Tanpınar’ın etkilendiği ve yorumladığı Batılı şahsiyetler
Yazar:Adıgüzel, Ahmet
Kategori:Genel
1Bölüm
{tr:Podcast_Duration}:00:24:00
Kategori:Genel

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Batı Kültür Atlası: Entelektüel Etkiler ve Estetik Terkipler Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk modernleşmesinin estetik ve fikri koordinatlarını belirleyen en muazzam zihinlerden biridir. Onun eserleri, sadece birer edebi metin değil, aynı zamanda Doğu ile Batı arasındaki tarihsel ve kültürel gerilimin bir "terkip" süzgecinden geçirilmiş halleridir. Ahmet Adıgüzel tarafından hazırlanan ve Tanpınar’ın külliyatındaki Batılı şahsiyetleri titizlikle tasnif eden bu çalışma, yazarın z ihin dünyasını inşa eden o devasa mimariyi anlamak adına vazgeçilmez bir "kültür haritası" niteliği taşımaktadır. Toplam yirmi bir eserin ve yaklaşık sekiz bin beş yüz sayfalık bir metin yığınının taranmasıyla ortaya çıkan bu devasa veri seti, Tanpınar’ın entelektüel mirasının ne denli geniş bir coğrafyaya yayıldığını açıkça kanıtlamaktadır. Bu çalışma sadece kuru bir sözlük veya bir isimler galerisi değildir; bilakis Tanpınar’ın modern Türk münevverinin kimlik inşasında kullandığı Batılı yapı taşlarını, yani o şahsiyetler silsilesini nasıl bir duyuş tarzı haline getirdiğini gösteren bir zihniyet analizidir. Tanpınar için Batı, taklit edilecek bir model değil, kendi şahsiyet imbiğinde damıtılarak yerli ve milli bir ruhla yeniden inşa edilecek bir imkânlar atlasıdır. Tanpınar’ın bu geniş ufkunun biyografik temelleri, Sinop’un açık denizlerinden Antalya’nın Akdeniz güneşiyle yıkanan hümanist kıyılarına kadar uzanan zengin bir tecrübe ile atılmıştır. 1901 yılında İstanbul’da başlayan yaşam yolculuğu, babasının memuriyeti dolayısıyla Anadolu ve Mezopotamya’nın en otantik duraklarında şekillenmiştir. On dört yaşında annesini kaybetmesinin yarattığı o derin ontolojik boşluk, onun sanatındaki lirik ve hüzünlü damarı besleyen ilk büyük sarsıntıdır. Antalya’da lise yıllarında "okumak ve hülya arasında yaşama" haliyle başlayan entelektüel serüveni, üniversitede Yahya Kemal Beyatlı ile tanışmasıyla stratejik bir rotaya kavuşmuştur. Tanpınar’ın 1926-1933 yılları arasında yaşadığı "Radikal Batıcılık" dönemi, bir aydının kendi kökleriyle Batı’nın sunduğu yeni dünya arasındaki o sarsıcı buhranın ifadesidir. Ancak Yahya Kemal’in rehberliğiyle ulaştığı sentez anlayışı, bu kaotik süreci "süreklilik içinde değişim" formülüne tahvil etmesini sağlamıştır. Erzurum’a giderken bavulunda Baudelaire, Dostoyevski ve Goethe’yi taşırken aynı zamanda Nedim ve Şeyh Galib’in divanlarını da yanından ayırmaması, onun zihnindeki o iki verimli damarın nasıl birleştiğinin en somut örneğidir. Tanpınar için sanat, tesadüfi bir ilhamın değil, iradi bir çabanın ve "kendi kendini yapma" davasının ürünüdür. Onun estetik felsefesinde "çalışmak" kavramı, adeta dini bir vecdle ve Sisyphos’un kayasını her gün yeniden tepeye taşımasıyla eşdeğer bir ahlaki disiplindir. Yazarın kendi tembelliğinden ve verimsizliğinden şikâyet ettiği o meşhur itirafında dile getirdiği, Goethe benim iki manzumeyi yarım yamalak yazabildiğim bir sene içinde üç dört eser, hem de bütün Avrupa’yı sarsan eserler yazıyordu serzenişi, aslında onun mükemmeliyetçi tarafının bir yansımasıdır. Çalışmak, Tanpınar için bir şifadır ve o bu şifayı Yaradan’dan her daim talep etmiştir. Bergsoncu bir zaman anlayışıyla yoğrulan estetiği, maziyi bir yük değil, bugünü ve yarını inşa edecek canlı bir cevher olarak konumlandırır. Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında mısralarıyla kristalleşen o "yekpare zaman" algısı, Tanpınar’ın hem tarihin derinliğine hem de anın sonsuzluğuna aynı anda bakabilme yetisidir. O, dili plastik bir madde gibi yoğurarak kelime zevkini bir orkestra ahengine dönüştüren nadir sanatkârlardandır. Adıgüzel’in çalışmasında A’dan Z’ye tasnif edilen Batılı şahsiyetler, Tanpınar’ın entelektüel merakının sadece edebiyatla sınırlı kalmadığını, felsefeden plastik sanatlara, siyasetten müziğe kadar uzanan bir "kültür atlası" olduğunu göstermektedir. Şiir dilindeki sembolist derinliği ve müzikaliteyi Baudelaire, Valéry ve Mallarmé gibi isimlerden süzerek alan yazar, roman tekniğinde ise Balzac’ın realizmi, Dostoyevski’nin ruhsal derinliği ve Proust’un zaman kurgusuyla hesaplaşmıştır. Ancak o, bu isimleri sadece bilgi nesnesi olarak değil, birer yaşama üslubu olarak içselleştirmiştir. Örneğin, Fransız oryantalisti Pavet de Courteille’den bahsederken onun Şinasi üzerindeki etkisine değinmesi veya Galland’ın Binbir Gece Masalları tercümesinin Avrupa’daki yankılarını analiz etmesi, Tanpınar’ın karşılaştırmalı edebiyat sosyolojisindeki uzmanlığının kanıtıdır. Müzik alanında Vivaldi ve Bach’ın parçalarında Dante’nin Araf’ında hissedilen o kutsal ahenge rastladığını belirtmesi, onun sanatlar arası geçişkenliği ne denli güçlü kurduğunu gösterir. Tanpınar’ın Batılı şahsiyetlere bakışı her zaman eleştirel ve "rehabilite" edici bir nitelik taşır. O, Batı uygarlığının sadece aydınlık yüzünü değil, Napoleon’dan başlayıp Hitler ve Mussolini gibi diktatörlere uzanan o karanlık ve felaket dolu yüzünü de yakından takip etmiştir. Hitler’i ve fikirlerini tanıyan ve ona kızan bir entelektüel olarak, bu siyasi figürlerin insanlığın kör ve kara talihini nasıl inşa ettiğini eserlerinde derinlemesine sorgulamıştır. Siyasi figürlerin yanı sıra, bilim dünyasında Einstein’ın kuramlarını Bergson ve Freud ile aynı yüksek ihtisas şuuruyla tartışması, Tanpınar’ın çağının tüm entelektüel titreşimlerine açık olduğunun işaretidir. Mitolojik figürler olan Afrodit, Apollon ve Artemis onun estetiğine lirik bir derinlik ve antik bir çeşni katarken; Michelangelo ve Rodin gibi plastik sanat ustalarına duyduğu hayranlık, eserlerindeki o heykelsi dilin ve görselliğin ana kaynağıdır. Özellikle Ankara’daki Augustus Tapınağı ile yanı başındaki Hacı Bayram Camii arasındaki o zıtlar mecmuasını bir "mermer kaside" olarak görmesi, onun terkipçi zihninin en parlak örneğidir. Tanpınar’ın Batı ile kurduğu bu ilişki, asla bir "mağlubiyet psikolojisi" veya kölece bir taklit değildir. O, Batı’dan beslenirken kimliğini korumayı başarmış, başkalarından aldıklarını tamamen sindirerek özgün olmayı, yani "kendisi" olmayı başarabilmiştir. Yeni bir zevk ve zengin bir terkibi kendi şahsiyet imbiklerinden süzebilmesi, onu Türk edebiyatında eşsiz bir konuma yerleştirir. Adıgüzel’in bu kapsamlı çalışması, Tanpınar’ın neden hâlâ bir "kutup yıldızı" olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Yazar, maziyi inkâr etmeden modernleşmenin, Batı’yı tanırken Doğu’nun ruhunu korumanın mümkün olduğunu tüm külliyatıyla ispat etmiştir. Âşiyân’daki mezar taşında yazan o meşhur mısraları, sadece zamandaki duruşunu değil, iki uygarlık arasındaki o sonsuz ve estetik seyahatini de simgelemektedir. Yanı başına dikilen ve çok sevdiği erguvan ağacı gibi, Tanpınar da Türk kültür tarihinin en nadide, en renkli ve en derinlikli meyvesidir. Bu kültür atlası, arafta kalmış Türk münevveri için bir yol gösterici, bir şifa reçetesi ve medeniyet rüyasını doğru tabir etme kılavuzudur. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!