Sosyal bilimlerde güncel çalışmalar : (InTraders 2021)
Yazar:
Kategori:Genel
1Bölüm
Kategori:Genel

Ekonomik Krizler ve Uluslararası Ticaret Üzerindeki Etkileri: Özellikle Avrupa Borç Krizi'nin Türkiye ihracatı üzerindeki etkileri ve Türkiye'nin dış ticaret partnerlerindeki değişimler incelenmektedir. Tarım İhracatı ve Coğrafi İşaretlerin Rolü: Türkiye'nin tarım ihracatı performansı, küresel rekabetteki yeri ve coğrafi işaretli ürünlerin tarımsal kalkınmadaki önemi vurgulanmaktadır. Enerji Tüketimi ve Çevresel Etkiler: MINT ülkelerinde (Meksika, Endonezya, Nijerya, Türkiye) elektrik tüketimini n CO2 emisyonu üzerindeki asimetrik etkileri analiz edilmektedir. Dijital Pazarlama ve KOBİ'ler: Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) dijital pazarlama yöntemlerini benimsemesinin önemi ve yaygın kullanılan stratejiler açıklanmaktadır. Modern Bütçeleme Teknikleri: Geleneksel bütçelemenin eleştirel yönleri ve Sıfır Tabanlı Bütçeleme ile Faaliyet Tabanlı Bütçeleme gibi modern alternatifler incelenmektedir. Piyasa Likiditesi Ölçüm Yöntemleri: Finansal piyasalarda likidite riskinin ölçülmesinde kullanılan çeşitli teorik modeller ve yaklaşımlar detaylandırılmaktadır. Türkiye Gümrüklerindeki Sorunlar ve Çözüm Önerileri: Türkiye Gümrük bölgelerinde karşılaşılan kurumsal ve işlevsel sorunlar ile bunlara yönelik çözüm önerileri sunulmaktadır. Vergi Yükü ve Finansal Gelişme Arasındaki İlişki: Türkiye'de finansal gelişme ile vergi yükü arasındaki nedensellik ilişkisi ve zamanla değişen dinamikler analiz edilmektedir. İlk Halka Arzlarda Düşük Fiyatlandırma Anomalisi: Borsa İstanbul Yıldız Endeksi üzerinde ilk halka arzlardaki düşük fiyatlandırma anomalisinin varlığı ve piyasa etkinliği üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir. Ailenin Korunması Tedbirine Aykırılık Suçunun Sosyoekonomik Analizi: Ailenin korunması tedbirine aykırılık suçunun işlenmesinde etkili olan sosyoekonomik faktörler bölgesel düzeyde incelenmektedir. Detaylı İnceleme ve Kaynaklardan Alıntılar: 1. Avrupa Ülkelerinde Yaşanan Borç Krizinin Türkiye İhracatı Üzerindeki Etkileri (Hilal ALPDOĞAN) Ana Tema: Küresel ekonomik krizlerin ve özellikle Avrupa Borç Krizi'nin Türkiye'nin dış ticaretine etkileri. Önemli Fikirler/Olgular:2008 Mortgage Krizi ve AB: 2008'deki ABD Mortgage krizi hızla AB ülkelerini etkilemiş ve kamu borç stoklarının GSYİH'ye oranı Maastricht Kriterleri'nin (%60) üzerine çıkarak 2010'da ortalama %80'lere ulaşmıştır. Pandemi ile bu oran %90'a çıkmıştır. Türkiye-AB Ticari İlişkileri: AB ülkeleri, Türkiye için önemli bir dış finansman kaynağı ve ticaret pazarıdır. Bu nedenle AB'deki kriz Türkiye ekonomisini kaçınılmaz olarak etkilemiştir. Gümrük Birliği'nin Etkisi: "1 Ocak 1996 yılında yürürlüğe giren AB ülkeleri ile Türkiye arasındaki dış ticaret faaliyetlerini konu alan gümrük birliği anlaşması... Türkiye ekonomisi hem AB üyelik sürecinde olmasından dolayı AB ülkeleri ile gerçekleştirdiği faaliyetlerden hem de Kopenhag kriterleri gibi müzakere sürecinde aday ülkelerin yapısal dönüşümünü gerektiren kriterlerden etkilemektedir." Gümrük birliği sonrası Türkiye'nin toplam dış ticaret hacminde büyük bir artış görülmemekle birlikte, ithalat lehine bir etki olmuştur. İhracat Yönünün Değişimi: 2008 sonrası AB ülkelerine yapılan ihracatın toplam ihracat içindeki payı %58.1'den %40'a düşmüştür. Türkiye, dış ticaret partnerlerini Yakın ve Orta Doğu ülkeleri, Rusya ve Diğer Asya ülkelerine doğru yönlendirmiştir. Ekonometrik Analiz Sonucu: Johansen Eşbütünleşme analizi, Türkiye'nin AB ülkelerine yaptığı ihracat ile AB ülkelerinin GSYİH'si arasında uzun dönemli ve pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir. AB ülkelerinin GSYİH'si %1 arttığında, Türkiye'nin ihracatı %7,31 oranında artmaktadır. 