Gönlümle gördüklerim
Yazar:Göksu, Sıtkı
Kategori:Genel
1Bölüm
{tr:Podcast_Duration}:00:23:01
Kategori:Genel

Gönlümle Gördüklerim: Tıbbi Perspektif ve Manevi Derinlik Üzerine Kapsamlı Bir Analiz Prof. Dr. Sıtkı Göksu tarafından kaleme alınan Gönlümle Gördüklerim adlı eser, modern edebiyatın kişisel gelişim, İslam felsefesi ve tıbbi analoji sacayağı üzerine oturan, yüksek nitelikli bir sentez belgesidir. Akademik tıp bilgisini manevi bir süzgeçten geçiren Göksu, bir tıp profesörü olmanın getirdiği rasyonel titizlik ile bir gazete yazarının toplumsal duyarlılığını aynı potada eriterek okuyucuya varlığın röntgenini çeken özgün bir perspektif sunar. Eserin ismiyle müsemma olması, yazarın olaylara sadece rasyonel bir gözle değil, aynı zamanda gönül gözüyle ve laboratuvar titizliğiyle baktığının bir kanıtıdır. Bu çift yönlü bakış açısı, metni kuru bir didaktizmden kurtararak ona profesyonel bir zarafet ve manevi bir derinlik katar. Modern insanın anlam arayışına tıbbi gerçekliklerle cevap veren bu eser, varlığın özüne ve yaratıcının tanınmasına dair derinlikli bir tefekkür yolculuğudur. Yazarın düşünce dünyasının temelini Marifetullah ve Muhabbetullah, yani Allah’ı tanımak ve sevmek kavramları oluşturur. Göksu’ya göre insanlığın en yüksek mertebesi ve en parlak saadeti, bu tanıma ve sevme sürecinin içindeki ruhani lezzette gizlidir. Bilginin eyleme dönüşme sürecini analiz ederken kullanılan incir çekirdeği ve ağacı metaforu, imanın statik bir kabulden ziyade dinamik bir büyüme süreci olduğunu kanıtlar. Bir incir çekirdeğinin içindeki potansiyel hal bilkuvve iken, koca bir ağaca dönüşmüş hali bilfiildir. İman da benzer bir süreç izler; taklidi bir inanç çekirdek hükmündeyken, tahkiki iman hayatın her alanına yayılan meyveli bir ağaç gibidir. Bu bilincin insan ruhu üzerindeki saadet etkisi, bir emniyet ve huzur duygusudur. Çünkü sahibini tanıyan bir ruh, kâinatın fırtınaları içinde kendini sahipsiz hissetmez; aksine her şeyin bir hikmetle idare edildiğini bilerek nihayetsiz bir saadete erişir. Bu manevi temel, bizi kâinatın fiziksel sayfalarını bir kitap gibi okumaya davet eder. Kâinatı bir kitap olarak okumak, Göksu’nun perspektifinde sadece şiirsel bir ifade değil, varlığı anlamlandırma stratejisidir. Yazarın Bülbül ile Gül, Tablacı ve Kâinat Sofrası üzerinden kurduğu metaforlar, nesnel dünya algısını kökten değiştirir. Özellikle bülbül metaforu, varlığın memuriyet bilincini beş ana görev üzerinden tanımlar. Bülbül, hayvanlar topluluğu namına bitkileri alkışlayan bir Rabbani hatip, rızka muhtaç misafirler adına bir müjdeci ve bitki âleminin güzelliğine karşı hayvan türünün ihtiyacını ilan eden bir sevda elçisidir. Bu görevler, bülbülün kendi başına bir fail değil, ilahi bir memur olduğunu gösterir. Benzer şekilde, kâinat sofrasındaki rızıkları bize sunan ağaçlar ve bitkiler birer tablacı veya garson hükmündedir. Bu bakış açısı, modern insanın üzerindeki mülkiyet baskısını ve rekabetçi kaygıyı ortadan kaldırarak onu bir misafir nezaketine taşır. Bismillah kelimesi ise eşya üzerindeki sembolik mülkiyet kilidini açan ve insanın acziyetini kudrete bağlayan en güçlü anahtardır. Tıp ilminin manevi bir tefekkür aracı olarak kullanılması, eserin merkezi otoritesini oluşturur. Bedenin manevi anatomisini analiz eden Göksu, nefes alışverişindeki oksijen ve karbon etkileşimini basit bir gaz değişimi olarak değil, kimyevi bir yanma ve bir çeşit zikir süreci olarak yorumlar. Oksijenin karbonu kehribar gibi çekerek vücudu temizlemesi ve bu süreçte ortaya çıkan 36,5 derecelik vücut ısısı, ilahi bir nizamın bedendeki mührüdür. Hareketin