Önsözden Çıkarımlar İklim Değişikliği Etik Bir Sorundur: İklim değişikliği, salt bir maliyet hesaplamasıyla ele alınamayacak kadar geniş kapsamlı ve karmaşık etik bir sorundur. Dünyanın farklı noktalarında "kazananlar ve kaybedenler" yaratmakta, hakların el değiştirmesine, türlerin yok olmasına ve geçim kaynaklarının kaybına yol açmaktadır. Uyum Standartları Geliştirme Zorunluluğu: İklim değişikliğinin yol açtığı çevresel sorunlara karşı uyum standartları geliştirmek bir zorunluluk haline gelmiş tir. Uyumun etik boyutlarının belirlenmesi, dezavantajlı grupların daha kötü duruma düşmesini engellemek ve uyum kapasitesinin israf edilmemesi için hayati öneme sahiptir. İklim Değişikliği İnsanlığın Etik Geleneklerine Meydan Okuyor: İklim değişikliği, binlerce yıllık toplumsal kurumları ve yaşam tarzlarını temelden sarsan, karmaşık, çelişkili, zorlayıcı ve dönüştürücü bir süreç olup tüm yaşamları etkilemektedir. Çalışmanın Amacı: Bu kitap, iklim değişikliğine uyumu etik çerçevede analiz etmekte ve Türkiye akademik literatüründe daha önce yeterince ele alınmamış bir alana ışık tutmaktadır. Amacı, yalnızca normatif etik reçeteler üretmek değil, konunun düşünsel arka planını da incelemektir. Başlangıç Bölümünden Temel Tespitler İnsan Etkisiyle Isınma Tartışmasız Bir Gerçek: Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 2021 raporuna göre, insan etkisiyle atmosferin, kara ve okyanusların ısınmış olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. 1850'den bu yana her kırk yıllık periyodun bir öncekinden daha sıcak olduğu tespit edilmiştir. Küresel Bir Felaket: Sir David Attenborough'nun 2018'deki Taraflar Konferansı'nda belirttiği gibi, "Şu anda küresel ölçekte insan yapısı bir felaketle karşı karşıyayız. Binlerce yıldır karşılaştığımız en büyük tehlike budur; iklim değişikliği. Eğer harekete geçmezsek, medeniyetlerimizin çöküşü ve doğal dünyanın çoğunun neslinin tükenişi ufukta görünmektedir." Yetersiz Mücadele Performansı: İklim değişikliği bilimsel bir gerçek olarak kabul edilmesine rağmen, ulusal iklim politikalarının hazırlanması ve uygulanmasındaki mücadele performansı yetersiz kalmaktadır. Bilimsel Uzlaşıyı Reddetmenin Tehlikesi: Güney Afrika Devlet Başkanı Mbeki'nin AIDS konusundaki bilimsel uzlaşıyı reddederek yaptığı hatalar, bilimsel yöntemleri reddetmenin can kayıplarına yol açabileceğini göstermektedir. İklim değişikliği konusundaki bilimsel uzlaşıyı dikkate almamak, çok daha büyük can kayıplarına neden olabilir. Değişime Direnç ve İnkar Politikaları: Büyük sorunlarla karşılaşıldığında, inkâr politikası sadece politikacılardan değil, mevcut sistemden memnun olan kesimlerden de gelebilir. Barbara Freese, köleliğin kaldırılması, emniyet kemeri gerekliliği, sigaranın zararları gibi konularda özel şirketlerin iklim değişikliği dahil birçok olaya karşı benzer inkâr politikaları izlediğini belirtmiştir. Toplumsal Tepkisizliğin Nedenleri (Daniel Gilbert'a Göre):İnsan Kökenli Tehlikelere Öncelik: İnsanlar, doğal afetlerden ziyade insan kaynaklı tehditleri daha çok önemser. İklim değişikliği bir diktatör tarafından icat edilmiş olsaydı, ana problem olurdu. Duygusal Tahrik Eksikliği: İklim değişikliği, insanların kanını kaynatan, öfkelendiren veya aşağılanmış hissettiren bir "kötü" değildir. Geleceğe Yönelik Tehdit: İnsan beyni mevcut tehditlere karşı önlem almaya alışkınken, gelecekteki tehlikelere karşı önlem almak yeni bir alışkanlıktır. Yavaş Seyir: İklim değişimi, Dünya'nın yaşına göre hızlı olsa da insan ömrü açısından yavaş ilerler ve ani değişikliklere verilen tepkiler kadar güçlü bir farkındalık yaratmaz. Düşüncesiz Yıkım (Bendik-Keymer): İnsanlar, cehalet veya zayıf irade nedeniyle değil, "düşüncesizce ve dünyaya karşı kayıtsız bir şekilde" davranmaktadır. Ahlaki veriler iletilmiş olmasına rağmen eylemlerde bu bilgilerin motivasyonu yoktur. Bu davranışlar bilişsel, örgütsel, politik ve ekonomik sınırlar gibi insani sınırlılıklardan kaynaklanabilir. Alternatif Gerçekler ve Ahlaki Yükün Paylaşılamaması: İklim değişikliği mekanizmalarının ve etkilerinin yeterince bilinmemesi, "alternatif gerçeklerin" konuyu politik alana taşıyarak tartışmanın özünü yitirmesine neden olmaktadır. Zarar gören kitlelerin acısı, bu zarara neden olanlarca yeterince paylaşılamamaktadır. Etiğin Kaçınılmaz Rolü: İklim değişikliği, sadece bilimsel veya politik açılardan değil, etik açıdan da ele alınmak zorundadır. Etiğin uluslararası alanda insanları motive edici bir kaynak olması, başkalarının bakış açılarını kabul etmeyi sağlaması ve kendi çıkarlarına hareket etme eğilimini kırması açısından önemlidir. Kişisel Sorumluluk: İklim değişikliğini ahlak temelli ele almak, küresel ve soyut bir problem olmasının yanı sıra yerel ve yakın bir sorun olduğunu da gösterir. Bisiklet kullanmak veya küresel yardım kuruluşlarına bağışta bulunmak gibi her eylem, iklim değişikliğine karşı ahlaki bir yanıt olabilir. Küresel İklim Değişikliği Bölümünden Temel Tespitler İklim Değişikliği Tanımı: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne (UNFCCC) göre iklim değişikliği; "karşılaştırılabilir zaman dilimlerinde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan ve insan faaliyetleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik" olarak tanımlanmaktadır. Sera Etkisi ve Tarihsel Kökenleri:Fourier (1824): İklimin Güneş'ten gelen ve Dünya'dan ayrılan radyasyon dengesine göre belirlendiğini savundu. Tyndall (1865): Karbondioksit ve su buharı gibi gazların ısıyı soğurarak Dünya'nın normalden daha sıcak kalmasını sağlayan "Sera Etkisi"ni tarif etti. Arrhenius (1896): Antropojenik sera etkisini ele aldı ve sanayi devriminden bu yana atmosfere salınan karbonun çok yavaş çözündüğünü ve fosil yakıt tüketiminin hızlı artacağını öngöremedi. Sera Gazları: Karbondioksit (CO2), metan (CH4), nitröz oksit (N2O), hidroflorokarbonlar (HFCs), perflorokarbonlar (PFCs) ve kükürt hekzaflorür (SF6) Kyoto Protokolü Ek-A'da listelenen ana sera gazlarıdır. Sanayi Devrimi Sonrası Hızlı Artış: Şekil 1, son 800 bin yılın CO2 seviyelerini göstermekte ve sanayi devriminden bu yana bu seviyenin ne kadar hızlı yükseldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Antropojenik Küresel Isınma Konusunda Bilimsel Uzlaşı:Oreskes (2007): 1993-2003 yılları arasında yayımlanan 928 bilimsel yayında, küresel iklim değişikliğini ve insan etkisini reddeden tek bir çalışma bulunmadığını belirtmiştir. Cook vd. (2013): 1991-2011 arasındaki 11.944 akademik yayını incelemiş ve insan etkisini kabul eden bilim insanlarının oranının %97 olduğunu tespit etmiştir. Edwards (2010): Bilim insanlarının büyük çoğunluğunun Dünya'nın ısındığını ve buna insanların neden olduğunu kabul ettiğini ifade etmiştir. Antroposen Çağı: Williston (2015), milyonlarca yıllık geçmişimizde benzerine rastlanmayan bir dönüşüm yaşadığımızı ve "Antroposen" çağına girdiğimizi belirtmektedir. Wilson ise bu dönemi, insan türünün önemli olduğu ve diğer türlerin ikinci planda kaldığı "Eremosen" (Yalnızlık Çağı) olarak adlandırmıştır. IPCC'nin Tespiti: IPCC'nin 1990 yılındaki 1. raporundan bu yana, iklim değişikliği "potansiyel olarak insanlığa yönelik en büyük küresel çevresel tehdit" olarak kabul edilmektedir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 2019 raporuna göre de en büyük risk aşırı meteorolojik olaylar ve iklim değişikliğiyle mücadele ve uyumda başarısızlık. Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Temel Tanımları:İklim: Belirli bir zaman periyodundaki istatistiksel ortalama ve değişkenlik değerleri (genellikle 30 yıl). Sera Gazları: Dünya'dan yansıyan radyasyonu soğurarak atmosferde ısınmaya neden olan gazlar. Emisyon: Sera gazlarının atmosfere salınması. Mücadele (Mitigation): Sera gazı kaynaklarını azaltmak ve yutakları çoğaltmak. Uyum (Adaptation): Gerçekleşen veya beklenen iklime ve etkilerine uygun hale gelme süreci. Direnç (Resilience): Sistemlerin tehlikeli bir olayla başa çıkma, temel işlevlerini koruma ve aynı anda uyum, öğrenme ve dönüşüm yeteneklerini sürdürme kapasitesi. Keeling Eğrisi: Atmosferdeki CO2 konsantrasyonunun yıllara göre değişimini gösteren eğri. IPCC'ye göre 2°C hedefini aşmamak için 450 ppm sınırı geçilmemeli (1 Ocak 2021 itibarıyla 415.43 ppm). IPCC 2018 Raporu Önemli Noktaları:Sanayi devrimi öncesine göre 1°C sıcaklık artışı yaşanmıştır; 2030-2050 arasında 1.5°C'ye ulaşması beklenmektedir. Sera gazı emisyonları nedeniyle her on yılda 0.2°C'lik artış görülmektedir. Bazı bölgelerde (örneğin kutuplar) ısınma ortalamanın iki-üç katıdır. İnsan etkisiyle oluşan ısınma gelecek asırlar boyunca geri döndürülemez niteliktedir. İklim değişikliğinin etkileri zaten gözlenmiştir ve bazıları geri döndürülemezdir (örneğin ekosistemlerin yok olması). 1.5°C'de kalmak, 10 milyon kişiyi iklim değişikliği etkilerinden koruyacak ve mücadele/uyum maliyetlerini azaltacaktır. İklim Değişikliğinin Etkileri Çok Yönlü Etkiler: Özer (2013), iklim değişikliğinin etkilerinin doğrudan veya dolaylı olarak birçok şekilde ortaya çıktığını belirtir. Etkiler yaşa, sosyoekonomik sınıfa, mesleğe ve cinsiyete göre farklılaşır; yoksul ülkeler daha fazla etkilenir. Fiziksel ve Sosyal Etkiler: Ormansızlaşma, buzulların erimesi, deniz seviyesi yükselmesi, okyanus asidifikasyonu, aşırı yağışlar, kuraklıklar, hastalık artışları gibi birçok etki sıralanmıştır. Toprak Üzerindeki Etkiler (IPCC, 2019a): Toprak hem sera gazı kaynağı hem de yutaktır. İnsan kullanımı karasal alanların %70'inden fazlasını etkilemektedir. Ortalama sıcaklık karasal alanlarda küresel ortalamaya göre iki kat daha fazla artmıştır. Gıda güvencesi, biyoçeşitlilik, insan sağlığı ve altyapı olumsuz etkilenmektedir. Kadınlar, gençler, yaşlılar ve yoksullar en kırılgan kesimleri oluşturmaktadır. Kriyosfer ve Okyanuslar Üzerindeki Etkiler (IPCC, 2019b): Buz örtüsü ve buzullarda kütle kaybı yaşanmaktadır. Okyanuslar 1970'ten beri ısınmakta, 1993'ten beri ısınma hızı iki katına çıkmıştır. Okyanus asidifikasyonu ve oksijen seviyelerinde azalma görülmektedir. Deniz seviyesi yükselmesi hızlanmış, tropik siklonlar ve kıyı tehditleri artmıştır. Bilim Dünyasının "Tavır Değişikliği": İklim bilimciler uzun süre herhangi bir doğa olayını iklim değişikliği ile doğrudan ilişkilendirmekten kaçınmışken, artık aşırı hava olaylarının ortalamasındaki artışların iklim değişikliğine bağlı olduğu söylenebilmektedir (Boran ve Heath, 2016). İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkiler (Tablo 1): Sıcaklık, yağış ve hava değişiklikleri doğrudan (sıcağa bağlı ölümler, aşırı hava olayları kaynaklı ölümler) ve dolaylı (ekolojik bozulmalar, gıda yetersizlikleri, salgın hastalıklar, göç) yollarla insan sağlığını etkilemektedir. Milyonlarca İnsan Acı Çekiyor: Global Humanitarian Forum'un 2009 raporuna göre iklim değişikliği "tehdit" olmaktan çıkıp "gerçekleşen bir felaket" haline gelmiştir. Her yıl 300 bin kişi ölmekte, 325 milyon insan ciddi şekilde etkilenmektedir. Yıllık maliyet 125 milyar dolar civarındadır. Zincirleme Reaksiyonlar: İklim değişikliği, su kaynakları ve tarımsal üretimdeki hasarlar gibi başlangıçtaki etkilerle kötü beslenme, sağlık sorunları ve göç gibi zincirleme reaksiyonları tetikleyerek toplumsal huzursuzluğa yol açar. Ani Değişim Tehlikesi: Sera gazı emisyonları arttıkça, iklimde bir anda, uyum sağlama imkanı olmadan, radikal bir dönüşüm yaşanması ihtimali artmaktadır. Geçmişte yaşanan ani sıcaklık artışları (Genç Dryas Dönemi) örnek gösterilmektedir. İklim Değişikliğine Karşı Küresel Çalışmalar Uluslararası Tepki ve Eşitsizlik: İklim değişikliğinin bilimsel statüsü arttıkça küresel tepki de artmıştır. Ancak ekonomisi sera gazı emisyonlarının azalması halinde zarar görecek ülkeler isteksiz davranmaktadır. Birleşmiş Milletler, uluslararası anlaşmalarla çözüm bulmaya çalışmaktadır. Küresel Yanıt Stratejileri (Heyward, 2013 - Tablo 2):Mücadele: Sera gazı emisyonlarını azaltmak. Karbondioksit Giderme: Atmosferden CO2 eksiltme. Solar Radyasyon Yönetimi: Yansımayı artırmak. Uyum: Sulamayı geliştirmek, sellere ve hastalıklara karşı korunma. Telafi Etme: Finansal tazminat, sembolik tamirat. Hükümetlerarası İklim Paneli (IPCC): 1988'de kurulan IPCC, iklim değişikliğiyle ilgili bilgileri toplar, sentezler ve değerlendirir. Bilimsel çalışmaları ve değerlendirme raporları (1990, 1995, 2001, 2007, 2014) ile iklim bilgisinin örgütsel omurgasını oluşturur. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC):1992'de Rio'da kabul edildi. Genel parametreleri ve ilkeleri belirlemiş, detayları sonraki müzakerelere bırakmıştır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere "ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar" yüklemiştir. Amacı, ekosistemlerin uyum sağlamasına, gıda üretiminin tehdit edilmemesine ve sürdürülebilir kalkınmaya olanak sağlayacak şekilde sera gazlarının atmosferde birikmesini önlemektir. "Dişsiz" Sözleşme: Shue'ya göre, ABD'nin müzakerelerdeki etkisi nedeniyle sözleşme yaptırım gücü olmayan bir metin haline gelmiştir. Taraflar Konferansı (COP): UNFCCC'nin en üst düzey yönetim organıdır, her yıl toplanır ve taraf ülkelerin taahhütlerini gözden geçirir, bilgi alışverişi ve koordinasyon sağlar. Kyoto Protokolü (1997):Endüstrileşmiş ülkelerin emisyonlarını 2008-2012 yılları arasında 1990 seviyesinin %5 altına çekmesini hedeflemiştir. Karbondioksit (CO2), metan (CH4), nitröz oksit (N2O), hidroflorokarbonlar (HFCs), perflorokarbonlar (PFCs) ve kükürt hekzaflorür (SF6) sera gazı olarak tanımlanmıştır. Rusya'nın onayıyla 2005'te yürürlüğe girmiştir. ABD onaylamamış ve geri çekilmiştir. Ortak Yürütme, Temiz Kalkınma Mekanizması ve Emisyon Ticareti gibi esneklik mekanizmaları içermektedir. İkinci dönemi (2013-2020) kağıt üzerinde kabul edilse de pratikte tek dönem yürürlükte kalmıştır. NAPA ve NAP Süreçleri:NAPA (Ulusal Uyum Eylem Programları): En az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı acil ve öncelikli uyum ihtiyaçlarına odaklanır (2001'de kabul edildi, 51 ülke hazırladı). NAP (Ulusal Uyum Planları): 2010 Cancún'da başlatılan, gelişmekte olan ülkeleri de kapsayan, orta ve uzun vadeli, daha geniş kapsamlı ve esnek uyum planlarıdır (20 ülke hazırladı). Paris Anlaşması (2015):Kyoto Protokolü'nden farklı olarak tüm taraflara sorumluluk yükler. Küresel ısınmayı sanayi devrimi öncesine göre 2 derecenin çok altında, mümkünse 1.5 derecede tutmayı hedefler. Ülkelerin "Ulusal Katkı Beyanları" (NDC) üzerine kurulu bir sorumluluk verir. En korunmasız ülkelerin zarar ve kayıplarının karşılanması öngörülmekle