2. Coğrafi İşaretli Ürün Farkındalığı ve Türk Tarım İhracatındaki Yeri (Tufan YAYLA, Mustafa Muhammed AKKAN) Ana Tema: Coğrafi işaretli ürünlerin tarım ihracatı ve kırsal kalkınmadaki potansiyeli. Önemli Fikirler/Olgular:Coğrafi İşaretlerin Önemi: Tüketici güvenini artıran coğrafi işaretler, ürünlerin piyasa değerini yükseltir ve taklitlerini önler. 1883 Paris ve 1958 Lizbon anlaşmalarına dayanır. Hollanda Örneği: Hollanda, Türkiye yüzölçümünde Konya'dan sadece 3000 km2 büyük olmasına rağmen, ürün tescili ve marka yaratmadaki öncülüğüyle Türkiye'nin tarım ihracatının yaklaşık 6 katı fazla ihracat gerçekleştirmektedir. "Öyle ki Hollanda ithal etmiş olduğu kakao’yu bile yarattığı bu kalite imajının yardımıyla İsviçre’ye kahve ve çikolata şeklinde satabilmektedir." Türkiye'nin Tarım İhracatı Performansı: Türkiye'nin tarım ihracatı artış gösterse de küresel pazarda istenilen konumda değildir. En rekabetçi olduğu fasıl, yenilen meyveler ve sert kabuklu meyvelerdir (8 no'lu fasıl). 2016'daki Rusya ambargosu ihracatı olumsuz etkilemiştir. Coğrafi İşaret Tescil Durumu: Türkiye'de coğrafi işaret başvuruları 2017'den sonra büyük artış göstermiştir. 2021 itibarıyla 941 tescilli ve 729 başvuru devam eden ürün bulunmaktadır. Ancak Avrupa Birliği'nde sadece 7 Türk ürünü (Antep Baklavası, Aydın İnciri vb.) koruma altındadır. Sorunlar ve Çözüm Önerileri: Türkiye'deki üretici birliklerinin yetersizliği ve başvuruların daha çok kamu kurumları tarafından yapılması denetim şeffaflığı sorununu ortaya koymaktadır. Coğrafi işaretli ürünlerin ihracat pazarlamasında vergi muafiyetleri ve ek teşvikler uygulanması önerilmektedir. 3. Elektrik Tüketiminin CO2 Emisyon Üzerindeki Etkisinin Kantil-Kantil Yaklaşımıyla İncelenmesi: MINT Ülkeleri Örneği (Safa HOŞ, Ferhat ÇITAK) Ana Tema: MINT ülkelerinde (Meksika, Endonezya, Nijerya, Türkiye) elektrik tüketimi ile CO2 emisyonu arasındaki ilişki. Önemli Fikirler/Olgular:Küresel Isınma ve CO2 Emisyonu: Endüstri devrimi sonrası ekonomik büyüme, artan enerji ihtiyacına ve çevresel problemlere yol açmıştır. CO2 emisyonu, küresel ısınmayı tetikleyen başlıca sera gazıdır. Yöntem: Çalışmada Sim ve Zhou (2015) tarafından önerilen Quantile-on-Quantile Regression (QQR) yaklaşımı kullanılmıştır. Bu yöntem, değişkenlerin farklı kantilleri arasındaki asimetrik etkileri detaylı incelemeyi sağlar ve geleneksel ekonometrik yöntemlerden üstündür. Normallik Testi: Değişkenlerin çoğunun normal dağılım göstermediği tespit edilmiştir (Shapiro-Wilk Testi). Bu da QQR yönteminin kullanımını desteklemektedir. Meksika Sonuçları: Genellikle elektrik tüketimi, CO2 emisyonunu pozitif etkilemiştir. Zayıf negatif etkiler çok dar alanlarda görülmüştür. Endonezya Sonuçları: CO2 emisyonunun elektrik tüketiminden genelde zayıf ama pozitif etkilendiği, maksimum değerlerde ise çok güçlü etkilenmelerin olduğu görülmüştür. Nijerya Sonuçları: İlginç bir şekilde, CO2 emisyonunun elektrik tüketiminden zayıf da olsa negatif etkilendiği bölgeler diğer ülkelere göre daha geniş yer tutmaktadır. Bu durum, Nijerya'nın elektriği ithal etmesi ve üretimden kaynaklanan emisyondan etkilenmemesiyle açıklanmıştır. Türkiye Sonuçları: CO2 emisyonunun elektrik tüketiminden pozitif etkilendiği, bu etkinin CO2 emisyonunun düşük değerlerinde zayıf, yüksek değerlerinde ise daha güçlü şekilde gerçekleştiği belirtilmiştir. Kentleşme ve sanayileşme bu durumu desteklemektedir. Genel Sonuç: Tüm MINT ülkelerinde CO2 emisyonunun elektrik tüketiminden genelde pozitif etkilendiği, QQR yaklaşımının heterojen ilişkileri daha iyi yansıttığı ve daha detaylı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. 4. Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerde (KOBİ) Dijital Pazarlama (Ramazan ASLAN) Ana Tema: KOBİ'lerin artan rekabet ortamında hayatta kalmaları ve büyümeleri için dijital pazarlama yöntemlerini kullanmaları. Önemli Fikirler/Olgular:Dijital Pazarlamanın Tanımı: "Basitçe dijital pazarlamayı, elektronik cihazlar ve interneti kullanarak ürün ve markaların tanıtılması olarak tanımlamak mümkündür." İnternetin Yükselişi: 1990'larda kişisel bilgisayarların ve WWW teknolojisinin gelişimiyle internetin ticari kullanımı yaygınlaşmıştır. 2021 itibarıyla dünya genelinde 4.66 milyar (dünya nüfusunun %59,5'i), Türkiye'de ise 62 milyon (%74'ü) internet kullanıcısı bulunmaktadır. KOBİ'lerin Önemi: KOBİ'ler, Türkiye'deki işletmelerin %99,8'ini oluşturmakta, toplam istihdamın %73,8'ini, toplam cironun %64,5'ini ve toplam ihracatın %56,3'ünü gerçekleştirmektedir. KOBİ'ler İçin Dijital Pazarlamanın Avantajları: Sonuçların daha anlaşılır ve hızlı ulaşılabilir olması, hedef kitle ile etkileşim imkanı ve pazarlama bütçelerine uygun çeşitli yöntemler sunması. Yaygın Dijital Pazarlama Yöntemleri:E-posta Pazarlama: Hızlı, ucuz, ölçülebilir ve etkileşim yaratma avantajları sunar. 2020'de dünya çapında 306 milyar e-posta gönderilmiş/alınmıştır. Sosyal Medya Pazarlaması: İşletmelerin sosyal ağlar, bloglar ve multimedya paylaşım siteleri aracılığıyla pazarlama yapması. 2020'de 3.6 milyardan fazla kişi sosyal medya kullanmıştır. Türkiye'deki KOBİ'lerin %31,7'si küçük, %45,6'sı orta ölçekli olarak sosyal medya kullanmaktadır. Arama Motoru Optimizasyonu (SEO): İşletmelerin web sitesinin arama motorlarında organik sonuçlarda üst sıralarda çıkması için yapılan faaliyetler. Amaç, müşterilerin kendilerini bulmasını sağlamaktır. Google, %86.6 oranıyla lider arama motorudur. Web Sitesi Pazarlaması: Web siteleri, dijital ortamda müşterilerin işletmeyle karşılaşacağı en önemli noktadır. Küresel erişim ve anında etkileşim imkanı sunar. Türkiye'deki orta ölçekli işletmelerin %67,6'sı, küçük ölçekli işletmelerin %45,1'i web sitesine sahiptir. Öneriler: KOBİ'ler, dijital pazarlama tekniklerini kullanmadan önce hedeflerini belirlemeli, anahtar performans göstergelerini tespit etmeli ve uzman desteği almalıdır. 5. Geleneksel Bütçelemeye Alternatif Modern Bütçeleme Tekniklerinden Sıfır Tabanlı Bütçeleme ve Faaliyet Tabanlı Bütçelemenin Değerlendirilmesi (Yasemin EZİN) Ana Tema: Geleneksel bütçelemenin sınırlılıkları ve modern bütçeleme teknikleri olan sıfır tabanlı ve faaliyet tabanlı bütçelemenin avantajları/dezavantajları. Önemli Fikirler/Olgular:Bütçeleme Kavramı ve Amaçları: Bütçe, bir organizasyonun yönetim muhasebesi sisteminin önemli bir parçasıdır ve parasal olarak ifade edilen bir organizasyon planıdır. Planlama, koordinasyon, iletişim, performans değerlendirme ve kontrol gibi amaçları vardır. Geleneksel Bütçelemenin Eleştirileri: "Zaman alıcı olması, fazla maliyetli olması, esnek bir şekilde ve sıklıkla güncellenemiyor olması, dayanağı olmayan tahminlere odaklanması, strateji odaklı olmaması, işletmeye gözle görülür değer yaratmaması ve işletme departmanları arasındaki iletişimi güçleştirmesi gibi durumlar yer almaktadır." Ayrıca, katı planlamayı teşvik eder ve uzun vadeli finansal göstergelerden ziyade kısa vadeliye odaklanır. Sıfır Tabanlı Bütçeleme (STB): Peter Pyhtr tarafından 1970 yılında geliştirilmiştir. Bütçe talepleri sıfırdan ele alınır, her faaliyet "karar paketi" olarak hazırlanır ve önceliklere göre sıralanır. Amaç, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasını sağlamaktır. Ekonomik kriz dönemlerinde tercih edilir. Dezavantajları ise karmaşıklık, zaman alıcılık ve maliyetliliktir. Faaliyet Tabanlı Bütçeleme (FTB): Geleneksel bütçedeki eksiklikleri gidermek amacıyla geliştirilmiştir. İşletmenin stratejik amaçları ile faaliyetleri arasında bağlantı kurarak, en düşük maliyetle en yüksek kalite ve zamanda istenen faaliyetlerin planlanması ve kontrolünü hedefler. Bölüm maliyetlerinden ziyade süreç ve süreç maliyetlerine odaklanır. Dezavantajları, maliyet artışına neden olabilmesi ve hazırlık sürecinin uzun, karmaşık ve ayrıntılı olmasıdır. Sonuç: Modern bütçeleme teknikleri, işletmelerin stratejik hedeflerini ve piyasa koşullarını geleneksel bütçelemeden daha iyi dikkate alarak planlama ve kontrol işlevlerini destekler. İşletmelerin hangi yöntemi seçeceği, potansiyel faydaları ve zorlukları karşılaştırılarak belirlenmelidir. 6. Piyasa Likiditesi Ölçüm Yöntemleri (Gönül ÇİFÇİ, Şükriye GüL REİS) Ana Tema: Finansal piyasalarda likidite riskinin ölçülmesinde kullanılan çeşitli teorik modeller ve yaklaşımlar. Önemli Fikirler/Olgular:Piyasa Likiditesinin Önemi: İşlem kolaylığı, fon yaratabilme ve ekonomik politikalara destek olma gibi nedenlerle arzu edilir. Geçmişteki likidite temelli krizler (Meksika, Brezilya, Türkiye 1994, ABD 1998, 2008) likidite düzeylerinin takibini zorunlu kılmıştır. Likidite Tanımı: Finansal araçların işlem görememesi, piyasada önemli bir likidite sorunu olduğunu ifade eder. Fazla veya yetersiz likidite de risk yaratır. Likidite Göstergeleri: İşlem maliyetleri, piyasa fiyatları, işlem hacimleri, işlem hızları ve volatilite ile ilişkilendirilir. Ölçüm Yöntemleri (Örnekler):Almgren ve Criss (1999) Likidite Ölçeği: Finansal aracı fona dönüştürme maliyetlerine odaklanır. Kısa dönemli, sürekli ve toplam likidite maliyetlerini ayırır. Subramanian ve Jarrow Likidite İskontosu Yöntemi: Likidite iskontosunu piyasa fiyatı ile likiditeye dönüştürme fiyatı arasındaki fark olarak tanımlar. "P(ti +) = c(si) P(ti)" ve "L(p,s) = p- P*" formülleri kullanılır. Hisata ve Yamai (2000) Likidite Ölçeği: Almgren ve Chriss yöntemini temel alır ve L-VaR yöntemini kullanarak maksimum likidite riskinin ölçümünü inceler. "Daimi Piyasa Etkisi = γ nk" formülü daimi piyasa etkisini gösterir. Engle ve Ferstenberg (2006) Likidite Ölçeği: Risk ve getiri arasındaki farkın optimal düzeyini tespit etmeyi amaçlar. İşlem maliyetini likidite riski olarak kabul eder. Berkowitz (2000) Likidite Ölçeği: Gelecekteki fiyatların risk faktörlerindeki değişime bağlı olduğu varsayımına dayanır. İşlem fiyatı ve hacmi verilerini kullanır. Bangia, Diebold, Schuermann ve Stroughair (1998) Likidite Ölçeği: VaR modelini likidite riskine uyarlayarak pazarlanabilir menkul kıymetler için piyasa likidite riskini ölçer. Alım-satım fiyat aralığını likidite maliyeti olarak kabul eder. Cosandey (2001) Likidite Ölçeği: Piyasa likiditesini işlem hacmi verilerinin fiyatlar üzerindeki etkisi ile tespit eder. Heude ve Wynendaele (2001) Likidite Ölçeği: Belirli bir büyüklükteki piyasa emri üzerindeki fiyat etkisini, piyasada gerçekleşen en iyi 5 limit-emirli işlem üzerinden tespit eder. Giot ve Gramming (2005) Likidite Ölçeği: Piyasa pozisyonlarının acilen likitleştirildiği durumda likidite riskini, belirli büyüklükteki limit emirlerinin ağırlıklandırılmış fiyat aralığı