Türkiye’de kurumsal yönetim ilkelerine uyum derecelendirmesi
Yazar:Çakalı, Kaan Ramazan
Kategori:Genel
1Bölüm
{tr:Podcast_Duration}:00:28:44
Kategori:Genel

Türkiye’de Kurumsal Yönetim İlkelerine Uyum Derecelendirmesi Üzerine Stratejik Bir Analiz ve Değerlendirme Dr. Kaan Ramazan Çakalı tarafından kaleme alınan Türkiye’de Kurumsal Yönetim İlkelerine Uyum Derecelendirmesi adlı eser, akademik derinliği on dokuz yılı aşkın bankacılık denetim ve teftiş tecrübesiyle birleştiren nitelikli bir araştırma ve inceleme çalışması olarak finans literatüründe kritik bir boşluğu doldurmaktadır. Yazarın doktora derecesine sahip bir akademisyen olmasının yanı sıra h alen bir bankada Teftiş Kurulu Başkanı olarak görev yapması, çalışmanın teorik varsayımlarını pratik bir denetim gerçekliğiyle tahkim etmektedir. Eserin temel tezi, kurumsal yönetimin işletmeler için sadece dışsal bir yasal uyum meselesi olmadığını, aksine kurumsal sürdürülebilirlik, yatırımcı güveni ve finansal sistemin bütünlüğü için stratejik bir zorunluluk olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda kitap, kurumsal yönetimi bir maliyet kalemi olarak değil, işletmenin piyasa değerini ve rekabet gücünü artıran bir değer yaratma aracı olarak konumlandırmakta ve bu teorik çerçeveyi Türkiye’deki sermaye piyasaları üzerinden ampirik bir düzleme taşımaktadır. Kurumsal yönetimin kuramsal temelleri incelendiğinde, bu kavramın sadece basit bir kontrol mekanizması olmanın ötesinde, paydaş haklarını koruyan ve bilgi asimetrisini minimize eden etik bir denge sistemi olduğu anlaşılmaktadır. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından belirlenen adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk ilkeleri, küresel sermayenin bir işletmeye akışı için en temel ön şartlar olarak kabul edilmektedir. Stratejik bir perspektifle değerlendirildiğinde, bu dört ana sütunun etkin işleyişi, işletmenin vekalet maliyetlerini (agency costs) düşürmekte ve dolayısıyla sermaye maliyetini azaltarak rekabet avantajı sağlamaktadır. Küresel sistemlerin mukayesesinde ise mülkiyet yapısının dağınık olduğu piyasa merkezli Anglo-Amerikan sistemi ile mülkiyetin daha yoğun olduğu ve bankaların merkezde yer aldığı ağ merkezli Kıta Avrupası sistemi arasındaki temel farklar ortaya konmaktadır. Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan piyasalarda mülkiyetin genellikle ailelerde veya belirli gruplarda yoğunlaşması, vekalet maliyetlerinin niteliğini değiştirerek azınlık haklarının korunmasını ve yönetim kurulunun bağımsızlığını çok daha kritik bir stratejik kaldıraç haline getirmektedir. Bu küresel teorik altyapının Türkiye’deki mevzuat zeminine yansıması, özellikle 2000’li yılların başından itibaren makroekonomik istikrar arayışının bir parçası olarak ivme kazanmıştır. Türkiye’deki dönüşüm süreci, 2002 yılında Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) yayınladığı Kurumsal Yönetim En İyi Uygulama Kodu ile başlamış ve zamanla kamu otoritelerinin düzenleyici baskısıyla kurumsallaşmıştır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tebliğleri, Türkiye’deki şirketlerin yönetim yapılarını modernize ederken yatırımcı güvenini tesis etmeyi hedeflemiştir. Özellikle SPK’nın Uygula veya Uygulamıyorsan Açıkla prensibi, şirketleri şeffaflık konusunda zorunlu bir beyan sürecine sokmuştur. Bankacılık sektörünün bu süreçte diğer sektörlere göre daha başarılı bir uyum sergilemesinin temel sebebi ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından uygulanan sıkı denetim ve düzenleyici baskıdır. Bu durum, yasal zorunlulukların kurumsal kültürün oluşmasındaki katalizör etkisini açıkça göstermektedir. Mevzuatın sahadaki karşılığını ölçen en somut mekanizma olan derecelendirme faaliyeti, bir şirketin yönetim kalitesinin bağımsız ve yetkilendirilmiş kuruluşlarca tescil edilmesi anlamına gelen stratejik bir onay sürecidir. Bu süreçte şirketler; pay sahipleri (yüzde yirmi beş), kamuyu aydınlatma ve şeffaflık (yüzde yirmi beş), menfaat sahipleri (yüzde on beş) ve yönetim kurulu (yüzde otuz beş) olmak üzere dört ana kategoride analiz edilmektedir. Dikkat edilirse en yüksek ağırlığın yönetim kuruluna verilmiş olması, kurumsal yönetimin kalbinin karar alma merkezinde attığının bir tescilidir. Saha ziyaretleri ve doküman incelemeleri neticesinde verilen 1 ile 10 arasındaki notlar, finansal piyasalar için güçlü bir