birlikte yasal bir mekanizma belirlenmemiştir. "Uzun Vadeli Düşük Sera Gazı Emisyonlu Kalkınma Stratejileri" (LT-LEDS) gönüllülük esasına bağlıdır. Çerçeve Sözleşme Kapsamında Faaliyet Gösteren Fonlar:Küresel Çevre Fonu (GEF): 1992'de kuruldu, iklim değişikliği dahil birçok çevresel projeye finansman sağlar. Yeşil İklim Fonu (GCF): 2010'da kuruldu, gelişmekte olan ülkelerin emisyon azaltımı ve uyum kapasitelerini artırmayı hedefler. En Az Gelişmiş Ülkeler Fonu (LDCF): 2001'de kuruldu, en az gelişmiş ülkelerin NAPA programlarını finanse eder. Özel İklim Değişikliği Fonu (SCCF): Gelişmekte olan ülkelere uyum, teknoloji transferi, enerji gibi alanlarda proje finansmanı sağlar. Uyum Fonu (Adaptation Fund): Kyoto Protokolü kapsamında 2001'de kuruldu, gelişmekte olan ülkelerdeki somut uyum projelerini finanse eder. Hyogo ve Sendai Çerçeveleri: Uluslararası afet politikasının önemli parçalarıdır. İklim değişikliği her iki çerçevede de risk arttırıcı bir faktör olarak ele alınır ve afet risk azaltma stratejilerine entegrasyonu vurgulanır. Ancak iklim değişikliği, bazı yetkililerce dikkat dağıtma aracı veya günah keçisi olarak da kullanılabilmektedir (Kelman ve Gaillard, 2010). 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: İklim Eylemi:Milenyum Kalkınma Hedefleri'nin devamıdır. 2015'te kabul edildi. Sürdürülebilir kalkınmayı 5 sütun üzerine kurar: İnsanlar (people), refah (prosperity), gezegen (planet), ortaklık (partnership) ve barış (peace). hedef "İklim Eylemi" olup, iklim değişikliği ve etkilerine karşı acil harekete geçilmesi çağrısı yapar. İklim değişikliği diğer kalkınma hedeflerini de olumsuz etkileyen, tehlikeleri katlayan bir olgudur. Sürdürülebilir enerji sistemine geçiş, 2030'a kadar 26 trilyon dolar doğrudan ekonomik kazanç ve 65 milyon yeni iş imkanı sağlayabilir (Zhenmin ve Espinosa, 2019). İklim Değişikliğinde Son Durum Sera Gazı Yoğunlukları Rekor Kırıyor: WMO'nun 2020 raporuna göre, CO2, CH4 ve N2O gazlarının atmosferdeki yoğunlukları 2019'da rekor kırmıştır. Sanayi devrimi öncesine göre CO2 %148, CH4 %260 ve N2O %123 daha fazladır (Şekil 3). Ekonomik Durgunluğa Rağmen Artış: COVID-19 pandemisindeki ekonomik durgunluğa rağmen sera gazı emisyonları artmaya devam etmiştir. Sıcaklık Artışı ve Aşırı Hava Olayları: Ocak-Aralık 2020 küresel sıcaklığı sanayi devrimi öncesine göre 1.2°C artmıştır. 2011-2020 bilinen en sıcak 10 yıl olarak kaydedilmiştir. Aşırı hava olayları (yangınlar, seller, kuraklıklar, fırtınalar) sıklaşmakta ve şiddetlenmektedir. Deniz seviyesi yılda 3.29 mm yükselmektedir. Küresel Politikaların Başarısızlığı: Son 30 yılda, küresel politikalar ve aktörler, iklim değişikliğine karşı önlem alma ve süreci durdurma şansını büyük oranda geri çevirmiş, büyük zararlara yol açmıştır. ABD ve Çin'in Konumu ABD'nin Tarihsel Sorumluluğu ve Tutarsız Politikaları: ABD, Çerçeve Sözleşme'yi etkisiz hale getirmekle suçlanmış, Kyoto Protokolü'nü uygulamamış ve Paris Anlaşması'ndan çekilerek iklim politikalarını iç politika konusu olarak ele almıştır. Başkanların siyasi görüşüne göre pozisyon değiştirmektedir. Moore'un Tartışmalı Görüşleri: Thomas Gale Moore gibi düşünürler, kuzeydeki ülkelerin iklim değişikliğini çok fazla umursamalarına gerek olmadığını ve karbon vergisinin yeterli olacağını iddia etmiştir. Eyaletlerin Farklı Yaklaşımları: ABD'de eyaletler arasında iklim politikalarında büyük farklılıklar vardır; bazıları aktif düzenlemeler yaparken, bazıları direnç göstermektedir. Ancak bazı iklim politikası araçları (Yenilenebilir Portföy Standartları, emisyon üst sınırı ve ticareti) ilk olarak ABD eyaletlerinde geliştirilmiştir. Shue'nun Eleştirisi: Henry Shue, ABD ulusal hükümetinin tarihsel sorumluluk, zarar vermeme buyruğu ve iklimi tehdit etmeme görevi göz önüne alındığında, acilen ve tutkulu bir şekilde karbonsuz düzene geçiş için çalışması gerektiğini belirtmiştir. Çin'in Yükselişi ve Dönüşümü: Tarihsel sorumlulukta ABD önde olsa da, günümüzde en fazla emisyon üreten ülke Çin'dir (kişi başına emisyonda hala ABD'nin gerisinde). Çin'in İklim Politikalarındaki İlerleme: Çin, emisyon azaltımına başlamış, kömür tüketimini azaltmış ve yenilenebilir enerjiye büyük yatırımlar yapmıştır (2010-2019 arası yenilenebilir enerji kapasitesini %225 artırmıştır). Karbon ticareti piyasasının AB'den daha büyük olması beklenmektedir. Küresel Model Olma Potansiyeli: Çin'in yeşil ve iklim dostu bir ekonomiye geçiş yapması, diğer gelişmekte olan ülkelere örnek teşkil edebilir ve küresel iklim politikalarına yön veren bir model haline gelebilir. Bu durum, ABD'nin ve Batı yaşam tarzının "yenilgisi" anlamına gelebilir. Etik Bölümünden Ana Temalar Çevre Felsefesinin Kalbinde İklim Değişikliği Etiği: Edward O. Wilson ve John Baird Callicott gibi düşünürler, antropojenik tür yok oluşunu ve iklim değişikliğinin etkilerini gelecek nesillerin bizi asla affetmeyeceği bir suç olarak görmektedir. Callicott, küresel iklim değişikliğini çevre felsefesinin geleceği olarak nitelemektedir. Etik ve Ahlak Ayrımı:Ahlak: Yaşama deneyimiyle benimsenen veya otorite tarafından dayatılan, genellikle sorgulanmadan kabul edilen, sistematik olmayan iyi-kötü kuralları bütünüdür. Etik: Felsefenin bir dalı olarak, iyi ve kötüyü sistematik ve hiyerarşik bir düzen olarak ele alan, düşünsel bir faaliyettir. Etiğin kuralları genellikle filozoflarca üretilir ve tüm zamanlar ve toplumlar için geçerli prensipler ortaya koymaya çalışır. Etiğin Hukuk ve Politikaya Rehberliği: Hukukun ahlakı öncelemesi ve etiğin hukuk felsefesini öncelemesi gibi, iklim değişikliği konusunda hukuk normları ve politikalar hazırlanırken etiğin yol göstericiliğine ihtiyaç vardır. Etiğin Sınıflandırılması:Betimleyici (Descriptive) Etik: Norm bildirmeyen, kural koymayan, sadece ahlaki olguları inceleyen etik. Normatif Etik: Kural koyan, iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımına vurgu yapan, insanlara rehberlik etmeyi amaçlayan etik. Meta-etik: Normatif etikteki yargıları analiz eden, kavramları inceleyen, etiğin dilini açıklayan etik. Etiğin Evrimi ve Kapsamının Genişlemesi (Algan, 2008 ve Nash, 1989):İnsanmerkezci (Antroposentrik) Etik: Merkeze insanı alır, doğanın özsel değeri yoktur, insan faydası için çevreyi korumalıdır. (Günümüzde hala baskın). Canlımerkezci (Biyosentrik) Etik: Tüm canlıların özsel değere sahip olduğunu savunur (Schweitzer, Lovelock). Ekosfermerkezci (Ekosentrik) Etik: Doğadaki tüm varlıkların özsel değere sahip olduğunu savunur, insan sadece bir tanesidir (Arne Naess - Derin Ekoloji). Çevremerkezci Etik: Doğal varlıkların yanı sıra antropojenik tarihî, arkeolojik ve estetik varlıkların da özsel değere sahip olduğunu söyler. Etiğin Varlığı ve Kaynağı Sorunu Amoralizm: Ahlaka tamamen kayıtsız olma durumu. Doğru ve yanlış kavramları yoktur. Moral Nihilizm: Ahlaki gerçeklerin olmadığı düşüncesi. Bilişselci olmayanlara göre ahlaki yargılar doğru veya yanlış olamaz, bir duygunun dile getirilmesidir. Kurguculuk (Fictionalism - Joyce): Ahlakın bir kurgu olduğunu, ancak toplumsal yaşamda yararlı bir araç olduğunu savunur. Nietzsche ve "Sürü Ahlakı" Eleştirisi: Hristiyanlığı ve geleneksel ahlakı "sürü ahlakı" olarak eleştirir. Zayıflık ve merhametin, güçlüleri kontrol etmek için zayıflar