ortalaması ile tespit eder. Stange ve Kaserer (2008) Likidite Ölçeği: Ağırlıklandırılmış fiyat aralığı yöntemi ile likidite ölçeği oluşturur. Ernest, Stange ve Kaserer (2009) Likidite Ölçeği: Fiyat ve fiyat aralığının normal olmayan dağılımı için Cornish-Fisher tahmin yöntemi kullanılarak oluşturulmuştur. Sonuç: Bu ölçekler, likidite göstergesi olarak kabul edilen işlem hızı, işlem maliyeti, işlem hacmi veya işlem fiyatları kullanılarak oluşturulmuştur ve her birinin kendine özgü varsayımları, olumlu ve olumsuz yönleri bulunmaktadır. 7. Türkiye Gümrüklerinde Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri (Tufan YAYLA, M. Mustafa AKKAN) Ana Tema: Türkiye Gümrük bölgelerinde karşılaşılan kurumsal ve işlevsel sorunlar ile çözüm önerileri. Önemli Fikirler/Olgular:Artan Ticaret Hacmi: 1990 sonrası küreselleşme ve pandemi öncesi 2018 yılında dünya ticaret hacmi 19 trilyon dolar seviyesine ulaşmıştır. Türkiye'nin ticaret hacmi de paralel olarak 2018'de 408 milyar dolara çıkmıştır. Bu artış, gümrüklerdeki iş yükünü artırmaktadır. Kurum İçi Sorunlar:Personel Eksikliği: 2020 yılında ihtiyaç olunan personel sayısının %66'sı karşılanabilmiştir. Artan beyanname sayısına rağmen çalışan sayısı azalmaktadır. Personel Eğitim Eksikliği: Çalışanların %88,7'si yüksek öğrenim mezunu olmasına rağmen, uluslararası ticaret alanında özel eğitimli personel eksikliği ve mevcut personelin takviye eğitime ihtiyacı vardır. Özlük Haklarındaki Gerileme: 4458 Sayılı Gümrük Kanunu'na geçişle birlikte müşavirlik hakkının iptali, cezadan pay alma ve ikramiyenin iptali gibi özlük haklarındaki gerilemeler, personel istifalarına yol açmaktadır. Fiziksel Koşullar: Gümrük bölgeleri teknolojik gelişmelere ayak uyduramamış, arşivleme sorunları yaşanmakta ve sağlıklı istatistiksel veriler oluşturulamamaktadır. İşlevsel Sorunlar:Vergi Usul Kanunu ve Gümrük Kanunu Arasındaki Farklılıklar: Vergilendirme işlemleri, özellikle eş etkili vergilerin tahsili konusunda karmaşıklık ve nitelendirme sorunları. Gümrük Birliği Anlaşmasının Kısıtlayıcı Maddeleri: Türkiye'nin üçüncü taraf ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları yapmasını zorlaştırmakta ve uygulama farklılıklarına yol açmaktadır. Dahilde İşleme Rejimi Kapsamındaki Sorunlar: Mükellef hataları (GTİP kod farklılıkları), rejimin kötüye kullanılması ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yanlış hesaplanması. Debit Note ve Credit Sorunları: Ek fatura işlemlerinde zaman aşımı, matrah değişiklikleri ve dosya kapatma süreçlerindeki zorluklar. Pişmanlık Beyanı Sorunları: Kanundaki "tespit" kavramının net olmaması, iyi niyetli beyan yapan mükelleflerin cezalarla karşılaşmasına neden olmakta ve sistemi işlemez kılmaktadır. Uzlaşma Uygulamasının Yasallık Sorunu: Uzlaşmaya başvurma gerekçeleri ve kendini ihbar durumlarında uzlaşmanın yasal uygunluğu. Elektronik Ticaretin Gelişimi ve Entegrasyon: Farklı gümrük otomasyon sistemlerinin (BİLGE, EDİ, GÜVAS) entegrasyonu ve modernizasyon ihtiyacı. Çeviri ve Terminoloji Sorunları: Evrak ve kavramların çevirilerindeki çok anlamlılık. Konteynır ve Kargo Sorunları: Pandemi koşullarında konteynır bulma zorluğu, kargo iade işlemlerinin uzun sürmesi ve işletmeler arası yazışmaların gecikmesi. Çözüm Önerileri:Personel eksikliğinin kapatılması, mesleki eğitimlerin artırılması ve özlük haklarının düzeltilmesi. Gümrük Kanunu ile Vergi Usul Kanunu arasında uyumlaştırma yapılması. Elektronik ticaret altyapısının geliştirilmesi ve kurumlar arası belge taleplerinin dijitalleştirilmesi. Dış ticaretçilerin GTİP numarasının doğru tespiti, faturaların eksiksiz tanımlanması ve ön inceleme talep etmesi. 