Duman
Yazar:Ali Zeki Bey
Kategori:Genel
1Bölüm
{tr:Podcast_Duration}:00:23:48
Kategori:Genel

Unutulmuş Bir Mirasın İzinde Ali Zeki Bey ve Duman Romanı Üzerine Bir Tahlil Türk edebiyatının tozlu raflarında unutulmaya terk edilmiş, ancak Dr. Alpay Gezer’in titiz çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılmış olan Ali Zeki Bey, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in şafağına uzanan süreçte kalem oynatmış müstesna bir şahsiyettir. Giritli bir entelektüel olan yazarın edebi portresi, sadece Tanin gazetesinde Rum basınındaki Türk aleyhtarı iftiraları çürüten bir mütercim olmasından değil, aynı zamand a Alev ve Duman romanlarıyla kurguladığı o marazi romantizm ile milli kimlik inşası arasındaki ince çizgiden beslenir. Abdülhak Şinasi Hisar’ın yerinde tespitiyle, Ali Zeki Bey’in külliyatı kanun-ı tabiata muhalif bir seyir izler; zira doğada önce duman, sonra alev peydah olurken yazarımız önce Alev’i, ardından Duman’ı neşretmiştir. Bu kronolojik tersyüz ediş, aslında yazarın duygulanım evrenindeki ontolojik bir tercihtir. Ateşin yakıcı, yıkıcı ve kontrolsüz gücünü Alev’de betimleyen Ali Zeki Bey, Duman’da ise ocağın tütmesini, sebatkar bir aşkın dingin ama kararlı yükselişini merkeze alır. Ahmet Haşim’in yazarın imlasına ve Giritli oluşundan kaynaklanan telaffuz farklılıklarına yönelik getirdiği eleştiriler, aslında İstanbul Türkçesi ile taşra/ada Türkçesi arasındaki kültürel gerilimin bir tezahürüdür. Ancak yazarın dilindeki bu pürüzler, metnin estetik değerini düşürmekten ziyade, dönemin dilsel geçiş sürecini ve bir imparatorluk aydınının lisanla kurduğu samimi ilişkiyi ele verir. Romanın merkezindeki karakter üçgeni, dönem sosyolojisinin ve mekânın ruhu üzerindeki determinist etkilerin birer yansımasıdır. Vedud, vatanperver hislerle dolu bir genç olmasına rağmen, Nevvare’ye duyduğu marazi tutku karşısında iradesini tamamen yitirmiş, karakter psikolojisindeki zayıflıklarla savrulan trajik bir figürdür. Onun bu iradesizliği, İstanbul’un alafranga hayatının ve Beyoğlu’nun karanlık dehlizlerinde kaybolan gençliğin bir sembolüdür. Nevvare ise manipulatif gücü, şehit kocasının hatırasını bir aksesuar gibi taşıyan madalyonu ve etrafındaki erkekleri birer hayran kitlesine dönüştüren tavrıyla toplumsal yozlaşmanın vücut bulmuş halidir. O, Batılılaşmanın sadece şekilsel ve yüzeysel bir veçhesini temsil ederken, karşısında sessiz, vakur ve derin bir su gibi duran Neriman yer alır. Darülmuallimat öğrencisi olan Neriman, udundaki nağmeler ve milli değerlere sadakatiyle Osmanlı kadınının geleneksel ama eğitimli yüzünü simgeler. Vedud’un Nevvare’ye olan takıntısı ile Neriman’ın sessiz fedakarlığı arasındaki güç dinamikleri, aslında çökmekte olan bir imparatorluğun içindeki değerler savaşının mikro ölçekli bir kurgusudur. Hikâyenin olay örgüsü, İstanbul’un puslu atmosferinde, bekçinin davuluyla yankılanan seferberlik ilanıyla kırılmaya uğrar. 310, 311 ve 312 doğumluların askere çağrılması, Vedud’un Nevvare ile olan fırtınalı ilişkisine vurulan meşum bir darbe gibi görünse de aslında onun için bir arınma mecburiyetidir. Nevvare’nin Rauf Bey ile evlenme kararı alması, Vedud’un ruhunda bir yıkım yaratsa da onu Hisar’daki o boğucu gecelerden ve Beyoğlu’ndaki savruluşlardan kurtaracak yegâne yoldur. İstanbul’da yaşanan toplumsal yozlaşmanın en acı örneği ise Neriman’ın annesi Belkıs Hanım’ın vefatından sonra yaşanır. Neriman, sığındığı halası Neveda Hanım ve eniştesinin maddi sömürüsüne maruz kalır. Annesinin yadigârı olan