "Ötekilik halini içselleştiren Doğu, kendisini oryantalistleştirmeye başlamıştır" (Yıldız, 2013, s. 223). Doğu'nun Batı Medeniyetine Katkılarının Göz Ardı Edilmesi: Felsefe, matematik ve dilbilim gibi alanlarda Antik Yunan ve Batı'ya mal edilen birçok bilginin kökeninin Doğu medeniyetlerine dayandığı vurgulanmaktadır (örn. Farabi'nin St. Thomas'a, Gazzali ve İbn-i Sina'nın Descartes'a etkisi, Pisagor Teoremi'nin Mezopotamya kökeni). Bu katkılar tarihsel süreçte "neredeyse tamamen göz ardı edilmiştir." "Ben ve Öteki" Ayrımı: Jacques Derrida'nın "fark" kavramı üzerinden Doğu ve Batı ayrımı, her iki kutbun birbirini tanımladığını ve varoluşu için ötekine ihtiyaç duyduğunu belirtir. Goethe'nin "Kendini ve ötekini bilen kişi, Doğu ve Batı’nın ayrılamayacağının da farkındadır" (Hobson, 2004, s. 277) sözü bu etkileşimi vurgular. Simülakr ve Güncel Medya Temsilleri: Jean Baudrillard'ın simülasyon ve simülakr kavramları, Batı'nın Doğu'ya dair kurgulanmış gerçekliklerini açıklar. Medya araçları aracılığıyla yaratılan "hipergerçeklik", gerçekliğin izlerini silerek "aslı yerine göstergeleri konulmuş" (Baudrillard, 2016, s. 14) bir imaj yaratır. "La Casa de Papel" gibi dizilerde Doğulu karakterlerin acımasız ve kötücül gösterilmesi, bu önyargıları pekiştirir. Homo Sacer ve Mülteci Krizi: Giorgio Agamben'in Homo Sacer figürü, iktidarın güç arzusunun bireyi hukuken ve dinen dışlayarak "mutlak hukuksuzluğa terk etmesini" temsil eder (Aksoy, 2016b, s. 18). Mülteci krizi, Batı'nın Doğulu göçmenleri "homo sacer" olarak konumlandırdığını ve dolaylı yollardan ölümlerine neden olduğunu gösteren güncel bir örnektir. 2. Doğu Kültürü Etkisinde Batı Sanat Üretimleri: Erken Dönem Etkileşimler: İstanbul'un Fethi sonrası Gentile Bellini gibi sanatçıların Osmanlı sarayına davet edilmesi, Avrupa ve Osmanlı kültürleri arasında önemli etkileşimler başlatmıştır. Batılı eserlerde sarık, kaftan, hançerli figürlerin tasvirleri yaygınlaşmıştır. Örneğin, Carpaccio'nun "Aziz Giorgio Ejderhayı Yeniyor" eserinde, ejderhanın Doğu ile ilişkilendirilerek Batı'nın Doğu karşısındaki üstünlüğünü simgelediği yorumlanır. 16. Yüzyıl ve Türk Modası: Kanuni Sultan Süleyman'ın Batı'da "muhteşem bir lider" olarak görülmesi, Albrecht Dürer gibi sanatçıları portrelerini yapmaya yöneltmiştir. Melchoir Lorichs ve George de la Chapelle gibi sanatçılar Osmanlı topraklarına gelerek gerçekçi gözlemlere dayalı eserler üretmişlerdir. Hollanda'nın Altın Çağı'nda Johannes Vermeer ve Rembrandt gibi Barok dönem ressamlarının eserlerinde Doğu'dan gelen objeler ve Osmanlı halıları yer almıştır. 18. Yüzyıl ve Rokoko Akımı: Osmanlı elçilerinin Avrupa'ya gelmesiyle "Türk modası" yaygınlaşmış, Osmanlı kıyafetleri içinde Batılı figür portreleri sıkça yapılmıştır. Rokoko akımında, Antoine Watteau ve François Boucher gibi sanatçıların eserlerinde Doğulu figür ve imgelere rastlanırken, Osmanlı tezhip sanatına benzer süslemeler dikkat çekicidir. Harem ve hamam konuları bu dönemin popüler temaları olmuştur. 