tarafından uydurulduğunu iddia eder. İnsanların ahlakı aşan yeni ideallere yönelmesi gerektiğini savunur. Badiou'nun Batılı Etik Eleştirisi: Etik diye bir şey olmadığını, sadece aşk, sanat, siyaset ve bilim etiği olduğunu savunur. Batılı etiğin "kötü"den beslendiğini ve "ideolojilerin sonu"nun bir tezahürü olduğunu iddia eder. Etiğin Kaynağına İlişkin Şüpheler: İnsanların kimya gibi konularda objektif yargılara inanırken, etikte çekimser kaldığı gözlenir. Ahlaki konuların "görüş meselesi" olarak algılanması, kültürel farklılıklar, ispat zorluğu ve etiğin duygusal/soyut yapısı bu şüpheleri besler (Smith, 2008). Teizm: Ahlakın kaynağının Tanrı olduğuna inanır. Teolojik etik, felsefi etikten farklı metot ve kaynaklara sahiptir. Etiğin Kapsamı ve İçeriği Sorunu Ahlaki Gerçekçilik (Moral Realism): Ahlaki gerçeklerin ve önermelerin, insanların inançlarından bağımsız olarak mevcut olduğunu savunur. Etik nesneldir ve doğru ya da yanlış olabilir. Basit Öznelcilik: Normatif önermelerin gerçekliğinin kişiden kişiye değiştiğini savunur. Ancak bu, korkunç eylemleri "doğru" kılma potansiyeli nedeniyle genellikle kabul görmez. Duyguculuk (Emotivism - Hume, Schweitzer): Ahlaki önermelerin işlevinin, öznenin ahlaki duygularını ortaya koymak ve başkalarında da aynı duyguları uyandırmak olduğunu savunur. Bir yargının doğru ya da yanlış olduğu iddia edilemez. Evrenselcilik ve Görecilik Evrenselcilik (Universalizm): Kültüre göre değişmeyen, tüm zaman ve mekanlarda geçerli doğru ve yanlışların (en azından temel ahlaki normlar ve değerler) var olduğunu savunur. Dini, ideolojik ve politik evrenselcilik olarak üç şekilde görülebilir. Görecilik (Rölativizm): Ahlaki evrensel standartlar olmadığını, hiçbir ahlaki "doğru", "yanlış" kabulünün tüm zamanlar ve kültürler için geçerli olamayacağını ifade eder. Kültürel görecilik (Herodot'a kadar uzanır) ve felsefi görecilik (Brandt) olarak ayrılabilir. Eleştiriler:Göreciliğe Yönelik: Çok itici ahlaki düşünceleri (kölelik, soykırım gibi) onaylaması, kendi içinde çelişik olması (eğer görecilik evrensel bir doğruysa kendi kendini reddeder), kültürel değerlere atıf yapması ve toleransın evrensel bir erdem olduğu iddiasıyla çelişmesi gibi eleştiriler yöneltilir. Görecilik, kültürü ahlakın merkezi yaparak ırkçılık veya şiddet gibi unsurları eleştirilemez kılar. Evrenselciliğe Yönelik: Ortak insan doğası fikrine bağlı oluşu, soyut ve bağlamsız olması, insanları doğru eylem için motive edememesi gibi eleştiriler yöneltilir. Ancak evrenselciler, ortak ihtiyaçlar, yetenekler ve amaçlar gibi ortak insan özellikleri olduğunu vurgular. İklim Etiği ve Evrenselcilik: İklim değişikliği küresel bir sorun olduğu için, onunla ilgili etik ilkelerin de küresel/evrensel olması gerektiği sonucuna varılabilir. Uygulamaların topluma ve coğrafyaya özgü oluşu, ilkenin evrensel oluşunu zedelememektedir. Özsel Değer (Intrinsic Value) Tanım: Başka bir gerekçeye bağlı olmadan, kendi başına iyi olan şeydir. Geleneksel olarak, özsel değer ilişkilerden bağımsızdır ("benim için değerli" gibi). Meta-etik Köprü: Özsel değer kavramı normatif etik ve meta-etik arasında önemli bir köprüdür. Farklı Anlayışlar:Klasik Yararcılık (Hedonizm): Haz, özsel değere sahiptir; acı ise temel kötüdür (Bentham). Kantçılık: Özsel değer saygı ve önem vermenin temelidir ve insanların görevlerini belirlemekte işe yarar. Yaşamların ya da dünyaların değerini belirlemek için kullanılmaz. Frankena: Haz, bilgi, anlayış, ahlaken iyi duygulara sahip olma gibi şeylerin değil, bunları deneyimlemenin özsel değere sahip olduğunu savunur. Jamieson: Özsel değer kavramının amaçsal (araçsal değerle ilişkili), ahlaki dünyaya giriş bileti, nesnenin kendi içindeki değeri ve değer verenlerden bağımsız değeri olarak dört farklı kullanımını belirtir. Lemos: Bazı duyarlı olmayan canlıların büyüyüp gelişmesinin de özsel değere sahip olduğu düşüncesindedir. O'Neill: Herhangi bir çevre etiği, insan olmayan varlıkların ve doğal dünyanın özsel değeri olduğu düşüncesini gerektirir. Leopold: Yeryüzünün ve onun sağlıklı işlevinin özsel değere sahip olduğunu savunur ("Yeryüzü Toplumunun fatihi" yerine vatandaşı olma). Naess (Derin Ekoloji): İnsan ve insan olmayan yaşamların sağlığı ve gelişmesi kendinden değerlidir (özsel değer). Canlı formlarının zenginliği ve çeşitliliği de değerlidir. Ana Hatlarıyla Etik Yaklaşımlar Normatif Etik Tanım: Felsefenin doğru eylemler ve ahlaki değerlendirmelerle ilgili standartlarla ilgilenen dalıdır. Bireye karar almada yol göstermeyi ve eylemleri değerlendirmeyi amaçlar. Temel Teoriler: Sonuçsalcılık, Deontoloji, Erdem Etiği ve Toplumsal Sözleşme Teorisi. a. Sonuçsalcılık (Consequentialism) ve Yararcılık (Utilitarianism) Tanım: Fiilleri yalnızca sonuçlarına göre ahlaki olarak doğru ya da yanlış olarak değerlendiren teori ailesidir. İyi sonuçlar doğuran eylemler doğrudur. Yararcılık (Utilitarianism - Bentham, Mill): En bilinen sonuçsalcılık örneğidir. İyilik kavramı, doğru veya yükümlülükten daha temeldir. Herkese sağladığı yararın derecesiyle eylemleri değerlendirir; en fazla toplam faydayı getirecek olanı seçmeyi önerir. Bentham: Hazzı etik açıdan temel alır ve ölçülebilir olduğunu savunur (şiddeti, süresi, kesinliği vb.). Hayvanların da haz ve acı duyduğu için ahlaki konumu olduğunu belirtir. Mill: Hazları nicelik kadar nitelik olarak da ölçer, bazı hazların (entelektüel hazlar) daha iyi olduğunu savunur. Bireysel özgürlüklere devlet müdahalesini sınırlar. Eleştiriler:"Domuz Ahlakı": Hazlar konusunda aşırı eşitlikçi bulunması (Bentham). Dağıtımsal Adaletsizlik: Toplam yararı maksimize etme hedefi, küçük yarar farkları nedeniyle büyük eşitsizlikleri onaylayabilir. Aşırı Talepkarlık: Bireyi eylemlerinin tüm sonuçlarını bilmek zorunda bırakması; sürekli bir iyilik ve fedakarlık gerektirmesi (Singer'ın lüks tüketim eleştirisi). Özel İlişkiler Eleştirisi: Tarafsızlık ilkesi, aileye veya arkadaşlara karşı özel görevlerle çelişir. Savunmalar: Sonuçsalcılığın esnek bir teori olduğu (Parfit) ve en iyi sonucu ortaya koymayı hedeflediği belirtilir. Bireysel özel sorumluluklar da sonuçsalcı gerekçelerle açıklanabilir (aileye özel ilgi genel iyiliği artırır). b. Deontoloji (Görev Etiği) Tanım: Eylemin kendisini ve eyleme neden olan güdünün saflığını değerlendirir. Kant, Ross, Scanlon gibi düşünürlerle ilişkilidir. Temel haklara dayanan yaklaşımlar ve dini öğretilerle benzerlik gösterir. Ayırt Edici Özellikler (McNaughton ve Rawling):Kısıtlamalar: Yalan söylemek, masum birini öldürmek gibi eylemlerin kendiliğinden yanlış olduğunu savunur, sonuçlardan bağımsızdır. Özel İlişkilere Bağlı Görevler: Aileye, arkadaşlara, verilen sözlere karşı özel görevlerin varlığını kabul eder. Sınırlı Sorumluluklar: Bireyin başkalarına karşı görevlerinin sınırlı olduğunu, aşırı fedakarlık yapma zorunluluğu olmadığını belirtir. Özneyle İlişki: Eylemin doğruluğunu onun iyiliği belirler; öznenin kısıtları, özel ilişkileri ve seçenekleri dikkate alınır. Kantçılık:Merkezi Fikir: Ahlak, akla dayalı koşulsuz buyruklar (kategorik imperatif) tarafından belirlenir. Bu buyruklar tüm mantıklı öznelere uygulanabilir ve arzular, çıkarlar, amaçlar, roller veya ilişkilerden bağımsızdır. Koşulsuz Buyruk: "Öyle bir ilkeye göre hareket et ki; o eylem evrensel