Nutku anlamak
Yazar:Köylü, Murat
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

1. Nutuk'un Niteliği ve Önemi Çok Yönlü Bir Eser: Nutuk, bazı "Atatürk düşmanı mecnunların iddia ettikleri gibi, 'Atatürk’ün hatıratı' değildir. Aynı anda tarihi, edebi, felsefi, siyasi bir eserdir." Edebi yönden ise "Osmanlıcanın en selis ve seçkin kullanıldığı ender eserler arasındadır." Kurtuluş Savaşı'nın Destanı: Nutuk, "dünyanın gördüğü en haklı mücadele olan Türk Kurtuluş Savaşı"nı ve sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşlarını anlatır. Kitap, "öldü sanılan bir milletin cen aze namazında tabutunu katillerinin başına geçirmesi (Gandhi)" destanını aktaran ölümsüz bir eser olarak tanımlanır. Mustafa Kemal'in Liderliği: Nutuk, Mustafa Kemal'in Milli Mücadele'ye başlamadan önceki Mütareke dönemi ve "durum tespiti"nin arka planını geniş bir şekilde inceler. Yazar, bu kitapta özellikle Mustafa Kemal'in Milli Mücadele gerekçelerini açıklarken dönemin Padişahı Mehmet Vahdettin ve İstanbul Hükümeti ile yaptığı görüşmeler ve sonrasındaki soru işaretlerini aydınlatmaya çalışmıştır. Liderlik Tanımı ve Özellikleri: Kitap, liderliği, "toplumları belirlenen amaçlar doğrultusunda başarılı olmaya yönelten, onların çalışmalarını planlayan, koordine ve kontrol eden, bu çabaları gerçekleştirmek için yeterli özellik ve yeteneklere sahip olan kişi" olarak tanımlar. Liderliğin yaratılamaz, öğrenilemez veya öğretilemez olduğu, ancak belirli tecrübelere, hızlı karar alma yeteneğine, gerçekçiliğe ve problem çözme becerisine sahip olunması gerektiği vurgulanır. Özgüven, liderlikteki ilk ve olmazsa olmaz özelliklerden biridir. Milletin İlham Kaynağı: Mustafa Kemal, başarılarını milletine mal etmekten zevk duymuş ve 1925'teki bir konuşmasında şöyle demiştir: "Türk Milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve içtimai inkılâpların hakiki sahibi kendisidir. Sizsiniz. Milletimizde bu istidat ve tekâmül mevcut olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret kâfi gelmezdi. Bizim ilham kaynağımız doğrudan doğruya Türk Milletinin vicdanı olmuştur." 2. Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Dönemi ve Dünya Savaşları Osmanlı'nın Kuruluşu ve Yükselişi: Lord Kinros, Osmanlı'nın kuruluşunu Osman Gazi'nin gördüğü düşlerle ve İslami kehanetlerle ilişkilendirirken, Halil İnalcık ise Moğol saldırılarıyla zayıflayan Anadolu Selçuklu Devleti'nin bir uç beyi olan Osman Gazi'nin Bizans'a karşı kazandığı zaferlerle Osmanlı'yı kurduğunu belirtir. Bu dönem, Osmanlı'nın Asya ve Avrupa'nın birleştiği noktada varlığını sürdürmesiyle Avrupa tarihini değiştirecek bir süreç başlatmıştır. Batı'nın Yükselişi ve Osmanlı'nın Zayıflaması: 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa, bilim, sanayi, sosyal, ekonomik ve kültürel devrimlerini tamamlamış, dünyanın stratejik noktalarını, hammadde ve enerji kaynaklarını ele geçirmiştir. Milliyetçilik akımları Osmanlı gibi çok uluslu imparatorlukları derinden etkilemiştir. Rusya'nın sıcak denizlere inme politikası Balkanlar'ı hedeflemiş ve bu durum 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na yol açmıştır. İngiltere'nin Politik Değişimi: İngiltere, 1870'li yıllara