19. ve 20. Yüzyıl Sanatçıları ve Oryantalizm: Napolyon'un Mısır seferi, Avrupa resminde Oryantalizm'i ilgi odağı haline getirmiştir. Ingres'in "Büyük Odalık" ve "Türk Hamamı" gibi eserleri, hayali imgelerden oluşan Doğu tasvirleriyle bilinir. Delacroix gibi Romantik ressamlar Doğu'ya seyahat ederek izlenimlerini eserlerine aktarmıştır. Gerome, Balkanlar, Cezayir ve Mısır gezilerinden edindiği izlenimlerle Oryantalist üslupta üretimler yapmış, hatta Osman Hamdi Bey gibi Türk sanatçı adaylarına eğitim vermiştir. Doğulu Sanatçıların Bakışı: Osman Hamdi Bey, Gerome'un etkisiyle Oryantalist üslubu benimsemiş ancak "Doğulu gözünden Doğu’nun nasıl göründüğünü yansıtmaktadır" (Germaner, 1992, s. 107, 108). Modern Akımlar ve Doğu Etkisi: Arts and Crafts Hareketi'nin öncüsü William Morris'in tasarımlarında Osmanlı motiflerine benzer desenler bulunması, İngiltere'nin Hindistan'ı sömürgeleştirmesiyle kurduğu ilişkilerin bir sonucudur. İzlenimcilik Akımı'ndan Renoir ve Art Nouveau gibi akımlarda da Doğu motifleri ve sıcak tonları görülür. Gustav Klimt'in "Hayat Ağacı" eseri, Türk kültüründeki Şaman inancından kalan motifleri yansıtır. 20. Yüzyıl Sonrası Sanatçılar: Henri Matisse, Wassily Kandinsky ve Picasso gibi önemli sanatçılar, Doğu sanatına ve kültürüne duydukları ilgiyle Oryantalist eserler üretmişlerdir. Matisse'in minyatür sanatından etkilendiği, Kandinsky'nin halı ve seccadelerdeki hüneri araştırdığı belirtilir. Joseph Beuys'un Şaman kültüründen etkilendiği ve keçe ile yağ gibi malzemeleri kullanması, kültürel etkileşimin bir başka örneğidir. Louvre Müzesi'nin piramit yapısı bile Doğu etkisinin Batı mimarisine yansıması olarak gösterilmiştir. 3. Çağdaş Sanatta Mekânsal Algı: Mekânın Dönüşümü: Çağdaş sanat, mekânı sadece eserin sergilendiği bir alan olmaktan çıkarıp, eserin "bir bileşeni ve sentezlenmenin kaynağı" haline getirmiştir. Mekân, sanat eseriyle bütünleşerek yeni anlamlar kazanmıştır. Gelenekselden Uzaklaşma: 1960'lı yıllardan itibaren çağdaş sanat akımları (Minimalizm, Kavramsal Sanat, Performans Sanatı, Yerleştirme Sanatı vb.), mekânla eser arasındaki sınırları zorlamış veya tamamen kaldırmıştır. Sanatçıların Mekâna Yaklaşımı: Jannis Kounellis'in Attiko Galerisi'nde 12 canlı atı sergilemesi, sanat eseri ile doğa arasındaki zıtlığa vurgu yaparak "sanat eserlerinin kalıcılık değerine, eserlerin mekânına yeni bir bakış ve görüş getirmiştir" (Atakan, 1998; Melick, 2015, s. 59). Mekânsal Yanılsama ve Deneyim: Op Art akımının temsilcilerinden Yaacov Agam'ın "Agam Salonu" gibi eserleri, izleyicinin yer değiştirmesine ve bakış açısına göre değişen kromatik düzenlemelerle "mekân yanılsaması" yaratır. Richard Wilson'ın "20:50" adlı yerleştirmesi, motor yağı ile bir odayı havuz haline getirerek izleyiciyi "mekânın içini iki kat fazla arttırma" amacına ulaşmasını sağlar (Bell, 2009, s. 453), yalnızlık duygusuyla bir boşlukta bırakır. Mekânın Sosyal ve Kültürel Yorumları: Tracey Moffatt'ın "Gökyüzünün Yukarısında" adlı video çalışması, cinsiyet, inanç ve kuşak çatışması gibi bireysel hikâyelerin yorumlandığı bir mekânı yansıtır. Volkan Aslan'ın "Evim Evim Güzel Evim" eseri, su üzerindeki yolculukla "yerinden edilme gerçeğini" ve göçmenlerin dramını mekânsal algı aracılığıyla aktarır. Anish Kapoor ve Mekân Fikri: Kapoor'un "Bulut