8. Türkiye’de Vergi Yükü ve Finansal Gelişme Arasında Zamanla Değişen Nedensellik İlişkisi (Işıl AYAS) Ana Tema: Türkiye'de finansal gelişme ile vergi yükü arasındaki nedensellik ilişkisi ve bu ilişkinin zaman içindeki değişimleri. Önemli Fikirler/Olgular:Vergi Yükü ve Finansal Gelişme: Devletin topladığı vergi gelirlerinin milli gelir içindeki payına vergi yükü denir. Finansal gelişme, finansal hizmetlere erişimin artması ve finansal kurumların etkinliğini artıran politikalar olarak tanımlanır. Teorik Çerçeve: Finansal gelişme, ekonomik büyümeyi ve vergi gelirlerini artırabilir. Ekonomik büyüme, vergilendirilebilir gelirleri artırırken, finansal kurumların etkinliği kayıt dışı ekonomiyi azaltarak vergi takibi ve tahsilatını kolaylaştırır. Literatür Tarama Sonuçları: Türkiye özelindeki çalışmalar genellikle finansal gelişme ile vergi gelirleri arasında pozitif bir ilişki tespit etmiştir. Bazı çalışmalarda çift yönlü nedensellik bulunurken, bazılarında tek yönlü nedensellik tespit edilmiştir. Ancak bu ilişkiyi zaman boyutuyla inceleyen çalışma azdır. Yöntem ve Veri Seti: 1965-2018 dönemi için yıllık veriler kullanılmıştır. Finansal gelişme değişkenleri olarak özel sektöre verilen yerel krediler (FG1) ve özel sektöre bankalar tarafından verilen yerel krediler (FG2), vergi gelirleri değişkeni ise OECD vergi istatistiklerinden alınmıştır. Hacker ve Hatemi-J Boostrap nedensellik testi ve zamanla değişen nedensellik testi kullanılmıştır. Bulgular:ADF birim kök testi sonuçlarına göre tüm değişkenler düzeyde birim köklü (I(1)), birinci farkında durağandır. Hacker ve Hatemi-J Boostrap nedensellik testi sonuçlarına göre değişkenler arasında herhangi bir nedensellik ilişkisine rastlanılmamıştır. Zamanla Değişen Nedensellik (Vergi Yükünden Finansal Gelişmeye): 2006-2012 yılları arasında vergi yükünden finansal gelişmeye (FG1) doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi mevcuttur. FG2 değişkeni için ise 1985-1988, 1989 ve 2006-2013 yılları arasında tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Bu durum, 2008 küresel finans krizi ve sonrasında uygulanan maliye politikalarının etkileriyle açıklanmıştır. Zamanla Değişen Nedensellik (Finansal Gelişmeden Vergi Yüküne): FG1 değişkeni için herhangi bir ilişki tespit edilmemiştir. Ancak FG2 değişkeni için 1989 ve 1991 yıllarında bir ilişki görülmüştür. Bu durum, Türkiye'deki finansal serbestleşmeye yönelik 1989'da çıkarılan 32 sayılı kararname ile ilişkilendirilmiştir. Sonuç: Analizler, genel bir nedensellik ilişkisi olmasa da, belirli zaman dilimlerinde (özellikle 2008 krizi ve 1989 finansal serbestleşmesi gibi önemli ekonomik ve politik olaylar dönemlerinde) vergi yükü ve finansal gelişme arasında nedensellik ilişkisinin bulunduğunu göstermiştir. Bu, para ve maliye politikalarının bu ilişkiler üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. 9. İlk Halka Arzlarda Düşük Fiyatlandırma Anomalisi: BİST Yıldız Endeksi Üzerine Bir Uygulama (Fatih KONAK, Sevim ERGENOĞLU) Ana Tema: Borsa İstanbul Yıldız Endeksi'nde ilk halka arzlardaki düşük fiyatlandırma anomalisinin varlığı ve piyasa etkinliği üzerindeki etkileri. Önemli Fikirler/Olgular:Halka Arzın Amacı: İşletmelerin büyüme arzusu veya finansman sağlama ihtiyacı, hisselerini halka arz etmelerinin ana nedenidir. Hisse Senedi Fiyat Değerleri: Nominal değer, ihraç değeri, defter değeri, net aktif değer, tasfiye değeri, piyasa değeri ve gerçek değer gibi farklı fiyatlandırma değerleri mevcuttur. Geleneksel Finans ve Etkin