kadar Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk etmeye başlamış, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı'nın dağılmasını önlemek yerine, İngiltere ile Almanya arasında nüfuz bölgelerine ayırmayı teklif etmiştir. İngiltere'nin 1882'de Mısır'ı işgali, Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde derin bir boşluk yaratmıştır. II. Abdülhamit ve Almanya Yakınlaşması: İngiltere'nin politik değişimi üzerine II. Abdülhamit, Rusya'ya karşı İngiltere'den yardım alamayacağını görünce Almanya ile yakınlaşmaya başlamıştır. Ancak II. Abdülhamit, dış siyasette kutuplaşmalardan uzak durarak diplomasiye önem vermiş ve savaştan kaçınmıştır. Trablusgarp ve Balkan Savaşları: II. Meşrutiyet sonrası hükümetler Almanya yerine İngiltere ve Fransa ile iyi ilişkiler kurmak isteseler de başarılı olamamışlardır. İtalya'nın Trablusgarp'ı işgali ve ardından Balkan Devletleri'nin Osmanlı'ya karşı birleşerek savaş ilan etmesi, Osmanlı İmparatorluğu için büyük bir felaketle sonuçlanmıştır. Balkan Savaşları'nda 3 milyon kilometrekare toprak ve 5 milyon nüfus kaybedilmiştir. Ordunun siyasete karışması ve hazırlıksız yakalanması yenilgide önemli rol oynamıştır. Birinci Dünya Savaşı'na Giriş: Avusturya-Macaristan veliahtının Saraybosna'da öldürülmesiyle başlayan olaylar, Avrupa'yı bir hafta içinde dünya savaşına sürüklemiştir. Osmanlı Devleti, Avrupa'daki yalnızlıktan kurtulmak ve eski Batılı müttefiklerinin (İngiltere ve Fransa) reddi üzerine Almanya ile ittifak yapmak zorunda kalmıştır. Bu ittifak, Enver Paşa'nın "Kazansak bile bu bizim mahvımız olacak" kehanetinde bulunan Cavit Bey gibi ılımlıların tepkisine neden olmuştur. Gizli Paylaşım Anlaşmaları: Savaş devam ederken İtilaf Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşmak amacıyla gizli anlaşmalar imzalamışlardır. Sykes-Picot Antlaşması ile Ortadoğu toprakları İngiltere ve Fransa arasında paylaşılırken, İtalya'ya Anadolu'da bazı bölgeler (Antalya, Konya, Aydın, İzmir) vaat edilmiştir. Bu anlaşmalar, Rusya'nın boğazlara ve Doğu Anadolu'ya yönelik emellerini de kapsamıştır. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918): Osmanlı'nın Bulgaristan'ın savaştan çekilmesiyle yalnız kalması ve ağır yenilgiler alması sonucu İttihat ve Terakki Hükümeti istifa etmiştir. Ahmet İzzet Paşa hükümeti, General Towsend aracılığıyla İngiltere ile mütareke görüşmelerine başlamış, Rauf Bey başkanlığındaki heyet Mondros Limanı'nda Amiral Calthorpe ile görüşmüştür. Mütareke maddeleri (özellikle 7. ve 24. maddeler), İtilaf Devletleri'ne Osmanlı topraklarını işgal etme ve ordusunu terhis etme yetkisi vermiştir. Mütarekenin Sonuçları ve İşgaller: Mondros Mütarekesi, Türk topraklarının sorumsuz bir şekilde işgali anlamına gelmiştir. İstanbul, Adana, Urfa, Maraş, Antep, Antalya, Konya, Merzifon ve Samsun gibi stratejik bölgeler İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Gayrimüslim azınlıklar işgalleri sevinçle karşılamış ve silahlı örgütler kurarak faaliyetlere başlamışlardır. 