bir kanun haline gelebilsin." İkinci Formülasyon: "İnsanlığa karşı davranışlarında, kendin de olsan başkası da olsa, her zaman bir amaç olarak yaklaş ve asla insanları yalnızca bir araç olarak görme." Hayvanlara Karşı Tutum: Kant'a göre görev sadece mantıklı özneler için geçerlidir; hayvanlara karşı görevler dolaylı olarak insanlığa karşı görevlerdir (hayvanlara kötü davranmak insanların ahlakını bozar). Eleştiriler:"İçi Boş" Formülasyon: Etik anlayışının boş olduğu ve her şeyin evrenselleştirilebileceği eleştirisi (MacIntyre: prensiplerin Newton fiziği ve Protestanlığın seküler versiyonundan ibaret olduğu). Kusursuz Ödevlerin Katılığı: Yalan söylemenin her zaman yanlış olması gibi sağduyuya aykırı görüşler (katile kurbanın yerini söylememek için bile yalan söylenmemesi). Sonuçlara Kayıtsızlık: Eylemlerin sonuçlarına yeterince önem vermediği eleştirisi. Ancak çağdaş Kantçılar, prensipleri formüle ederken sonuçların da dikkate alınması gerektiğini savunur. Hayvanların Ahlaki Durumu: Hayvanlara karşı doğrudan görevlerin olmaması ve onların sadece araç olarak görülmesi. Korsgaard gibi çağdaş Kantçılar, Kantçı teoriyi genişleterek hayvan doğasının insan doğasıyla benzerlik gösterdiğini ve hayvani yanımıza değer verdiğimizde diğer canlılara da değer vermemiz gerektiğini savunur. c. Erdem Etiği Tanım: Son yüzyılda yeniden keşfedilen, "Nasıl bir insan olmak gerekir?" sorusu üzerinde duran teoridir. Erdemli bir insan; cesur, alçakgönüllü, dürüst, eşitlikçi ve bilgedir. Doğru eylem, erdemli insanın eylemleri olarak tanımlanır. Aristotales ve Eudaimonia:Eudaimonia: İyi/mutlu insan olmak, kişinin gelişip olgunlaşması ve erdemli bir şekilde yaşamasıyla ulaşılır. İki Tür Erdem: Entelektüel (teorik ve pratik bilgelik/sağgörü - phronesis) ve Ahlaki erdemler. Pratik bilgelik, ahlaki erdemler için ön şarttır. Ölçülü Yaklaşım: Erdem, iki uç arasındaki orta yoldur ve sağgörüye sahip kişi tarafından belirlenir. Erdemli Özne: Hayatı bütün erdemleri ortaya koyan kişidir, iç çatışma yaşamaz. Eğitim Vurgusu: İyi insan olmak için sadece iyi şeyleri bilmek yetmez, uygulamak da gerekir. Gerçek potansiyeli ortaya çıkarmak için eğitime ihtiyaç vardır. David Hume ve Erdem:Duygu ve Tutkuların Rolü: Ahlakın akla değil, duygu ve tutkulara bağlı olduğunu savunur. Adalet anlayışı çevresel koşullara göre farklılaşır ve yararlı sonuçlardan türetilir. "Olan"dan "Olması Gereken"i Türetilemez: Ahlaki olmayan durumlardan ahlaki sonuçlar çıkarılamaz. Erdem Tanımı: Erdem, kişide bulunan hoş bir özelliktir. İnsanlar, bencillik dışında sevgi ve başkalarının iyiliği yönünde de hareket eder. Ahlaki yargılar güdülere, karaktere ve niyetlere dayanır. Doğal ve Yapay Erdemler: Doğal erdemler insan doğasının ayrılmaz özellikleri (cömertlik, şefkat); yapay erdemler ise insanların birlikte yaşamaları nedeniyle ürettikleri (mülkiyet, sözleşme) erdemlerdir. Eleştiriler:Meta-etik Kapsamdaki Belirsizlik: Neyin etik kapsamına girdiği ve neyin girmediği yeterince açık değildir ("Erdemli Özne"nin kaldırım taşlarına basmaması gibi eylemler ahlaki olmak zorunda değildir). Ortama Göre Davranış: İnsan davranışının ortama göre değişmesi, erdem etiği için önemli bir sorun teşkil eder. Göreciliğe Açıklık: Farklı kültürlerin farklı erdem listeleri hazırlaması (Hristiyanlık sonrası erdemler ile antik Yunan erdemlerinin farklılığı). Eylem Rehberi Eksikliği: İkilem durumlarında (Sartre'ın örneği gibi) ne yapılması gerektiği konusunda net bir rehber sunmaması. Sıradan Eylemlerin Ahlaki Yükü: Çevresel sorunların çoğunun tek kişinin ahlak dışı eyleminden değil, sıradan ve ortak eylemlerden kaynaklanması durumunda yetersiz kalması. d. Toplumsal Sözleşme Teorisi Tanım: Ahlaki kuralların akıllı bireyler arasındaki bir anlaşmadan doğduğunu söyler. Ahlakın kaynağı bir tür sözleşmedir (gerçek veya varsayımsal olabilir). Türleri (Freeman):Çıkar Temelli Sözleşme Teorileri (Hobbes, Gauthier): Ahlaki unsurlar sözleşmenin doğuşunda yer almaz, herkesin çıkarına olacak bir iş birliği yaratılması amaçlanır. Doğru Temelli Sözleşme Teorileri (Locke, Rousseau, Kant, Rawls, Scanlon): Doğru ve adil olanın belli ahlaki nosyonlara başvurmadan ortaya çıkarılamayacağını savunur. Hobbes ve Sözleşmeci Etik:Doğa Durumu: "Herkesin herkese karşı savaşı" (bellum omnium contra omnes) durumundan kurtulmak için siyasi gücün egemen olması gerekir. Psikolojik Egoizm: Herkesin kendi çıkarı tarafından güdülendiğini varsayar. Sözleşme Nedeni: Ölüm korkusu ve barış içinde uzun bir yaşam arzusu insanları birlikte hareket etmeye zorlar. Yasalar, akıllı insanlar arasındaki bir anlaşmadır. Gauthier (Modern Sözleşmeci): Akıllı bir kişinin, davranışlarını ahlak prensiplerine uydurmayı seçeceğini ve sınırlı maksimizasyon (iş birliğiyle kendi yararını maksimize etme) yoluyla ortak yararlara erişeceğini savunur. Yararsız insanlara zarar vermenin ahlaksız görülemeyeceğini iddia etmesi eleştiri almıştır. Kantçı Sözleşmecilik (Rousseau, Kant, Rawls):Rousseau: Sözleşmeyi insanların özgürlük ve ahlaki gelişmelerinden taviz vermeden birleşmelerinin bir yolu olarak görür, bir itaat değil ortaklık sözleşmesidir. Kant: Gerçek bir cumhuriyetin toplumsal sözleşme fikriyle uyumlu olması gerektiğini, sözleşmenin ampirik bir gerçek olmaktan çok bir fikir olduğunu savunur. Ahlaki kanunların doğruluğu bireylerin pazarlığıyla değil, ortak bir bakış açısından belirlenir. Rawls (Başlangıç Pozisyonu ve Cehalet Perdesi): Adil ilkeleri ancak cehalet perdesi arkasındaki tarafsız bir başlangıç pozisyonunda belirleyebileceğimizi savunur. Adil bir toplumda kaynaklar eşitsiz dağılsa da sistemin en kötü durumdakilerin menfaatine işlemesi gerekir. Eleştiriler:Siyasi Yükümlülüklerin Kaynağı: Reform döneminde devlet yapısının Tanrı'nın arzusu olduğu inancı kaybolunca, siyasi yükümlülüklerin yeni kaynağı olarak ortaya çıkmıştır. Marx'ın Eleştirisi: İnsan doğasının durağan olmadığını, sözleşme teorisinin kapitalist üretim modelinden doğan güç dengesizliğini yansıttığını ve devrimin gerekliliğini savunur. Avantajlı Kesimler: Daha zengin ve güçlü kesimlerin sözleşmeden daha kârlı çıkacağı ve hatta sözleşmeye karşı çıkabileceği (Parfit). Ahlaka Aykırı Davranışların Mantıklılığı: Hobbes'un aksine, kötü eylemlerin gayet mantıklı bir şekilde işlenebildiği. Zeki birinin kurallara sadece işine yaradığı sürece bağlı kalması tehlikesi. Nozick'in Rawls Eleştirisi: Rawls'ın adalet teorisinin özgürlük olmadığını, zenginliğin yeniden dağıtımını içeren politikaların "hırsızlık" anlamına geldiğini savunur. Göreciliğe Açıklık: Sözleşmeyi kabul eden insanların idealize edilmesi, teorinin sözleşmeci özelliğini azaltır. Tamamen sözleşmeye bırakmak göreciliğe yol açar. Kapsam Dışı Taraflar: Hayvanlar, gelecek nesiller gibi sözleşmenin tarafı olamayanların ahlaki statüsü belirsiz kalır. Çevre söz konusu olduğunda ilgili tarafların büyük çoğunluğu sözleşmeye taraf değildir (Jamieson). Etik ve Çevre Antik Yunan'dan Uzaklaşma: Etiğin kökeni olan "ethos" kelimesi, Antik Yunanca'da bir canlının yaşam alanı, evi anlamındayken, Aristotales'ten itibaren sadece insanlar için kullanılmış ve insan dışındaki canlıları dikkate almamıştır (Rozzi, 2013b). Çevre Etiği Birincil Olmalı (Rolston): Çevresel koşulların insan yaşam kalitesi için vazgeçilmez