Piyasalar Hipotezi: Geleneksel olarak yatırımcıların rasyonel olduğu varsayımıyla, piyasa fiyatlarının tüm bilgileri içerdiği (Etkin Piyasalar Hipotezi: Zayıf, Yarı Güçlü, Güçlü formlar) ve ekstra bilgi ile normalüstü getiri elde edilemeyeceği düşünülmüştür. Davranışsal Finans ve Anomaliler: Yatırımcı davranışlarının piyasa kararları üzerindeki etkisiyle ortaya çıkan, piyasa işleyişinden sapma durumlarıdır (anomaliler). Aşırı güven, mental muhasebe, riskin algılanışı gibi unsurlarla açıklanır. Ocak Ayı Anomalisi, Haftanın Günleri Anomalisi, Ay İçi Anomalisi, Tatil Anomalisi gibi birçok anomali vardır. İlk Halka Arzda Düşük Fiyatlandırma Anomalisi: "Hisse senedi fiyatlarının, şirketin fon sağlaması amacıyla ilk kez halka arz edilmesi esnasında beklenenden daha düşük bir değerle sunulması durumudur." Bu durum, Asimetrik Bilgi (ihraççı, yatırımcı, aracı kurum) ile ilişkilendirilir. Literatürdeki Çalışmalar: Türkiye ve yurtdışında yapılan birçok çalışma, ilk halka arzlarda düşük fiyatlandırma anomalisinin varlığını farklı yöntemlerle (Olay Etüdü, MAAR) tespit etmiştir. Yöntem ve Veri Seti: Çalışmada 2010-2018 yılları arasında Borsa İstanbul Yıldız Endeksi'nde halka arz edilen 54 şirketin verileri kullanılarak Olay Çalışması (Event Study) yöntemi uygulanmıştır. Tahmin penceresi (ilk halka arzdan önceki 250 gün) ve olay sonrası pencere (ilk halka arzdan sonraki 30 gün) olarak incelenmiştir. Bulgular:Ortalama Anormal Getiriler (AAR): Halka arzın yapıldığı 0. günde, 9. ve 17. günlerde hisse senetlerinin fiyatlarında istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar ortaya çıkmıştır. 0. günde negatif ve anlamlı bir etki gözlemlenmiştir, bu da ilk halka arz sonrası hisse senedi fiyatlarında düşüş yaşandığını ve düşük fiyatlama olgusunun kabul edildiğini göstermektedir (H0 hipotezi reddedilmiş, H1 kabul edilmiştir). 9. ve 17. günlerde pozitif ve anlamlı etkilerin görülmesi, ilk gün düşük fiyatlanan hisse senetlerinin ilerleyen günlerde normal fiyat seviyesine döndüğünü işaret etmektedir. Kümülatif Ortalama Anormal Getiriler (CAAR): Belirli gün aralıkları alındığında fiyatlarda istatistiksel olarak anlamlı herhangi bir farklılığa rastlanılmamıştır. Sonuç ve Değerlendirme: Elde edilen sonuçlar, Borsa İstanbul Yıldız Endeksi'nde ilk kez halka açılan şirketlerin hisse senetleri fiyatlarında ilk halka arz esnasında ortaya çıkan farklılığın, ilgili endeksin Etkin Piyasalar Hipotezi kapsamında yarı-güçlü formda etkin olmadığı yargısını öne çıkarmıştır. Bu iddia, kullanılan veri seti ve yöntem kısıtında ortaya çıkmış olup, farklı veri setleri ve yöntemlerle sonuçlar değişebilir. 10. Ailenin Korunması Tedbirine Aykırılık Suçunun Sosyoekonomik Yönden Analizi (Özlem DÜNDAR) Ana Tema: Türkiye'de ailenin korunması tedbirine aykırılık suçunun işlenmesinde etkili olan sosyoekonomik faktörlerin analizi. Önemli Fikirler/Olgular:Kadına Yönelik Şiddet: Toplumdaki şiddetin artmasıyla birlikte aile içi şiddet, özellikle erkek tarafından uygulanan kadına yönelik şiddet (fiziksel, ekonomik, psikolojik, cinsel) giderek artmaktadır. Kadınların mağduriyetlerini dile getirmesi, koruma tedbirlerinin önemini artırmaktadır. Ailenin Korunması Tedbirine Aykırılık Suçu: Şiddet uygulayan erkeklerin alınan koruma tedbirlerine aykırı davranarak bu suçu işlemesi, kadınların can güvenliği açısından tehlikeli bir durumdur. Şiddetin Kavramsal Çerçevesi: Şiddet, "sert ve kaba davranış, sertlik, kaba kuvvet kullanma" olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre şiddet, "yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, gelişim