harareti doğurması prensibiyle, her nefes bedende ilahi bir tesbihatı ateşler. Yazar, tıp profesörü kimliğiyle rızık garantisini analiz ederken yağ dokusu üzerinden sarsıcı bir tespitte bulunur. Adipose tissue olarak adlandırılan yağ dokusu, vücutta birer ilahi batarya veya yedek azık olarak planlanmıştır. Şahm yani içyağı suretindeki bu depolar, dışarıdan rızık gelmese dahi insanı kırk ile seksen gün arasında hayatta tutabilecek bir potansiyele sahiptir. Bu tıbbi gerçek, insanın açlıktan değil, aslında adetin terkini netice veren bir hastalıktan veya iradeyi kötüye kullanmaktan öldüğünü kanıtlar. Bu noktada insanın acziyeti, aslında sonsuz bir rahmete dayanmak için en büyük davetiyedir. Hastalık, Göksu’nun kaleminde bir felaket değil, insan hayatındaki dönüştürücü gücü olan bir manevi idman olarak nitelendirilir. Yazar, Şafi ismi üzerinden sunduğu teselli mekanizmasıyla, hastalığın sabırla karşılandığında ömür dakikalarını saatlerce ibadet hükmüne geçirebileceğini vurgular. İbn-i Sina’nın tıbbı iki satıra sığdıran az yeme ve hazmı bekleme düsturuna atıfta bulunarak, şifanın aslında diyetten ziyade hazımda ve iktisatta olduğunu felsefi bir zemine oturtur. Hakiki hastalıklar ile sadece zihinde büyütülen vehmi hastalıklar arasındaki ayrım hayati önemdedir. Modern insanın en büyük sorunu olan sağlık kaygısı, küçük bir sızıyı önem vererek bir yılan gibi büyütmesinden kaynaklanır. Oysa hastalıklar, özellikle çocuklar için ilerideki hayatın zorluklarına karşı bir şırınga ve bağışıklık kazandıran bir terbiyedir. Hastaneden taburcu olmanın beş şekli olan şifa, salah, haliyle kalma, ağırlaşma ve vefat durumları, insanın hayat karşısındaki mutlak teslimiyetini simgeler. Hayatın gayesini iman ve dua olarak tanımlayan yaklaşım, ölümü bir yok oluş değil, bir terhis ve mekan değişikliği olarak görür. Göksu, bu perspektifi beş farklı hayat tabakası üzerinden temellendirir. Bizim kısıtlı hayatımızın ötesinde, Hz. Hızır ve İlyas’ın serbest hayatı, Hz. İsa ve İdris’in nuraniyet kazandığı melek hayatı ve şehitlerin kendilerini ölmüş bilmedikleri berzah hayatı, biyolojik sınırların nasıl aşılabileceğini gösterir. Şehitler, dünya hayatını hak yolda feda ettikleri için kendilerine dünya hayatına benzer ancak kedersiz bir hayat bahşedilir. Bu nuraniyet, kabir ehlinden farklı olarak ölümdeki ayrılık acısını hissetmemeyi sağlar. Diriliş yani haşir hakikati ise kâinattaki her bahar mevsiminde milyonlarca canlının yeniden hayata döndürülmesiyle gözlemlenen biyolojik ve mantıksal bir zorunluluğun neticesidir. Bu süreklilik algısı, insanı kısa dünya ömrünün dar boğazından kurtararak sonsuzluğun genişliğine taşır. Eserin vadettiği manevi değişim, Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır düsturunda özetlenir. Prof. Dr. Sıtkı Göksu, on altın kural ve iktisat prensipleriyle okuyucuya pratik bir yaşam rehberi sunar. İktisat, sadece maddi bir tasarruf değil, aynı zamanda nimetlerdeki ilahi rahmete karşı gösterilen bir hürmet ve manevi bir şükürdür. Mugayyebât-ı Hamse olarak bilinen beş bilinmeyenin, özellikle yağmurun vaktinin ve rahimdeki çocuğun istidadının sadece Allah’ın ilmine mahsus olması, insanın bilimsel kibrini kırarak onu tevazuya davet eder. Sonuç olarak Gönlümle Gördüklerim, insanın bu dünyada bir asker ciddiyetinde vazifeli, ancak bir misafir nezaketinde geçici olduğunu hatırlatır. Kendi aczini ve fakrını bilerek sonsuz kudrete dayanan bir gönül, kâinat kitabındaki her satırın ilahi bir imza olduğunu keşfederek hayatını bir şükür fabrikasına dönüştürebilir. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!