olduğu ve etiğin çevreye de uygulanması gerektiği vurgulanır. Çevre etiği, kaynak kullanımı, adil dağıtım, gelecek nesillerin ihtiyaçları gibi konulara indirgenemez, aksine birincil olmalıdır. İnsan Etkisinin Genişlemesi: Teknoloji geliştikçe insan eylemlerinin biyosferin geniş alanlarını ve gelecek nesilleri etkilediği kabul edilmektedir. İnsanlık, yaşamın başlangıcından bu yana yaşanan 6. büyük soyu tükenme olayıyla karşı karşıyadır ve bu kriz insan kaynaklıdır (Jamieson, 2008). Çevre Etiğinin Özellikleri (Yang, 2006):Genişletilmiş: Etiğin kapsamını insan ilişkilerinin ötesine taşır. Disiplinlerarası: Politika, ekonomi, doğa bilimleri gibi birçok disiplinle etkileşim içindedir. Birden Fazla Yaklaşım: İnsanmerkezcilik, hayvan hakları, canlımerkezcilik ve doğamerkezcilik gibi farklı etik gerekçeler sunar. Küresel: Çevresel sorunlar ulusal sınırları aşar, küresel bir perspektif gerektirir. Reformcu: Baskın insanmerkezci etik teorilere karşı çıkar, etiğin kapsamını tüm varlıklara ve sonraki nesillere genişletir. a. İnsanmerkezcilikten Çevreye İnsanmerkezcilik Eleştirisi (Naess): Descartes'tan Newton'a kadar Avrupa biliminin doğaya karşı "barbarca" yaklaşımı, çevresel yıkımlara ve duyarsızlığa yol açmıştır. Hristiyanlığın Rolü (White): Çevresel krizin merkezinde Hristiyanlığın insan merkezli oluşu bulunmaktadır. İnsan, Tanrı'nın doğa üzerindeki üstünlüğünü paylaşarak doğayı sömürmeyi Tanrı'nın iradesi olarak görmüştür. Antropomorfizm ve İnsanmerkezcilik (Steiner, Schuyler): Antik çağlardan beri insanların tanrılarına insan sureti vermesi veya evrenin merkezinde kendini görmesi, insanmerkezciliğin birer örneğidir. İnsanlar, evrende önemsiz oldukları düşüncesine katlanamazlar. Schweitzer'ın Evrensel Etik İsteği: Tüm etik sistemlerin zayıflığının sadece insanların insanlarla olan ilişkileriyle ilgilenmek olduğunu belirtir. Gerçek etik, bitkilerin, hayvanların ve diğer insanların yaşamlarının kutsal olduğunu kabul etmeyi gerektirir. Carson'ın "Sessiz Bahar"ı ve "Doğayı Kontrol Etme" Fikrine Karşı Çıkış: Rachel Carson, "doğayı kontrol etme" fikrini küstahça bulur ve Neandertal dönemde icat edilmiş, doğanın sadece insan faydası için var olduğunu savunan bir düşünce olarak niteler. İnsanlığın doğayı yok edecek güce erişmesiyle birlikte doğanın insandan korunması gerekliliğini vurgular. b. Çevre ve Özsel Değer Routley'nin "Son İnsan" Argümanı: Dünya'daki son insanın tüm canlıları yok etme gücüne sahip olması durumunda bu eylemin ahlaki olup olmadığı sorusu, insan şovenizminin sınırlarını gösterir. Çevresel etik açısından böyle bir eylem kesinlikle yapılmamalıdır. Değerin Kaynağı Tartışması (Callicott vs. Rolston):Callicott: Değerin ancak değer veren bir öznenin varlığı halinde var olabileceğini, ancak insanların doğaya bir araç olarak değil, amaç olarak değer vermesi halinde özsel değere sahip olacağını savunur. Rolston: Değerin varlığı için değer verici özne gerekli olsa da, değer verme eyleminin değeri hem değer verene hem de değer verilene bahşettiğini savunur. Doğal sistemin kendisi değerlidir ve değerleri o üretir. Bireyci olmayan bir yararcılık kurgulanabilir. Lemos'un Bilinçlilik Tezi: Özsel değere sahip ilişkiler için bilincin gerekli olduğunu, ancak bazı duyarlı olmayan canlıların büyüyüp gelişmesinin de özsel değere sahip olabileceğini savunur. O'Neill'ın Vurgusu: Herhangi bir çevre etiğine sahip olmak, insan olmayan varlıklar ve doğal dünyadaki ilişkilerin özsel değeri olduğu düşüncesine sahip olmayı gerektirir. Leopold'un Yeryüzü Etiği: Yeryüzünün toprak, bitki ve hayvanlardan oluşan bir enerji çemberi olduğunu, insanın bu çemberin bir üyesi olması gerektiğini savunur. Yeryüzünü görmek, hissetmek, anlamak, sevmek ve ona inanmak, yeryüzü etiğine sahip olmak için gereklidir. Ekonomik değeri olmayan canlıların da canlılar toplumunun üyeleri olarak değer taşıdığını vurgular. Naess (Derin Ekoloji): İnsan ve insan olmayan çevrenin sağlığı ve gelişmesinin kendinden değerli (özsel değer) olduğunu savunur. c. Çevre Etiği Ağacındaki Bazı Yaklaşımlar Leopold/Yeryüzü Etiği: Aldo Leopold, çevrenin sömürü nedeniyle zarar gördüğünü, insanların doğaya karşı etik bir sorumluluğu olduğunu ve yeryüzü etiğinin insanı "yeryüzü toplumunun fatihi" konumundan "vatandaşı" konumuna taşıması gerektiğini savunur. Ekonomik değere dayalı koruma sistemlerini eleştirir. Schweitzer/Yaşama Saygı Etiği: "Ben; yaşamak isteyen yaşamların ortasında, yaşamak isteyen bir yaşamım" ifadesinden hareketle, insanın kendi yaşama isteğine duyduğu saygının aynısını diğer tüm yaşama isteklerine karşı da hissetmesi gerektiğini savunur. Yaşamı korumayı, iyileştirmeyi, geliştirmeyi "iyi" olarak kabul eder. Tüm canlıların refahına adanmış bir yaşama saygı, en önemli erdemdir. Wellman'a göre Schweitzer'ın tek ilkesi "iyi olan yaşamdır". Rachel Carson/Sessiz Bahar: Pestisitlerin çevrede neden olduğu yıkımı konu alan öncü eserdir. "Doğayı kontrol etme" fikrini eleştirerek, biyoloji ve felsefenin neandertal döneminde icat edilmiş bir düşünce olduğunu belirtir. Modern çevreciliğin ve derin ekolojinin başlangıcı olarak kabul edilir. İnsan ve doğa arasındaki ilişkiyi değiştirerek, canlımerkezci bir dünya görüşü yerleştirmeyi amaçlamıştır. Arne Naess/Derin Ekoloji Akımı:Temelleri: Kendini gerçekleştirme (self-realization) ve canlımerkezli eşitlik (biocentric equality). Sekiz Tespiti (1973): "Sığ ekoloji" (kirlilik ve kaynak tükenmesiyle mücadele, insan sağlığına odaklı) yerine "derin ekoloji" (insan merkezli doğa imajını reddeden, ilişkisel, bütüncül bir bakış açısı) savunur. Biyosferik eşitliği, çeşitliliğin hayatta kalma kapasitesini artırdığını, insan yaşam şekillerinin çeşitliliğinin sömürüden kaynaklandığını, ekolojistlerin derin ekolojik akıma hizmet etmesi gerektiğini, ekosistem teorisinin birleştirici prensipler içerdiğini ve yerel özerkliğin güçlendirilmesi gerektiğini belirtir. Ecosophy-T: Ekolojik bilgiye felsefenin bilgeliğini de ekleyerek "ekozofi" kavramını türetmiştir. Kendini Gerçekleştirme: Batı düşüncesindeki izole egodan farklı olarak, kendini doğal çevreye bağlılığının farkında olan bir kişi olarak tanımlamayı içerir. Derin Ekolojinin İlkeleri (Devall ve Sessions, 1985): İnsan ve insan olmayan yaşamların kendinden değerliliği, canlı formlarının zenginliği ve çeşitliliği, insanların hayati ihtiyaçları dışında bu zenginliği azaltmama hakkı, insan nüfusunun azalmasının insan ve insan dışı yaşamın gelişimi için gerekli olması, insan etkisinin aşırı olması, politikaların temel ekonomik, teknolojik ve ideolojik yapıları etkileyecek şekilde değiştirilmesi, ideolojik değişimin yaşam standardı peşinde koşmaktan ziyade yaşam kalitesini kabul etmeye bağlı olması ve bu amaçları onaylayanların gerekli değişimleri uygulama yükümlülüğü bulunması. Wilson/Biophilia: "Biyoçeşitliliğin Babası" Edward O. Wilson, "biophilia"yı "yaşam ve yaşam benzeri süreçlere yönelik içkin bir odaklanma eğilimi" olarak tanımlar. Gelecek nesiller için genetiğin ve türlerin kaybolması, doğal habitatların yok olması felaketlerinin düzeltilmesinin milyonlarca yıl süreceğini vurgular. Doğayı korumanın genetik bir yatkınlık olduğunu savunarak, tartışmayı bilimsel bir açıklamayla insanın bir parçası olduğunu ileri sürer. Santas, biophilia'yı