altın sigara kutusunun çalınması ve mirasının adım adım tüketilmesine seyirci kalması, dönemin aile kurumundaki ahlaki çözülmeyi gözler önüne serer. Neriman bu süreçte hem yetimliğin hem de sahipsizliğin acısını çekerken, Vedud da bireysel acılarından kaçıp vatan müdafaasına sığınarak Akdeniz vapuruyla meçhul bir geleceğe, Çanakkale’ye doğru yola çıkar. Vedud’un cepheye gidişi, basit bir askeri sevkiyat değil, bir ruhun manevi olgunlaşma serüvenidir. Akdeniz vapuruyla Marmara’nın karanlık sularında ilerlerken yaşanan torpido saldırısı korkusu, ölümün soğuk nefesini her an ensesinde hissettiren o dehşetli intizar, Vedud’un hayat muhasebesini başlatır. Kilya iskelesindeki mahşeri kalabalık, vapurun batışıyla sulara gömülen askerlerin feryatları ve savaşın o çıplak gerçekliği, Vedud’un Nevvare’ye olan hastalıklı aşkını bir serap gibi dağıtır. Çamtepe ve Soğanlıdere siperlerinde geçirdiği günler, Vedud’un Neriman’a yaptığı haksızlığı idrak etmesini sağlar. Siperdeki iç monologlarında annesine ve Neriman’a olan hasreti, barut kokusuna karışan bir vicdan azabına dönüşür. Savaşın dehşeti, sadece insanları değil tabiatı da katletmektedir; Vedud’un tanık olduğu dere içinde can çekişen, bacakları kopmuş mekkâre hayvanlarının feryadı, savaşın vahşetini en sarsıcı şekilde betimler. Taarruz emriyle siperden fırladığı an, kılıcının kırılmasıyla sonuçlanan o fiziksel yaralanma, aslında Vedud’un geçmişindeki o kırılgan ve hastalıklı benliğinin de son buluşudur. Kılıcın kırılması, Ali Zeki Bey’in sembolizminde eski hayatın ve iradesizliğin nişanesidir. Vedud, bu fiziksel acının ortasında Hasan Onbaşı’nın sesini duyduğunda, ruhsal iyileşmesinin de kapılarını aralar. Neriman’ın annesinin vasiyeti olan o altın sigara kutusunun hikâyesi ile Vedud’un cephedeki dönüşümü, Süreyya Bey’in Neriman’a yazdığı mektubun yarattığı duygusal atmosferle birleşir. Süreyya Bey’in mektubu, Neriman’ın saflığını ve kıymetini Vedud’a hatırlatan bir ayna vazifesi görür. Romanın sonunda Vedud’un ulaştığı huzur, Nevvare’nin yakıcı ve yok edici alevinin yerini, Neriman’ın sebatkar ve sıcak dumanına bırakmasıdır. Duman burada aile ocağının tütmesini, milli değerlerin bekasını ve gerçek aşkın sakin limanını temsil eder. Ali Zeki Bey’in bu eserini teknik yönden eleştirenler, onun dilindeki ikili kullanımlara dikkat çekmelidir. Yazarın nısf ile nim veya hatve ile adım gibi eş anlamlı kelimeleri aynı metin içinde harmanlaması, Giritli bir yazarın İstanbul Türkçesiyle kurduğu o dinamik ve bazen kusurlu ama daima canlı bağı gösterir. Ali Zeki Bey’in edebiyat tarihindeki sessizliğini bozan Duman, teknik kusurlarına rağmen taşıdığı tematik derinlikle bir medeniyet muhasebesidir. Eser, marazi bir aşkın küllerinden vatan sevgisi ve sadakatle yoğrulmuş yeni bir kimliğin nasıl doğduğunu lirik bir dille anlatır. Vedud’un Çanakkale’nin ateş hattında arınan ruhu, aslında bir toplumun savaşın yıkımı içinde yeniden doğuşunun müjdesidir. Dr. Alpay Gezer’in bu eseri günümüze kazandırması, sadece unutulmuş bir yazarı hatırlatmak değil, aynı zamanda Türk romanının gelişim evrelerindeki kayıp bir halkayı yerine oturtmaktır. Duman’ın ardında kalan, sadece bir aşk hikâyesi değil, bir dönemin sosyolojik panoraması ve insanın kendi hakikatine yaptığı o zorlu yolculuktur. Romanın bıraktığı nihai intiba, ocağın tütmeye devam ettiği sürece, her türlü toplumsal ve bireysel yozlaşmanın üstesinden gelinebileceğine dair duyulan o sarsılmaz inançtır. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!