bozukluğu veya yoksunlukla sonuçlanan ya da sonuçlanma olasılığı yüksek olan fiziksel kuvvet veya gücün kişinin kendisine, başkasına, bir grup veya topluluğa karşı tehdit yoluyla ya da gerçek biçimde kasıtlı olarak kullanılmasıdır." Aile İçi Şiddetin Kuramsal Perspektifi:Psikopatoloji Kuramı: Şiddet uygulayanlarda öfke kontrolü sorunları, antisosyal kişilik özellikleri görülür. Sosyal Öğrenme Kuramı: Şiddet kuşaklar boyu aktarılır; çocukluğunda şiddet gören veya tanık olanlar, yetişkinlikte şiddet uygulayabilir. Kaynak Kuramı: Erkekler ekonomik ve sosyal yönden güçsüz hissettiklerinde şiddet uygulama eğilimindedir. (İşsizlik, düşük ücret vb.) Değişim Kuramı: Şiddet uygulamanın maliyeti (toplumdan dışlanma, hukuki ceza) faydasıyla (güç kullanabilme) kıyaslanır. Sosyal İzolasyon Kuramı: Şiddet uygulayan taraf, mağdurun sosyalleşmesini engeller. Kültür Kuramı: Cinsiyet rollerinin katı olduğu toplumlarda (erkekliğin sertlik ve egemenlikle bağdaştırıldığı) şiddet yaygın görülür. Kadına Karşı Şiddetin Türleri: Fiziksel, psikolojik (sözel), ekonomik ve cinsel şiddet. Ekonomik Şiddet: "kadın üzerinde bir yaptırım, tehdit ve kontrol aracı olarak para ve ekonomik kaynakların düzenli olarak kullanılmasıdır." Kadınların çalışmasına engel olma, gelirine el koyma gibi durumları içerir. "Ekonomik şiddet nedeniyle yoksullaşan kadınlar ekonomik özgürlüklerini sağlayamamakta ve ekonomik yönden bağımlı olmakta, aile içinde yoksulluk nedeniyle gerginlik ortamı oluşmakta, ihtiyaçların karşılanmamasından kadın şikayetçi olmakta, erkeğin gelir düzeyi de düşükse kadın fiziksel şiddet de görmekte, ruhsal sorunlar yaşamakta, bu durum çocuğa da yansımaktadır." Yöntem ve Veri Seti: 2013-2019 dönemine ait TÜİK 26 alt bölge (İBBS2) verileri kullanılmıştır. Bağımlı değişken "ailenin korunması tedbirine aykırılık suçu"dur. Bağımsız değişkenler arasında kadın ve erkek işsizlik oranı, kişi başına GSYİH, yüksekokul ve fakülte mezunu kadın ve erkeklerin oranı, kaba boşanma hızı yer almaktadır. Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi (System GMM) kullanılmıştır. Analiz Bulguları:Gecikmeli bağımlı değişkenin etkisi pozitif ve anlamlıdır. Erkek işsizlik oranı, yüksekokul ve fakülte mezunu kadınların oranı ve kaba boşanma hızı, ailenin korunması tedbirine aykırılık suçunu pozitif yönde etkilemektedir. Yüksekokul ve fakülte mezunu erkeklerin oranı ve kişi başına GSYİH değişkeni bu suçu negatif yönde etkilemektedir. Kadın işsizlik oranının etkisi bulunmamaktadır. Sonuç ve Değerlendirme: Analiz sonuçları, erkeklerin ailenin korunması tedbirine aykırılık suçunu işlemesinde ekonomik faktörlerin etkili olduğunu (Kaynak Kuramı'nı destekleyerek) göstermektedir. Erkekler ekonomik yönden çaresiz veya güçsüz hissettiklerinde, kadına karşı uyguladığı şiddeti bir güç gösterisi olarak algılayabilirler. Eğitim seviyesi düşük erkeklerin, eğitim seviyesi yüksek kadınlara karşı bu suçu daha yüksek oranda işlediği görülmektedir. Boşanmanın da bu suça etkisi, ekonomik nedenlerle (nafaka, mal paylaşımı) ilişkilendirilmiştir. Bölgesel refah seviyesinin yüksek olması (kişi başına GSYİH), bu suçun işlenmesini azaltmaktadır. Bu nedenle erkeklerin istihdam edilmesi, eğitim seviyelerinin yükseltilmesi ve bölgesel ekonomik gelişmenin sağlanması, kadına karşı şiddetle mücadelede büyük önem taşımaktadır. Bu brifing belgesi, sağlanan kaynaklardaki temel bulguları ve önerileri özetlemektedir. Her bir bölümdeki alıntılar ve açıklamalar, orijinal metinlerdeki önemli noktaları vurgulamaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!