Aristocu erdem etiği ile açıklamaya çalışmıştır (simbiyotik, hedonistik, kalondistik ilişkiler). Potter/Küresel Biyoetik: Aldo Leopold'a ithaf ettiği eserinde, etiğin sadece insan dünyasına ait kabul edildiği geçmişi eleştirir. Biyoetiği, biyolojik bilgi ve insani değerlerin bir araya gelmesiyle erişilen yeni bir bilgelik olarak tanımlar. Tıp etiğine indirgenen biyoetik kavramını eleştirerek, medikal biyoetik yanında barış ve ekosistemin korunmasını destekleyen "küresel biyoetik" kavramını önerir. Nüfus artışının kontrol altına alınmasının önemini vurgular ve bunun küresel bir problem olduğunu belirtir. Ptolemy ve Kopernik benzetmesiyle, ne insan ne de canlıkürenin merkezde olmadığı bir evren tasavvuruna uygun bir etik anlayışı savunur. Weiss/Gezegenin Mirası: Edith Brown Weiss'a göre, Dünya'yı ve insan kültür mirasını gelecek kuşaklar için korumak insanlığın en önemli görevidir. Her kuşağın atalarından doğal ve kültürel bir miras devraldığını ve bunu sonraki kuşaklara aktarma sorumluluğuna sahip olduğunu belirtir (kuşaklararası adalet doktrini). Griffin/Panexperientalizm (Yeniden Yapılandırmacı Postmodernizm): Moderniteyi geride bırakılması gereken bir sapma olarak niteler. Nihilizme uzanan yapı sökümcü postmodernizm yerine, modern ve geleneksel kavramları yeniden değerlendirerek bir postmodern dünya görüşü inşa etmeyi amaçlar. Bu görüş bireycilik, insanmerkezcilik gibi modern özelliklerin aşılmasını ve etnik, ekolojik, feminist, barışçıl akımların desteklenmesini içerir. Panexperientalizm, doğadaki her şey için bilincin temel ve mevcut olduğu görüşüdür. En basit doğal birimlerin deneyimsel olaylar olduğunu savunur. Kendi hiyerarşisinde yüksek seviye deneyim formları gösteren varlıkların daha fazla özsel değere sahip olduğunu belirtir. Rozzi/Biyokültürel Etik: Bilim ve felsefe arasında köprü kurar. Ekolojistlerin kültürün dönüşmesine katkı sağlayabileceğini vurgular. Biyokültürel etik, insan yaşamı ile varlıkların çeşitliliğini birbirine bağlar ve geleneksel Batı etiğinin "İnsan dünyaya nasıl yerleşmeli?" sorusunu "insanların diğer canlılarla birlikte dünyaya nasıl yerleşmesi gerektiği" sorusuyla değiştirir. "Biyokültürel türdeşleşme"yi (bitki örtüsü, dil ve felsefe gibi alanlarda tek tipleşme) eleştirerek, bölgesel habitatların ve yaşam tarzlarının korunmasının önemini vurgular. d. Klasik Etik Yaklaşımlar ve Çevre Sonuçsalcılık ve Çevre: Çevre etikçileri genellikle sonuçsalcılığa şüpheyle yaklaşır ve onu "yararı en üstte tutmakla" itham eder. Ancak sonuçsalcılığın karikatürize edilmiş bir versiyonunun eleştirildiği, aksine sonuçsalcıların ahlaki gelişimin ve hayvanların ahlaki durumunun yanında yer aldığı (Jamieson) savunulur. Wolff, çevre etikçilerinin sonuçsalcılığı yanlış eleştirdiğini ve doğanın özsel değere sahip oluşunun kanıtlanması gereken bir iddia olduğunu belirtir. Erdem Etiği ve Çevre: Erdem etiği, çevresel sorunların kaynağında açgözlülük, bencillik gibi ahlaki yetersizliklerin yattığını savunur. Thomas Hill Jr.'ın ağaç kesen adam örneği, "Nasıl bir insan böyle bir şey yapabilir?" sorusunu sorarak erdem etiğinin önemini vurgular. Ancak çevresel sorunların çoğunun tek kişinin ahlak dışı eyleminden değil, sıradan ve ortak eylemlerden kaynaklandığı eleştirisi mevcuttur. Deontoloji ve Çevre: Kant'ın hayvanlara duyulan merhameti insanlara yönelik olarak taşıması ve hayvanlara doğrudan görevimizin olmaması eleştirilir. Günümüz Kantçıları (Korsgaard, Gillroy) Kantçı teoriyi genişleterek hayvanların da ahlaki alanda yer alması gerektiğini savunur. Gillroy, Kantçı etiğin insanmerkezci özelliğini kabul etse de, doğanın "araçsal" değerinin Kantçı dizgede farklı anlaşıldığını ve ahlaki otonominin güçlenmesi için doğanın korunması gerektiğini belirtir. Toplumsal Sözleşme Teorisi ve Çevre: Sözleşmecilik, hayvanlar ve gelecek nesiller gibi sözleşmenin tarafı olamayanların ahlaki statüsündeki boşluk nedeniyle çevreyi yeterince ele almakta zorlanır (Jamieson). Rawls'ın teorisini genişleten VanDeVeer, başlangıç pozisyonundaki katılımcıların insan olup olmayacaklarını da bilmediklerini, sadece duyarlı bir canlı olacaklarını varsaymamızı önerir. Etik Açıdan İklim Değişikliği Bölümünden Ana Temalar 21. Yüzyılın Başlıca Etik Problemi: Hansen, iklim değişikliğini 21. yüzyılın başlıca etik problemi olarak görüyor ve onu 20. yüzyıldaki Nazizm ve 19. yüzyıldaki kölelikle karşılaştırıyor. İklim Politikalarının Kalbindeki Etik Kaygılar: Gardiner, etiği ihmal eden bir iklim politikasının yanlış problemleri çözmeye çalışabileceğini ve iklim haracı gibi yakışıksız politikalara yol açabileceğini belirtir. Adalet, haklar, politik meşruiyet, toplum, insanlığın doğa ile ilişkisi gibi etik kaygılar iklim konusunda alınacak kararların merkezindedir. İklim Değişikliğinin Etik Zorlukları (COMEST, 2010):Geleneksel Etik Kavramların Sarsılması: Mevcut etik prensipler (bireysel otonomi, neden-sonuç ilişkileri) iklim değişikliği tarafından zorlanmaktadır. Nedensellikler dağılmış ve doğrusal olmayan bir yapıdadır. Gelecek Kuşakların Kaderi: Gelecek kuşakların refahının geçmiş kuşakların kararlarına bağlı olması sorunu derinleştirmektedir. Uluslararası Eyleme Geçme İradesinin Zayıflaması: Etik kavramlara yönelik ağır etki, ümitsizlik duygusu yaratabilir. Geleneksel değerlerimizi ve etik prensiplerimizi yeniden düşünmek gerekmektedir. İklim Değişikliğiyle İlgili Temel Etik Sorun Alanları (Rock Etik Enstitüsü):Zararlar için sorumluluk problemi. Atmosferik hedeflerin seçimi. Küresel emisyonların uluslara adil paylaştırılması. Bilimsel kesinliği olmayan bir konuda siyasa belirleme. Ulusal ekonomilere maliyet çerçevesinde iklim faaliyetlerini geciktirme. Başka ülkelerin eylemsizliğini gerekçe göstererek harekete geçmekten kaçınma. Gelecekteki teknolojilere güvenerek mücadeleyi erteleme. Karar alım süreçlerinde adil temsil ve tüm paydaşların düşüncelerinin ortaya konulması (işlemsel adalet). Etik Eşitsizlikler (Brown vd., 2013):İklim değişikliğinden en çok zarar görenler, bu probleme en az katkıda bulunanlardır. Siyasa yapıcılar, biyosferi karbon çukuru olarak kimlerin ne kadar kullanma hakkı olduğunu belirlemektedir. Emisyon seviyeleri dünya çapında büyük farklılıklar gösterdiği için yükümlülükler adalet gözetilmezse dengesiz dağılacaktır. Bugünkü nesiller, gelecek nesillerin çıkarlarını etkilemektedir. Devletlerin Etik Öznesi Olması: İklim değişikliği gibi küresel bir olguyu ele alan yaklaşımlar, devletler gibi tüzel kişilikler için rasyonel buyruklar ortaya koyarak ahlaki ilkelerin temelini oluşturmaya çalışır. Bu buyruklar, "Şöyle davran ve herkesin de aynı şekilde davranmasını iste" şeklinde formüle edilir (Murthy ve Murugan, 2011). İklim Etiğinin Uluslararası Niteliği Uluslararası Eşitsizliklerin Rolü: Küresel ekonomik ve politik eşitsizlikler, iklim değişikliğinin etkilerini artırmakta ve mücadele çabalarını zorlaştırmaktadır (Hurrell, 2007). Etiğin önemi, bu politik sistemin ötesinde bir değer baskısı oluşturmasıdır. Mağdurların Rolü: İklim değişikliğinin mağdurları genellikle dünyanın en yoksul bölgelerinde yaşayan ve bu duruma en az katkıda bulunan insanlardır. Kırılgan gruplar, iklim politikalarından da olumsuz etkilenebilir. Harekete Geçmeme Mazeretleri: İklim değişikliğiyle mücadele