3. Azınlık Faaliyetleri ve Büyük Devletlerin Rolü Ermeni Faaliyetleri: Ermeniler, bin yıla yakın Türk hâkimiyetinde yaşamış olsalar da, 1878 Ayastefanos Antlaşması'ndan itibaren siyasi taleplerde bulunmaya başlamışlardır. Büyük devletlerin desteğiyle Doğu Anadolu'da (Vilayat-ı Sitte) ve Çukurova'da (Kilikya) bağımsız bir Ermenistan kurma hayali gütmüşlerdir. Özellikle I. Dünya Savaşı'nı fırsat bilerek Rusya ile işbirliği yapmışlar, Osmanlı'ya karşı ayaklanmalar düzenlemişlerdir. Tehcir Kanunu: Ermeni isyanları ve savaş sırasındaki casusluk faaliyetleri nedeniyle Osmanlı Hükümeti, 27 Mayıs 1915'te "Göç ve İskan Kanunu"nu çıkarmıştır. Bu kanun, isyan bölgelerindeki Ermeni halkının daha güvenli yerlere göç ettirilmesini öngörmüştür. Tehcir sırasında emniyetin sağlanması için çaba sarf edilmiş, gerekli özeni göstermeyen veya suç işleyen yetkililer özel mahkemelerde yargılanmıştır. General Harbord raporu, Türklerin Ermeni soykırımı peşinde olmadığını ve yalnızca bağımsızlıkları için savaştığını belirtmiştir. Patrik Zaven Efendi: Osmanlı Ermeniliğinin son patriği Zaven Efendi, patriklik döneminde Rus yanlısı bir politika izlemiş ve "Büyük Ermenistan" hedefini gerçekleştirmek için Rusya'nın himayesine girilmesi gerektiğini savunmuştur. Mondros Mütarekesi sonrası, Patrik Zaven Efendi'nin İngiliz ve Fransızlarla yakın ilişkiler kurarak Ermeni bağımsızlığı için çalıştığı görülmektedir. Patrikhanenin Kuva-yı Milliye düşmanlığında Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile işbirliği yaptığı, Ermeni çetelerini isyanlarda kullandığı belirtilmiştir. Rum Faaliyetleri ve Fener Rum Patrikhanesi: Rumlar, Ulusal Bağımsızlık Savaşı sırasında kendi çıkarları için gizli cemiyetler kurmuşlardır. "Rum Pontus", "Mavri Mira" gibi cemiyetler, bizzat Yunan Başbakanı Venizelos ve İstanbul'daki Rum Ortodoks Patrikhanesi tarafından örgütlenmiştir. Amaçları, Batum'dan İnebolu'ya kadar uzanan Karadeniz bölgesinde bir Rum-Pontus devleti kurmaktı. Fener Rum Patrikhanesi, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra Anadolu'nun işgal edilmesini istemiş, Rumların Osmanlı vatandaşlığından muaf olduğunu ilan ederek Osmanlı resmi kurumları ile ilişkisini kesmiştir. Patrik Meletios, Yunanistan ve Rumların haklarını savunmak için uluslararası platformlarda yoğun propaganda faaliyetleri yürütmüştür. 4. İstanbul Hükümeti, Padişah Vahdettin ve İşgallere Tepkiler Padişah Vahdettin'in Tutumu: Padişah Vahdettin, işgaller karşısında tahtını korumak için İngilizlerin desteğini aramış, "soysuzlaşmış" bir duruma düşmüştür. İngiliz İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington'a mektup yazarak İstanbul'da hayatının tehlikede olduğunu bildirmiş ve sığınma talep etmiştir. Mustafa Kemal, Vahdettin'i "Beceriksiz, aşağılık, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık" olarak tanımlamıştır. Vahdettin, İngilizlere yanaşarak İttihat ve Terakki Partisi'ne karşı harekete geçmiş, Osmanlı Mebusan Meclisi'ni dağıtmıştır. Damat Ferit Paşa Hükümeti: Damat Ferit Paşa, İngiliz yanlısı bir tutum sergileyerek iktidara gelmiş, "Efendisi Padişahla kendisinin ümitlerinin Tanrıya ve İngiliz yönetimine dayandığını" ifade etmiştir. Hükümeti, işgallere karşı direnç göstermemiş, aksine işgallere sükunetle seyirci kalmıştır. Hatta İzmir'in işgalini İtalyan Konsolosluğu'ndan öğrenen Maliye Müfettişi Menemenlizade Muvaffak Bey'in tutuklanmasını emretmiştir. İzmir'in İşgali ve Halkın Tepkisi: İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali, Türk Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası olmuştur. İşgal, İtilaf Devletleri'nin gizli anlaşmaları ve Yunanistan'a verilen vaatler doğrultusunda gerçekleşmiştir. İşgal haberinin duyulması üzerine İzmir halkı "Redd-i İlhak" ilkesini ortaya atarak direniş örgütleri kurmuş ve protesto mitingleri düzenlemiştir. Bu olay, Anadolu'daki Türkler arasında derin bir üzüntü ve tepki yaratmış, ulusal bağımsızlık hedefinin gerekliliğini kanıtlamıştır. Anadolu'daki Direnişin Başlaması: İşgaller karşısında kayıtsız kalan İstanbul Hükümeti'nin ve Padişahın prestiji sarsılmış, halk kendi başının çaresine bakmaya başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıkışı ile birlikte Milli Mücadele'yi organize etmeye başlamış ve halkın yanında yer almıştır. İzmir'in işgali, Mustafa Kemal'in "Ya istiklal ya ölüm" parolasını ortaya koymasının temel dayanaklarından biri olmuştur. 5. Kurtuluş Yolları ve Milli Cemiyetler Farklı Kurtuluş Yolları: Mütareke döneminde Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum karşısında üç ana kurtuluş yolu düşünülmüştür: İngiliz Mandası İsteyenler: İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi örgütler, kişisel çıkarlarını İngiliz desteğiyle sağlamayı amaçlamışlardır. Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Paşa da İngilizlere yaltaklanarak tahtlarını korumaya çalışmışlardır. Amerikan Mandası İsteyenler: Wilson Prensipleri Cemiyeti gibi kuruluşlar, ABD'nin sömürgeci olmadığına inanarak ve Osmanlı'nın bütünlüğünü koruyup reformları gerçekleştirebileceği umuduyla Amerikan mandasını talep etmişlerdir. Ancak Mustafa Kemal, mandaya kesinlikle karşı çıkmıştır. Bölgesel Kurtuluş Yolları: Bazı bölgeler, Osmanlı Devleti'nden koparılma düşüncesine karşı çıkarken, bazıları da Osmanlı'nın ortadan kalkacağını düşünerek kendi başlarını kurtarmaya çalışmışlardır. Milli Cemiyetlerin Kuruluşu: İşgaller ve işgalci güçlerin politikaları karşısında Türk milleti, kendi varlığını ve bağımsızlığını korumak amacıyla çeşitli milli cemiyetler kurmuştur. Vilâyatı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Doğu illerinde yapılan Ermeni ve Kürt propagandalarına karşı Türklük-Kürtlük-Ermenilik sorunlarını inceleyerek göç etmeme, bilimsel ve dini örgütler kurma, saldırıya uğrayan illeri savunma kararı almıştır. Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Karadeniz kıyılarında Rum Pontus hükümeti kurulacağı korkusuna karşı Müslüman halkın yaşama haklarını korumak amacıyla kurulmuştur. Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti: Doğu Trakya'nın düşman işgaline karşı savunmasını sağlamak ve Yunanlılara verilmesini önlemek amacıyla Edirne'de kurulmuştur. Redd-i İlhak Cemiyeti: İzmir'in işgalinden önce ve sonra Batı Anadolu'da kurularak Yunan işgaline karşı direnişi örgütlemiştir. Karakol Cemiyeti: İstanbul'da kurulan bu cemiyet, Anadolu'ya silah ve cephane sevk etmiş, subayların Anadolu'ya geçmesini sağlamıştır. Kilikyalılar Cemiyeti: Çukurova'nın nüfus, arazi ve tarihi olarak Türk olduğunu kanıtlamak amacıyla kurulmuştur. Sivas Kadınları Müdafaa-i Vatan Derneği: Kadınların Milli Mücadele'ye aktif katılımını sağlamış, işgalleri protesto eden telgraflar çekmiştir. 