Kapısı" gibi eserleri, dışbükey ve içbükey biçimlerle mekânı yadsıyarak izleyicinin algısını açmayı hedefler. Kapoor, "Tek gerçek nitelik mekândır. Mekânın, bilim kurgu dışında hiç bir öyküsü yoktur… Eserlerdeki en önemli şey mekân fikridir. Alışılmışın dışında orijinal olanı çağrıştıran" (Crone, Stosch, 2008, s. 38) diyerek mekânın önemini vurgular. Mekânda Deneysellik ve Sorgulama: Katharina Grosse'un akrilik sprey boyalarla yaptığı "akılcı yerleştirmeler", mekânın fiziki özelliklerinin değişmezliğini bozmayı amaçlar. Neo Rauch'un "Das Kreisen" eseri, tuhaf bölümlere ayrılmış atölye ortamıyla "mekân içerisinde mekân" algısı yaratır. Sonuç: Çağdaş sanatta mekân, sanatçının öznel yorumlarını kattığı, kuralları hiçe saydığı, hatta izleyiciyi doğrudan deneyimin içine çeken dinamik bir unsura dönüşmüştür. Mekânsal algı, bireyin yaşanmışlıkları ve deneyimleriyle şekillenerek esere farklı anlamlar katmaktadır. 4. Artırılmış Gerçeklik (AG) ve Günümüz Kültür-Sanat Mecralarındaki Kullanımı: Teknolojinin Kültür-Sanat Entegrasyonu: Dünya savaşları sonrası başlayan küresel rekabet, teknolojinin önemini artırmış ve günümüzde kültür-sanat mecraları teknolojiye büyük bütçeler ayırmaktadır. Özellikle Z kuşağının "hız, derinlemesine araştırma, etraflıca sorgulama" ve "görselliğe verdiği önem" (Tuncer, 2016, s. 36) gibi beklentileri, artırılmış gerçeklik gibi teknolojilerin kullanımını tetiklemiştir. Bilgi, Medeniyet ve Müzecilik: Teknoloji ve bilimin tarihi, insanoğlunun gelişim serüveniyle iç içedir. Modern toplumların inşasında bilimin başrol oynadığı vurgulanır. Medeniyet, toplumların maddi ve manevi açıdan ulaştığı seviyeye işaret ederken, "bilgi" bu ilerlemenin temel etkenidir. Çağdaş müzeler, artık sadece birer muhafaza sahası olmaktan çıkmış, "ziyaretçilerine seçenekler sunma esaslı bir yapıya bürünmüş" ve "etkileşimsel öğeler kullanmaktan çekinmeyen bir kuruma" dönüşmüştür. Sanal Müzeler ve Pandemi Etkisi: Sanal gerçeklik, mekânsal gereksinimleri ortadan kaldırarak sanal müzelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle COVID-19 pandemisi sırasında sanal müzeler ve sergiler "iyiden iyiye tercih edilir hale gelmiş" ve "bir ivme yakalamıştır" (Aydoğan, 2017, s. 146-147). Artırılmış Gerçekliğin Çalışma Prensibi: Artırılmış gerçeklik, "gerçek ortam ile sanal ortamın birleştirilmesini esas" alır. Akıllı telefonlar, tablet bilgisayarlar veya sanal gözlükler gibi cihazlar aracılığıyla kullanıcılar, reel ufuk çizgisi üzerine imgeler ekleyebilir. Bu imgeler durağan olabileceği gibi yapay işlevsellikler de sergileyebilir (Yengin & Bayrak, 2018, s. 64-65). Sanatsal Uygulamalar: Sanatçılar, artırılmış gerçeklik ile reel ufka yönelik imgeler üretip bunları programlar aracılığıyla tuval veya kaide üzerine yerleştirerek "yeni yorumlamalar yapıp özgün yapıtlar oluşturabilmektedir." Örnek Uygulamalar:S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi: Ziyaretçilere tablet bilgisayarlar aracılığıyla geleneksel sanatlar koleksiyonu için üretilen imgeleri gözlemleme imkanı sunar. Sema Tecen'in "Zamansız İstanbul" Sergisi (2019): Uzay zaman eğrisini tema edinen tablolarında artırılmış gerçeklik desteği kullanılmıştır. Meltem Şahin'in "PMS – Artırılmış Gerçeklik Sergisi" (2017): Sanatçılar, artırılmış gerçeklik destekli posterler hazırlayarak izleyicilere kendi ekipmanları üzerinden tasarımları gözlemleme fırsatı sunmuştur. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi: "Yeni Doğa: Olasılıklara Dair" adlı çevrimiçi katalog çalışmasında, Bahadır Uçan'ın "Oyun Alanı" adlı artırılmış gerçeklik yapıtına yer verilmiştir. Geleceğe Yönelik Öneriler ve Zorluklar: Türkiye'nin bilgi toplumu olma yolunda önemli adımlar atmasına rağmen, kültür-sanat mecralarındaki teknolojilere ilgi konusunda hala yolun başında olduğu belirtilir. Z kuşağının teknolojik becerileri, gelecekte artırılmış gerçeklik esaslı profesyonel sergilerin artmasını olası kılar. Özgünlük sorunu tekrar gündeme gelirken, "Anadolu’yu merkeze alan etütler yapmak ve uluslararası etkinliklerde bunlar ile boy göstermek bir ayrıcalık teşkil edebilir." NFT'ler ve Metaverse gibi yeni teknolojilerin yakından takip edilmesi, ancak "teknolojiye mesafe koymamaya ancak ölçüyü de kaçırmamaya" dikkat edilmesi gerektiği vurgulanır, zira sanal uygulamalar bağımlılıklara yol açabilmektedir. Sonuç ve Genel Değerlendirme: "Güncel Sanat Okumaları-1" eseri, Batı'nın Doğu'ya yönelik tarihsel oryantalist bakış açısını, güç istenci ve sömürgecilik temelinde eleştirel bir mercekle incelemektedir. Kitap, bilginin manipülasyonu, kültürel hegemonya ve Doğu'nun Batı medeniyetine olan katkılarının göz ardı edilmesi gibi temel sorunları vurgular. Bununla birlikte, Doğu kültürünün Batı sanat üretimleri üzerindeki derin ve süreklilik arz eden etkisini, Rönesans'tan günümüze uzanan geniş bir yelpazede örneklerle sergiler. Bu etkileşimlerin, Batılı sanatçıların eserlerinden Rokoko, Arts & Crafts ve Art Nouveau gibi akımların oluşumuna kadar uzandığını belirtir. Eserin ikinci ana teması olan çağdaş sanatta mekânsal algı, sanatın geleneksel sergileme biçimlerinden nasıl uzaklaştığını ve mekânın bizzat eserin bir parçası haline geldiğini gösterir. Sanatçıların, izleyiciyi fiziksel ve zihinsel olarak eserin içine çeken, algısal yanılsamalar ve sosyal sorgulamalar yaratan yerleştirmeleriyle çağdaş sanatın dinamizmini ortaya koyar. Üçüncü ana tema olan artırılmış gerçeklik, günümüz kültür-sanat mecralarındaki dijitalleşme ve teknolojinin dönüştürücü gücünü inceler. Bilgi toplumlarının beklentileri, pandeminin etkisi ve genç nesillerin teknolojiye yatkınlığı, artırılmış gerçekliğin müzecilik ve sanatsal üretimlerdeki yükselişini hızlandırmıştır. Kitap, Türkiye'nin bu alandaki gelişimini ve geleceğe yönelik özgün yaklaşımların (Anadolu merkezli çalışmalar, NFT gibi yeni formlar) önemini vurgulayarak, teknolojik ilerlemelerin faydalarını eleştirel bir perspektifle değerlendirmeyi önerir. Genel olarak, kitap güncel sanatın çok boyutlu yapısını, tarihsel, kültürel, teknolojik ve sosyolojik bağlamlarda ele alarak, okuyucuya kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadır. Doğu ve Batı arasındaki etkileşimin karmaşıklığını ve günümüz sanatının bu etkileşimlerden nasıl beslendiğini anlamak için değerli bir kaynak niteliğindedir. ... Devamını Oku