etmenin ulusal ekonomilere zarar vereceği, yeni teknolojilerin geliştirilmesini beklemenin gerektiği veya tek başına harekete geçmektense tüm ülkelerin katılımının beklenmesi gibi mazeretler etik açıdan kabul edilemezdir. Cankurtaran örneğiyle açıklanır (COMEST, 2010). Vestfalyen Yaklaşımın Yetersizliği: Devletleri kendi halkı üzerinde ahlaki karar verici olarak gören Vestfalyen yaklaşım, küreselleşen dünyada çevre, ekonomi ve ortak tehditler karşısında eskisi kadar cazip değildir (Jamieson, 2005). Çıkarlar ve Etik Arasındaki İkilik Yanıltıcıdır (Shue, 1995): Uluslararası ilişkilerde "realist" bakış açısı da normatiftir. Ekonomik kalkınma normatif bir çıkar haline gelirken, çevre koruma çıkar temelli bir norm haline gelmiştir. Artık etik yargılar uluslararası ilişkilere gömülü hale gelmiştir. Sınır Aşan Etik Sorumluluklar: Bilginin yaygınlaşması ve etkili olma kapasitesinin artması koşullarında, iklim değişikliği gibi küresel sorunlar için görevlerin ve yükümlülüklerin ülke sınırları içinde kalması savunulabilir değildir (Jamieson, 2005). Devletlerin Rolü ve Sivil Toplum: İklim değişikliğine ilişkin müzakereler BM çatısı altında devletler tarafından yürütülse de, devletler tek aktör değildir (Özer, 2017). Uluslararası Yardımlarla Karıştırılmaması Gereken Görevler: İklim değişikliği ile mücadele etme görevi, durumu en kötü olanların durumunu iyileştirme güdüsüne dayanmaz. Başkalarına zarar vermeme daha sade ve güçlü bir gerekçedir. Yoksullara para transferi yaparak işi geçiştirmek, felaketleri engelleme konusunda yetersiz kalır (Jamieson, 2005). İklim Değişikliği, Uyum ve Uyum Etiği UNFCCC'nin Amacı: Küresel ısınmayı tehlikeli etkilerini önleyerek durdurmak, canlıların doğal uyumunu sağlamak, gıda güvencesini ve sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmektir. Mücadele ve Uyum Ayrımı:Mücadele (Mitigation): Emisyon azaltımı (fosil yakıt kullanımını azaltma, yenilenebilir enerjiye geçiş, ormanları çoğaltma). Uyum (Adaptation): İklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama (sel bölgelerinden taşınma, kuraklığa dayanıklı tarım, afet bölgelerini rehabilite etme). Uyumun Gerekliliği:Kırılgan Kesimler: İklim değişikliğinin etkileri öncelikle en kırılgan kesimler (yalnız yaşayan yaşlılar, etnik azınlıklar, yoksullar) tarafından hissedilir. Yüksek Ölüm Oranları: NBER raporuna göre, uyum çalışmaları ve gelir artışı olmazsa 2100'de ölüm oranları ciddi şekilde artacaktır. Dönüşüm Zorunluluğu: Ekonomilerin ve toplumların yaşaması gereken dönüşüm, iklim değişikliğine orantılı olarak çok büyük boyutlardadır (Adger vd., 2009). Uyumun Zorlukları: Karmaşık bir iştir, toplumsal karar alma, kabul edilebilir risklere karşı tavır alma ve yapısal kısıtlar gibi parçaları vardır. İkilemler yaratabilir (insanları korurken ekosistemleri tehlikeye atma veya tam tersi). Maliyetli ve uzun sürelidir. Uyum Yaklaşımları (Jamieson, Adger vd., Eakin vd., Biagini vd.):Bilinçli/Bilinçsiz Uyum: Doğrudan iklim değişikliğine uyum (bilinçli) veya iklimdeki değişmeleri fark ederek yapılan uyum (bilinçsiz). Beklentisel/Tepkisel Uyum: Deniz seviyesi yükselmesine karşı duvar örmek (beklentisel) veya su altında kalan yerleşim yerlerini tahliye etmek (tepkisel). Risk Temelli Uyum: En önemli iklimsel tehlikeleri belirlemek ve düşük maliyetli araçlarla riskleri azaltmak. Kırılganlığı Azaltma Yaklaşımları: Toplumun belli kesimlerinin veya canlı türlerinin kırılganlığını tespit ederek maruz kalmayı azaltmak ve uyumsal kapasitelerini artırmak. Direnç Yaklaşımı: Sosyal ve ekolojik sistemin ani değişimini engelleyerek sistemin özelliklerini geliştirmek. Biagini vd.'nin 10 Kategorisi: Kapasite Geliştirme, Yönetim ve Planlama, Uygulama ve Davranış, Siyasa, Bilgi, Fiziksel Altyapı, Uyarı ve Gözlem Sistemleri, Yeşil Altyapı, Finansman, Teknoloji. Topluluk Temelli Uyum: Yerel düzeyde toplulukların iklim değişikliğine karşı dirençliliğini artırmak için katılımcı süreçler ve yerel bilgiyi kullanmak. Ekosistem Temelli Uyum: Biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetlerini, insanların iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardım etmek için genel stratejiye entegre etmek (IUCN). "Doğal altyapıyı" korumak ve restore etmek, kültürel öneme sahip doğal alanları korumak gibi unsurlar içerir. b. Uyum ve Mücadele İkilemi Üç Temel Etik Kriter (Brown):Çevresel Yeterlilik: Sera gazı emisyonlarını azaltma ve küresel ısınmanın zararlı etkilerini engelleme. Eşitlik: Ulusal emisyon dağılımlarının eşitlik ve adalet prensiplerine göre belirlenmesi. Uyum: İklim değişikliğine sebep olanların, kırılgan ülkelere yeterli ve öngörülebilir uyum finansmanı sağlaması. Mücadeleden Uyuma Yönelim: 1980'lerde bilim insanları "önlemek", "mücadele etmek" ve "uyum sağlamak" seçenekleri arasında kalmış, önlemenin imkansızlaşmasıyla mücadele öne çıkmıştır. Ancak UNFCCC ve Kyoto Protokolü'ndeki bağlayıcı hedeflerin eksikliği veya başarısızlığı, dünya devletlerinin mücadele politikalarına gönüllü olmadığını göstermiştir. 2002'deki 8. Taraflar Konferansı'nda uyumun altı çizilerek, mücadeleden uyuma yönelen bir dönem başlamıştır (Jamieson, 2005). Kyoto'nun Dağılımı ve Paris'in Esnekliği (Falkner):Kyoto Protokolü, gelişmekte olan ülkelerin emisyon yükümlülüğünden muaf tutulmasıyla "siyah/beyaz" bir sistem yaratmış, ancak Çin ve Hindistan'ın emisyonlarındaki büyük artış bu sistemi eskimiştir. ABD ve diğer gelişmiş ülkeler, Paris Anlaşması'nda "ortak ama farklılaştırılmış yükümlülükler" prensibinden uzaklaşarak tüm ülkeleri kapsayan bir mücadele ilkesini savunmuştur. Varşova Uluslararası Kayıp ve Zarar Mekanizması, gelişmekte olan ülkelerin kayıp ve zararlarını karşılamaktan ziyade, dirençliliği artırmaya odaklanmıştır. Sterman'ın Eleştirisi: Uyum politikalarına verilen ağırlığın, iklim değişikliği etrafındaki tüm kaynakları, enerjiyi ve dikkati tüketerek mücadele politikalarının unutulmasına neden olabileceğini belirtir. Uyum önlemleri, sera gazı salımı konusundaki baskıyı azaltıcı etki yapabilir. Knight ve Harrison'ın Tezi (2012): Karbon ticareti ve mevcut mücadele yöntemlerinin başarısız olacağını, 2°C'lik artışın kaçınılmaz olduğunu ve uyum politikalarına ağırlık verilmesi gerektiğini savunurlar. Lomborg'un Maliyet Analizi (2001): Emisyon azaltımının maliyetinin, uyum çabalarının maliyetine göre çok daha pahalı olduğunu iddia eder. Gelecek kuşaklara daha zengin bir gelecek bırakmanın, sera gazı azaltımına gitmekten daha iyi olacağı kanısındadır. İklim değişikliğinin etkilerini (gıda üretimi azalması, hastalıklar, seller) abartılı bulur. Maliyet Muhasebesi Yaklaşımının Eleştirisi: İklim değişikliğini salt bir maliyet muhasebesi problemi olarak ele almak, insan ve toplum sağlığı üzerindeki etik etkileri göz ardı eder. Ayrıca, iklim değişikliğinin, hiçbir katkısı olmayan yoksul kesimleri, gelişmiş ülke vatandaşlarının yaşam tarzları nedeniyle etkilemesi, alışılagelmiş "kabul edilebilir" taviz uygulamalarından farklı bir etik sorun yaratır. Mücadele Politikasının İhmal Edilmemesi Gerekliliği: Tüm uyum çabalarına rağmen, mücadele politikaları asla ihmal edilmemeli ve ikinci planda düşünülmemelidir. Mevcut sera gazları, yeni salım yapılmadığı takdirde bile 0.5°C'den fazla ek ısınmaya neden olacaktır. ... Devamını Oku