sinyal etkisi yaratmaktadır. Yüksek bir derecelendirme notu, şirketin risk yönetim kapasitesinin yüksek olduğunu ve iç kontrol sistemlerinin sağlıklı işlediğini piyasaya ilan ederek, işletmenin düşük maliyetli fonlara erişimini kolaylaştırmaktadır. Bu metodolojik çerçevenin Türkiye'deki olgunluğunu test etmek amacıyla yazar tarafından Borsa İstanbul (BİST) Kurumsal Yönetim Endeksi’nde yer alan 52 halka açık şirket üzerinde gerçekleştirilen ampirik araştırma, çarpıcı bulgular sunmaktadır. Araştırma sonuçları, Türk şirketlerinin kamuyu aydınlatma ve şeffaflık alanında 9,60 gibi yüksek bir ortalamaya ulaştığını, ancak en zayıf halkanın 9,22 ortalama ile yönetim kurulu yapısı ve işleyişi olduğunu ortaya koymaktadır. Sektörel bazda yapılan analizde, imalat bünyesindeki kimya, ilaç, petrol ve lastik ürünleri sektörü 9,57 ortalama puan ile en başarılı grup olarak öne çıkarken, bankacılık sektörü 9,48 ile onu takip etmektedir. Buna karşın, finansal kiralama ve faktoring şirketleri 9,15 puanla en düşük uyum seviyesinde kalmıştır. Bankaların tamamının 9 puanın üzerinde not alması, yoğun regülasyonun kurumsal yönetim başarısı üzerindeki etkisini bir kez daha kanıtlamaktadır. Araştırmanın en dikkat çekici ve eleştirel bölümü ise tam uyum sağlanan ilkelerin detaylarında gizlidir. İncelenen şirketler arasında en düşük düzeyde uyum sağlanan altı temel ilke, Türkiye’deki kurumsal yönetim risklerinin haritasını çıkarmaktadır. Bu ilkeler arasında, yönetim kurulu üyelerine ve yöneticilere ödenen ücretlerin yıllık faaliyet raporunda her bir kişi özelinde yer verilmesi ilkesine tam uyum sağlayan şirket oranının sadece yüzde 1,9 olması, şeffaflığın kişisel haklar ve ücret politikaları söz konusu olduğunda ne kadar kırılganlaştığını göstermektedir. Benzer şekilde, azlık haklarının şirket sermayesinin yüzde beşinden daha düşük orana sahip olanlara tanınması ilkesine tam uyum sağlayanların oranı yüzde 5,7’de kalmıştır. Yönetim kurulu üyelerinin birden fazla komitede görev almaması kuralına uyum yüzde 7,6 iken, yönetim kurulunda kadın üye oranı için yüzde yirmi beşlik hedef belirlenmesi ilkesine tam uyum sağlayan şirket oranı yüzde 34,6 seviyesindedir. Yönetim kuruluna yönelik performans değerlendirmelerinin yapılması ilkesine ise şirketlerin sadece yüzde 42,3’ü tam uyum göstermiştir. Bu veriler, Türkiye’deki şirketlerin şekli unsurlarda (web sitesi güncelleme, rapor yayınlama) başarılı olduklarını, ancak özdeki yapısal dönüşümlerde (ücret şeffaflığı, azlık hakları, yönetim kurulu profesyonelliği) ciddi direnç gösterdiklerini kanıtlamaktadır. Özellikle yönetim kurulu üyelerinin aynı zamanda birden fazla komitede görev alması, denetim ve yönetim fonksiyonlarının etkinliğini zayıflatarak kurumsal riskleri artırmaktadır. Dr. Kaan Ramazan Çakalı’nın bu noktadaki analitik tespiti, kurumsal yönetimin bir imaj çalışması değil, bir içselleştirme meselesi olduğudur. Şirketlerin mevcut notlarını bir önceki yıla göre artırma eğiliminde olması (34 şirket notunu artırmış, 15 şirket sabit kalmıştır) olumlu bir sinyal olsa da, en düşük uyum sağlanan altı ilkenin beşinin doğrudan yönetim kuruluyla ilgili olması, stratejik iyileştirme alanlarının neresi olduğunu net bir şekilde göstermektedir. Stratejik bir perspektifle sonuçlandırılacak olursa, kurumsal yönetim Türkiye sermaye piyasalarının derinleşmesi ve küresel rekabet gücünün artması için vazgeçilmez bir stratejik kaldıraçtır. Araştırma bulguları, şirketlerin kurumsal yönetim derecelendirme notlarını artırmasının sadece bir itibar meselesi olmadığını, aynı zamanda finansal performans ve sürdürülebilirlik ile doğrudan korelasyon içinde olduğunu göstermektedir. Yazarın önerileri doğrultusunda, yönetim kurullarının daha profesyonel, çeşitli ve hesap verebilir yapılara kavuşturulması, ücret politikalarında gerçek şeffaflığın sağlanması ve azlık haklarının genişletilmesi, Türkiye’deki yatırım ortamının kalitesini bir üst seviyeye taşıyacaktır. Kurumsal yönetim, bir maliyet yükü değil, krizlere karşı dayanıklılık sağlayan ve uzun vadeli değer yaratan stratejik bir yatırımdır. Bu eser, sunduğu ampirik veriler ve sektörel analizler ile Türkiye’deki tüm profesyoneller, düzenleyiciler ve karar vericiler için kurumsal sürdürülebilirlik yolunda akademik bir temel ve stratejik bir projeksiyon sunmaktadır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!