6. Mustafa Kemal'in Kararı: "Ya Bağımsızlık Ya Ölüm" ve Ulus Devlet Fikri Milli Egemenlik ve Tam Bağımsızlık: Mustafa Kemal, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasının ancak tam bağımsız olmakla sağlanabileceğine inanmıştır. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemeyi insanlık niteliklerinden yoksunluk, güçsüzlük ve beceriksizlik olarak görmüştür. Rousseau'nun "Toplum Sözleşmesi"nden etkilenerek, egemenliğin halkın iradesinde olması gerektiğini savunmuştur: "Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir. Yönetim tarzı, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müsteniddir." (1921 Anayasası, 6. Madde) Padişahlık ve Hilafetin Reddi: Osmanlı soyunu ve saltanatını sürdürmeyi Türk ulusuna karşı en büyük kötülük olarak değerlendirmiştir. Halkın her türlü özveriye başvurarak bağımsızlığını sağlasa bile, padişahlık devam ederse bu bağımsızlığın güvende olmayacağını belirtmiştir. Hilafetin ise modern dünyada "gülünç sayılmaktan başka bir durumu kalmamış" olduğunu ifade etmiştir. Ulus Devlet ve Milli Kimlik: Mustafa Kemal, yeni bir Türk Devleti kurma kararını, binlerce yıllık devletler tarihinin incelenmesi sonucunda en uygun devlet yapısını tasarlama olarak görmüştür. Ulus devlet, milli egemenlik, ulusal kimlik ve ekonomik merkezileşme gibi unsurlara dayanır. Milliyetçilik, ulusal kimliğin temelini oluşturan, diğer kimliklerden daha üst bir özellik olarak kabul edilir. Mustafa Kemal'e göre "Millet, millî hâkimiyet esasını ve Türk Milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır." Uygulama Evreleri ve Adım Adım İlerleme: Mustafa Kemal, Milli Mücadele'nin başlangıcında tüm hedeflerini açıkça dile getirmemiş, "ulusal sır" olarak vicdanında taşıyarak evre evre uygulamıştır. Bu durum, yakın çalışma arkadaşlarıyla arasında zaman zaman görüş farklılıklarına ve ayrılıklara neden olsa da, başarıya ulaşmak için pratik ve güvenilir bir yol olarak görülmüştür. İmparatorluktan Ulus Devlete Geçiş: Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti'nin hanedanlık yapısının devamının imkansız olduğunu görmüş, Milli Mücadele'de yeni bir devlet yapısı oluşturmayı hedeflemiştir. Fransız İhtilali'nin fikirleri ve Rousseau, Montesquieu, Voltaire, Diderot gibi düşünürlerin eserleri, Mustafa Kemal'in zihninde yeni bir yönetim anlayışı şekillendirmesinde etkili olmuştur. Halk egemenliği, siyasal bütünlük, idari ve hukuki bütünlük (cumhuriyetçilik) ve ekonomik merkezileşme (devletçilik) ulus devletin temel özellikleri olarak vurgulanmıştır. Millet Tanımı: Mustafa Kemal, milleti, "Siyasi varlıkta birlik, dil birliği, yurt birliği, ırk ve menşe birliği, tarihi karabet, ahlaki karabet" gibi özelliklere sahip insanlar topluluğu olarak tanımlamıştır. Din birliğinin millet teşkil etmediğini, aksine Türk milletinin milli bağlarını gevşetebileceğini belirtmiştir. Bu ayrıntılı analiz, Murat Köylü'nün "Nutuk'u Anlamak" eserinin, Nutuk'un içeriğini derinlemesine ele alırken, Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonunu ve Milli Mücadele'nin temel dinamiklerini çok boyutlu bir perspektiften sunduğunu göstermektedir. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!